(bkz: ilk kez böyle hissediyorum)
devamını gör...

kadın tarafından "sen benim kocama karışamazsın" diyerek sizin dövülmeniz ile sonuçlanabilir. en temizi polisi aramaktır.
devamını gör...

çok ciddi sıkıntılı bir durum. eminim bu dertten muzdarip bir çok kadın, gizli gizli sanki utanılacak bir şeymiş gibi okuyacak, hatta belki bu satırları bile okuyacak. umarım okur ve bunun olağan bir durum olduğunu kabul eder, üzerindeki o yükü birazcık olsun hafifler.

bunun altında tam olarak ne yatıyor bilmiyorum, bir çok değişken sebep olabilir. acı çekeceğim düşüncesi, ya da korkutulmak, utanmak filan değil sadece, emin olabilirsiniz. bunların hiçbiri bende yoktu, ama 8 ay kadar uğraştırdı beni de.

ben nedense bir mahçubiyet, önemsizlik, değersizlik hissine kapılmıştım. korkuyordum, ağlıyordum. eşlere büyük iş düşüyor. eşim ilk zamanlar çok olağan karşılanmıştı. ama sonrasında bazı sızlanmaları oldu, ne kasıyorsun kendini, korkulacak ne var, bir şey mi saklıyorsun, bu kadar tecrübesiz olduğunu tahmin edememiştim, bana da kendimi kötü hissettiriyorsun, aman ne kıymetliymiş, dünya üzerindeki tek kadın sen misin, amma büyüttün yaaa vs vs. kendimi kaybedene kadar içtiğim oldu, hani olsun bitsin bari ben de kendimi kasmamış olurum, fark etmeden biter bu iş diye.. yine olmadı.utancımdan kimseye durumu anlatamadım ama hırs yaptım, eşimin söyledikleri ağır gelmişti. şu iş bi bitsin boşanacağım diye koymuştum kafaya. salaklık işte ne alakası var di mi ama sanki o iş olmadan boşanmam bile mümkün değildi. kime ne anlatabilirim ki diye düşünüyordum. güya canım cicim ayları, işkence çekiyordum resmen. göstermelik olarak mutluydum. kafam allak bullaktı. 6 ay sonra doktora gitmeye karar verdik. muayene sonrası, kasılma durumunun benim irademle olmadığını 'tecavüze bile uğrayamayacağımı' tamamen psikolojik bir durum olduğunu anlattı.

ikimiz de ayrı ayrı psikolojik destek de aldık. inanır mısınız bilmiyorum, hipnoz seanslarına da gittim. hayatımız olağan akışında devam etti. 2 ay sonrasında amaca ulaşmıştık.

anlatmak istediğim, evet küçük denilebilecek bir yaşta evlenmişim, ama evlenmeden önce kısmi tecrübelerim olmuştu, eşimle de olmuştu, ailemden hiç baskı görmedim, bu durumla uğraşırken üniversiteden yeni mezun olmuş, iyi de bir iş bulmuştum. psikolojik olarak bu durumu tetikleyebilecek hiçbir neden bulamıyordum. benim başıma gelmez sanıyordum, herkesin başına gelebiliyor. kendinizi önemsiz, değersiz, beceriksiz hissetmeyin lütfen. herşeyden önemlisi, cinsel birleşmeye büyük bir anlam yüklemeyin, yemek yemek kadar insani bir şey, bunu kabul edin. bir anormallik hissettiğiniz an benim gibi bekleyip, psikolojinizi bozmadan profesyonel destek alın. çok ama çok hızlı çözülecek, inanın.
devamını gör...

cehennem gibi sıcak, ıslak, sık ve nemli ormanda bocalayan abd askerinin, orda doğup büyümüş milislere karşı kesin bir galibiyet sağlayamadığı bir savaş olarak kayıtlara geçmiştir.

o kadar ağır ve ıslak bir arazide full gear giden abd askerinin karşısında, elinde sadece ak-47, yedek 2-3 sarjör ve su matarası olan, ağaç tepesinde ya da bataklık içinde saatlerce, günlerce bekleyen, kumaş kıyafetli bir düşmanın olmasının farkını anlatmama gerek yok zaten.

abd her savaşın 2. dünya savaşı gibi "cephe savaşı" olmadığını vietnam'da acı bir şekilde anlamıştır.

adamlar ormanla bütünleşmişler. her taraf tuzak dolu. bir adım atıyorsun, kazıklarla dolu çukura düşüyorsun, bir anda 20 kişi korkunç bir şekilde ölüyor. bir noktaya basıyorsun, kafana 200 kiloluk kaya düşüyor. yürürken bir ipe takılıyorsun, el bombası patlıyor. ve bunlar her yerde.

sen ormanda 1 saatte 50 metre ilerleyemezken adamlar zaten ormanı sarmışlar, ağaç tepelerinde ilerliyorlar. sen onları ararken onlar zaten 10 dakikadır seni izliyorlar.

bir anda nereden geldiğini bilmediğin bir sniper mermisi kafanı parçalıyor.

sana sağdan ateş ediyorlar, sola doğru ateş ederek geri çekileyim diyorsun, istedikleri pusunun tam ortasına düşüyorsun.

psikoloji bitmiş. ordunun yarısı uyuşturucu bağımlısı olmuş. hatta ordu içinde eroin satılmaya başlanmış.

teknolojin hiçbir işe yaramıyor. orman, bataklık gibi yerlerde vur-kaç savaşı yapan düşmana yukarıdan napalm atıyorsun, 20 kişi öldürüyorsun. adamlar senin birliğine gece baskını yapıyor, 100 kişi öldürüyor, kafalarını kesip tüfeklerinin üzerindeki süngülere takıyor ve destek gelmeden kaçıp ormana karışıyor.

yakaladıkları esirlere canavar gibi davranıyorlar.

bu nedenle abd vietnam savaşını kazanamamıştır.

"kazandık yeaaa, koyduk işte" diyerek ülkeden çıkmış, ancak savaş, vietkong lehine bir beraberlik ile sonuçlanmıştır.
devamını gör...

“gün olur, alır başımı giderim,
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
çiçekler gürültüyle açar;
gürültüyle çıkar duman topraktan.
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş!…
gün olur, başıma kadar mavi;
gün olur başıma kadar güneş;
gün olur, deli gibi…”

> orhan veli kanık - gün olur. <
devamını gör...

arkadaki yolcudan rica etmelidir aksi halde her türlü küfürü hak eder.
devamını gör...

böyle bir yazara ben de denk gelmiştim. insan gibi muhatap alıyorsun, neymiş canı cevap vermek istememişmiş. ulan sen babana yap nazını.
devamını gör...

beni en çok üzen oblamov ve martin eden di.

oblamov'un hayata hazırlıksız yakalanması ve sunulanı kabul etmesi.

martin'in ise sunulanı kabul etmeyip tutkularının peşinden gitmesi.

ikisinin de sonu aynı oldu maalesef.
devamını gör...

biyometrik vesikalıkta iyi çıkarak döveceğim insandır.

gülmüşüm bir de. kimse de dememiş bu niye gülmüş. at hırsızı gibi çıkmaktan belki de o gülüş kurtardı. kim bilir.
devamını gör...

türklerin övünülecek bir tarihleri var. tarih bilirseniz ancak o zaman "ne mutlu türk'üm" sloganının manası vardır.

-prof. dr. halil inalcık.
devamını gör...

ulan.
bilimden, incir çekirdeğinin hacmini dolduracak kadar bir şey kapamamış tipler çıkıyor, sırf adında "teori" geçiyor diye kanıtlanamamış diyorlar. sever misin, sabaha mı bırakırsın!
devamını gör...

bebek kokusu kadar gündeme getirilmeyen, romantize edilmeyen, duyarı kasılmayan ama en az onun kadar güçlü ve özel kokudur.

her çocuk annesinin kokusunu sever mi bilmem ama çoğu insanın annesinin kokusunu sevdiğini söyleyebiliriz.
herkesin annesi özeldir.

misal ben çocukken annem işte olduğunda ve beni özlem vurduğunda pijamalarını koklardım.
öyle de rahatlatır ve güven verir insana.
evin direği baba mıdır bilemem ama hayatın direği çok net olarak annedir.
devamını gör...

tüm islam aleminin ramazan bayramı mübarek olsun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

orhan veliden aşırı etkilenmiş olabilir kendisi. rakı şişesinde balık olmayı hayal ediyor olabilir.
devamını gör...

şem‘; arapçada mum, balmumu, kandil anlamına gelen bir kelimedir.
şem, bazı kelimelere eklenerek ''güneş'', bazı kelimelere eklenerek ''ay'' anlamına gelir.
bazende hüdaya eklenerek, allahın nuru ışığı anlamına gelen ''şem-i hüda'''ya dönüşür.
bazen; sevgilinin parlak yanağını, parlak yüzünün tasviri için bazı ekler alarak kullanılır.
pervane kelimesi ise; perv-in yıldızı (ülker kümesi yıldızı)ndan gelmektedir. pervane; padişah buyruğu, rehber, izci, öncü anlamına da gelmektedir.
aynı zamanda heterocera ailesinden, gece kelebeğilerinin genel adıdır. bu kelebeklerin özelliği ise ışığa yönelmeleridir. şurada nedenlerini yazmıştık: #1205201
kur'an ve bazı hadislerde ise; kıyamet gününde, insanların pervane böcekleri gibi ateşe çarpıp darmadağın olacağından bahsedilmektedir. örneklerine şuradan bakabilirsiniz. www.kuranmeali.com/AyetKars...
aynı zamanda pervane, başka kelimelerle kullanıldığında ''kendinden geçen aşık'', ''aşktan delirmiş'' anlamına gelen kelimeleri de ifade eder.
hal böyle olunca, özellikle doğu edebiyatı için, pervane böceği ve şem bir çok hikayeye ilham olmuştur.
doğu edebiyatı şairleri; duygularını, düşüncelerini ifade etmekte, çoğu zaman doğada var olan canlıları ''sembolleştirerek'' kullanmıştır. servi, güneş, ay, gül ile bülbül bunlardan bazılarıdır.
işte; şem ile pervane arasındaki bu ilişki, doğu edebiyatında şairlerin duygularını ifade etmede kullandıkları bir sembol haline gelmiştir.
bu ilişki kimi zaman aşkına kavuşmak için ateşe atlayan deli bir aşık, kimi zaman ilaha ulaşmak için yanıp kavrulan bir kulu simgelemiştir.
bir çok kişi, bunla ilgili kendi kurguladıkları hayal güçlerini yazıya dökmüşlerdir. özellikle iran edebiyatında önemli bir yere sahip olan şem ve pervane , kendine türk edebiyatında da yer bulmuş, günümüze kadar hikayesi devam eden objelerden biri olmuştur.
biz bunlardan hepsinden bahsedemeyiz ama bir tanesini yazalım; gerisi imece usulü zamanla gelecektir.
bahsedeceğimiz hikaye iskender paladan;


geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?

ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz?

yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…

aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… '

aşk odu önce ma'şuka, ondan âşıka düşer.' derler, malum. yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın…

pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. bir cezbedir bu. bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. ışığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister.
ışığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltır. çember daraldıkça pervanenin aşkı artar, şevki artar, coşkusu artar. coşkusu arttıkça da cesareti artar.

aşk cesaret işidir, neticede. ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. ilk lezzettir işte o acı. acı verir, yakar içini. ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar.
acı ve lezzet… birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… işte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.

kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür...
artık pervane 'hakkal yakin' biliyordur vuslatı. bu fenadır. bu canını verdiği noktadır. mumun bundan haberi bile yoktur belki. olmasına da gerek yoktur. bu pervanenin aşkıdır çünkü. aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı.
ama öbür taraftan mum da yanar. onun aşkı da, acısı da kendincedir. önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. ateşi su söndürür çünkü. ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar.
ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek



alıntı kaynağı: www.risaleforum.com/edebiya...
devamını gör...

sevinç tevs'den geliyor.
ve ben yalnız

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aynı zamanda kitap-film uyumunun yegane örneğidir canım marlacığim.
devamını gör...

dışarda deli gibi yağmur yağıyor. buraya da sel gelecek diye korkmuyor değilim. doğanın insana verebileceği korku ne müthiş..
öte yandan bu kadar şiddetli de olsa, yağmurun sesinin ve görüntüsünün ayrı bir huzuru var. sanki o kara kara bulutlar aklıyor dünyayı biraz olsun.
bertuğ cemil'in şarkısındaki gibi:
yağmur,yağmur,yağmur,yağmur
geri verecek buharlaşan sevgimizi.
yağmur,yağmur,yağmur,yağmur
sessizce silecek kibirimizi..
devamını gör...

günaydın sözlük.
erken kalkıp yol alanlar, ne gada şanslıyız ne gada. nimet resmen. nazara gelmesek.
ezgi mola erkenden uyanmak için neler neler yapmış.
para ile mutlu olunabiliyorun kanıtı.
devamını gör...

gelişen kapitalizmle beraber ağırlaşan çalışma koşullarına karşı işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günüdür. marşı
dünya üzerindeki pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de kutlanmakta ve resmî tatil olarak kabul edilmektedir. ülkemizde ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmıştır.
1979'dan itibaren sıkıyönetim idaresi ve 1980 12 eylül askeri darbesi ile yasaklanan 1 mayıs'ın, daha sonra "emek ve dayanışma günü" olarak kutlanması kabul edilmiştir. 2009'dan itibaren 1 mayıs resmi tatil ilan edilmiştir. tarihçe
ülkemizde bayram olarak kutlanmasının yanı sıra bir anmadır aynı zamanda. 1977 1 mayıs'ında taksim'de 34 işçi açılan ateş sonucu öldürülmüştür. belgesel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim