3 yıldır benim de içinde bulunduğum durumdur. dışarıdan bakınca herkes şen şakrak, herkes normal gözükür. içini allah bilir.
devamını gör...

hemen her gün dolu dolu karalama defteri giren, uslübu sayesinde karşı komşu kadar tanıdık gelen, ismi hariç herşeyi ile kendini ifade eden samimi yazar. zevkle beğeniyorum o tanımları.
beğenileri ile de mutlu oluyorum.
takdir edilesi, sevilesi, iyi ki var denilesi yazar.
devamını gör...

içi içine sığmıyordur, neden ağladığını bilip çözüm bulmak ister. akan gözyaşları o gözleri gördükçe içi parçalanan hüzünlenendir.
eğer dikkatli olmazsa kadınlar tarafından çok kolay kandırılabilecek bir erkektir.
devamını gör...

daha ilkokula bile başlamamışım 5-6 yaşlarında falanım. bizimkiler tabi beni o yaşta sokağa oynamaya yollamıyor zaten apartmanın çevresinde de oynamaya müsait bi alan da yok. benim dünyayla tek bağım televizyon, radyo (evet o zamanlar radyo vardı), annem, babam ve arada bir bize gelen benden 5-6 yaş büyük annemin amcasının oğulları idi.

bu elemanlar benden büyük oldukları için annem onlarla apartmanın önündeki küçük bahçeye çıkmama izin verirdi, ben tabi bunlarla takılmak için çıldırıyorum, muhabbet edelim, oyun oynayalım diye darlıyorum. bu elemanlar bahçe duvarının üstüne oturuyorlar ben boyumun 1,5 katı duvara götüm götüm tırmanmaya çalışıyorum fırat gibi, ezikliğin sınırlarında çılgın atıyorum.

bi gün işte televizyonda izlediğim bişiyi anlatıyorum ben bunlara, aralarından biri tvde izlediğin insanlar seni görüyo dikkatli ol tadında bişiler söyledi, diğeri de evet doğru söylüyo vs diye destekleyince nohuttan hallice olan beynimle ben buna ciddi şekilde inandım ve benim için çok heyecanlı günler başladı.

o zamanlar icraatın içinden diye bi program vardı başbakan özal çıkıp şunu yaptık, bunu yaptık diye anlatırdı, neyse özal çıkıyo babam pijamalarıyla uzanıyor evde aklım almıyo babama bak be ne taşşaklı adam özal'ın karşısında pijamalarıyla uzanıyo diyorum içimden. bi yandan da özal çıkınca evde çok koşup sağa sola saldırmıyorum uslu durmaya çalışıyorum falan. program bitsin de sağa sola saldırayım diye dakikaları sayıyorum.

bi de o dönem adile naşit'in çocuklara masal anlattığı bir program var, ben adile naşit'in en ateşli fanıyım adile naşit çıkınca böyle gözlerinin içine bakıyorum, elimle öpücük yapıp yolluyorum falan, bizimkiler de demiyo olm mal mısın napıyosun.

işin en can alıcı olan kısmı ve dananın kuyruğunun koptuğu nokta ise, o zamanlar yine trt çocuk korosu var tvde, benim yaşıma yakın çocuklardan oluşan bi koro çıkıp şarkı söylüyolar işte küçük ayşe küçük ayşe neyin var bana söyle vs.

o koroda sarışın bi kız var ama nası var ya yıkılıyo, afet bişi. ben de buna kesiğim hafiften, koro çıkınca ben bu sarıya kitleniyorum başından sonuna kadar. bi yandan da artık kızın beni gördüğünü biliyorum tabi, gün içinde pijamalarıyla, elinde plastik kılıcı ile boyunun iki katı oyuncak pandanın üstünde he man diye koşturan ben tv de koro başlayacağı zaman gidip en güzel kıyafetlerimi giyiyorum saçlarıma su vurup tarıyorum tvnin karşısındaki kanepeye geçip bacak bacak üstüne atıp bi kolumu da koltuğa uzatıyorum (babam öyle oturduğuna göre bu havalı bi oturuş olmalıydı çünkü) koro çıkıyo ben kıza bakıyorum havalı havalı, kamera bazen kıza zoom yapıyo işte ben sanıyorum ki o da bana bakıyo, utanıyorum kafamı çeviriyorum falan böyle delikanlılığı da elden bırakmıyorum ama flört ediyoruz yani belli o da bana karşı boş değil.

bu durum böyle 1 hafta falan sürdü, sonra annem oğlum sen niye giyinip saçını tarıyosun her gün, seni gezmeye mi götüreyim onu mu demek istiyosun vs diye sorunca olay ortaya çıkmıştı. işte ilk o gün anlamıştım ne kadar seversen sev, imkansız aşk diye bişi olduğunu.
devamını gör...

milletimizde oldukça fazla olan önyargı.

onlara göre starbucks samimiyetsiz, vıcık vıcık bir ortam. herkes samimiyetsiz. giden herkes iki yüzlü. onlara göre starbucks’ta güzel vakit geçiremezsin yalnızca geçiriyor gibi yaparsın. onlara göre bir fincan kahveye bir dünya vermiş olan bir enayi olursun.

hayır efendim, öyle değil. pahalı olduğu görüşüne hiç katılmıyorum, biz fakiriz. 15-20 liraya bir kova kahve içiyorsun, bence gayet ideal. ayrıca diğer önyargılar için söz söylemek bile istemiyorum.
devamını gör...

bayramın tüm coşkusunu hissettirecek, en keyifli sofralara umut dolu ezgilerle eşlik edecek olandır. *
devamını gör...

insanlık tarihinde kaydedilen gelmiş geçmiş en ölümcül salgın. bir hıyarcıklı veba salgınıdır. 1346 ile 1353 yılları arasında, afrika-avrasya* bölgesini etkilemiştir. tahminen en az 75 milyon, en fazla 200 milyon insanı öldürmüştür. dünyanın o zamanki nüfusunu göz önünde bulundurursanız korkunç bir tablo bu.

kökeni hala kesinliğe kavuşmuş değildir. ya orta asya ya da daha yüksek ihtimalle doğu asya, hatta oldukça kabul gören bir görüşe göre de, covid-19 pandemisinin de çıkış kaynağı olan wuhan şehri civarlarına denk düşen tahminler yapılmıştır.

bilinen ilk kesin vaka 1347'de kırım'da görüldü. oradan, fare pireleri [ayrıca bkz: #312117*] aracılığıyla, ticaret gemileri ve tüccarlar üzerinden avrupa'ya kadar ulaştı. ve farelerden farelere, o farelerden insanlara, sonra insanlardan da insanlara* yayılarak avrupa nüfusunun %30 ile %60'ını öldürdü. bu, o zaman bilinen dünyanın tahmini toplam nüfusunun çeyreği ediyor.

bu konuda, avrupa'da böylesine yayılabilmesinin sebebi olarak gösterilen "ix. gregorius'un 'bütün kedileri öldürün çünkü onlar şeytandır' yönündeki fetvası ve bunun üzerine farelerin avrupa'da cirit attığı iddiası", son dönemde popüler kültür tarafından uydurulmuş bir zırvadır, büyük ihtimalle de gerçeği yansıtmamaktadır. zira, öncelikle bahsedilen papa görülen ilk vakadan 106 sene önce ölmüştür. ve yine bahsi geçen, kendisinin yayınladığı vox in rama isimli eser, o dönemde yaygın olan bir satanist ayinini anlatır ve onu kınar. kısacık bir araştırmayla ilgili iddiayı akademik mercilerin ve çalışmaların değil, birtakım popüler kültür (ya da tarih) yayınlarının ve tarihçi geçinen kişiliklerin ortaya attığı anlaşılabilir.

[burada bir not düşmeli. avrupalıların o dönemlerde kedileri öldürdüğü ve kedi popülasyonunu azalttıkları iddiası yine de doğru olabilir. zira salgından hemen önce de 1315-1317 büyük kıtlığı baş göstermişti. insanların kıtlık zamanlarında hayvanlara ve hatta insanlara da yeltendiğini zaten biliyoruz. bir başka örneği için: (bkz: büyük çin kıtlığı).]

dolayısıyla, "avrupalılar kedileri yobazlıkları yüzünden öldürdü ama osmanlı'da hayvanlar kutsal sayıldığı için hiçbir şey olmadı" iddiası da yalanlanmış oluyor. iki sebepten: birincisi, yukarıda da bahsedildiği gibi, hayvanlar yobazlıktan ya da dini gerekçelerden öldürülmedi, avrupa'da bir çeşit "kedi avı"na çıkılmadı. ikincisi ise, "salgının osmanlı'da görülmediği ya da görülse bile etkili olmadığı" görüşü tamamen gerçek dışı. öyle ki, avrupa'yla ticaret ilişkisi bulunan her liman ve şehrinde veba vakaları görülmüş, günden güne artmış ve nihayetinde artık kanıksanmıştı. ayrıca dikkatinizi çekerim, 1346-1353 yıllarından bahsediyoruz. yani henüz istanbul'un alınmasına bile 100 sene var.

bu öncül salgının ardından yine bahsedilen bölgeyi etkileyecek bir ikinci veba salgını* başlayacaktır ve 19. yüzyılın başlarına kadar inişli çıkışlı da olsa sürecektir. osmanlı'yı, özellikle liman şehirlerini, tüccarlarını ve yeni yeni adından söz ettiren osmanlı denizcilerini asıl etkileyecek olan salgın da budur. ve hatta, hazır bahsi de açılmışken şahane bir kitap önereyim: (bkz: amat (kitap)). ayrıca, ilgilisine, osmanlı'da veba konusu üzerine danışmanlığını halil inalcık'ın yaptığı bir de tez bırakmış olayım.

ve bir de özet: hayvan hakları muhteşem, fareler iğrençtir. yaşam alanlarınıza dadanırsa öldürün.* hatta "ama onlar da bizim gibi memeli, yavrularını falan emziriyorlar ühühü" diye ağlayanların da ağzına kürekle vurun.
devamını gör...

nefsine yenik düşen bir varlık olması. nefsine yenik düşmesinin sonucunda ise kapitalizme hizmet eden bir birey haline gelmesi. kapitalizme hizmet eden bir birey haline gelmesinden sonra ise materyalistleşmeye başlaması. materyalistleşmeye başladıktan sonra ise duygusallık anlayışının saçma sapan bir hale gelmesi. duygusal olması gerektiği zaman duygusal olamaması, duygusal olmaması gerektiği zaman duygusallaşması. modern insanın problemi budur.
devamını gör...

herkesin sırları vardır.
devamını gör...

ben de allahım hadi bakalım derdim.
devamını gör...

avrupa birliğine ne zaman girdik, diye düşünmeme sebep olan başlık.*

şaka maka bizim ülkede tutmaz. yani çok absürd soyadları var o yüzden. adamın soyadı lale, cinsiyeti erkek. lale diye çağırsan o adamı kavga çıkabilir.*
devamını gör...

neden böyle bir videonun var olduğunu anlamadığım videodur.
futbolculara dmden yazarak yürüyen danla biliç böyle bir röportajı niye yapıyor.
kilolu insanlarla dalga geçen danla biliç böyle bir röportajı niye yapıyor.
hadi o prim için her şeyi yapar. siyasi bir kimlik olan ekrem bey neden şirin gözükmek için böyle bir mevzunun içinde yer alıyor.
ayrıca videoyu izlemedim ama soruların zor olmadığına eminim.
yapılan işe emeğe saygım var ama danla biliç o işin içinde bulunuyorsa maalesef.
devamını gör...

bir devrin sonu ...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kırtasiyede çalıştım, çok severim orada satılan her ne varsa zaten :)
minik bir fare vardı, kemiriyordu bulduklarını. hava soğuksa kapıyı kapatıyor onu izliyordum, ta yanıma kadar gelip bana bakıyordu.

matematik dersleri verdim bir de orta okul öğrencisi yaramazlara: elektronik bebekler vardı o zaman dersin ortasında ötmeye başlar, yemek ya da uyku isterdi. oyuncak susunca devam ederdik.

lise öğrencisi üç kızım vardı, evlerine giderdim birinin, annesinin odaya taşıyıp durduğu pastalar ve börekler yüzünden bir ders saatlerce sürerdi.
diğer ikisi bana gelirdi kızların, artık hangi dersi isterlerse sorarlardı matematik dışında da. bilgim dahilinde yardımcı olmaya çalışırdım.
güzeldi, küçücük de olsa kendi emeğinin karşılığını alabilmek.
devamını gör...

kendine göre konuşuyor, 3000 bin dolarlık takım elbise ile rezidans kattan konuşması çok kolay. o yüksekten manzara hoş gelir tabii. halkın içine in bir, göreyim seni, yine aynı konuşabilecek misin?
devamını gör...

hristiyanlıkta isa, aziz veya azizelerle alakalı ya da onlardan geriye kalan kutsal eşyalar, kutsal parçalar ve kutsal kemikleri ifade eden kelimedir. röliker adı verilen kutularda, yerlerde saklanmaktadırlar.
katakomblarda saklanmamasının, bulundurulmamasının sebebinin bu parçalara kutsallık atfedilmesi olduğunu düşünüyorum. katakombu kim ne yapsın gösteriş varken?
devamını gör...

yabancıların bir lafı var, çok sevdiğim (bkz: beauty is in the eye of the beholder).

bize ise "güzellik bakanın gözlerindedir." gibi çevrilebilir fakat aslında anlamı tam öyle değildir.

kimilerine göre hiç bir şey olmayan yerde bile, birilerine göre güzellikler silsilesi olabilir, şeklinde bir anlam barındırdığını söylemek daha doğrudur.

nicaltı olmayan yazarlar, gizli birer hazine olabilirler.

başlıkların ilk ve son sayfaları arasında, sol frame de kaybolan nice başlıklar arasında kalan güzelim duyguların, tanımların, tespitlerin, esprilerin mimarı olabilirler.

ve inanın, bir düşünce, belki bugün değil ama bir gün bir insanın fikrini değiştirebilir.

bu düşünceyi belki onlarca enrty arasında dolanırken tesadüfen bulur ve o zaman yazarlar nick altınıza. işte o değerli bir nicaltı olur. yazdıklarınız gerçek bir etki yaratmıştır çünkü.

aynı zamanda büyük sanatçılara, edebiyatçılara bakıldığında, kaç tanesinin yaşadığı dönemde taktir edildiğini görürüz ki. hep eziyet çekmişlerdir, bugün taktir ettiklerimiz. o kadar çok örnek var ama, kafka sık gelir aklıma. düşünsenize, yaşarken tek bir kişi bile yazdıklarınız okumamış ve dünyaya veda ederken kendiniz hakkınızdaki düşünceleriniz sadece hayal kırıklığından ibaret. hemde öyle ki arkadaşınızı çağırıp yazdıklarınızı yakmasını istiyorsunuz. düşüncelerinizin yıllar sonraki nesillere şekil vereceğini bilmeden.

o yüzden yazın dostlar. taktir beklemeden yazın. şu hayatta ne yaparsanız karşılık beklemeden yapın.

kimse görmese de duymasa da, o ağaç düşmüştür.
devamını gör...

düsturumuz belli !

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yok öyle birşey.. onu sana kim öğrettiyse hemen unutuyosun..
bunu sana öğretenler hasbelkader birşeylere sahip olmuş insanlar.. senin zaten hiçbirşey vermeden sahip olduğun şeyleri buda senin payına düşen, zaten senin hakkın bu diye vermeyen insanlar.. bir düşün.. önce ailenden başla.. sana verdikleri imkan konfor vs.. herneyse.. hakkın olduğunu hissettirerekmi verdiler yoksa borçluluk hissi uyandırarakmı.. yani bugün ailesine borçlu hissetmeyen varmı.. okuttuk ettik büyüttük laflarını duymayan varmı.. bunlar zaten bizim hakkımız.. karşılıksız hakkını veren.. "değer" veren anne babalarımız olmadığı için oluşuyor bu düşünceler.. bizede değer vermiyorlar, yaptığımız hiçbir işe de.. takdir bile etmiyorlar.. dolayısıyla kendimizide değersiz zannederek büyüyoruz, yaptığımız işinde emeğimizinde değersiz olduğunu zannediyoruz.. bunu aşıp ilerleyemediğimiz için kendini iterek yaşamaya çalışan, geçmişte yaşatılan o değersizlik hissini "haketmediğini" anlayıp çözemeyen o kadar çok insan varki.. senden çok şey olur arkadaşım.. sana 0 sıfır muamelesi yapanlar "haksız" sen "hak"lısın, +1 sin.. 1 kişi, bir insan, bir beden, bir ruhsun.. varsın.. önce bir ben ben varım ya de.. ben burdayım de.. benim konuşmaya fikrimi söylemeye, ürettiğim birşeyin bedelini istemeye, her ne olursa olsun, konuştuğumun dinlenmesine, yaşamaya, rahatsız edilmemeye.. kısaca herşeye "hakkım var" de..
bugün türkiyenin yarısı olan o mal sürüsü, zaten hakkı olan herşeyi rt nin hediyesi zannettiği için, zaten hakettiği hiçbirşeyi almadan vermek zorunda olduğunu zannettiği için ak partiye oy veriyor.. rt herşeyi kendine hak görüyor.. ve alıyor.. kimsede demiyorki abi hiçbirşey vermiyosun ama alıyosun, ne iş.. ne hakla..? demiyor..
çünkü kendisinin birşeylere hakkı olduğunu bilmiyorki.. neye hakkı var.. hiçbirşey almadan niye veriyorum kardeşim diyebilecek matematiği olan bir allahın kulu yok..
o diğer %50 de bunun farkında olarakmı veriyor onuda zannetmiyorum ama, senden çok şey olur arkadaşım.. yeterki "hakkın" olduğunu anla, denemekde hakkın.. başarılı yada başarısız olmakda hakkın.. sen varsın, göster kendini.. çık ortaya...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim