küçükken yanlış söylenen şarkılar
yıldız tilbe'nin delikanlım şarkısındaki "hafife alma aşk vurur insana" kısmını "hafize abla aşk vurur insana" diye anlamak.
devamını gör...
felsefeden anlayan kadın vs mantı yapabilen kadın
bir kızın iki şeyi de yapabileceği fikri hiç mi aklınızdan geçmiyor? üstüne sarma da sarar belki.
devamını gör...
büyük normal sözlük buluşmasında olacak olan şeyler
mahlası bilinen yazarların moderatörlerle hemen kaynaşıp muhabbetlere doyamayacağını, şahsım gibi sözlüğün meşhur olmayanları da kenardan onları seyredip meyve suyu içeceğini düşünüyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarları birbirlerini nasıl tanıyacak sorunsalı
çorabımdan. kısa ve net.
devamını gör...
meja (yazar)
"sen abdülhamit'i savundun."
"nayır. ben meja'yı savundum."
seviyoruz kendisini. eved.
"nayır. ben meja'yı savundum."
seviyoruz kendisini. eved.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
-(bkz: kemalim yapmaz)

diziyi hiç izlemedim ama replik beynime kazındı.
-(bkz: ne çektin be)
vasfiye teyze, selahattin'i çileden çıkarıyor
favori repliğim vasfiye teyzeden.

diziyi hiç izlemedim ama replik beynime kazındı.
-(bkz: ne çektin be)
vasfiye teyze, selahattin'i çileden çıkarıyor
favori repliğim vasfiye teyzeden.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının içinde çok güzel insanlar olması
doğrudur. mesela benim içimde çok güzel bir insan var ama çok nadir çıkıyor dışarı. bir saniye falan çıkıyor. onu da siz göremediniz muhtemelen.
devamını gör...
yazarların en ilginç kaybolma anıları
biz yolda kaybolduk. gece yarısı şehir dışından dönüyorduk ailemle, arabayı babam kullanıyor, navigasyonu açtık hiç bilmediğimiz bir yerden geçiyoruz yol ayrımında da güvenlik kabini duruyor. güvenlikçiye selam verdik geçtik derken navigasyon bizi döndürüp dolaştırıp aynı güvenlik kabinine getirdi, navigasyonu yanlış takip ettik diye düşünüp tekrar yola çıktık ikinciye de aynı yere geldik, bu kez adamın yanında durup biz yolu bulamadık dedik, tarif etti. teşekkür ettik ayrıldık sonra yine aynı yere geldik shgahgdg. ikişer dakika aralıklarla aynı yere dönüp duruyoruz. bizi gören güvenlikçi uzaktan gülümsüyor, bu salaklar bir türlü bulamadı yolu diye düşünüyor o sıra muhtemelen. ben utandığım için kafamı eğmeye çalışıyorum, annem arka koltukta gülmekten kopuyor babam da bir sinirlenip bir gülüyor garip bir ortam. neyse yine yanaştık adam bu kez tane tane anlattı diğer yolu kullanın dedi, o yoldan güzelce eve döndük. adam olmasa dönüp duracaktık sabaha kadar herhalde.
devamını gör...
sait faik abasıyanık
türk öykücülüğünün müstesna yazarıdır.
sait faik türk öykücülüğünde bir dönüm noktasıdır.daha çok insan,daha çok yaşama sevinci,daha çok çiçek,böcek,yemiş,ağaç ve daha çok sevişme iştiyakı sait faik'le başlamıştır.
şöyle ki; sait faik, basit ve içten bakar. hem de hiç kimsenin bakmayı akıl edemediği taraftan.. mesela:
"çiçekler ve ağaçlar,toprağın derinliğindeki sırrı bize ifşa eder.orada da kokuların ve renklerin bilmediğimiz tecellileri olduğunu lisanıhal ile söylerler.fakat biz bir şey anlamayız.bu anlaşılmaz lisanlarını kulak
ğımıza fısıldayan nebatat,anlaşılmadıklarına mahzun sönüp giderler."
diyebilen bir yazardır sait faik.
çiçeklerin niye solduğunu bilimsel argümanlarla açıklayabilirsiniz ama ruha dokunan,en ikna edici cevap yine sait faik'ten gelir.
serserice yazar,vurdumduymazdır.gördüğü neyse, kendisinde uyanan hissiyatı yazar.biraz bencildir.umursamaz edebi kuralları,yıkar geçer hepsini.kendi kuralları vardır.o da kuralsızlık.
haldun taner sait faik için "bir aylak adam" demişti.
maddi destekçileri olmasa(ki bunlar aile fertleridir.) hayatta yapacağım şey dediği mesleği icra etmek zorunda kalacaktı; 'memuriyeti'.
o çalışamaz,sorumluluk taşıyamaz.hiç büyümemiştir.koskoca adamdır ama yüreği hala çocuktur.
büyüdüğüne dair de ufacık bir emare varsa; o da sevişme iştiyakıdır.
"nasıl anlatmalı
nasıl söylemeli
...
şu kiraz mevsiminin
para kazanma zamanı değil
sevişme vakti olduğunu"
der sait faik.
öykülerinde öyle bir dil kullanır ki,yalın,sade,melodili... orhan veli' yi bu yüzden sait faik' e benzetirim. orhan veli, bence, sait faik' in şair halidir, ya da sait faik, orhan veli' nin düz yazı yazmış hali.
ikisi de çok genç yaşta yaşamını yitirdi.
ikisi de türk edebiyatının kilometre taşıdır.
bir orhan veli şiiri eklemeden bitirmek olmaz.
'' o canan ki, degustasyona gelmez
balık pazarına hiç gelmez ''
sait faik türk öykücülüğünde bir dönüm noktasıdır.daha çok insan,daha çok yaşama sevinci,daha çok çiçek,böcek,yemiş,ağaç ve daha çok sevişme iştiyakı sait faik'le başlamıştır.
şöyle ki; sait faik, basit ve içten bakar. hem de hiç kimsenin bakmayı akıl edemediği taraftan.. mesela:
"çiçekler ve ağaçlar,toprağın derinliğindeki sırrı bize ifşa eder.orada da kokuların ve renklerin bilmediğimiz tecellileri olduğunu lisanıhal ile söylerler.fakat biz bir şey anlamayız.bu anlaşılmaz lisanlarını kulak
ğımıza fısıldayan nebatat,anlaşılmadıklarına mahzun sönüp giderler."
diyebilen bir yazardır sait faik.
çiçeklerin niye solduğunu bilimsel argümanlarla açıklayabilirsiniz ama ruha dokunan,en ikna edici cevap yine sait faik'ten gelir.
serserice yazar,vurdumduymazdır.gördüğü neyse, kendisinde uyanan hissiyatı yazar.biraz bencildir.umursamaz edebi kuralları,yıkar geçer hepsini.kendi kuralları vardır.o da kuralsızlık.
haldun taner sait faik için "bir aylak adam" demişti.
maddi destekçileri olmasa(ki bunlar aile fertleridir.) hayatta yapacağım şey dediği mesleği icra etmek zorunda kalacaktı; 'memuriyeti'.
o çalışamaz,sorumluluk taşıyamaz.hiç büyümemiştir.koskoca adamdır ama yüreği hala çocuktur.
büyüdüğüne dair de ufacık bir emare varsa; o da sevişme iştiyakıdır.
"nasıl anlatmalı
nasıl söylemeli
...
şu kiraz mevsiminin
para kazanma zamanı değil
sevişme vakti olduğunu"
der sait faik.
öykülerinde öyle bir dil kullanır ki,yalın,sade,melodili... orhan veli' yi bu yüzden sait faik' e benzetirim. orhan veli, bence, sait faik' in şair halidir, ya da sait faik, orhan veli' nin düz yazı yazmış hali.
ikisi de çok genç yaşta yaşamını yitirdi.
ikisi de türk edebiyatının kilometre taşıdır.
bir orhan veli şiiri eklemeden bitirmek olmaz.
'' o canan ki, degustasyona gelmez
balık pazarına hiç gelmez ''
devamını gör...
kamyon arkası sözleri
dert limanı gibiydik ; gelen yükünü bize bırakıp gidiyordu.
devamını gör...
gülpembe
bestecisi türkiye' nin en iyi basistlerinden olan barış manço ve kurtalan ekspres' te de çalan ahmet güvenç' dir. sözlerinde barış manço 13 yaşında iken kaybettiği gerçek adı nimet manço olan babaannesini anlatır.
ahmet güvenç bu şarkıda bas gitar denen enstrümanı yorumu ile başka bir yere çıkarır:
ahmet güvenç bu şarkıda bas gitar denen enstrümanı yorumu ile başka bir yere çıkarır:
devamını gör...
ekolojik kıyamet
almanya'da yapılan bir araştırma, kanatlı böceklerin son 25 yılda yüzde 75 azaldığını ortaya koymuş. yeryüzündeki hayatın üçte ikisini oluşturan böcek sayısındaki hızlı düşüş ekolojik kıyamet belirtisi olarak isimlendiriliyor.
devamını gör...
san marco bazilikası
venedik san marco meydanı'nda bulunan, 5 kubbeden oluşan, bizans haç planı üzerine ayasofya esas alınarak yapılmış kilisedir. roma'ya giderken venedik'e sığınıp şehri kutsadığı düşünüldüğünden, aziz marko'nun şehrin koruyucu azizi olduğu kabul edilmiştir. azizin kemikleri venedikli tüccarlar tarafından mısır'dan kaçırılarak şehre getirilmiş ve saklanması için buraya koyulmuştur. bazilika'nın yapımı 828 yılında dükler sarayının yanında şapel olarak başlamış, daha sonra 978 yılında kapsamlı bir restorasyon geçirmiştir. 1094 yılında papa tarafından kutsanan kilise bugünkü haline ise 17. yüzyıla kadar süren eklemelerle gelmiştir.

kendi deneyimlerimden aktarmam gerekirse, ziyaret eden kişiler bazilikanın büyük bir kısmını ücretsiz olarak görebilirler. ancak bazı önemli eserleri görmek için ücret ödemek gerekiyor. mesela istanbul'dan götürülen atların orjinalleri de bu eserlerden biridir. görülmesi gereken heykel, mozaik ya da oymaların yanında benim ilgimi çeken ki sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm üç eserle alakalı bilgi vermek isterim.
biliyorsunuz aziz marko'nun şehrin koruyucusu olarak benimsendiğinden tüccarlar tarafından kemiklerinin mısır'dan kaçırıldığını söylemiştik. kaçırılma olayı şöyle oluyor: venedikli tüccarlar çaldıkları kemikleri, bilerek bozulmuş domuz etlerinin içinde sandıklara koyuyorlar. müslümanlar ise hem iğrendiğinden hem de domuz eti murdar olduğundan bu sandıklara uzaktan bakıyor ama kontrol etmiyorlar. her ne kadar osmanlılardan kaçırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. işte bu kaçırılma olayı bazilikada mozaikler ile resmedilmiş. huzurlarınıza bırakırım.

bir diğer eser ise kopyaları bazilikanın girişinde, orjinali ise içerisindeki müzede görülebilecek istanbuldan kaçırılan 4 adet bronz at heykelidir. atların hava şartları ile bozulmaması için içeri almışlar.
atların hikayesi de şöyle; sultanahmet meydanı roma ve bizans döneminde büyük bir hipodroma ev sahipliği yapıyordu. hipodromun girişinde ise 4 adet bronz at heykeli vardı. bu heykellerin milattan önce yaşayan yunan heykeltraş lysippos'un eseri olduğu düşünülmektedir. bronz olarak bilinse de modern zamanda yapılan analizlerle heykellerin %98 bakır içerdiği saptanmıştır. işte 4. haçlı seferi ile yağmalanan istanbuldan kaçırılan bir çok eserin yanında bu heykeller de venedik'e götürülmüş ve san marco bazilikasının girişine konmuştur. daha sonra napolyon bonapart tarafından alınıp paris'e götürülse de 1815 yılında venedik'e iade edilmiştir.


istanbuldan götürülen eserlerden biri de four tetrarchs'dır (dörtlü yönetim heykeli). götürülen bu heykeldeki dört figürden birinin ayağı istanbul'dan taşınırken kırılmış olacak ki bu ayak 1960'lı yıllarda aksaray'da bir inşaat sırasında bulunmuştur. italyanlar ayağı istemiş ancak türk yetkililer. "önce siz çaldığınız heykeli iade edin." şeklinde cevap vermiştir. ayak günümüzde istanbul arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir. heykelin fotoğrafında olmayan ayağa ek yaptıkları görülmektedir.

kendi deneyimlerimden aktarmam gerekirse, ziyaret eden kişiler bazilikanın büyük bir kısmını ücretsiz olarak görebilirler. ancak bazı önemli eserleri görmek için ücret ödemek gerekiyor. mesela istanbul'dan götürülen atların orjinalleri de bu eserlerden biridir. görülmesi gereken heykel, mozaik ya da oymaların yanında benim ilgimi çeken ki sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm üç eserle alakalı bilgi vermek isterim.
biliyorsunuz aziz marko'nun şehrin koruyucusu olarak benimsendiğinden tüccarlar tarafından kemiklerinin mısır'dan kaçırıldığını söylemiştik. kaçırılma olayı şöyle oluyor: venedikli tüccarlar çaldıkları kemikleri, bilerek bozulmuş domuz etlerinin içinde sandıklara koyuyorlar. müslümanlar ise hem iğrendiğinden hem de domuz eti murdar olduğundan bu sandıklara uzaktan bakıyor ama kontrol etmiyorlar. her ne kadar osmanlılardan kaçırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. işte bu kaçırılma olayı bazilikada mozaikler ile resmedilmiş. huzurlarınıza bırakırım.

bir diğer eser ise kopyaları bazilikanın girişinde, orjinali ise içerisindeki müzede görülebilecek istanbuldan kaçırılan 4 adet bronz at heykelidir. atların hava şartları ile bozulmaması için içeri almışlar.
atların hikayesi de şöyle; sultanahmet meydanı roma ve bizans döneminde büyük bir hipodroma ev sahipliği yapıyordu. hipodromun girişinde ise 4 adet bronz at heykeli vardı. bu heykellerin milattan önce yaşayan yunan heykeltraş lysippos'un eseri olduğu düşünülmektedir. bronz olarak bilinse de modern zamanda yapılan analizlerle heykellerin %98 bakır içerdiği saptanmıştır. işte 4. haçlı seferi ile yağmalanan istanbuldan kaçırılan bir çok eserin yanında bu heykeller de venedik'e götürülmüş ve san marco bazilikasının girişine konmuştur. daha sonra napolyon bonapart tarafından alınıp paris'e götürülse de 1815 yılında venedik'e iade edilmiştir.


istanbuldan götürülen eserlerden biri de four tetrarchs'dır (dörtlü yönetim heykeli). götürülen bu heykeldeki dört figürden birinin ayağı istanbul'dan taşınırken kırılmış olacak ki bu ayak 1960'lı yıllarda aksaray'da bir inşaat sırasında bulunmuştur. italyanlar ayağı istemiş ancak türk yetkililer. "önce siz çaldığınız heykeli iade edin." şeklinde cevap vermiştir. ayak günümüzde istanbul arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir. heykelin fotoğrafında olmayan ayağa ek yaptıkları görülmektedir.
devamını gör...
hal hatır sormadan konuya giren insan
aklımda olan bir an önce halledilmeli insanıdır. benimdir. hee mevzu ilerler 'nasılsın bu arada?' derim. ama birini bir iş için aradım ya da birine yazdımsa uzatmam önce konuyu hallederim. sonra seromoniye devam edebiliriz. 'geyikte yaparız o başka her şeyin zamanı var' insanı o insan üzmesenize oğlum.*
devamını gör...
la isla bonita
madonna'nın 1980'lerdeki kült şarkısı. çok kişinin kulağa aşina olan ve ismini bilemediği yabancı şarkılardan biridir. gene o döneme ait olan self control ve life is live ile aynı klasmandadır.
devamını gör...
etliye sütlüye karışmamak
kafa sözlük'te genelde yaptığım şey. ortada bir olay varsa köşeme çekilip rastgele tanımlar sekmesinden tanım giriyorum. çok dikkate almamak gerek her şeyi.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
bu başlıkta amaç; günlük hayatta kurtarıcı nitelikte olabilecek, genel kültürümüze kültür katacak, ortamlarda havanıza hava katacak bilgilendirici tanımları bir araya toplamak.
örneğin; deniz atlarının erkek cinste olanlarının da doğurabildiği, kedilerin ön patisi nereye basarsa arka patisinin de aynı noktaya basması, pek bilinmeyen bilgisayar kısayolları, tarihi kişiliklerle ilgili ilginç bilgiler vs.
örneğin; deniz atlarının erkek cinste olanlarının da doğurabildiği, kedilerin ön patisi nereye basarsa arka patisinin de aynı noktaya basması, pek bilinmeyen bilgisayar kısayolları, tarihi kişiliklerle ilgili ilginç bilgiler vs.
devamını gör...
bir kızıl goncaya benzer dudağın
türk sanat müziği'nin en nadide eserlerinden biridir.
en güzel yorumlardan
en güzel yorumlardan
devamını gör...
zarar vermeden sevmek
ahmed arif gibi sevmektir.
"şunu da bir iyi belle; benim için çok mühim olan, sana aşık olmak veya aşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. anladın mı canım?"
"şunu da bir iyi belle; benim için çok mühim olan, sana aşık olmak veya aşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. anladın mı canım?"
devamını gör...
kitap okumuyorum eksikliğini de hissetmiyorum diyen tip
sahiden böyle tipler var mı çevremizde? ya da ne kadar varlar? hepimiz asıp kesmişiz ama mesela benim çevremde, bir yıl içinde okuduğu kitap sayısı bir elin parmağını geçen birkaç kişi ancak vardır. çevremin geniş de olduğunu düşünüyorum. ama hiçbirinden okumamanın eksikliğini hissetmediğine dair bir şey duymadım. kaldı ki bu insanların arasında fikirlerine son derece önem verdiğim, muazzam bakış açılarına sahip insanlar var, muhabbet etmekten çok keyif alıyorum açıkçası. bunun yanında yine bu pek kitap okumayan arkadaşların neredeyse tamamı sosyal ilişkileri kuvvetli, çevresine, hayvanlara, doğaya asla kötü davranmayan insanlar. yani dönüp onlara bakıyorum ve kitap okumamalarının eksikliğini ne onların ne de benim hissettiğim bir şey göremiyorum.
bence çok yaygın tipler değildirler. ben kitap okumayan kocaman bir yığın içinde bu cümleyi sarf edenlerin azınlık olduğunu düşünüyorum. illaki bunda ısrar edenler var ise bize düşen neden eksik hissetmeleri gerektiğini izah etmektir. bunu da anlamıyorsa gülüp geçilmelidir.
bence çok yaygın tipler değildirler. ben kitap okumayan kocaman bir yığın içinde bu cümleyi sarf edenlerin azınlık olduğunu düşünüyorum. illaki bunda ısrar edenler var ise bize düşen neden eksik hissetmeleri gerektiğini izah etmektir. bunu da anlamıyorsa gülüp geçilmelidir.
devamını gör...