olumsuz nickaltı tanımı nedeniyle sözlüğü terk etmek
ergen işi. bana yazıldığında beğenip geçiyorum. onlarla mı uğraşacağım?
devamını gör...
yazarların yaşadığı paranormal olaylar
babamın öleceği günü tamı tamına bilmesi. "26 ağustos 2016'da öleceğim" dedi, o gün gelince de öldü. hayır intihar değil. hastalıktan öldü.
devamını gör...
sedat peker
son günlerde kızları için türk siyasetini cayır cayır yakan baba.
pablo escobar kızı için 2 milyon $ yaktı sedat peker ise 2 kızı icin akp nin kritik isimlerini...
(bkz: kız babası olmak)
pablo escobar kızı için 2 milyon $ yaktı sedat peker ise 2 kızı icin akp nin kritik isimlerini...
(bkz: kız babası olmak)
devamını gör...
bazı yazarların bot kullanıyor olması
kış mevsiminde olduğunu işaret eder.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
sayesinde karanlık bir coğrafyada yaşamaktan kurtulduğum, türkiye cumhuriyetinin kurucusu. şair, matematikçi, yazar, asker, siyaset adamı, öğretmen.
devamını gör...
sarı çiçeğe sorulabilecek alternatif sorular
gerçek sarışın mısın yoksa boya mı.
devamını gör...
çorapla uyuyan insan
yanında biri uyumuyorsa kimseye hesap vermek zorunda olmayan insandır, ayakları üşüyen insandır ve yine birilerine dert olan insandır.
devamını gör...
geceye bir ahı var bırak
devamını gör...
evli birinin eşinden başka birine aşık olması
çocuk yapmadan önce ilişkideki sevgi ve saygının kemikleşmesini beklemek gerektiğinin göstergesidir. ha o saatten sonra olamaz mısınız başla birine aşık? elbette olunur ama ihtimal daha azdır, o zaman kader der çare bakarsınız. ama hemen çocuk yapıp bu gibi bir sebeple bozulan yuvalarda ben en çok çocuğa acıyorum.
devamını gör...
kötü espriler
- gözlerin ne renk?
+ kahverengi.
- benimki de lipton ice tea yeşili.
+ kahverengi.
- benimki de lipton ice tea yeşili.
devamını gör...
edinilmiş en kıymetli hayat tecrübesi
tecrübelerin yanıltıcı olabileceğidir. iki iki daha dört etmez.
devamını gör...
yaşamın anlamının olmaması
hegel'den şöyle bir cümle kalmış aklımda; bilmeden bilgi nedir diye sormak, yüzmeden yüzmenin sınırlarını araştırmaya benzer. kendisi o yüzden bilgiden deği, "varlık"tan başlıyor.
kendinde şey/kendi için olan şey.
görü-gerçek
ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.
gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.
bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.
şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.
öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.
insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.
vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.
nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.
ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.
deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.
anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.
özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.
minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.
bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.
coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
kendinde şey/kendi için olan şey.
görü-gerçek
ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.
gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.
bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.
şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.
öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.
insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.
vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.
nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.
ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.
deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.
anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.
özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.
minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.
bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.
coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
kim o, deme boşuna...
benim, ben.
öyle bir ben ki gelen kapına;
baştan başa sen.
özdemir asaf-2=1
devamını gör...
bedavaya rozet yok
sözlüğün yazılımcısı olarak en ucuz rozeti alacak bile karmam yok. yaşamak bu mu? adalet bu mu? emeklerimin karşılığı bu mu? kaç karma ulen bi rozet?
devamını gör...
mutluluğu azaltan şeyler
veli toplantıları.
anne olmanın tek sevmediğim yanı.
anne olmanın tek sevmediğim yanı.
devamını gör...
izm
kelimenin sonuna geldiğinde istisnasız* hepsini kötü yapan fikir babası ek.
devamını gör...
türkiye'deki yol bariyerleri
katildirler. motosiklet kazalarında büyük ihtimalle ölürsünüz. ölenlerin de vücutlarına bakın ya kafası kopmuştur ya da ortadan 2'ye bölünmüştür. bütün organları ayrı bir yerdedir. şimdi şu bariyere bakın.

motosikletle bir kaza yaptınız ve yerde 100-200 km arası hızla sürüklenmeye başladınız. bu bariyerin ortasındaki dikey çubuğa 100km/h hızla çarptınız. ne olur? jilet etkisi yaratır, ya bir organınınızı koparır ya da direkt canınızı alır.
şimdi avrupa ve abd'deki bariyerlere bakın.

gördünüz mü? herhangi bir arkadaş ortamında motosikletten konu açılınca 'motor işi sakat abi ya' diyen kişi haklı. türkiyede motor işi sakat. insan canının zerre önemi yok.

motosikletle bir kaza yaptınız ve yerde 100-200 km arası hızla sürüklenmeye başladınız. bu bariyerin ortasındaki dikey çubuğa 100km/h hızla çarptınız. ne olur? jilet etkisi yaratır, ya bir organınınızı koparır ya da direkt canınızı alır.
şimdi avrupa ve abd'deki bariyerlere bakın.

gördünüz mü? herhangi bir arkadaş ortamında motosikletten konu açılınca 'motor işi sakat abi ya' diyen kişi haklı. türkiyede motor işi sakat. insan canının zerre önemi yok.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
sesinde huzur var.*
devamını gör...


