şemsi tebrizi
şemsi tebrizi der ki: mum gibi erimiyorsa insan, yanıyorum dememeli. yanmaktan korkuyorsa kişi, aşk kapısından girmemeli.
devamını gör...
orta doğu insanının en karakteristik özelliği
(bkz: cehalet)
devamını gör...
sürekli yemek getiren komşu
benim de zaman zaman yaşamıma giren komşudur. hepsini sevgiyle anıyorum efendim.
devamını gör...
çocukların sorduğu garip sorular
"insanlar ölünce biri onları silgiyle siliyor mu buradan?"
devamını gör...
nickim yok benim
eline verilmesi gereken yazar. mazbatasını yani.
devamını gör...
jose raul capablanca
1920 yılında fiili olarak maç yapılmadan lasker'in gerçek bir şampiyona yakışır şekilde jose raul capablanca'yı adeta şampiyon ilan etmesi sonucu dünya şampiyonu olan santranç makinesidir. sözlükte yazar arkadaşlarımızın yazdıkları dışındı bir bilgi vermek gerekirse kendisini mağlup ederek dünya şampiyonu olan alexander alekhin kendisiyle rövanş maçı yapmamak için yıllarca ayak diretmiş- o dönemde maçların şartlarını mevcut şampiyonlar belirliyordu- ve bunun sonucu olarak ölümüyle çok istediği rövanş maçını yapamadan bu dünyadan ayrılmış büyük ustadır. işin ironik kısmı ise ölümünden sonra alekhine düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir :
"onun ölümüyle bir daha bir eşini göremeyeceğimiz bir satranç dahisini kaybetmiş bulunuyoruz. " şahsi görüşüm bunun bir itiraf olduğu yönünde. alekhine rövanş maçını yapsaydı capablancanın kendini yeneceğini düşünüyordu. capablanca benim için çok ayrı bir yere sahip. einstein zamanında dehanın 10'da 1'i yetenek 10'da 9 u çalışmaktır diye bir söz söylemiş. capablanca ise dehanın 10'da 1 çalışmak 10'da 9'unun ise yetenek olduğunun bir kanıtıdır ve istisnadır.
"onun ölümüyle bir daha bir eşini göremeyeceğimiz bir satranç dahisini kaybetmiş bulunuyoruz. " şahsi görüşüm bunun bir itiraf olduğu yönünde. alekhine rövanş maçını yapsaydı capablancanın kendini yeneceğini düşünüyordu. capablanca benim için çok ayrı bir yere sahip. einstein zamanında dehanın 10'da 1'i yetenek 10'da 9 u çalışmaktır diye bir söz söylemiş. capablanca ise dehanın 10'da 1 çalışmak 10'da 9'unun ise yetenek olduğunun bir kanıtıdır ve istisnadır.
devamını gör...
isaac newton türk olsaydı olabilecekler
elmayı muhtemel üzerine silip sapına kadar yerdi.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
babamın anneme söylediğini hiç duymadım. ama babam her gün işe gider ve kahvaltı vakti annemi arar. bugün ne yedin, düzgünce bişeyler ye ihmal etme der. annem hastaysa gün içinde yine arar. akşam gelirken mandalina gibi şeyler alır. iyileşmezse hastaneye gidelim diyip götürür, başında bekler. annem şehir dışında yaşayan ablamın yanına gidince ne zaman geliyorsun diye arar. geliş saati yaklaşınca erkenden havaalanına gider. bekleyeceğini bile bile gider. evde duramaz koca adam. bu adam seni seviyorum demese de olur. öyle değil mi?
devamını gör...
hoşlanılan ama tanımadığınız biriyle nasıl tanışılır sorunsalı
sen hele hoşlanılan insana denk gel, ondan kolay ne var diye fikir vermek istediğim başlık.
sigara içen ateş iştesin
içmeyen saat sorsun
saati olan çarpsın özür dilesin
bla bla bla.
dediğim gibi hoşlanılan insan bulmak mesele.
ötesi azıcık özgüven.
sigara içen ateş iştesin
içmeyen saat sorsun
saati olan çarpsın özür dilesin
bla bla bla.
dediğim gibi hoşlanılan insan bulmak mesele.
ötesi azıcık özgüven.
devamını gör...
ege denizi
ege denizi anadolu ve yunanistan yarımadası arasında bulunan irili ufaklı 3000 kadar ada ve ada görünümündeki kara parçalarına da içine alan yarı kapalı bir denizdir. anadolu yarımadasının batı kıyılarının çok fazla girintili ve çıkıntılı olması ve bu kıyılara çok yakın konumda çok sayıda ada bulunması, ege denizinin daha önce büyük bir kara parçası olduğunu düşündürmektedir. ege denizinin, başka yerlerde çok az görülen, girintili çıkıntılı kıyılara; bu kıyılarda bulunan çok sayıdaki koy, körfez, boğaz ve yarımadaya sahip olma gibi bir başka özelliği daha vardır.
devamını gör...
beşinci çocuk
nobel edebiyat ödüllü ingiliz yazar doris lessing’in kitabı.
öncelikle hissettirdiği duygu karmaşası beni resmen yalpaladı. bazı noktalarda çok öfkelenip bazı noktalarda çok üzüldüm. bazı noktalarda bu kadar burnunun dikine ve bencilce hareket eden bir çiftin bunu hak ettiğini düşündüm, sonra kendime kızdım. gerçekten ne hissettirdiğini içselleştirip anlatamadığım çok az kitap olmuştur, beşinci çocuk bunlardan biri.
artı yazarın dilinin çok basit olması nobel’ini sorgulattı, sonra düşündüm toplumun her kesiminin ders çıkarması gereken konular üzerine yoğunlaştığı için basit anlatmasına hak verip nobel’i de tam olarak bunun için hak ettiğine karar verdim. hem kurgusunun, hem konusunun, hem yazarının hissettirdiği hiçbir duygudan emin olamadım yani çok garip bir kitap. teşekkürler doris birey.
spoiler gibi olabilir, kitabın bizzat adı spoiler olduğu için buradan itibareni spoilerdır da diyemiyorum. yine de gizleyeyim.
madem gizledik yardıralım; harriet ve david size aşırı bilendim bakın benim şerrimden korkun. geri zekalı mısınız birader ya. hadi az çocuklu bir çift olmayı toplum baskısı diye nitelendirdiniz ve diyelim ki çocuk çok seviyorsunuz, ya bi g*t*nüzden haberiniz var mı acaba, ev bakıyorlar “aa burayı ödeyemeyiz ama olsun çocuklar için oda var, kayındaddy ödesin” çocuk doğuyor “aa ben bunu pek de beklemiyordum ama yatak bereketliymiş, kayınmommy baksın” daha o sütten kesilmeden haydi bir daha hamilelik, “hihi napalım ev kredimizi ödeyemiyoruz ama david’in babası ödüyor, çocuğa da bakmıyoruz ama harriet’ın annesi bakıyor, e doğuralım:d” daha çocuğun göbeğinde bağı duruyor “ayy ne kadar büyük evimiz var neden ingiltere’nin bütün nüfusunu evimize toplayıp şükran günü kutlamıyoruz ki nasılsa masrafı david’in babasına külfeti harriet’ın annesine yüklüyoruz?” daha üstüne çocuk, daha üstüne çocuk, ablacım.. şş abla.. sakinleş tamam, alooo!
sırf eviniz çok odalı diye ne maddi ne manevi olarak asla hazır olmadığınız, sayıya odaklanıp çocukların geleceğini ya da evdeki huzurunu asla düşünmediğiniz, “altı dedik bi kere, belimize kuvvet” diye etraftan gelen bütün uyarılara kulak tıkadığınız ve ağır konuşmak istemiyorum ama üreme işini seri imalata bağladığınız için allah işe müdahil olup “şunları bir durdurayım napıyor aga bunlar” demiş olabilir mi sadece soruyorum.
ben… zavallı beşinci çocuk. senin şanssızlığın öyle doğman değil, senin şanssızlığın seni çöp gibi kapının önüne bırakmalarının ardından, daha seni götüren arabanın kaldırdığı toz yere düşmeden birbirlerine “ben(u:çocuğun adı) böyle olmasa altıncıyı da yapardık di mi aşko” diyen gevşek oğlu gevşek *r*sp*evladı ebeveynlere denk gelmen. atsız köyün işsiz nalbantı, kasabanın haytası john bile geldi senin dilinden anladı, ananla baban hala “ulen altı demiştik yaa pfff başaramadık avs” modunda. sizi allah yanına alsın çapsız sikletsiz avel evlatları sizi ne diyeyim ya çok sinirliyim gerçekten.
az çocukluluk modern toplum dayatması hebelelele lele

öncelikle hissettirdiği duygu karmaşası beni resmen yalpaladı. bazı noktalarda çok öfkelenip bazı noktalarda çok üzüldüm. bazı noktalarda bu kadar burnunun dikine ve bencilce hareket eden bir çiftin bunu hak ettiğini düşündüm, sonra kendime kızdım. gerçekten ne hissettirdiğini içselleştirip anlatamadığım çok az kitap olmuştur, beşinci çocuk bunlardan biri.
artı yazarın dilinin çok basit olması nobel’ini sorgulattı, sonra düşündüm toplumun her kesiminin ders çıkarması gereken konular üzerine yoğunlaştığı için basit anlatmasına hak verip nobel’i de tam olarak bunun için hak ettiğine karar verdim. hem kurgusunun, hem konusunun, hem yazarının hissettirdiği hiçbir duygudan emin olamadım yani çok garip bir kitap. teşekkürler doris birey.
spoiler gibi olabilir, kitabın bizzat adı spoiler olduğu için buradan itibareni spoilerdır da diyemiyorum. yine de gizleyeyim.
madem gizledik yardıralım; harriet ve david size aşırı bilendim bakın benim şerrimden korkun. geri zekalı mısınız birader ya. hadi az çocuklu bir çift olmayı toplum baskısı diye nitelendirdiniz ve diyelim ki çocuk çok seviyorsunuz, ya bi g*t*nüzden haberiniz var mı acaba, ev bakıyorlar “aa burayı ödeyemeyiz ama olsun çocuklar için oda var, kayındaddy ödesin” çocuk doğuyor “aa ben bunu pek de beklemiyordum ama yatak bereketliymiş, kayınmommy baksın” daha o sütten kesilmeden haydi bir daha hamilelik, “hihi napalım ev kredimizi ödeyemiyoruz ama david’in babası ödüyor, çocuğa da bakmıyoruz ama harriet’ın annesi bakıyor, e doğuralım:d” daha çocuğun göbeğinde bağı duruyor “ayy ne kadar büyük evimiz var neden ingiltere’nin bütün nüfusunu evimize toplayıp şükran günü kutlamıyoruz ki nasılsa masrafı david’in babasına külfeti harriet’ın annesine yüklüyoruz?” daha üstüne çocuk, daha üstüne çocuk, ablacım.. şş abla.. sakinleş tamam, alooo!
sırf eviniz çok odalı diye ne maddi ne manevi olarak asla hazır olmadığınız, sayıya odaklanıp çocukların geleceğini ya da evdeki huzurunu asla düşünmediğiniz, “altı dedik bi kere, belimize kuvvet” diye etraftan gelen bütün uyarılara kulak tıkadığınız ve ağır konuşmak istemiyorum ama üreme işini seri imalata bağladığınız için allah işe müdahil olup “şunları bir durdurayım napıyor aga bunlar” demiş olabilir mi sadece soruyorum.
ben… zavallı beşinci çocuk. senin şanssızlığın öyle doğman değil, senin şanssızlığın seni çöp gibi kapının önüne bırakmalarının ardından, daha seni götüren arabanın kaldırdığı toz yere düşmeden birbirlerine “ben(u:çocuğun adı) böyle olmasa altıncıyı da yapardık di mi aşko” diyen gevşek oğlu gevşek *r*sp*evladı ebeveynlere denk gelmen. atsız köyün işsiz nalbantı, kasabanın haytası john bile geldi senin dilinden anladı, ananla baban hala “ulen altı demiştik yaa pfff başaramadık avs” modunda. sizi allah yanına alsın çapsız sikletsiz avel evlatları sizi ne diyeyim ya çok sinirliyim gerçekten.
az çocukluluk modern toplum dayatması hebelelele lele

devamını gör...
ramazan davulcusu
adet madet ama ne bileyim, beni uykuda iken uyandırmayı başaramayan, uyanıkken asabımı bozan, mahallenin işsiz gençlerine istihdam sağlayan iş.
devamını gör...
yalan söylediğin nasıl anlaşılır sorunsalı
istemezsem anlaşılmaz.
öyle güzel kurarım.
ama planlı olmaz, spontane olur.
cümle cümleyi kovalar, senaryo yazarım resmen.
inandın mı yoksa?
öyle güzel kurarım.
ama planlı olmaz, spontane olur.
cümle cümleyi kovalar, senaryo yazarım resmen.
inandın mı yoksa?
devamını gör...
evde tost yapıp iş yerine getiren kişi
amerika'da insanlar restoranlarda yemek yediğinde ve yemeği arta kaldığında restoran çalışanları yemeğin paketlenip eve götürebileceğini söyler. veya insanlar amerika'da iş yerlerine giderken evde hazırladıkları yemeklerini sefertasına koyarlar ve işyerindeki mikro dalgaları kullanarak öğle yemeklerini yerler. ancak başlık sahibi dışarıdan yemek getirmeyi varoşluk olarak görüyor ama kendisinden kat ve kat daha ileride olan (gerek ekonomik, gerek siyasi gerek beceri ve yeteneklilik olarak)amerikalıları bu mantığa göre varoş insanlar olarak nitelendirmiştir.
evet arkadaşlar 3 deyince kahkaha atıyoruz
evet arkadaşlar 3 deyince kahkaha atıyoruz
devamını gör...
sözlükteki gereksiz başlık artışı
özellikle dünden beri dikkatimi çeken durum. sözlükte big data ile ilgili bir bilgi yokken, kıllı kadınlar ve kıllı erkekler hakkında tanımlar giriliyor. umarım en kısa zamanda kalite eski haline döner. ben elimden geleni yapıyorum.
devamını gör...
popülaritesini hak eden filmler
yüzüklerin efendisi
devamını gör...
başlıktan yazarı tahmin etmek
çok sağlam bilgiler içeriyorsa (bkz: meja)
devamını gör...
mata hari
mata hari, ı. dünya savaşı yıllarında, dansçı kimliği altında almanya hesabına çalışan casus.
ölümü kurşuna dizilerek gerçekleşti.idama giderken gayet soğukkanlı olan mata hari, "bu fransızlar beni öldürmekle ne kazanacaklar, savaşı mı kazanacaklar?" diye yanındakilere dert yanmıştır. kurşuna dizilirken gözlerini bağlatmadığı söylenenler arasında. hızlı yükseliş,hızlı düşüş, aykırılık ve başkaldırış hikayesi olarak adını tarihe yazdırmış bir şekilde.
ölümü kurşuna dizilerek gerçekleşti.idama giderken gayet soğukkanlı olan mata hari, "bu fransızlar beni öldürmekle ne kazanacaklar, savaşı mı kazanacaklar?" diye yanındakilere dert yanmıştır. kurşuna dizilirken gözlerini bağlatmadığı söylenenler arasında. hızlı yükseliş,hızlı düşüş, aykırılık ve başkaldırış hikayesi olarak adını tarihe yazdırmış bir şekilde.
devamını gör...
bisküvi arası lokum
kıstırma derler buna. özellikle kakaolu pötibör arası güllü lokum denemenizi tavsiye ederim. yemeden önce lokumu iki dilim halinde ya da hafiften ezerek yerleştirmeli ki bisküvi kırılmasın.
devamını gör...
karısının iç çamaşırına sığınan acizler
koca bakan olmuşsun ama konuşmayı öğrenememişsin be soylu. soyadının hakkını ver diyeceğim de zor olacak senin için. ilkokul mezunu adam demez bu lafları. sen bakansın. bakan gibi davranmaya başlasan nasıl olur acaba? ben utandım yemin ederim.
devamını gör...