saçma şarkı sözleri
devamını gör...
son günlerde sözlüğe katılan yazarlar
sözlüğün böyle bir uygulaması kesin olarak yok.
artı oy vermek karma puanını yükseltiyor onun için mi yapılıyor? diyeceğim, fakat iddaa sahibi yazar sıfır tanımlı hesaplardan bahsediyor, bilemedim.
belirli başlıklar hangileri mesela en azından onları yazsa, bakar inceleriz.
nihayetinde, olayın kafa sözlük yönetimi ile kesişen bir tarafı yok. böyle suni bir uygulama, kendiliğinden organik olarak yeşeren bir platformun bacasına ot tıkamak olur.
böyle hesaplar varsa şayet, bu hesaplardan en çok hangi yazara artı oy verildi, ona bir bakmak lazım
başlık sahibi arkadaş konuyu bizlerle paylaşırsa yakından incelemeye alacağız.
gereken neyse de yönetim olarak yaparız, kimsenin kuşkusu olmasın.
artı oy vermek karma puanını yükseltiyor onun için mi yapılıyor? diyeceğim, fakat iddaa sahibi yazar sıfır tanımlı hesaplardan bahsediyor, bilemedim.
belirli başlıklar hangileri mesela en azından onları yazsa, bakar inceleriz.
nihayetinde, olayın kafa sözlük yönetimi ile kesişen bir tarafı yok. böyle suni bir uygulama, kendiliğinden organik olarak yeşeren bir platformun bacasına ot tıkamak olur.
böyle hesaplar varsa şayet, bu hesaplardan en çok hangi yazara artı oy verildi, ona bir bakmak lazım
başlık sahibi arkadaş konuyu bizlerle paylaşırsa yakından incelemeye alacağız.
gereken neyse de yönetim olarak yaparız, kimsenin kuşkusu olmasın.
devamını gör...
eşinin çalışmasını istemeyen erkek
hastanede eşime kadın doktor baksın diyen erkektir.
ulan siz varyaaa neyse.
ulan siz varyaaa neyse.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
ve sonunda üzülerek de olsa anladılar ki hayaller kurulur, canlanır ve de o hayalleri kuranlara isyan ederler. hayal kuranın kemikleri kurduğu hayaller tarafından kırılır. buna hayal kırıklığı denir.
-kana diz kana
-kana diz kana
devamını gör...
saatleri ayarlama enstitüsü
bu yazıyı yazmaya başladığım şu anda cep telefonumun saati 09:32, bilgisayarımın saati 09:34, trt’nin saati 09:30 ve kol saatim inadına 09:35… allahım bu ne büyük bir azaptır, bundan bir kurtuluş yok mudur? hangisine inanayım? hangi saate güveneyim? kaybettiğim bu kadar zamanın vebalinin altından nasıl kalkarım? bu kadar büyük bir karmaşadan beni kurtaracak bir halit ayarcı’ya şu an bile ne kadar da ihtiyacım var!
saat deyip geçmeyiniz efendim saatler zamanın bizimle konuşma organıdır. onlar olmasa birçok şeyden mahrum kalırdık ya da en azından yarım yamalak yapardık yaptığımız şeyleri. “allah’ı bulmanın en kolay yolu saattir.” ezan, ramazanda oruç hep saatle. işimizde gücümüzde insanlarız ya, nasıl bileceksin ne zaman nereye gideceğini, ne zaman bitirceğini. ahmet hamdi tanpınar olmasaydı, hayri irdal ve halit ayarcı da olmayacaktı ve o zaman biz zamana ihanetimizin farkında olmadan, kaybettiğimiz onca zamanın günahıyla yaşayıp gidecektik. halit ayarcı’nın keskin zekasının ürünü olan saatleri ayarlama enstitüsü lağvedilmeseydi eğer, şimdi zaman karmaşası yaşamayacaktık. onun önce bir isim bulup sonra içini doldurma fikri bana şu sözü hatırlattı nedense;
“nerde ki kavram yoktur, tam zamanında bir kelime imdada yetişir.kelimelerle mükemmel tartışılabilir. sistemler kurulabilir. kelimeye pek ala iman edilebilir. ve ondan bir tek harf çıkarılamaz.” hatırladınız mı eski dostumuz mefisto’yu. saatleri ayarlama ensitütüsünün kendisinin, böümlerinin, müdürlüklerinin ve diğer bütün parçalarının mefisto’nun bu sözünden etkilenilmiş gibi ortaya çıkması size de ilginç gelmedi mi? doğrusu odur ki s.a.e. nin çalışanları ayarcı ve irdal’ın akrabalarından, eşinden, dostundan ve dahi diğer tavsiyelerden saçilmeliydi, öyle de oldu. fakirlikten bir anda sıyrılıp erfaha eren insanlar, ölümden dönen, mezardan çıkanlar, bir anda gerçek aşkı bulanlar o zamana kadar manasız gördükleri enstitüye aşkla bağlandılar. ey mübarek sen olmasaydın, ahmet zamani efendi de olmayacaktı, enstitünün yeni binası senin kendine güvenli sesin, mağrur duruşunla var oldu. sen öyle bir saattin ki her evde bir tane olmalı, gençler bayram sabahları elini öpmeli ,sana adaklar adamalıdır. hayri irdal senin alelade bir aat olduğunu düşünmüş olabilir bir zamanlar ama inandıktan sonra o da emin olmasa da kabul etmiş görünmedi mi senin kerametlerini?
avrupa’dan amerika’dan gelen heyetler bu ne yaptığı tam belli olmayan enstitüye hayran kaldıkları anda artık dünüşü olmayan bir yola giren enstitü, herkesi şaşırtma, imkansıza yönelme yoluna girdiğinde elleri alkışlamaktam kızaranlar arasında sen değilsen bile dedelerinden bir yok muyu ey okur!
tatlı bir kızın yolda seni durdurup saatini ayarlmasını istemez misin içinde bulunduğumuz şu sanal yüzyılda bile.
ahmet hamdi tanpınar üstün bir zeka ürünün oalrak saatleri ayarlama enstitüsü koymamış olsaydı bu başyapıtın adını böyle bir fikir deler miydi zihnimizi?
bu yazıyı bitirmeye hazırlandığım şu anda cep telefonumun saati 09:51, bilgisayarımın saati 09:53, trt’nin saati 09:39 ve kol saatim inadına 09:54… ne kadar sürede yazdım bu yazıyı bilemiyorum, bu sabah kaçta uyandım, ne kadar zaman yitirdim daha sabahın bu vakitlerinde? çıldırmak işten değil!!!
pazar gecesi saatlerinizi 1 saat geri almayı unutmayın! hayri irdal ve halit ayarcı yoksa da artık, saatleri ayarlama enstitüsü lağvedilmiş olsa da, mübarek’in kerametleri sorgulanmakta olsa da, ben fahri bir s.a.e. çalışanı olarak nakdi ceza uygulamak için sizi kontrole geliyor olacağım…
saat deyip geçmeyiniz efendim saatler zamanın bizimle konuşma organıdır. onlar olmasa birçok şeyden mahrum kalırdık ya da en azından yarım yamalak yapardık yaptığımız şeyleri. “allah’ı bulmanın en kolay yolu saattir.” ezan, ramazanda oruç hep saatle. işimizde gücümüzde insanlarız ya, nasıl bileceksin ne zaman nereye gideceğini, ne zaman bitirceğini. ahmet hamdi tanpınar olmasaydı, hayri irdal ve halit ayarcı da olmayacaktı ve o zaman biz zamana ihanetimizin farkında olmadan, kaybettiğimiz onca zamanın günahıyla yaşayıp gidecektik. halit ayarcı’nın keskin zekasının ürünü olan saatleri ayarlama enstitüsü lağvedilmeseydi eğer, şimdi zaman karmaşası yaşamayacaktık. onun önce bir isim bulup sonra içini doldurma fikri bana şu sözü hatırlattı nedense;
“nerde ki kavram yoktur, tam zamanında bir kelime imdada yetişir.kelimelerle mükemmel tartışılabilir. sistemler kurulabilir. kelimeye pek ala iman edilebilir. ve ondan bir tek harf çıkarılamaz.” hatırladınız mı eski dostumuz mefisto’yu. saatleri ayarlama ensitütüsünün kendisinin, böümlerinin, müdürlüklerinin ve diğer bütün parçalarının mefisto’nun bu sözünden etkilenilmiş gibi ortaya çıkması size de ilginç gelmedi mi? doğrusu odur ki s.a.e. nin çalışanları ayarcı ve irdal’ın akrabalarından, eşinden, dostundan ve dahi diğer tavsiyelerden saçilmeliydi, öyle de oldu. fakirlikten bir anda sıyrılıp erfaha eren insanlar, ölümden dönen, mezardan çıkanlar, bir anda gerçek aşkı bulanlar o zamana kadar manasız gördükleri enstitüye aşkla bağlandılar. ey mübarek sen olmasaydın, ahmet zamani efendi de olmayacaktı, enstitünün yeni binası senin kendine güvenli sesin, mağrur duruşunla var oldu. sen öyle bir saattin ki her evde bir tane olmalı, gençler bayram sabahları elini öpmeli ,sana adaklar adamalıdır. hayri irdal senin alelade bir aat olduğunu düşünmüş olabilir bir zamanlar ama inandıktan sonra o da emin olmasa da kabul etmiş görünmedi mi senin kerametlerini?
avrupa’dan amerika’dan gelen heyetler bu ne yaptığı tam belli olmayan enstitüye hayran kaldıkları anda artık dünüşü olmayan bir yola giren enstitü, herkesi şaşırtma, imkansıza yönelme yoluna girdiğinde elleri alkışlamaktam kızaranlar arasında sen değilsen bile dedelerinden bir yok muyu ey okur!
tatlı bir kızın yolda seni durdurup saatini ayarlmasını istemez misin içinde bulunduğumuz şu sanal yüzyılda bile.
ahmet hamdi tanpınar üstün bir zeka ürünün oalrak saatleri ayarlama enstitüsü koymamış olsaydı bu başyapıtın adını böyle bir fikir deler miydi zihnimizi?
bu yazıyı bitirmeye hazırlandığım şu anda cep telefonumun saati 09:51, bilgisayarımın saati 09:53, trt’nin saati 09:39 ve kol saatim inadına 09:54… ne kadar sürede yazdım bu yazıyı bilemiyorum, bu sabah kaçta uyandım, ne kadar zaman yitirdim daha sabahın bu vakitlerinde? çıldırmak işten değil!!!
pazar gecesi saatlerinizi 1 saat geri almayı unutmayın! hayri irdal ve halit ayarcı yoksa da artık, saatleri ayarlama enstitüsü lağvedilmiş olsa da, mübarek’in kerametleri sorgulanmakta olsa da, ben fahri bir s.a.e. çalışanı olarak nakdi ceza uygulamak için sizi kontrole geliyor olacağım…
devamını gör...
13 mayıs 2021 doların 8.50 tl olması
dolar’ın şu olması, euro’nun bu olması ne anlama geliyor?
basitçe anlatamaya çalışacağım ama ülke büyük, konu büyük kısa özetle anlatmak zor.
tl'nin döviz karşısındaki değer kaybı, halihazırda yani kurlar bu noktaya gelmemişken nisan2021 itibariyle yüzde 17,14 olarak gerçekleşmişti.
yani senin tl gelirin maaş, üretim, vb kazancın tl olarak ne gelirin var ise , zaten sene başından bu güne %17,14 ü eridi gitti.
bu yetmezmiş gibi,ülkemizin yıllık bazda üretilen bütün milli gelirin % 78, 8'ini kapsayan 550 milyar dolar dış borcu var, dövizdeki kur artışının, gelirinin büyük kısmı tl olan kamu ve özel sektöre nasıl bir tahribat yapacağını bu açıdan bir düşün. çünkü bu borç bir şekilde ödenecek.
ayrıca, türkiye'nin 1 yıl içinde döndürmesi gereken dış borç tutarı 230 milyar dolar.
böyle bir paramız da yok. ödeyebilmek için kaynak yada borç bulmamız gerekli. dış borçların döndürülmesi için maalesef yine dış borçlanmaya ihtiyaç var ancak abd'de enflasyonun artması, dolar cinsi borçlanma maliyetleri de artırıyor. türkiye'nin mevcut iktidarının hiç bir güven vermemesi nedeniyle oluşan yüksek risk primi nedeniyle zaten benzer ülkelere göre yüksek olan dolar cinsi borçlanma maliyetlerinin önümüzdeki dönemde ülke risk primi nedeniyle daha da artması bekleniyor , tabi bize borç para verecek odakları ikna edebilmek için bizim artık ne tür teminatlar verebileceğimiz konusu tamamen muallakta. en büyük destekçilerimizden katar’ın maliye bakanı , bizzat katar emiri talimatıyla “akçeli işler” nedeniyle hapiste. ülkemizin adı bu akçeli işler de de geçiyor.
gelelim kendi kaynaklarımıza, neticede ülkede herkes kendi meşrebince çalışıyor, çabalıyor. bir şeyler üretiyor, emeğini satıyor para kazanmak için uğraşıyor.
ancak , ihracat gelirimiz ile ithalat giderimiz arasındaki fark an itibariyle aylık eksi 37 milyar dolar ortalamada gidiyor . yani yıl sonunda mecburi ve muazzam bir dövizli cari açık borcuna doğru ülkemiz hızla koşuyor. ithalat büyük sıkıntı ama durmuyor ve ithal ürünlerin maliyetide sürekli kurla birlikte artıyor. buda, bu ürünleri gerek mamül gerek üretim için kullanıp satmak durumunda olan bütün işletmelerin iç pazarda fiyatlarını arttırması anlamına geliyor ki, fiyatlar seviyesinin sürekli artması zaten enflasyonun bir tanımıdır.
türkiyenin içine düşürüldüğü en büyük sıkıntılarından biri, iktidarın yüksek döviz cinsi gelir garantisiyle ve dövizle hesaplanan fiyatlamalarla özel sektöre yaptırdığı yap işlet devlet projeleridir. hani “ama yol yabdı , hastane havaalanı yabdılar“ diyorlar ya işte onlardan bahsetiyorum.
son yıllarda birçok otoyol, köprü, santral, hastane ve havalimanı bu şekilde yapıldı. bu borçlar ülkede yaşayan herkesi ilgileniyor. çünkü garantörü devletimiz. zaten ihaleleri alan şirketler paralarını her türlü aldıkları gibi, sık sık vergi afları ve borçlarının silinmesi gibi vesaikler ile kollanılıyor. ancak işte o affedilen vergi borçları, silinen kiralar yok olmuyor, ülkenin borçlar hanesine ekleniyor.
ayrıca bu projeleri üstlenenler, büyük oranda döviz cinsi kredilerle yatırımları yaparken, dışarıdan temin edilen söz konusu krediler için kefil olan da yine devletimiz. yani devlet de döviz cinsi büyük yükümlülük altına girdi.
döviz yükseldikçe, bu borçlar büyüyor, ülkeye yansıtılması kaçınılmaz oluyor.
örneğin, ulaştırma projelerinde geçiş ücretleri ve garanti ödemeleri döviz cinsinden hesaplanırken, fiyatlar yılda iki defa “güncelleniyor”. güncelleme yaparken döviz kurlarındaki değişimle birlikte abd tüketici enflasyonu da dikkate alınıyor. kurların yükselmesi yetmezmiş gibi şimdi bir de abd'de enflasyonun yüzde 4,2 ile 13 yılın zirvesine ulaşması sayesinde , kur artışıyla birlikte hem geçiş ücretlerine hem de devletin ödeyeceği garanti ücretlerine abd enflasyonu kadar zam yapılması işletiliyor.
daha somut olarak mesela, osmangazi köprüsü'nü örnek alalım , bu köprüden geçişte sözleşmeye göre fiyat başlangıçta köprü ilk açıldığında 35 dolardı. yıllar içinde abd enflasyonu kadar zamlanarak son olarak 41 dolara gelmişti. abd'de enflasyonun yine artması, 41 doların dolar bazında yine artması ve kur artışı ile birlikte geçiş ücretinin yine zamlanması demektir.
bütün bunlar olurken, uluslararası ekonomi firmalarınca servis edilen raporlarda ülkemiz bütün negatif ekonomik göstergeler kriterlerinde dünya birincisi;

sonuç olarak, dövizin artması şakalar, komiklikler ile yok sayılamayacak kadar ciddi ve sıkıntılı bir konudur, ucu herkese dokunur.
müzeyyen senar hanımefendinin güzel sesinden dinleyelim ...
kimseye etmem şikayet
ağlarım ben halime.
titrerim mücrim gibi
baktıkça istikbalime.
selam ve dua ile...
basitçe anlatamaya çalışacağım ama ülke büyük, konu büyük kısa özetle anlatmak zor.
tl'nin döviz karşısındaki değer kaybı, halihazırda yani kurlar bu noktaya gelmemişken nisan2021 itibariyle yüzde 17,14 olarak gerçekleşmişti.
yani senin tl gelirin maaş, üretim, vb kazancın tl olarak ne gelirin var ise , zaten sene başından bu güne %17,14 ü eridi gitti.
bu yetmezmiş gibi,ülkemizin yıllık bazda üretilen bütün milli gelirin % 78, 8'ini kapsayan 550 milyar dolar dış borcu var, dövizdeki kur artışının, gelirinin büyük kısmı tl olan kamu ve özel sektöre nasıl bir tahribat yapacağını bu açıdan bir düşün. çünkü bu borç bir şekilde ödenecek.
ayrıca, türkiye'nin 1 yıl içinde döndürmesi gereken dış borç tutarı 230 milyar dolar.
böyle bir paramız da yok. ödeyebilmek için kaynak yada borç bulmamız gerekli. dış borçların döndürülmesi için maalesef yine dış borçlanmaya ihtiyaç var ancak abd'de enflasyonun artması, dolar cinsi borçlanma maliyetleri de artırıyor. türkiye'nin mevcut iktidarının hiç bir güven vermemesi nedeniyle oluşan yüksek risk primi nedeniyle zaten benzer ülkelere göre yüksek olan dolar cinsi borçlanma maliyetlerinin önümüzdeki dönemde ülke risk primi nedeniyle daha da artması bekleniyor , tabi bize borç para verecek odakları ikna edebilmek için bizim artık ne tür teminatlar verebileceğimiz konusu tamamen muallakta. en büyük destekçilerimizden katar’ın maliye bakanı , bizzat katar emiri talimatıyla “akçeli işler” nedeniyle hapiste. ülkemizin adı bu akçeli işler de de geçiyor.
gelelim kendi kaynaklarımıza, neticede ülkede herkes kendi meşrebince çalışıyor, çabalıyor. bir şeyler üretiyor, emeğini satıyor para kazanmak için uğraşıyor.
ancak , ihracat gelirimiz ile ithalat giderimiz arasındaki fark an itibariyle aylık eksi 37 milyar dolar ortalamada gidiyor . yani yıl sonunda mecburi ve muazzam bir dövizli cari açık borcuna doğru ülkemiz hızla koşuyor. ithalat büyük sıkıntı ama durmuyor ve ithal ürünlerin maliyetide sürekli kurla birlikte artıyor. buda, bu ürünleri gerek mamül gerek üretim için kullanıp satmak durumunda olan bütün işletmelerin iç pazarda fiyatlarını arttırması anlamına geliyor ki, fiyatlar seviyesinin sürekli artması zaten enflasyonun bir tanımıdır.
türkiyenin içine düşürüldüğü en büyük sıkıntılarından biri, iktidarın yüksek döviz cinsi gelir garantisiyle ve dövizle hesaplanan fiyatlamalarla özel sektöre yaptırdığı yap işlet devlet projeleridir. hani “ama yol yabdı , hastane havaalanı yabdılar“ diyorlar ya işte onlardan bahsetiyorum.
son yıllarda birçok otoyol, köprü, santral, hastane ve havalimanı bu şekilde yapıldı. bu borçlar ülkede yaşayan herkesi ilgileniyor. çünkü garantörü devletimiz. zaten ihaleleri alan şirketler paralarını her türlü aldıkları gibi, sık sık vergi afları ve borçlarının silinmesi gibi vesaikler ile kollanılıyor. ancak işte o affedilen vergi borçları, silinen kiralar yok olmuyor, ülkenin borçlar hanesine ekleniyor.
ayrıca bu projeleri üstlenenler, büyük oranda döviz cinsi kredilerle yatırımları yaparken, dışarıdan temin edilen söz konusu krediler için kefil olan da yine devletimiz. yani devlet de döviz cinsi büyük yükümlülük altına girdi.
döviz yükseldikçe, bu borçlar büyüyor, ülkeye yansıtılması kaçınılmaz oluyor.
örneğin, ulaştırma projelerinde geçiş ücretleri ve garanti ödemeleri döviz cinsinden hesaplanırken, fiyatlar yılda iki defa “güncelleniyor”. güncelleme yaparken döviz kurlarındaki değişimle birlikte abd tüketici enflasyonu da dikkate alınıyor. kurların yükselmesi yetmezmiş gibi şimdi bir de abd'de enflasyonun yüzde 4,2 ile 13 yılın zirvesine ulaşması sayesinde , kur artışıyla birlikte hem geçiş ücretlerine hem de devletin ödeyeceği garanti ücretlerine abd enflasyonu kadar zam yapılması işletiliyor.
daha somut olarak mesela, osmangazi köprüsü'nü örnek alalım , bu köprüden geçişte sözleşmeye göre fiyat başlangıçta köprü ilk açıldığında 35 dolardı. yıllar içinde abd enflasyonu kadar zamlanarak son olarak 41 dolara gelmişti. abd'de enflasyonun yine artması, 41 doların dolar bazında yine artması ve kur artışı ile birlikte geçiş ücretinin yine zamlanması demektir.
bütün bunlar olurken, uluslararası ekonomi firmalarınca servis edilen raporlarda ülkemiz bütün negatif ekonomik göstergeler kriterlerinde dünya birincisi;

sonuç olarak, dövizin artması şakalar, komiklikler ile yok sayılamayacak kadar ciddi ve sıkıntılı bir konudur, ucu herkese dokunur.
müzeyyen senar hanımefendinin güzel sesinden dinleyelim ...
kimseye etmem şikayet
ağlarım ben halime.
titrerim mücrim gibi
baktıkça istikbalime.
selam ve dua ile...
devamını gör...
nickaltı girmek
bazı hayatsız arkadaşların ağlama duvarı haline dönebilen yerdir nickaltlari. yazarları motive etmek için birebirdir, her zaman yanlış anlaşılmalara açıktır aynı zamanda.
devamını gör...
sarmal
gazeteci murat ağırel'in güzel bir araştırma kitabı. ben sıradan vatandaşların büyük resmi görme , dış güçler gibi olaylarla ilgilenmemesi gerektiğini düşünüyorum. işimiz bu değil. bizim işimiz şuanı görmek ve cebimizdeki üç lira nerede bunu sormak. eğer şuan cebimizde üç lira değilde bir lira varsa kalan iki lira nerede ? işte bunu öğrenmek için bu kitabı okumak gerekir.
kendisine pek sempati duymasam da , imamoğlu seçildiğinde , derneklere ,vakıflara peşkeş dönemi bitmiştir demişti. bunun ne demek olduğunu bu kitabı okumadan anlayamayız.
kitap komplo teorilerine girmeden , cumhuriyet döneminden itibaren ülke sermayesi nasıl paylaşılmış , kimler yemiş ve hala yiyor belgeleriyle bunu anlatıyor. spoiler vermek gerekirse , en başından beri hep aynı kişiler , farklı kimlikler , örgütler altında yemiş ve hala yiyor. bir azınlığın eline düşmüş bütün sermaye , herkes birbirine peşkeş çekiyor. çok fazla isim olduğu için biraz sıkıcı gelebilir lakin murat ağırel akıcı bir üslupla bunun önüne geçmeye çalışmış.
kitapla ilgili tek eleştirim hep muhafazakar-sağ ideolojinin örgütlenmelerini , derneklerini , vakıflarını anlatmış. sol kesime hiç toz kondurmamış. yazarın ideolojik bakış açısı burada yansımış. ama şu konuda hak vermek gerekirse , her zaman güçlü olan, sermayeyi yiyen sağ kesim olmuştur. bundan dolayı neden böyle yaptığını anlıyorum.
kendisine pek sempati duymasam da , imamoğlu seçildiğinde , derneklere ,vakıflara peşkeş dönemi bitmiştir demişti. bunun ne demek olduğunu bu kitabı okumadan anlayamayız.
kitap komplo teorilerine girmeden , cumhuriyet döneminden itibaren ülke sermayesi nasıl paylaşılmış , kimler yemiş ve hala yiyor belgeleriyle bunu anlatıyor. spoiler vermek gerekirse , en başından beri hep aynı kişiler , farklı kimlikler , örgütler altında yemiş ve hala yiyor. bir azınlığın eline düşmüş bütün sermaye , herkes birbirine peşkeş çekiyor. çok fazla isim olduğu için biraz sıkıcı gelebilir lakin murat ağırel akıcı bir üslupla bunun önüne geçmeye çalışmış.
kitapla ilgili tek eleştirim hep muhafazakar-sağ ideolojinin örgütlenmelerini , derneklerini , vakıflarını anlatmış. sol kesime hiç toz kondurmamış. yazarın ideolojik bakış açısı burada yansımış. ama şu konuda hak vermek gerekirse , her zaman güçlü olan, sermayeyi yiyen sağ kesim olmuştur. bundan dolayı neden böyle yaptığını anlıyorum.
devamını gör...
modus operandi
kriminalistik terminolojide 'vakanın oluş şekli' olarak kabul edilen, aynı zamanda kişinin alışkanlıklarını, düzenli bir biçimde tekrar ettiği davranışları ve çalışma yöntemini tanımlayan latince deyiş. modus opareandi veya kısaca mo; signature (imza), staging (sahneleme) ve posing ile çok sık karıştırılsa bile çok net farklılıklar gösterir. modus operandi'nin imza ile arasındaki en belirgin fark her zaman gelişme göstermese bile gelişime açık olmasıdır çünkü imza gibi bir fantezi ürünü değildir koşullara uyum sağlamak üzerinedir bu yüzden katil cinayet işlediği süreçte ona kolaylık sağlayacak yöntemleri deneyimleyerek keşfedebilir. bunu bir kaç basit örnekle incelemek gerekirse eğer, bir seri katil işlediği pek çok cinayette kurbanlarını iple bağlayarak onları zapt etmeye çalışıp daha sonra bunun zahmetli ve zaman kaybı olduğunu fark ederek yanında plastik kelepçe getirmeye başlayabilir. bu durumu daha spesifik bir şekilde ele alırsak da, yalnızca çiftlere saldıran bir seri katil üzerinden ilerleyebiliriz. bu seri katil normal şartlarda ilk önce çiftlerden yalnız bulduğu herhangi birine saldırırken bir süre sonra önce çiftlerden erkek olanı hareketsiz hale getirmesi gerektiğinin daha işe yarar olduğunu düşünüp planlarında değişikliğe gidebilir. imza ise tamamen dürtüseldir, bu daha çok geçmişte şekillenmiş arzuların dışa vurumu olduğu için gelişmeye ve değişmeye çok açık değildir. her katilin modus operandisi bulunsa da her katil bir imza bırakmaz. posing ve staging ise aslında temelde aynı görünse bile yapılma sebeplerinden ötürü ayrıdırlar.
staging daha çok olay yerindeki -buna kurbanların ölüm şekli, bulunduğu durum vs. dahildir- değişiklerin seri katil tarafından kafa karıştırmak amacı ile yapıldığı durumlarda kullanılır ve katilin modus operandisinin bir parçasıdır ama posing yine daha dürtüsel bir durumun ürünü olarak polise, medyaya veya her ikisine de bir mesaj verme kaygısı taşır.
bunları adını dünyanın dört bir yanına duyurmuş olan seri katillerin üzerinden de örnekleyebiliriz. jack the ripper ve/veya karındeşen jack daha çok geceleri sokak aralarında yalnız bulduğu hayat kadınlarına bıçakla saldırıyordu ve onları ilk önce boğuyordu. bu onun modus operandisidir ama kurbanların vücutlarındaki belirgin parçalanmalar (rahimlerinin ve böbreğin alınması, boğazdaki ve karnın altında bulunan derin ve temiz kesikler) onun imzasıdır. yine bazı kurbanlarının cinayet mahalindeki duruş şekillerini değiştirmesi -bacaklarını ayırarak konumlandırması- bir çeşit posing'dir çünkü daha çok polise ve medyaya mesaj verme temellidir. esasında zodiac katili'nde olduğu gibi mektuplar da imza kabul edilir ama jack the ripper'dan geldiği kesin olan tek bir mektup alınmıştır ki onun bile başka bir katilin ilgi çekme çabası olup olmadığı kesin değildir. charles cullen'ın kurbanlarını ilaçlar ile zehirlemesi, john gacy'nin kurbanlarıyla telefon ile irtibata geçip onları kandırarak taciz ettikten sonra iple boğarak öldürmesi yine modus operandi örneklerinden.
ted bundy modus operandi'nin değişime açık olması durumuna en net örneklerden birisidir. ted bundy, yaşları genelde 12 ila 26 arasında değişen minyon kadınları hedef aldı. kurbanların hepsi ya kolejdeydi ya da orta sınıf bir aileden geliyordu. kurbanları elde etme yöntemi ise epey çeşitliydi; bazen evlerini soyup, onları uykularında döverdi, bazen ayrıntılı planlar kurarak onları bu planlar aracılığı ile yakalardı bazen de sadece dış görünüşüne güvenirdi. ikinci yöntem, kadınların onu yakışıklı ve çekici bulması nedeniyle bundy için başarılıydı. aslında bu özellik şaşırtıcı bir biçimde bölgede bir seri katilin olduğunun farkında olsalar bile, gündüz vakti kadınları başarılı bir şekilde kaçırmasına bile izin verdi. yüz hatları çekici olsa da, özellikle akılda kalıcı bir özelliğe sahip değildi. bu, görünüşünü sadece küçük ayarlamalarla tamamen değiştirmesinde ona epey kolaylık sağlıyordu; farklı saç modeli, bıyık, şapka vs. ve hatta kurbanının güvenini kazanmak için üniformaya duyulan güveni kullanarak polis memuru veya itfaiyeci kılığına bile girerdi. bazen bundy sahte bir alçı kullanır, kolunu askıda tutar veya potansiyel bir kurbanın sempatisini kazanmak için koltuk değneklerini kullanırdı. onlardan, arabasına bir şey koymasına yardım etmek veya yol tarifi istemek gibi yardım taleplerinde bulunur daha sonra kafalarına levye ile vurarak arabaya doğru iter ve kelepçe takmaları için zorlardı.
ilk saldırıları daha çok kurbanları kurbanın yatak odasında bulunan tesadüfi nesnelerle veya kendi getirdiği nesnelerle ölümcül yaralar alacakları kadar sert biçimde döverek tecavüz etmek üzerineyken edindiği tecrübelerle beraber pek çok değişik saldırılarda bulundu; kurbanlarına tecavüz etmeden önce yetkililerin kanıt bulmasını önlemek için kıyafetlerini çıkarıp yakmak veya geri dönüşüm kutularına atmak belirgin değişimlerdendi. kurbanlarını küvette boğarak, bazen ölüm sonrası kafalarını keserek veya bir vakada görüldüğü üzere bir kurbanın kopmuş kafasını şöminede yakarak değişik biçimlerde saldırılarda bulundu.
yani kısaca; modus operandi katilin seçtiği kurban profilinden tut, onları yakalamak, öldürmek, kanıtları temizlemek, olay yeri tercihi, kurbanı olay yerinde bırakmak veya başka bir bölgeye götürmek ve kaçarken gideceği güzergahı dahi ayarlamak dahil her şeyi içerirken imza daha çok çocukluktan kalma arzuların gelişmiş ve şekillenmiş halidir. bir katil modus operandisinde değişime gidebilir, kurbanın bir tavrından/görünüşünden/zaman yetmemesinden ötürü imzasını bırakmayabilir veya poisn ve staging'e hiç girişmeyebilir ama neticede acımasız bir gerçek vardır ki bir seri katili yakalamadaki ilerlemeyi sağlayan en önemli etken onun daha fazla insanı öldürüp incelenecek ve profil çıkarılacak daha fazla olay yeri bırakmasıdır. değişmeyen bir mo'ye sahip olan katil üstelik imzası da var ise daha kolay yakalanabilir.
staging daha çok olay yerindeki -buna kurbanların ölüm şekli, bulunduğu durum vs. dahildir- değişiklerin seri katil tarafından kafa karıştırmak amacı ile yapıldığı durumlarda kullanılır ve katilin modus operandisinin bir parçasıdır ama posing yine daha dürtüsel bir durumun ürünü olarak polise, medyaya veya her ikisine de bir mesaj verme kaygısı taşır.
bunları adını dünyanın dört bir yanına duyurmuş olan seri katillerin üzerinden de örnekleyebiliriz. jack the ripper ve/veya karındeşen jack daha çok geceleri sokak aralarında yalnız bulduğu hayat kadınlarına bıçakla saldırıyordu ve onları ilk önce boğuyordu. bu onun modus operandisidir ama kurbanların vücutlarındaki belirgin parçalanmalar (rahimlerinin ve böbreğin alınması, boğazdaki ve karnın altında bulunan derin ve temiz kesikler) onun imzasıdır. yine bazı kurbanlarının cinayet mahalindeki duruş şekillerini değiştirmesi -bacaklarını ayırarak konumlandırması- bir çeşit posing'dir çünkü daha çok polise ve medyaya mesaj verme temellidir. esasında zodiac katili'nde olduğu gibi mektuplar da imza kabul edilir ama jack the ripper'dan geldiği kesin olan tek bir mektup alınmıştır ki onun bile başka bir katilin ilgi çekme çabası olup olmadığı kesin değildir. charles cullen'ın kurbanlarını ilaçlar ile zehirlemesi, john gacy'nin kurbanlarıyla telefon ile irtibata geçip onları kandırarak taciz ettikten sonra iple boğarak öldürmesi yine modus operandi örneklerinden.
ted bundy modus operandi'nin değişime açık olması durumuna en net örneklerden birisidir. ted bundy, yaşları genelde 12 ila 26 arasında değişen minyon kadınları hedef aldı. kurbanların hepsi ya kolejdeydi ya da orta sınıf bir aileden geliyordu. kurbanları elde etme yöntemi ise epey çeşitliydi; bazen evlerini soyup, onları uykularında döverdi, bazen ayrıntılı planlar kurarak onları bu planlar aracılığı ile yakalardı bazen de sadece dış görünüşüne güvenirdi. ikinci yöntem, kadınların onu yakışıklı ve çekici bulması nedeniyle bundy için başarılıydı. aslında bu özellik şaşırtıcı bir biçimde bölgede bir seri katilin olduğunun farkında olsalar bile, gündüz vakti kadınları başarılı bir şekilde kaçırmasına bile izin verdi. yüz hatları çekici olsa da, özellikle akılda kalıcı bir özelliğe sahip değildi. bu, görünüşünü sadece küçük ayarlamalarla tamamen değiştirmesinde ona epey kolaylık sağlıyordu; farklı saç modeli, bıyık, şapka vs. ve hatta kurbanının güvenini kazanmak için üniformaya duyulan güveni kullanarak polis memuru veya itfaiyeci kılığına bile girerdi. bazen bundy sahte bir alçı kullanır, kolunu askıda tutar veya potansiyel bir kurbanın sempatisini kazanmak için koltuk değneklerini kullanırdı. onlardan, arabasına bir şey koymasına yardım etmek veya yol tarifi istemek gibi yardım taleplerinde bulunur daha sonra kafalarına levye ile vurarak arabaya doğru iter ve kelepçe takmaları için zorlardı.
ilk saldırıları daha çok kurbanları kurbanın yatak odasında bulunan tesadüfi nesnelerle veya kendi getirdiği nesnelerle ölümcül yaralar alacakları kadar sert biçimde döverek tecavüz etmek üzerineyken edindiği tecrübelerle beraber pek çok değişik saldırılarda bulundu; kurbanlarına tecavüz etmeden önce yetkililerin kanıt bulmasını önlemek için kıyafetlerini çıkarıp yakmak veya geri dönüşüm kutularına atmak belirgin değişimlerdendi. kurbanlarını küvette boğarak, bazen ölüm sonrası kafalarını keserek veya bir vakada görüldüğü üzere bir kurbanın kopmuş kafasını şöminede yakarak değişik biçimlerde saldırılarda bulundu.
yani kısaca; modus operandi katilin seçtiği kurban profilinden tut, onları yakalamak, öldürmek, kanıtları temizlemek, olay yeri tercihi, kurbanı olay yerinde bırakmak veya başka bir bölgeye götürmek ve kaçarken gideceği güzergahı dahi ayarlamak dahil her şeyi içerirken imza daha çok çocukluktan kalma arzuların gelişmiş ve şekillenmiş halidir. bir katil modus operandisinde değişime gidebilir, kurbanın bir tavrından/görünüşünden/zaman yetmemesinden ötürü imzasını bırakmayabilir veya poisn ve staging'e hiç girişmeyebilir ama neticede acımasız bir gerçek vardır ki bir seri katili yakalamadaki ilerlemeyi sağlayan en önemli etken onun daha fazla insanı öldürüp incelenecek ve profil çıkarılacak daha fazla olay yeri bırakmasıdır. değişmeyen bir mo'ye sahip olan katil üstelik imzası da var ise daha kolay yakalanabilir.
devamını gör...
manowar
ortamda açtığınızda orada bulunan herkesin kafasını kaldırıp şaşkınlıkla size bakmasını garanti eden pleasure slave adlı şarkıya sahip gruptur.
kings of metal albümü efsanedir. severiz.
kings of metal albümü efsanedir. severiz.
devamını gör...
here comes the rain again
eurythmics grubuna ait şarkıdır. gençlerin bir şeyden haberi yok.
devamını gör...
öbür dava
bir elias canetti kitabıdır.
elias canetti benim edebi sığınağım. hep öyle oldu, her zaman da öyle olacak. bir şeylerden kaçmam gerekse bana en güzel sığınağı her zaman elias canetti sağlar. elias canetti bana yardım ve yataklık etmekten hiç gocunmayan bir edebiyat tanrısı. franz kafka ise mükemmel bir insan gibi gösterilmeye çalışılan ve bu yüzden de büyük haksızlığa uğradığını düşündüğüm yol gösterici aziz’im.
öbür dava, franz kafka’nın iki kez nişanlanmasına rağmen bir türlü evlenemediği felice bauer ile mektuplaşmaları üzerinden hareketle kafka’nın muhteşem eseri dava üzerine fikirler yürüten bir kitap.
göz önünde olan aşk kafka milena aşkı olmuştur her zaman. ama aslında kafka’nın aşık olduğu kadın felice bauer idi. ve iki kez nişanlanan sevgililer asla evlenemedi çünkü franz kafka felice ile aşk mektupları takas ederken bir yandan da felice bauer’in en yakın arkadaşı ile de mektuplaşmakta idi.
elias canetti öbür dava kitabı ile kafka’nın felice ile yaşamaya çalıştığı kalabalık aşkın dava gibi muhteşem bir esere nasıl yol açtığını o mükemmel edebi zekasıyla anlatmış.
dava romanını okumadan önce öbür dava’yı okumak berrak bir zihne kavuşturur okuru ve kafka’yı anlamak istiyorum kadar da zor olmaz o zaman.
elias canetti benim edebi sığınağım. hep öyle oldu, her zaman da öyle olacak. bir şeylerden kaçmam gerekse bana en güzel sığınağı her zaman elias canetti sağlar. elias canetti bana yardım ve yataklık etmekten hiç gocunmayan bir edebiyat tanrısı. franz kafka ise mükemmel bir insan gibi gösterilmeye çalışılan ve bu yüzden de büyük haksızlığa uğradığını düşündüğüm yol gösterici aziz’im.
öbür dava, franz kafka’nın iki kez nişanlanmasına rağmen bir türlü evlenemediği felice bauer ile mektuplaşmaları üzerinden hareketle kafka’nın muhteşem eseri dava üzerine fikirler yürüten bir kitap.
göz önünde olan aşk kafka milena aşkı olmuştur her zaman. ama aslında kafka’nın aşık olduğu kadın felice bauer idi. ve iki kez nişanlanan sevgililer asla evlenemedi çünkü franz kafka felice ile aşk mektupları takas ederken bir yandan da felice bauer’in en yakın arkadaşı ile de mektuplaşmakta idi.
elias canetti öbür dava kitabı ile kafka’nın felice ile yaşamaya çalıştığı kalabalık aşkın dava gibi muhteşem bir esere nasıl yol açtığını o mükemmel edebi zekasıyla anlatmış.
dava romanını okumadan önce öbür dava’yı okumak berrak bir zihne kavuşturur okuru ve kafka’yı anlamak istiyorum kadar da zor olmaz o zaman.
devamını gör...
dılemın
kürtçede oldukça popüler ve sevilen sözcük.
türkçe anlamı gönlüm demektir.
bir iki kalıp cümle paylaşmak gerekirse,
dilemin were ba mın : yanıma gelmen gerek gönlüm
evina dilemîn : gönlümün tek aşkı
türkçe anlamı gönlüm demektir.
bir iki kalıp cümle paylaşmak gerekirse,
dilemin were ba mın : yanıma gelmen gerek gönlüm
evina dilemîn : gönlümün tek aşkı
devamını gör...
kafede yalnız başına oturan insan
romantik bakmazsak arkadaşını bekliyordur.
devamını gör...
yazılımcımızdan ne istiyoruz
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu demiş mazhar abimiz.
devamını gör...
plotinos
ilk çağın son büyük filozofu olarak anılır. plotinos'un metafiziğine baktığımızda ilk olarak bir, tin ve ruh olmak üzere kutsal bir üçlüyle karşılaşırız. bir üstün ve belirsizdir, bazen tanrı, bazen iyi denilir ve varlığı aşar; varlığın ardılıdır. ardından tin gelir. tin, bir'in suretidir. bir'in kendisini görmesini sağlayan ışıktır. son olarak da üçlünün en alt üyesine rastlarız. ruh, yıldızları, ayı, bütün dünyayı ve canlıları meydana getirmiştir. ruh ikilidir; bir ruh tin'e dalmıştır ve bir de dışa bakan ruh vardır. dışa bakan ruh, aşağıya yöneltilmiş bir hareketle bağlantısını korur, bu hareketle ruh kendi sureti olan doğayı ve duyu dünyasını üretir.
bu konsept bir yerden tanıdık geldi mi?
bu konsept bir yerden tanıdık geldi mi?
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
yedikule barınağı evime yakın. istanbul'un kalabalık bir merkezinde tek barınak. istanbul'un en çok hayvan bırakılan barınağı olabilir. yardımların yerine ulaşacağına emin olabilirsiniz.
devamını gör...
bir kedinin öğrenmesi gereken şeyler
eve fare sokmasin yeter. elalemin kedisi evdeki fareyi avlar, benim ki disaridan avlandigi fareyi oyun oynama niyetiyle eve getiriyor. disaridan gelince hanimefendinin agzini kontrol ediyorum agzinda fare var mi diye. sadist midir, serseri midir nedir?..
devamını gör...
kırk yaşındaki adamın börek çörek yapması
aşçıydım emekli olmadan önce.
loser falan da değilim. dul olduğum doğrudur.
evde de haliyle yemek yapmak gerekiyor.
boş durup da ruh hastası olmamak için.
loser falan da değilim. dul olduğum doğrudur.
evde de haliyle yemek yapmak gerekiyor.
boş durup da ruh hastası olmamak için.
devamını gör...