(bkz: tinnitus)
devamını gör...

nickini çok sevdiğim, severek takip ettiğim yazarımızdır kendisi. hayat görüşlerimiz baya uyuşuyor gibi hissediyorum.
devamını gör...

şöyle 3 çeşit yemek, tatlı, salata, ara sıcak ile kurulmuş dört dörtlük bir sofra. bir de çayı demledin mi, bak bakayım dünyada daha mutlu kadın var mı ?
devamını gör...

sürekli farklı davranmasıdır. bir dediğinin bir dediğini tutmamasıdır. bunu belki herkes yapar ancak bunu biliyor ve devam ediyorsa ben o insanın çok da kaliteli olduğunu düşünmem.
devamını gör...

geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.
özdemir asaf
devamını gör...

önce olumlu tarafından başlamak isterim. kısa ve net. intihar gereksizdir. bu içsel dürtü, bilişsel teknikler ile hızla yenilip yok edilebilir. duygudurumu çalkantılı olan insanların depresif ataklardan korunması uzun vadede intihar dürtülerinin azalması ile sonuçlanır.
depresif insanlar neden bu kadar çok intiharı düşünürler? ve bu düşüncelerden kendimizi nasıl koruyabiliriz ?
kendimizi melankolik ve depresif hissettiğimizde bazen o kadar büyük bir karamsarlığa kapılırız ki hayat sanki bir kabus gibi gelmeye başlar. sanki hiçbir zaman mutlu olmamışız ve olamayacağımız yanılsamasına kapılırız.
birisi bize geçmişte veya depresyon dönemlerimizin dışında, yani normalde mutlu bir insan olduğumuzu söylediğinde onun yanıldığını veya bunu bizi neşelendirmeye, teselli etmeye çalıştığı için söylediğini düşünürüz.
öncelikle depresyon ve intihar eğilimi arasında dolaylı bir ilişki olsa da arasındaki farkı şöyle açıklayabiliriz.
depresyon : kendinizi ne kadar kötü hissetseniz de işlerin eninde sonunda düzeleceğine dair bir inancınız içten içe hala vardır.
intihar eğilimi ise: duygu durumunuzun hiçbir zaman düzelmeyeceği, hep böyle gideceği kanısına dayanan mantıksız bir inançtır.
unutmayın "bazı insanlar için gün doğar ama güneş ışık saçmaz." bu insanlar kendilerini kaçışı imkansız olan bir tuzağa düşmüş gibi hissederler ve sorunlarının çözümü olmadığı sonucuna varırlar.
bölüm 1 : intihar eğilimli düşüncenin seviyesini belirlemek

öncelikle intihar düşüncesi olan insanların sıkça yaptıkları bir hataya dikkat çekmek istiyorum. "anlatmamak"bu insanlar profesyonel olsun veya olmasın, bu düşüncelerini paylaşmazlar. çünkü diğer insanların onları anlayamayacağı, onların "özel" bir durum içinde olduğu, onaylanmama, aşağılanma, dalga geçilme gibi unsurların yaratacağı tetikleyici etkiden korklarlar. 1. ve en önemli tavsiyem böyle düşünceleriniz varsa lütfen ama lütfen eğer mümkünse profesyonel bir yardım alın. eğer bu da mümkün değilse çevrenizde sevdiğiniz insanlar ile bu düşüncelerinizi paylaşın. bunu yapınca ne kadar rahatladığınızı ve ne kadar fark ettiğini siz de göreceksiniz.

diğer insanlara uyarı : bu tür düşünceleri olan ve sizinle paylaşmak isteyen insanlara bunun bir dikkat çekme, ilgi isteme yöntemi olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini düşünmek çok çok yanlış ve tehlikelidir. unutmayı belki siz bir insanın hayatını kurtaracak veya onun hayatına mal olacak ( en azından bu yolda bir rol oynayacak) olabilirsiniz.

intihar düşüncesi ileri depresyon evreleri ile gelir. ama bu çarpıtılmış düşüncelerden kaynaklanır. şöyle ki "öksürük bir zatürre belirtisi olabilir lakin bu öksürdüğünüz zaman zatüreye teslim olmanız demek değildir. tıpkı depresyonda olan bir insanın intihar düşücelerine teslim olması demek olmadığı gibi"
tehlikeli sebepler ve yapılması gerekenler : eğer
- şiddetli depresyondaysanız ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız
- geçmişte intihar girişimlerinde bulunduysanız
- intihar için "somut" planlar yaptıysanız
- sizi engelleyen bir caydırıcı yoksa hemen profesyonel destek almalısınız.
popüler bir yanlış mantık " hayatta zevk alınacak çok az şey var. ve bu az şeylere ulaşmak için de bir sürü uğraş veremiz gerekiyor" bu doğru olmayan bir abartmadır. hayatın iyi yönleri ve kötü yönleri vardır ve bunun ortası vardır. intihar eğilimdeki insaların söylediği gbi hayatın tamamen kötü olduğunu söylemek gerçek dışıdır. ayrıca hayatta kötü olan birçok şeyi düzelebilme imkanımız varken, iyi olan şeyler katkıda bulunma imkanımız varken, hayatın bu can alıcı noktasına odaklanıp kendimizi neden üzelim?
şuan teknoloji ve bilimin sayesinde hayatlarımız sadece ama sadece 100 yıl öncesine göre o kadar ileride ve kolay ki. peki insanlığın bu noktaya gelmesinde kaç tane bilim insanın ne şartlarda hayatlarını ortaya koyduklarını hiç düşündünüz mü? bunlardan birçoğu kendi zamanlarında ve toplumlarında sıkışıp kaldıkları için çoğunlukla yalnızdılar. bırakın yalnız olmayı düşüncelinden dolayı canları bile tehlikedeydi. toplum baskısı, başarı yoluda önünün kesilmesi vs. birçok sorunla maalesef tek başına baş etmek zorunda kaldılar. belki de biraz bu insanlara bakıp bir nebze de olsa umut, cesaret ve hayata dair heves de almamız gerekiyor. her şeye her şeye ama her şeye rağmen hayat yaşamaya değer arkadaşlar. tanışılacak onca insan, gezilecek onca yer, görülecek onca mekan, öğrenilecek onsa bilgi, keşfedilmeyi bekleyen o kadar sayısız şey var ki, biz belki de milyarda bir olan bu dünyaya gelme şansımızı içinde bulunduğumuz küçük fanusta sıkışıp kalarak, kendimizi sorunlara ve kötü şeylere odaklayarak çöpe atmakla meşgul oluyoruz...
devamını gör...

son zamanlarda izlediğim en keyifli en güzel diziydi. annemle beraber izledik ve çok güzel bir 7 bölümle baş başa kaldık.
dizi tam olması gerektiği gibi bitiyor tam yerinde bitiyor tam olması gereken bölüm sayısında bitiyor bence.
bir bölüm fazla olsa bir bölüm az olsa bu kadar komple olamazdı gibi geliyor. dönem dizisi olarak karşımıza çıkan the queens gambit dönemi çok güzel aktarıyor 60 ların belirli tadında kavramları izleyici ile buluşuyor. kıyafetler saçlar sokaklar arabalar hepsi bizi 60 lar dönemine götürüyor. hatta izlerken annem ne zaman çekilmiş bu dizi diye sordu bana o kadar başarılı yani.
izleyiciye umut vadediyor umutlu bir hikaye izlettiriyor. üstelik bunu yaparken satranç bilme zorunluluğu sunmuyor size. jest ve mimiklerden bile neler olduğunu anlıyorsunuz. mutlaka ama mutlaka izlenilmesi gereken güzel kusursuz bir hikaye. --! spoiler !--

diziyi izledikten sonra ne yazılmış ne çizilmiş diye bakma fırsatım oldu. insanlar beth harmon karakterine kızmışlar neden hademe amcayla hiç görüşmedin neden ziyarete gitmedin diye kızmışlar bir yerde haklılar ama dizi bunu bilerek böyle işliyor beth karakteri bunun cezasını fazlasıyla çekiyor bunun bedelini hıçkıra hıçkıra ağlayarak ödüyor. beth kusurlu problemli bir karakter o bir kahraman değil problemleri olan (içki sakinleştirici ) bir genç tecrübesiz çelimsiz saf masum ve en önemlisi ailesiz bir genç.
bu yazımda mutlaka işin matematik boyutunu konuşmak isterdim ama satranç bilmediğim için haddime değil.
bobby fischer adlı satranç oyuncusuna benzediğini falan okudum karakterin pek bir bilgim yok.
ayrıca dizi karakterleri öyle güzel işliyor ki mutlaka birinin bir yerde hikayeye dahil olacağını hissediyorsunuz.
mesela jolene karakteri bir an unutuyorsunuz ve karşınıza çıkıyor tebessümle hoşgeldin diyorsunuz.
yakışıklı gazeteci çocuk mesela birden tekrar geliyor ve hoşgeldin yakışıklı geç oyna diyorsunuz. diziyi o yönden çok beğendim.
ayrıca beth harmon tekrar yurda döndüğünde mr shaibelin odasına girdiğinde çok duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım.
o gazete küpürleri o fotoğraf çok duygulandırdı beni.
borgov karakterinin robot gibi davranıp kaybedince ayağa kalkıp alkışlaması son derece güzeldi. profesyonel olmak böyle bir şey.

--! spoiler !--

izlemeyen yazar arkadaşlar varsa aramızda mutlaka izlenmesi gereken bir netflix yapımı. çok güzeldi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

geyik yapılan bir başlıksa, gereksiz hareket yapan kişi.

bilgi başlıklarına zaman içerisinde ekleme yapılabilir ama diğerleri için "benim başlığıma bakıııın, benim başlığıma yazıııın!" demenin gereği yok bana göre. benim de var 2-3 tane sözlük içi konulu başlığım. açtığım zaman yazıldı çizildi, bitti. durup durup dikkati onlara çekmeye çalışmamın bir faydası yok kimseye. başlık çok tutsa, herkesin yazmakta yarıştığı, zamana meydan okuyan bir başlık olsa zaten durup durup hortlatmaya gerek kalmaz, kendiliğinden gündeme düşer sürekli.

anın fotoğrafı, hangi yazar gözünüzde nasıl canlanıyor, normal sözlük yazarlarının karalama defteri gibi başlıklar mesela, kendiliğinden akla gelen ve herkes tarafından bir şeyler karalanan başlıklar. hakkında yazılacak şey en fazla 2-3 cümleyi geçmeyecek başlıkları yukarı taşımanın anlamı ne ki?

başlığınızın tutmasını bu kadar çok istiyorsanız 5 dakikada 5 başlık açmak yerine çok iyi düşünerek tek seferde çok iyi bir başlık açın da kendiliğinden tutsun derim naçizane...
devamını gör...

doğan cüceloğlu öğretisidir.
her bireyin içinde bir çocuk vardır.
doğan cüceloğlu'na göre, o çocuk mutlu edilmezse, bizde mutlu olamayız.
o çocuğu mutlu etmek bizim işimiz.
o çocuk, bizim sevdiğimiz işleri yapınca mutlu oluyor.
görevlerimizi yaparken, zorla yapıyorsak mutsuz oluyor. aynı görevi, mutlu yapıyorsak mutlu oluyor.
mesela bulaşık yıkarken mutluysak, iyi bir iş yaptığımızı düşünüyor mutlu oluyor.
mükemmel bir yemeği yerken mutsuzsak o da kötü bir şey yaptığımızı düşünüyor mutluz oluyor.
içimizdeki çocuk doğan cüceloğlu'na göre canımız.
canım istemiyor diyoruz ya bazen o işte içimizdeki çocuk.
onu istekli mutlu keyifli hale getirmeliyiz.
yaptığımız işleri (bkz: mış gibi yapmak) içimizdeki çocuğu hırpalıyor. kendimize saygı duymamak onu hırpalıyor.
sadece kendimize saygı duyarak bile onu mutlu edebiliriz.
oda bizi mutlu eder sıkılmayarak.
devamını gör...

frank zappa konseri

“seksenli yıllar, berlin olimpiyat stadyumu... alman gençler doldurmuş stadı.
çünkü 20. yüzyıl’ın en önemli filozof-sanatçılarından frank zappa konser verecek.
ama bir sorun var: konser saati gelmiş olmasına rağmen zappa yok ortada!

yarım saat, bir saat geçiyor, yok yok yok...
tam iki saat sonra teşrif ediyor nihayet ağır adımlarla sahneyi...
çıkıyor, mikrofonun önünde durup seyirciye bakıyor.
sonra eliyle bir nazi selamı çakıveriyor aniden: ‘heil hitler!’
stadyumda ölüm sessizliği... berlinliler şaşkın...
yavaş yavaş bir homurtu yükselmeye başlıyor.
sahnedeki adamsa hiç oralı değil.
tekrar çakıyor nazi selamını: ‘heil hitler!’
seyircilerin küçük bir kısmı, aynı şekilde bağırarak cevap veriyor ona.
ama sanatçı hâlâ memnuniyetsiz.
daha sert bir nazi selamı veriyor ve bağırıyor avazı çıktığı kadar: ‘heil hitler!’
bu sefer seyirci daha hazırlıklı... stadyumun yarıya yakını, sahnedeki adamın söylediği şeyi bir ağızdan tekrarlıyor.
ne var ki tatmin olmuyor frank zappa...
karşısındaki binlerce kişiye ters ters baktıktan sonra yine veriyor o selamı, yine bağırıyor: ‘heil hitler!’
kitle artık ne yapması gerektiğini anlamış durumda.
bir ağızdan; ‘heil hitler!’ diye cevap veriyorlar, bütün stadyumu inleterek...
bir sessizlik oluyor. kısa ama gergin bir sessizlik.
frank zappa’nın sözleri bozuyor sessizliği:
‘eyyyy almanlar, gördüğüm kadarıyla siz hâlâ akıllanmamışsınız.
yok size konser monser!’
dönüyor arkasını ve çekip gidiyor sahneden...”
devamını gör...

dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
devamını gör...

sessizliği.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir de güzelliği. (fotoğraf anlıktır)
devamını gör...

mai trung thu (1906-1980)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hikayem bitti işte şimdi reaksiyon gösterebilirsin cümlesidir. bu anı çok uzun olduğunda karşıdakinin hafiften mayışma ihtimalini göze alarak arada dinleyecinin de konuşmaya katılmasını sağlayın ki sonunda üç beş cümle söylemesine takati kalsın.
devamını gör...

televizyonun içine bu insanlarr nereden girer nereden çıkar diye cihazı parçalamaya çalışmak.
annem yetişip kurtarmış cihazı. hep söylerdi, oğlum sen yedi düvel düşmana bedelsin diye.
devamını gör...

babası vefat etmiş olan bir stajyerim babalar gününde mesaj atıp babalar günümü kutlamıştı. başlığı görünce mesajı hala sakladığımı fark edip hüzünle karışık mutlu hissettim kendimi.

"öğretmenim biliyorum baba değilsiniz ama siz bana hem anne hem baba oldunuz, kol kanat gerdiniz. hakkınızı ödeyemem babalar gününüz kutlu olsun."

hayatımda belki de ilk ve son kez babalar günüm kutlandı ancak ben bu mesajla gördüm ki baba olmak için erkek olmaya da, evlenip çocuk yapmaya da gerek yokmuş. bazen hem anne hem baba olmak için biyolojik süreçlerden çok daha fazlası gerekebilirmiş. bu vesileyle çocuğu olan olmayan ama yeri geldiğinde anne-babalık yapan herkesin gününü kutlarım.
devamını gör...

...bu derin bir tutku. *
devamını gör...

çocukların dilinden anlayabilen, onların seviyesine inebilen insandır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yasanın çıkacağını sanmıyorum. rte bir de kendilerinin 15-16 tane hayvanı olduğunu, çoğunun hediye geldiğini söyledi. bazılarını “bakıma alıyoruz” bazılarını da başkalarına “hediye ediyoruz” dedi. bu insandan doğru dürüst bir hayvan hakları yasası çıkarmasını bekleyemiyorum maalesef. bir iki kişiyi rastgele görevlendirmişler. onun yerine birkaç dernek falan belirlenip görüşleri alınarak yasa hazırlanmalıydı. durumu en iyi onlar bilebilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim