filenin sultanları'na din ile saldıran imam
islam’ın kızı diye başladığı ve düşüncesine ilişkin ifade özgürlüğünün kaynağı olan anayasa’nın gelişim sürecinde 90 küsür yıl önce “devletin dini islamdır.” ibaresi kaldırıldı. bu basit bir anayasa bilgisidir, hukuk okumaya gerek yok. ve hedef kitlesi de devleti temsil eden resmi bir yapı, a milli kadın voleybol takımı. asıl sorun 90 yıl öncesi zihniyetin günümüzde yaşam alanı bulması.
devamını gör...
insan ilişkilerinden çıkarılmış en önemli ders
aile bireyleri de dahil olmak üzere yapıcı ilişkiler için uygun mesafede durunuz. bu hem sizi hem karşınızdakini korur. kastedilen, sevginizi sandıklara saklamanız değildir. "her şeyin fazlası zarardır." demişler. vardır bir bildikleri.
psikoterapist engin geçtan "insan olmak" adlı kitabında şöyle tanımlamış bu durumu. " insan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar ama dikenleri birbirine batar. birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. ileri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”
hatırlayın.
(bkz: engin geçtan)
(bkz: insan olmak)
psikoterapist engin geçtan "insan olmak" adlı kitabında şöyle tanımlamış bu durumu. " insan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar ama dikenleri birbirine batar. birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. ileri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”
hatırlayın.
(bkz: engin geçtan)
(bkz: insan olmak)
devamını gör...
pavlov'un göbeği
kanımın hiç ısınmadığı moderatör arkadaş.
(çokta... dediğinizi duyar gibiyim şşşhh bişey anlatıyoruz canım).
(çokta... dediğinizi duyar gibiyim şşşhh bişey anlatıyoruz canım).
devamını gör...
necati şaşmaz'ın kendisini mehdi olarak görmesi
kafayı yedik ülkece, aha şimdi de bir manyak tarikat kurup hay huy yapmaya başlamış. bari çocuğuna empoze etme değil mi, ama yok neredee? çocuğa acıdım.
devamını gör...
kadınlara güvenmemek
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kapak fotoğrafları
ne zaman baksam gülesim geliyor. yaparken çok eğlendiğim saçma,absürt bir o kadar da sanatsal çalışmamdır. devamının gelmemesini temenni ediyorum.
devamını gör...
misafirin çok az yemek yemesi üzerine hissettiğim
allah'tan az yediler. çok yeselerdi de bir kase daha çorba isteyene yok demek zorunda kalsaydım. fazlasıyla kötü. *
devamını gör...
normal sözlük kullanım kılavuzu
kokpit sekmesi, 27 aralık 2020 kafa sözlük güncellemesi sebebi ile en kısa süre içinde görselleri ile güncellenecektir...
edit: güncellenmiştir...
edit: güncellenmiştir...
devamını gör...
yazarlara yazın geldiğini fark ettiren şeyler
dondurma yeme amacım sadece canımın istemesi olmayıp artık dondurmaya ihtiyaç duymaya başlamam yazın geldiğini gösterir bana.
devamını gör...
anın fotoğrafı
sanıyor musunuz ki sadece insanlar, hayvanlar strese girer? bitkiler de giriyor strese efenim bitkiler de. canlı olan her şeyin düşmanı bu stres.
stres insanlarda çeşitli hastalıklara yol açıyor; saç dökülmesi, mide/baş ağrısı ya da daha kötülerine maalesef.
hayvanlarda ise köpekler kusuyor, tavuklar yumurtlamıyor, inekler sütten kesiliyor mesela.
bitkiler de çiçeklerini ya da yapraklarını döküyor. mandalinaların ise kabukları kalınlaşıyor.
alın size strese girmiş bir mandalina;

normalde ince kabuklu olan bu arkadaş, neden sebepse bu sene yine strese girmiş. yaz çok sıcak geçti, belki de ondandır. o kadar anlamıyorum, şimdilik sadece stresini görebiliyorum.
onun stresini sonlandırmak için şu ara yapabileceğim tek şey, koparıp onu yemek. üzgünüm mandalina kardeş. önümüzdeki sene stressiz bir dönem geçirirsin umarım.
stres insanlarda çeşitli hastalıklara yol açıyor; saç dökülmesi, mide/baş ağrısı ya da daha kötülerine maalesef.
hayvanlarda ise köpekler kusuyor, tavuklar yumurtlamıyor, inekler sütten kesiliyor mesela.
bitkiler de çiçeklerini ya da yapraklarını döküyor. mandalinaların ise kabukları kalınlaşıyor.
alın size strese girmiş bir mandalina;

normalde ince kabuklu olan bu arkadaş, neden sebepse bu sene yine strese girmiş. yaz çok sıcak geçti, belki de ondandır. o kadar anlamıyorum, şimdilik sadece stresini görebiliyorum.
onun stresini sonlandırmak için şu ara yapabileceğim tek şey, koparıp onu yemek. üzgünüm mandalina kardeş. önümüzdeki sene stressiz bir dönem geçirirsin umarım.
devamını gör...
dünya sözlük'ün kapanması
bugünlerin geleceğini biliyordum bir adamı pışpışlamak için toplanmış yaklaşık 50 kadar saftirik yazar şimdi napacak kendilerine ait bir fikirleri de yok ki başka sözlükte yazabilsin garipler. sözlük yazarının bilmem nesi ,yok sözlük yazarıyla röportaj biri de demiyor ki kardeşim sen kimsin ? derviş bir şey yazsa da nickaltında yağlasak diye bekleyen zavallılar , gündeme dair yazdığında saldıran minnoş maskeli yazar tiplemeleri , doğru düzgün tanım yazmadığı halde aktif yazarlara ağalık yapan gediklileri falan siz bunu çoktan hakettiniz. insanca iyi niyetle kaç defa uyardık ama dinlenilmedi. üzülmesinler zaten whatsapp grupları vardır ordan birbirini yağlayıp ballasınlar sosyal medya anlayışları bundan öte değil zaten.
ekleme: yeni yazılıma geçecekmiş nereye geçerse geçsin farketmez orası herkese açık bir sözlük değil cemaat evlerine benziyor , her zaman güdük kuyruk gibi kalacaklar yerlerinde.
ekleme: yeni yazılıma geçecekmiş nereye geçerse geçsin farketmez orası herkese açık bir sözlük değil cemaat evlerine benziyor , her zaman güdük kuyruk gibi kalacaklar yerlerinde.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kendimi bir fazlalık gibi hissediyorum adeta. herkesin hayatında olan, ihtiyaç duyulmayan ama "birgün lazım olur, kalsin"diye tutulan gereksiz bir eşya gibiyim. hiçbir zaman lazım olmayacağım ve tek yaptığım şey boşuna yer kaplamak olacak. bunu o kadar fazla hissediyor ve biliyorum ki benliğimde dahi inkar edemiyorum. eski, 2 yıl önceki o berbat halime dönüyorum, hissediyorum. yavaş yavaş eriyorum. kimse bilmese bile...
şu dünyada dostlarım, tek bir şey istemiştim. sadece tek bir şey : anlaşılmak.
sadece bunu istemiştim. yorgunluklarim, kırginliklarım, özlemim, acım... bir kez anlaşılsam yetecekti bana. koskoca dünya, milyonlarca insan... anlatamadım derdimi, yetmedi nefesim. ama hayat devam ediyor dostlar ve ben hala buradayım. burada olmak zorundayim.
şu dünyada dostlarım, tek bir şey istemiştim. sadece tek bir şey : anlaşılmak.
sadece bunu istemiştim. yorgunluklarim, kırginliklarım, özlemim, acım... bir kez anlaşılsam yetecekti bana. koskoca dünya, milyonlarca insan... anlatamadım derdimi, yetmedi nefesim. ama hayat devam ediyor dostlar ve ben hala buradayım. burada olmak zorundayim.
devamını gör...
nefis yemek tarifleri
yaşamak için yiyenlerden değil de yemek için yaşayanların sevgilisi olan kıbrıs yemeğidir.
öncelikle, kısacık ömrünü güneş görmeden dört duvar arasında değil de, mümkün mertebe 5-6 aylık olmuş, o vakte kadar da çayır çimen özgürce dolaşmış; utangaç, bir o kadar da meraklı adımlarını bir heykeltıraş çizmişçesine muntazam ayakları ile yeryüzünden nasibini almış, rüzgarda pırıl pırıl parlayan tüyleri ile gurur duyan, bir yele gibi hırçın ibiklere sahip, keskin gözleri ile denk geldiğinizde kalbinizi delip geçen, ötüşü ile doğanın tüm melodilerini tek nefeste zikredebilen, ona bakınca kendimizi gördüğümüz bir tavuk buluyoruz; kesiyoruz.
bu yemek için bize sadece göğüs kısmı lazım olacağından, gerekli kasap işlemlerinden sonra dileyenler göğüs harici kısımları gururlu tavuğumuzu anmak adına defnedebilirler. ama bu biraz ahmaklık olur, bence buzluğa atın, neyse.
baş başa kaldığımız göğsü saygılı ve ölçülü bir şekilde kuşbaşı varyasyonu ile kesiyoruz. bu aşamada göğüs kaslarının yumuşaması için bir köy türküsü çığırabilirsiniz.
daha sonra çelik tencerede(teflon değil) önceden kızdırdığımız bir miktar yağın üzerine direkt olarak kuşbaşıları sallıyoruz. beyazlaşana kadar yüksek ateşte şöyle bir çevirip altını kısıyor, 1 adet yemeklik kestiğimiz soğanı ilave ediyoruz. bunun sebebi, tavuk inceden suyu salacak, o sırada soğanlar bir miktar kendinden geçecek, tavuklar suyunu geri çekerken soğan aromasını da bünyeye geri taşıyacak; kapiş? yoksa biz de biliyoruz önceden soğan öldürmeyi, hayret bir şey.
tavuklar inceden suyunu çekmeye yakın, renk olsun diye ortalama boyda iki adet yeşil köy biberi ve bir adet kabukları soyulmuş iri domatesi de ince ince kıyıp tencereye atıyoruz. bir iki tur daha çevirelim. biberleri soğanla birlikte atmadık zira tadı kendinde kalsın, tabaktan biberi ağzımıza attığımızda tadı gelsin sadece diye. ah ah, tüyo bunlar tüyo.
domates ve biberle de bir miktar vakit geçiren tavuğumuza artık tuz, kırmızı toz biber, kara biber, bir tatlı kaşığı acı biber salçası, iki yemek kaşığı da salça ekliyoruz, yine çevirmeye devam.
daha sonra üzerini yaklaşık iki parmak geçecek kadar komple su ekleyin, kısık ateşte kaynamaya bırakın; 45 dakika kadar.
ocak şenlenedursun, bir yandan düdük makarna haşlayın en sade ve normalinden; o da cepte.
daha sonra ortalama bir çorba kasesine hellim peyniri rendeleyin, bol nane ve karabiber ile harmanlayın. bu son dokunuşumuz olacak, keyfe keder ara dokunuşumuz da olabilir; maksat dokunmak olsun, aslında hiç dokunsal değilimdir de şu an üst üste bu kadar dokun demek hoşuma gitti nedense, her neyse.
geniş ve çukur bir tabağa makarnaları koyun, üzerine yaptınız yahniyi bol sulu vaziyette ekleyin, en üste de hellim karışımızı serpiştirin. sonra hellimler erisin diye yemeğin suyundan bir parça daha üzerinde gezdirebilirsiniz.
emaan, tavuklu makarna demeyin, bu başka bir şey. afiyet olsun.
ha unutmadan, doyduktan sonra kıymetli tavuğumuz için bir dakikalık saygı duruşunu eksik etmeyelim.

p.s. görseldeki vatandaş salçayı az koyup yağı basmış; suyu daha kırmızı olması gerekiyor lakin denk gelemedim google fotoğraflarda, bir ara canım çeker de yaparsam editler, eklerim.
öncelikle, kısacık ömrünü güneş görmeden dört duvar arasında değil de, mümkün mertebe 5-6 aylık olmuş, o vakte kadar da çayır çimen özgürce dolaşmış; utangaç, bir o kadar da meraklı adımlarını bir heykeltıraş çizmişçesine muntazam ayakları ile yeryüzünden nasibini almış, rüzgarda pırıl pırıl parlayan tüyleri ile gurur duyan, bir yele gibi hırçın ibiklere sahip, keskin gözleri ile denk geldiğinizde kalbinizi delip geçen, ötüşü ile doğanın tüm melodilerini tek nefeste zikredebilen, ona bakınca kendimizi gördüğümüz bir tavuk buluyoruz; kesiyoruz.
bu yemek için bize sadece göğüs kısmı lazım olacağından, gerekli kasap işlemlerinden sonra dileyenler göğüs harici kısımları gururlu tavuğumuzu anmak adına defnedebilirler. ama bu biraz ahmaklık olur, bence buzluğa atın, neyse.
baş başa kaldığımız göğsü saygılı ve ölçülü bir şekilde kuşbaşı varyasyonu ile kesiyoruz. bu aşamada göğüs kaslarının yumuşaması için bir köy türküsü çığırabilirsiniz.
daha sonra çelik tencerede(teflon değil) önceden kızdırdığımız bir miktar yağın üzerine direkt olarak kuşbaşıları sallıyoruz. beyazlaşana kadar yüksek ateşte şöyle bir çevirip altını kısıyor, 1 adet yemeklik kestiğimiz soğanı ilave ediyoruz. bunun sebebi, tavuk inceden suyu salacak, o sırada soğanlar bir miktar kendinden geçecek, tavuklar suyunu geri çekerken soğan aromasını da bünyeye geri taşıyacak; kapiş? yoksa biz de biliyoruz önceden soğan öldürmeyi, hayret bir şey.
tavuklar inceden suyunu çekmeye yakın, renk olsun diye ortalama boyda iki adet yeşil köy biberi ve bir adet kabukları soyulmuş iri domatesi de ince ince kıyıp tencereye atıyoruz. bir iki tur daha çevirelim. biberleri soğanla birlikte atmadık zira tadı kendinde kalsın, tabaktan biberi ağzımıza attığımızda tadı gelsin sadece diye. ah ah, tüyo bunlar tüyo.
domates ve biberle de bir miktar vakit geçiren tavuğumuza artık tuz, kırmızı toz biber, kara biber, bir tatlı kaşığı acı biber salçası, iki yemek kaşığı da salça ekliyoruz, yine çevirmeye devam.
daha sonra üzerini yaklaşık iki parmak geçecek kadar komple su ekleyin, kısık ateşte kaynamaya bırakın; 45 dakika kadar.
ocak şenlenedursun, bir yandan düdük makarna haşlayın en sade ve normalinden; o da cepte.
daha sonra ortalama bir çorba kasesine hellim peyniri rendeleyin, bol nane ve karabiber ile harmanlayın. bu son dokunuşumuz olacak, keyfe keder ara dokunuşumuz da olabilir; maksat dokunmak olsun, aslında hiç dokunsal değilimdir de şu an üst üste bu kadar dokun demek hoşuma gitti nedense, her neyse.
geniş ve çukur bir tabağa makarnaları koyun, üzerine yaptınız yahniyi bol sulu vaziyette ekleyin, en üste de hellim karışımızı serpiştirin. sonra hellimler erisin diye yemeğin suyundan bir parça daha üzerinde gezdirebilirsiniz.
emaan, tavuklu makarna demeyin, bu başka bir şey. afiyet olsun.
ha unutmadan, doyduktan sonra kıymetli tavuğumuz için bir dakikalık saygı duruşunu eksik etmeyelim.

p.s. görseldeki vatandaş salçayı az koyup yağı basmış; suyu daha kırmızı olması gerekiyor lakin denk gelemedim google fotoğraflarda, bir ara canım çeker de yaparsam editler, eklerim.
devamını gör...
demeter
de-meter şeklinde etimolojik incelemesi yapılabilecek yunan tanrıçası. aslında ge-meter şeklinde erken etimolojisi... en azından limc'te öyleydi. ge yani gaia yani toprak ile ana kelimelerinin birleşimidir. toprak anadır. tabi baktığınız zaman maternal bir disiplin ve kült ile karşılaşıyorsunuz. genellikle toprak, tarım ve ekinlerle özdeşleşir ama feminen ve maternal bir kültün temsilcisidir. yunan toplumunda ve tarihin geri kalanında da öteki olan kadına yönelik bir inanç sistemidir. tabi yunanlılarda bu işin izleri biraz muğlak. yani bu kavramlara uyan rhea var. kybele var. ama kybele bizim bu tarafın yani anadolu'nun bir tanrıçası. zaten bombik basenleri ve kilosuyla da yeterince anadolu kokar. neyse; demeter'in esas sükse yaptığı dönem hellenistik dönemdir. klasik ve arkaik çağların abidevi ve uhrevi tanrıları bu dönemde daha insansı kimliklerle öne çıkmışlardır. zeus athena ya da apollon gibi görece daha prime tanrılar yerine insanlar sıradan halka daha çok hitap eden dionysos ve demeter gibi tanrılara daha çok tapınmışlardır. zaten bu altın başaklı örgülü saçları olan ablamızın tapınaklarını arayacağınız zaman asla öyle sütunlar anıtsal tapınaklar falan beklemeyin. cinderesi gecekondusundan hallice ultra mütevazi yapılarda, kentlerin getto banliyo kısımlarında karşılaşırsınız demeter ile. tabi bir de eleusis diye bir yer vardır ki bu ablanın kültünün esas merkezidir. burada bazı gizemli ayinler yapılırdı... bu ayinlerle alakalı (telesterion) verilen bilgiler oldukça sınırlıdır çünkü erkeklerin katılmaları kat-i suret ile memnudur. olur da katılırsanız şarap kafası ile succubus'a dönüşmüş histerik ablalar tarafından linç edilme riskiniz vardı... hatta samsatlı lukianos galiba bahsediyordu herifin teki çok merak edip gitmiş bunların thesmophoria bayramlarını izlemeye... kadınlar herifi çakozlayınca şişleyip yol kenarına atmışlar falan...
bu ablanın kültünde thesmophoria ve haloa bayramları çok önemlidir. 3 gün sürer. ilk gün kadınlar oruç tutarlar ve kuru tarlada oturarak beklerler. burada toprağı döllediklerine inanırlar. ikinci gün sanırsam kült merkezi yakınındaki doğal mağaraya domuz yavruları atıp kurban falan ediyorlardı... üçüncü gün ise şarap eğlence ve ziyafet yapılırdı... kadınlar tabi alkolün de etkisi ile birbirleri ile edepsiz şeyler falan yapabiliyorlarmış. terrakottadan yapılmış falluslar ile falan... en azından hatırlayabildiğim kadarıyla hikaye böyleydi...
tabi yunan dini ve kültürü sizlere hollywood ve 19. yüzyıl batı medeniyetinin sunduğu kusursuz mermer ve demokrasi medeniyeti değil. üstte yazdım işte pişmiş topraktan dildolarla birbirleriyle münasebetler falan... meraklılarınız varsa özellikle kara athena isimli kitabı okumanızı şiddetle öneririm.
son olarak; eğer kadın olsaydım ve mavi saçlı, yoga yapan kadıköy bomonti feministi olsaydım kesinlikle demeter nickini kullanırdım. milleti görüyorum hemen sağda solda lilith xkraliçelilith_tr ya da lilith666 gibi isimler seçiyorlar. afedersiniz kızlar ama demeter'in yanında lilith kedi osuruğu gibi kalır.
bu ablanın kültünde thesmophoria ve haloa bayramları çok önemlidir. 3 gün sürer. ilk gün kadınlar oruç tutarlar ve kuru tarlada oturarak beklerler. burada toprağı döllediklerine inanırlar. ikinci gün sanırsam kült merkezi yakınındaki doğal mağaraya domuz yavruları atıp kurban falan ediyorlardı... üçüncü gün ise şarap eğlence ve ziyafet yapılırdı... kadınlar tabi alkolün de etkisi ile birbirleri ile edepsiz şeyler falan yapabiliyorlarmış. terrakottadan yapılmış falluslar ile falan... en azından hatırlayabildiğim kadarıyla hikaye böyleydi...
tabi yunan dini ve kültürü sizlere hollywood ve 19. yüzyıl batı medeniyetinin sunduğu kusursuz mermer ve demokrasi medeniyeti değil. üstte yazdım işte pişmiş topraktan dildolarla birbirleriyle münasebetler falan... meraklılarınız varsa özellikle kara athena isimli kitabı okumanızı şiddetle öneririm.
son olarak; eğer kadın olsaydım ve mavi saçlı, yoga yapan kadıköy bomonti feministi olsaydım kesinlikle demeter nickini kullanırdım. milleti görüyorum hemen sağda solda lilith xkraliçelilith_tr ya da lilith666 gibi isimler seçiyorlar. afedersiniz kızlar ama demeter'in yanında lilith kedi osuruğu gibi kalır.
devamını gör...
friends
10 sezon sürmesi en azından seyirci kitlesi yakalayabilmekte başarılı olduğunu gösteriyor. kişiye bir kazanımı olmayacak ama boş vakitleri eğlenceli hale getirebilecek bir dizidir. yıllarca koşturmaca yüzünden tek dizi film dahi izleyemeyip geçtiğimiz mart ayı beraberinde türkiye'ye gelen salgınla oluşan boş vakitlerimde tüm sezonlarını bitirebildiğim dizidir aynı zamanda. favori karakterim ise phoebe olmuştur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
daha fazla kandıramazdım kendimi
bu kadarı yeterdi.
ümitlenmek beterdi.
kabullenmek gerekti.
artık kilitli kapılarım.
anahtarları denizin taa dibinde.
ve tüm çilingirler kapalı.
isimleri kayıplar listesinde.
uykuya sığıntı bir yüreğim var.
düşlerim yastığa düğümlü.
çığlıklarım sağır.
içimde bir kahır.
dumanlı hava sahalarım var artık,
bir çırpıda beni boğan.
yokluğunun sesini duyarken,
yaşadığım sensizlik zehirli.
bu kadarı yeterdi.
ümitlenmek beterdi.
kabullenmek gerekti.
artık kilitli kapılarım.
anahtarları denizin taa dibinde.
ve tüm çilingirler kapalı.
isimleri kayıplar listesinde.
uykuya sığıntı bir yüreğim var.
düşlerim yastığa düğümlü.
çığlıklarım sağır.
içimde bir kahır.
dumanlı hava sahalarım var artık,
bir çırpıda beni boğan.
yokluğunun sesini duyarken,
yaşadığım sensizlik zehirli.
devamını gör...
ölümün en iyi tanımı
yeni bir mum'un yakılması için bir mum'un sönmesi.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
alkol ile bir sorunum var.
yok, o değil.. o standart özelliğim ama başka bişi var, bir haftadır filan nerdeyse tam anlamıyla temizdim ama bugün beni yaşarın bir şarkısının son dörtlüğüne bağlayıp fırlatan bir hanımefendi sayesinde arayı oldukça kapattım.
sızamıyorum efendim ben, hani bu övünülecek bir bok değil ama durum belli olsun diye belirtiyorum, öğleden sonradan şu saate kadar küp gibi içtim, kaçayım, sızarım, kalkar kusarım, sabah olur bok gibi uyanırım diye ideallerim vardı ama maalesef sızamıyorum.
tanrı benim gibilerin üzerindeki bununla ilgili switch'i off durumuna getiriyor sanırım böyle zamanlarda, ki kabir azabını bu dünyada da yaşayabileyim.
şimdi iki yol var önümde, ya bi çay kahve molası verip vazgeçeceğim bu sevdadan ya da "gittiği yere kadar" felsefemi yürürlüğe sokacağım.
her ne hali seçersem seçeyim öbürü daha mantıklı gelecek 10 dakika sonra, onun da farkındayım...bu arada o son şarkı umarım kulaklarından hiç eksik olmaz da iki gram anlarsın halimi. o kapıyı çarpıp çıktığım gün dönmemem lazımdı geriye, puh!
alacağın olsun ve seni çok seviyorum.
yok, o değil.. o standart özelliğim ama başka bişi var, bir haftadır filan nerdeyse tam anlamıyla temizdim ama bugün beni yaşarın bir şarkısının son dörtlüğüne bağlayıp fırlatan bir hanımefendi sayesinde arayı oldukça kapattım.
sızamıyorum efendim ben, hani bu övünülecek bir bok değil ama durum belli olsun diye belirtiyorum, öğleden sonradan şu saate kadar küp gibi içtim, kaçayım, sızarım, kalkar kusarım, sabah olur bok gibi uyanırım diye ideallerim vardı ama maalesef sızamıyorum.
tanrı benim gibilerin üzerindeki bununla ilgili switch'i off durumuna getiriyor sanırım böyle zamanlarda, ki kabir azabını bu dünyada da yaşayabileyim.
şimdi iki yol var önümde, ya bi çay kahve molası verip vazgeçeceğim bu sevdadan ya da "gittiği yere kadar" felsefemi yürürlüğe sokacağım.
her ne hali seçersem seçeyim öbürü daha mantıklı gelecek 10 dakika sonra, onun da farkındayım...bu arada o son şarkı umarım kulaklarından hiç eksik olmaz da iki gram anlarsın halimi. o kapıyı çarpıp çıktığım gün dönmemem lazımdı geriye, puh!
alacağın olsun ve seni çok seviyorum.
devamını gör...
her yerde ve koşulda pozitif olan insan
her koşulda olurum valla.
bela okurken bile.
allah belanı versin* derim, ama pozitif pozitif, çünkü hak ediyor, ama duruşumu hiç bozmam.
bela okurken bile.
allah belanı versin* derim, ama pozitif pozitif, çünkü hak ediyor, ama duruşumu hiç bozmam.
devamını gör...
