bim vs a101 vs şok
kimine göre iyi, kimine göre kötü, ama eksik olmasın dedirtir. seçeneklerin olması her daim iyidir. rekabetin olması da biz tüketicilere fayda sağlar. anadolu'nun en ücra köşelerinde bile ulaşabilmek büyük avantaj. böylece çevre esnafının tilkiliklerine maruz kalmıyorsunuz. bu bim için de, a101 için de, şok için de geçerli. bu üç market zinciri arasında bim öncü görevini üstleniyor.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
hiçbir fikrim yok.
devamını gör...
komşuların istediği en garip şey
hanıma kupa çeker misin beli ağrıyomuş dedi ünideyken komşum.. lan ben tıp doktoru olucam alternatif tıptan anlamam diyemedim. gidip çektim. nenem sağolsun anlattıydı telefonda. evet size nasıl hacamatçı olunur vlog çekecem . hah.
devamını gör...
aşırı çıplaklığın tahrik edici olmaması
bilmek isteyip bilinmeyen/bilinemeyen her zaman çekici olmuştur.
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
az önce meja hanımı artılarken karşılaştığım ve sözlüğün yeni güncellemesi olan bildirim.
kendisinin de dediği gibi; hem iyi oldu hem kötü. oylaya oylaya yere göğe sığdıramadığım yazarlara, şimdi biraz zaman geçtikten sonra oy atabiliyorum. çok üzgünüm sözlük. şu 3 olan sınırı 6 falan yapsanız olmaz mı? *
kendisinin de dediği gibi; hem iyi oldu hem kötü. oylaya oylaya yere göğe sığdıramadığım yazarlara, şimdi biraz zaman geçtikten sonra oy atabiliyorum. çok üzgünüm sözlük. şu 3 olan sınırı 6 falan yapsanız olmaz mı? *
devamını gör...
en merak edilen yaş
100
devamını gör...
espri yapamayıp çok iyi yaptığını zannetmek
o bunu yaparken suratına bakın bir kaç dakika seyredin sonra gözlerinizi devirip sağa doğru bakın ve gülün o arada elinizi de hey allahım der gibi kaldırın. yeterli olacaktır.
devamını gör...
karma puanı sistemi
az önce 500'ü geçtiğimi fark ettiğim puanın sistemidir.
hemen ne alsam diye mağazaya baktım.
elbette fenerbahçe'yi seçtim. herkesten ve her şeyden önce o vardı. hâlâ o var.
hemen ne alsam diye mağazaya baktım.
elbette fenerbahçe'yi seçtim. herkesten ve her şeyden önce o vardı. hâlâ o var.
devamını gör...
koronavirüsün bize öğrettikleri
sosyal medyada, konvansiyonel medyada veya orada burada sürekli bir şey anlatıp kitleleri manipüle etmeye çalışanları hangi statüye koymamız gerektiğini.
(bkz: ultracrepidarian)
(bkz: ultracrepidarian)
devamını gör...
alkol tüketmekle övünmek
sigara içmekle övünmek
yattığı/takıldığı kişi sayısıyla övünmek
bunlarla övünen insanların övünecek başka meziyetleri olduğuna inanmıyorum. boş insanlar.
yattığı/takıldığı kişi sayısıyla övünmek
bunlarla övünen insanların övünecek başka meziyetleri olduğuna inanmıyorum. boş insanlar.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
açık ara (bkz: homeros). tanımları güzel, ince bir espri anlayışı var. bir de tedarikçisi olmak istediğim mafyanın lideri derdim ama bu bir sır.*
devamını gör...
tanıdım seni
seni yalnızlığından tanıdım
kirpikleri kırık çocuk
çiğneyip durduğun dudaklarından.
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
bir eylül göğünün bulut kümeleri
donuk bakışlarında;
hüznün nasıl da benziyordu
benim ilk gençliğime
ellerinden tanıdım seni
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-anılardan anılara ince çizikler…-
yüzün bir türkü sonrasının
kederli dalgınlığında;
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
gücenik duruşundan tanıdım seni.
seni kendimden tanıdım çocuk;
yüreği sürekli çiğnenen bir yol
gövdesi acılardan acılara köprü…
biraz öfke, biraz umut, çokça onur
olan kendimden.
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın, kıyamadım sessizliğine
biraz daha dedim içimden, biraz daha;
gün olur, onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine.
şükrü erbaş
kirpikleri kırık çocuk
çiğneyip durduğun dudaklarından.
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
bir eylül göğünün bulut kümeleri
donuk bakışlarında;
hüznün nasıl da benziyordu
benim ilk gençliğime
ellerinden tanıdım seni
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-anılardan anılara ince çizikler…-
yüzün bir türkü sonrasının
kederli dalgınlığında;
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
gücenik duruşundan tanıdım seni.
seni kendimden tanıdım çocuk;
yüreği sürekli çiğnenen bir yol
gövdesi acılardan acılara köprü…
biraz öfke, biraz umut, çokça onur
olan kendimden.
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın, kıyamadım sessizliğine
biraz daha dedim içimden, biraz daha;
gün olur, onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine.
şükrü erbaş
devamını gör...
david gilmour
dünyanın en iyi 3-5 gitaristinden biri. comfortably numb'ın pulse performansında gitarla sevişen adam.
devamını gör...
sevgili edinme konusunda hiçbir şey yapmayan insan
ellerinde kitaplar ile kendisine çarpacak kızı bekliyor olabilir. tabi okulu çoktan bitirdiği için şansını arttırmak için kütüphaneye gitmelidir. ama hiçbir şey yapmadığı için de gitmeyecektir. nerden baksan tutarsızlık
devamını gör...
akşam yıldızı
(bkz: iskender pala)’nın ocak 2020’de yayımlanan romanı.
bir göbeklitepe romanı…
sevgili yazarımız iskender pala, çok şık ve muhteşem bir hayal gücü ile bizi bugünden alıp taa on iki bin yıl öncesine götürüyor bu kitapla.
on iki bin yıl önce yaşamış insandan, günümüz modern dünyasına evrilişimizi, o günden bugüne süregelen anlam arayışımızı, belki de ilk insanın var oluşunu hikayeleştirerek anlatıyor bu kitapla iskender pala…
yazarın bir çok kitabını okudum.
okuduğum kitaplar arasından da kurgusu en zayıf olan kitap budur bence. ama bunu bir kusur olarak yazmadığımı belirtmeliyim. çünkü kendisinin de kitapta belirttiği üzere o dönemlere ait bilgimiz oldukça sınırlı. bu yüzden bunu kusur olarak değil, tanım olarak algılamanızı rica edeceğim.
kitapla ilgili söylemek istediğim bir çok şey var aslında…
öncelikle kitabı çok beğendim. diğer okuduğum bütün kitapları gibi...
( (bkz:babil de ölüm istanbul’da aşk) hariç. kitapta geçen eski türkçe’ yi çözmek için kitapla birlikte iki kitap daha okudum sayılır, çok yorucu idi…)
kitap özetle göbeklitepe efsanelerinden hareketle ve iç içe geçirilen müthiş kurgu ile avcı-toplayıcılıktan ilk yerleşik düzene geçişi, ilk çiftçiliği, ilk savaşları, ilk ibadeti anlatıyor diyebilirim. üstelik güzel ve ilkel bir aşk hikayesi ekseninde…
sarıca ve çira…
doğduktan sonra lanetli diye kabile tarafından öldürülmesi istenen bir bebek...
bebeğine bağlı bir anne...
ortaya çıkan kasırga, ateş topları…
felaketten sağ salim kurtulan sarıca, çira ve bebek…
sarıca'nın çira ve bebekle beraber bir oba kurabilme hayalleri…
başka kabilelerin olaya dahil olmasıyla başlayan kovalamaca ile birlikte gelişen olaylar…
çok çok sevdiğim bir kitaptır.
hoş, her ne kadar yazdığı kurgular ile tarihi saptırdığı bazı kesimler tarafından iddia edilse de kendisi bas bas bağırıyor kardeşim kurgudur diye, daha ne desin adam…
eski askerdir. askerliği bırakıp bence kalemi eline almakla da çok iyi etmiştir.
iskender pala ne yazsa okurum arkadaş…
tüm kitapları gibi tavsiyemdir..
bir göbeklitepe romanı…
sevgili yazarımız iskender pala, çok şık ve muhteşem bir hayal gücü ile bizi bugünden alıp taa on iki bin yıl öncesine götürüyor bu kitapla.
on iki bin yıl önce yaşamış insandan, günümüz modern dünyasına evrilişimizi, o günden bugüne süregelen anlam arayışımızı, belki de ilk insanın var oluşunu hikayeleştirerek anlatıyor bu kitapla iskender pala…
yazarın bir çok kitabını okudum.
okuduğum kitaplar arasından da kurgusu en zayıf olan kitap budur bence. ama bunu bir kusur olarak yazmadığımı belirtmeliyim. çünkü kendisinin de kitapta belirttiği üzere o dönemlere ait bilgimiz oldukça sınırlı. bu yüzden bunu kusur olarak değil, tanım olarak algılamanızı rica edeceğim.
kitapla ilgili söylemek istediğim bir çok şey var aslında…
öncelikle kitabı çok beğendim. diğer okuduğum bütün kitapları gibi...
( (bkz:babil de ölüm istanbul’da aşk) hariç. kitapta geçen eski türkçe’ yi çözmek için kitapla birlikte iki kitap daha okudum sayılır, çok yorucu idi…)
kitap özetle göbeklitepe efsanelerinden hareketle ve iç içe geçirilen müthiş kurgu ile avcı-toplayıcılıktan ilk yerleşik düzene geçişi, ilk çiftçiliği, ilk savaşları, ilk ibadeti anlatıyor diyebilirim. üstelik güzel ve ilkel bir aşk hikayesi ekseninde…
sarıca ve çira…
doğduktan sonra lanetli diye kabile tarafından öldürülmesi istenen bir bebek...
bebeğine bağlı bir anne...
ortaya çıkan kasırga, ateş topları…
felaketten sağ salim kurtulan sarıca, çira ve bebek…
sarıca'nın çira ve bebekle beraber bir oba kurabilme hayalleri…
başka kabilelerin olaya dahil olmasıyla başlayan kovalamaca ile birlikte gelişen olaylar…
çok çok sevdiğim bir kitaptır.
hoş, her ne kadar yazdığı kurgular ile tarihi saptırdığı bazı kesimler tarafından iddia edilse de kendisi bas bas bağırıyor kardeşim kurgudur diye, daha ne desin adam…
eski askerdir. askerliği bırakıp bence kalemi eline almakla da çok iyi etmiştir.
iskender pala ne yazsa okurum arkadaş…
tüm kitapları gibi tavsiyemdir..
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
onca emeğinin karşılığı gün gelir, ''yapmasaydın'' olur.
devamını gör...
üçüncü şahsın şiiri
attila ilhan'ın yürek burkan şiiri.
benzin mum gibi giderdin kısmının ne düşünerek yazıldığını merak ettiren şiirdir. bir kaç senaryo olabilir.
1-benzin mumu yakmak için gereklidir, gece vakti lazım olur. geceleri giderdin anlamında
2-yine benzin mumu yakmak için. mum ortamı aydınlatır. sen onun karanlığını aydınlatmaya giderdin anlamında
3-sonraki mısrada belirttiği gibi mum sabaha kadar yakılabilir. onun yanında sabaha kadar kaldırdın anlamında
4-mum yakılınca erir. sen onun yanına sağlam giderdin ama o seni eritirdi anlamında
yazılmış olabilir. belki de atilla ilhan çok başka bir şey düşünerek yazmıştır. ama her anlam ayrı güzeldir.
edit: mısradaki benzin kelimesi beniz anlamında kullanılmış. ten rengin soluktu anlamı çıkıyor. ben boşuna anlam kasmışım ama silmeyeceğim çünkü böyle anlamak da hoşuma gidiyor.* uyarı için (bkz: armysuzy) e teşekkürler.
şiirin tamamı şöyledir.
gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım
benzin mum gibi giderdin kısmının ne düşünerek yazıldığını merak ettiren şiirdir. bir kaç senaryo olabilir.
1-benzin mumu yakmak için gereklidir, gece vakti lazım olur. geceleri giderdin anlamında
2-yine benzin mumu yakmak için. mum ortamı aydınlatır. sen onun karanlığını aydınlatmaya giderdin anlamında
3-sonraki mısrada belirttiği gibi mum sabaha kadar yakılabilir. onun yanında sabaha kadar kaldırdın anlamında
4-mum yakılınca erir. sen onun yanına sağlam giderdin ama o seni eritirdi anlamında
yazılmış olabilir. belki de atilla ilhan çok başka bir şey düşünerek yazmıştır. ama her anlam ayrı güzeldir.
edit: mısradaki benzin kelimesi beniz anlamında kullanılmış. ten rengin soluktu anlamı çıkıyor. ben boşuna anlam kasmışım ama silmeyeceğim çünkü böyle anlamak da hoşuma gidiyor.* uyarı için (bkz: armysuzy) e teşekkürler.
şiirin tamamı şöyledir.
gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım
devamını gör...
yalnızlık senfonisi
sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak...şarkının en can alıcı yeriymiş gibi geliyor.
devamını gör...
meslek sayılmayan meslekler
emlakçı. aldıkları komisyon oranlarına bakınca yatacak yeriniz yok diyorum.
devamını gör...
sabahattin ali
birini arıyorum. bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini...tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin....dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek...benim beklediğim aşk başka! o bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… aşk bence bu istemektir. mukavemet edilmez bir istemek!...sen aklıma gelince her şey gülümserdi...kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?...herkes ne diyecek? fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki?..hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum. bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?
sözleri ve kuyucaklı yusuf, içimizdeki şeytan, kürk mantolu madonna romanları; değirmen, kağnı, ses, yeni dünya, sırça köşk öyküleri; dağlar ve rüzgâr, kurbağanın serenadı şiirleri ve esirler oyunu ile tanınan yazar ve şair.
"unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir."
sözleri ve kuyucaklı yusuf, içimizdeki şeytan, kürk mantolu madonna romanları; değirmen, kağnı, ses, yeni dünya, sırça köşk öyküleri; dağlar ve rüzgâr, kurbağanın serenadı şiirleri ve esirler oyunu ile tanınan yazar ve şair.
"unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir."
devamını gör...