muhammed'in çok zeki olması
hangi muhammed? dedirten, insanların inandığı dinin peygamberinden adıyla bahsederek aslında onun sıradan bir insan olduğunu, islam dininin de ilahi değil uydurma olduğunu iddia eden*, insanların dini inanç özgürlüklerine saygısı olmadığını açıkça ifade eden(yobazmışız!), kendi inandığı şeyin fanatiği haline gelmiş, inancın bir tercih meselesi olduğunu özümseyememiş insan beyanı.
inanmayabilirsiniz bu en doğal hakkınız. ama saygısızlık yapmak zorunda değilsiniz. tabi ben kime neyi anlatıyorum değil mi.
inanmayabilirsiniz bu en doğal hakkınız. ama saygısızlık yapmak zorunda değilsiniz. tabi ben kime neyi anlatıyorum değil mi.
devamını gör...
cinayet
bazılarınca sanat olarak sayılabilen insanın yaşamını sonlandıran eylem.
her ne kadar toplum henüz buna açık değilse de... toplumun her konuya kapalı olduğu gibi. nitekim nitelikli zihinler çok azdır. olsalar bile koltuklarına gömülmüşlerdir.
evet, doğru duydunuz. sanat. nitekim diyalektik bir süreç içerisindeyseniz ve doğru anda, doğru mekanda cinayet işleyebilirseniz, bazıları buna sanat der.
lakin günümüz portesin içinde böyle bir şeyin sanat olarak görülemeyeceğini biliyoruz... öbür yandan günümüz portesi dışında da sanat olarak görülmeyeceği kanaatindeyim. anlam arayan insanın gösteriş merakını andırır bu durum, bu soyutlama.
(bkz: güzel sanatların bir dalı olarak cinayet)
(bkz: thomas de quincey)
her ne kadar toplum henüz buna açık değilse de... toplumun her konuya kapalı olduğu gibi. nitekim nitelikli zihinler çok azdır. olsalar bile koltuklarına gömülmüşlerdir.
evet, doğru duydunuz. sanat. nitekim diyalektik bir süreç içerisindeyseniz ve doğru anda, doğru mekanda cinayet işleyebilirseniz, bazıları buna sanat der.
lakin günümüz portesin içinde böyle bir şeyin sanat olarak görülemeyeceğini biliyoruz... öbür yandan günümüz portesi dışında da sanat olarak görülmeyeceği kanaatindeyim. anlam arayan insanın gösteriş merakını andırır bu durum, bu soyutlama.
(bkz: güzel sanatların bir dalı olarak cinayet)
(bkz: thomas de quincey)
devamını gör...
sısısısı
bu gülüşü nerede görsem tanırım. *
kızlara diye niyet edip ne kadar erkek varsa etkileyen bahtsız iblis.*
kızlara diye niyet edip ne kadar erkek varsa etkileyen bahtsız iblis.*
devamını gör...
ekşi sözlük’teki başlıkların aynılarının açılması
mesela bu başlık yok orada. *
devamını gör...
neden varız sorunsalı
benim bu dünyadaki ulvi görevim nedir diye sorgulamakla geçiyor zaman,kendini keşfetmek aydınlanmak istiyorsun ama yok yani normal hayat içinde bu sorular çok komik duruyor,sıkışıp kalıyorsun arada.
devamını gör...
güne bir söz bırak
herkes hayattan sadece bir şeyler almaya bakıyor. fakat kimse hayata bir şeyler katmayı düşünmüyor.
grigoriy petrov
grigoriy petrov
devamını gör...
yaş ilerledikçe amatör sevgili bulmanın zorlaşması
amatör sevgili ne?
az kilometreli binek araç mı bakıyorsunuz?
az kilometreli binek araç mı bakıyorsunuz?
devamını gör...
biraz soluklan yiğidim
günün şiiri başlığına paylaşacağım şiir daha önce paylaşılmış mı diye göz atıp beğendiğim şiirleri oylarken karşıma çıkan ve boş bulunduğum için beni güldüren sözlük bildirimi. ne yalan söyleyeyim seviyorum bu sözlüğün verdiği ayarları .*
devamını gör...
ağladıktan sonra yüze gelen güzellik
ağlama seansını bir süre de aynaya bakma seansının takip etmesine neden olan olaydır.
devamını gör...
emeklilikte yaşa takılanlar
eyt'liler olarak bilinirler. her seçim öncesi akla gelirler. sonrasında ise unutulurlar.
devamını gör...
ama kafamız nasıl güzel radyo programı
ünlü fizikçi albert einstein’in mutluluk için şu sözleri sarf ettiği söylenir:
1 | başarı peşinde koşmak ve bununla beraber gelen sürekli huzursuzluğa karşın, sakin ve alçak gönüllü bir yaşantı daha fazla mutluluk getirecektir.
2 | eğer istek varsa, bir yolu vardır.
tersine düşünce sistemini kullanarak bu sözleri tepetakla çeviriyor ve diyorum ki mutsuzluk bana göre beklentilerin karşılanamama durumudur. o yüzden de yine diyorum ki, beklenti denen illeti bırakırsak mutsuzluk bizde tutunacak dal bulamaz.
öyle işte ya. kelimeler gelmiyor bi araya bu akşam. o yüzden açtım dinliyorum sevgili küçük bir zebellah’ı ve sayın hüzün candır’ı.
hayde iyi yayınlar yazarlarımız ve yayıncılarımız; iyi dinlemeleeeer gençleeer.
1 | başarı peşinde koşmak ve bununla beraber gelen sürekli huzursuzluğa karşın, sakin ve alçak gönüllü bir yaşantı daha fazla mutluluk getirecektir.
2 | eğer istek varsa, bir yolu vardır.
tersine düşünce sistemini kullanarak bu sözleri tepetakla çeviriyor ve diyorum ki mutsuzluk bana göre beklentilerin karşılanamama durumudur. o yüzden de yine diyorum ki, beklenti denen illeti bırakırsak mutsuzluk bizde tutunacak dal bulamaz.
öyle işte ya. kelimeler gelmiyor bi araya bu akşam. o yüzden açtım dinliyorum sevgili küçük bir zebellah’ı ve sayın hüzün candır’ı.
hayde iyi yayınlar yazarlarımız ve yayıncılarımız; iyi dinlemeleeeer gençleeer.
devamını gör...
arolium
beğenileri ile beni çok mutlu eden yazar arkadaşımızdır. nickaltını açmak da bana nasip oldu. hayırlı olsun.
devamını gör...
çirkin kadınlara tavsiyeler
eşim dünyanın en güzel kadını olmayabilir. ben dünyanın en yakışıklı adamı olmayabilirim.ama ikimiz yan yana olunca dünyanın en güzel, en yakışıklı iki insanı oluveriyoruz.
bilmem anlatabiliyor muyum?
edit: bu arada çirkin değilmişim. eyvallah.
bilmem anlatabiliyor muyum?
edit: bu arada çirkin değilmişim. eyvallah.
devamını gör...
we were in auschwitz
ikinci dünya savaşı sırasında nazi toplama kamplarında bulunmuş olan üç yazar; tadeusz borowski,janusz nel siedlecki ve krystyn olszewski'nin 14 kısa öyküsünün yer aldığı eser. bu öykülerden yalnızca 4 tanesi borowski'ye ait olsa bile diğer öykülere de katkıda bulunduğu bilinmekte. nazi kamplarının iç yüzünü belgelemek amacı ile yazılmış olan bu eserde en dikkat çekici nokta, aynı anda hem edebi hem otobiyografik hem de belge niteliği taşıması. savaşın dışında da bir vahşet vardı ve hatta savaşın kendisinden bile daha kanlıydı. işte bu eserin bize söylediği budur. insanoğlunun dönüşebileceği canavarın en kesin tanımı bu öykülerde yatıyor. anneler gazdan kaçınmak için çocuklarını geride bırakabildiği, ırkçılığın onları bu şartlara getirdiğini bilmelerine rağmen tutsakların kendi aralarında dahi ırkçılık yaptığı, insanların biraz daha yaşayabilmek için çaldığı, kendini sattığı, değerli eşyaları yağmaladığı kaotik bir atmosfer. geçişler hızlı ve düzensiz olsa bile bu eserin tutsaklıktan hemen sonra aktarılan deneyimler olduğunu bilmek bir nebze bu yazınsal karmaşayı aktarılan olaylar ile kurulmuş hoş bir köprü olarak görmeye sebep oluyor.
eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.
despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.
despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
sözlüğün instagram tipi tanım beğenme özelliğini bir türlü doğru kullanamıyorum. daha öncede yazmıştım; tanımları okurken birden yanlışlıkla tanım beğeniyorum, geri dönüp bakıyorum felan. buna alıştım zaten fakat birde, bu şekilde beğenmek isteyince de olmuyor bir türlü. inatlaşıp 3-5 kere hırsla tık tık yapıyorum. çoğunlukla olmuyor, sonunda manuel beğeni yapıyorum. bu şekilde kendi kendi cebelleşirken bir şey fark ettim. belki de doğrusu buydu ben geç anladım olayı bilmiyorum. beğenmek istenen tanıma bir kere dokunup, öyle tık tık yapınca sorunsuz çalışıyor özellik. neyse ben bunu içselleştirdim ve bayadır bu şekilde kullanarak beğeni yapıyorum.
-tanıma bir kere bas, tık tık.
salaklık bundan sonra başladı.
instagramda dolaşıyorum, beğeneceğim post'a önce bir kere dokunup, sonra tık tık yapıyorum. 3-5 taneden sonra ben ne yapıyorum diyip fark ettim durumu ama yok, istemsiz bir şekilde, her defasında bunu yapmaya devam ediyorum.
meslek hastalığı gibi, sözlük hastalığı edindim ben de.*
-tanıma bir kere bas, tık tık.
salaklık bundan sonra başladı.
instagramda dolaşıyorum, beğeneceğim post'a önce bir kere dokunup, sonra tık tık yapıyorum. 3-5 taneden sonra ben ne yapıyorum diyip fark ettim durumu ama yok, istemsiz bir şekilde, her defasında bunu yapmaya devam ediyorum.
meslek hastalığı gibi, sözlük hastalığı edindim ben de.*
devamını gör...
teknoloji ve tasarım dersi
genellikle uyuz hocalar tarafından verilen derstir. en azından benim gördüğüm kadarıyla.
ama eğer değer verilirse oldukça yararlı olabilecek bir derstir. belki de geleceğin tasarımcıları bu dersin dikkate alınmaması ve hocaların uyuz olması sebebiyle boşlukta kayboluyor.
ama eğer değer verilirse oldukça yararlı olabilecek bir derstir. belki de geleceğin tasarımcıları bu dersin dikkate alınmaması ve hocaların uyuz olması sebebiyle boşlukta kayboluyor.
devamını gör...
yazarların duyduğu en efsane isim kısaltmaları
emre - emro.
devamını gör...




