elma vs armut
"elmayı soy da ye armudu say da ye" demişler. şimdi armut ne kadar cazibeli olsa da elma, beni bilen bilir havasındadır. o yüzden "elma dersem çık armut dersem çıkma" demişler. bu söz elmayı daha popüler yapıyor. ha bunların arasında bir de ayva vardır. onu hesaba katmıyoruz. nitekim varlığı bir dert yokluğu yaradır ayvanın.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
galata kulesinin önünde tek başıma içiyordum . öyle canım sıkılıyor öyle konuşmak istiyorum ki kalkıp sürekli birilerinden çakmak istiyorum , oysa çakmağım var . derken evsizler ,şarapçılar ,tinerciler her ne diyorsanız o arkadaşlardan istedim bir tanesi gelsene kardeş yanımızda otur dedi . benim için evsiz ,şarapçı,tinerci filan değillerdi o sırada hikayelerini merak ettiğim insanlardı . konuşan insanlardı ,ağız dolusu kahkahalar atıyorlardı ,mutlulardı . neyse oturdum dört beş kişiler onlar içiyoruz beraber . içkiler bitti ben ısmarlarım dedim bir arkadaş eşlik etti beraber aldık geldik . birkaç defa daha gittik geldik , herkes küfelik sarhoş . o sırada yurtta kalıyorum , çıkış yaptığım için gece o saatte üstelik sarhoş olarak dönme şansım yok . sabaha karşı üç dört gibi etraftaki birkaç kişinin haricinde kimse kalmamıştı . her şey yolunda gibiydi ama bir ara iki tanesi tartışmaya başladı ve kavgaya döndü mevzu . ben sırtımı duvara dayayıp sağlam durmaya çalışıyorum ama şarap kötü çarpmıştı . sonra bunları ayırdı iki tanesi ve polis geliyor gitmemiz lazım filan dediler . hakikaten ışıklı bir şeyler de yaklaşıyor ama seçemiyorum tam olarak . sesler filan yükseliyor . hızlandık ilerde tekel vardır bir tane galiba o sokaktan girip biraz koştuk . sonra bir kapının önünde durduk kapıyı açtı bizden biri ve içeriye attık kendimizi . korkunun etkisiyle biraz ayılmıştım , terk edilmiş bir binadayız . önceden oralarda gezinirken gördüğüm ahşap harabe binalardan biri . çıktık yukarıya bu gece burda yatarsın dediler , meğer barındıkları yaşadıkları yermiş . telefonun ışığını açıyorum etrafta şırıngalar ,kovalar var . her tarafta çöp var ,bok var . bana sen yukardaki yatakta yatarsın diyor gösteriyor çıkıyorum . demir bir ranza var ,sonra bir şişe uzatıyor , buraya işersin diyor . kafamı kaldırıyorum üzerimde çatı yok odanın yukarısı olduğu gibi açık . titreyerek uyumaya çalışıyorum müthiş bir yağmur başlıyor . bardaktan boşanırcasına üzerime serpiliyor . dışarda siren sesleri içerde donuyorum . o gece ölmediğim için çok ama çok mutluyum .
devamını gör...
the americans
izlediğim en iyi diziler arasındadır diyebilirim. benim için ''oz'' ''battlestar galactica'' ve ''six feet under'' tanrı dağının zirvesindeki kutsal üçlüdür. onların arkasından gelen ikinci dalga dizi tercihlerimi sıralamaya başlarsam ''the americans''bu ikinci grubun en başlarında yer alır. evvela dizi anlattığı dönem özelinde ayrıntılara çok dikkat edilerek çekilmiş. bir kaç bölüm sonra yarattığı havanın içine balıklama atlıyorsunuz. soğuk savaş dönemini ve bu dönemde yaşanan tüm politik olayları da özellikle ilk sezonlarında olabildiğince * tarafsız işliyor. dizinin içinde alayına giden süper ajanlar yok. insan ajanlar var. acıları, korkuları, ikilemleri, sıkışmışlıkları, inanmışlıkları, sorgulamaları ve yaşadıkları benzeri duygusal dalgalanmalar ilmek ilmek işlenmiş.
tabi bunda oyunculuklarında inanılmaz önemi var. philip jennings'i canladıran matthew rhys bana göre bu konuda dizinin lokomotifi. dizinin ilk bölümlerinde; ''hay ben senin kalıbına...'' diyerek itina ile gömmek istediğim karakter, ilerleyen her bölümde resmen gözümde büyüdü. elizabeth jennings'i canlandıran keri russell'da ha keza çok başarılı. dizi başlarken philip dönme dolap kıvamındayken, elizabeth tam bir adanmış nefer modunda takılıyor ve yargı dağıtıyordu. sonrasında yaşanan olayların bu ikiliyi her anlamda yakınlaştırdığını gördüğümüzde yaşanan değişim her iki oyuncunun yarattığı sinerjinin ürünü diye düşünüyorum. aslında bu dizi için yazılacak sayfalarca yazı ve tartışılabilecek yüzlerce ayrıntı var lakin izlemeyenler için ipucu vermek istemediğim için oralara hiç girmeden, kenardan köşeden yazmaya çalışıyorum. mesela yine benim en hoşuma giden karakterlerden birisi margo martindale'in canlandırdığı claudia karakteri. kadın, ajanların efendisi gibi bir şey. zamanında tek yüzüğü parmağına takmış ama hüküm dağına varana kadar o yük onu öyle bir yıpratmış ki anlatamam. bilgeliği ve soğukkanlılığı da zaten buradan geliyor artı o karakter için de oyunculuk beş numara on yıldız diyebilirim.
nina krilova ve martha hanson karakterleri de iki taraf açısından kurban karakter olgusunu o kadar güzel veriyor ki, ah ulan deyip hayıflanmadan edemiyorsunuz. * stan beeman karakteri ise benim dizide bir türlü ısınamadığım ve canım sıkıldıkça saydırdığım karakter olma özelliğini gösteriyor. tamam adam feleğin çemberinden geçmiş. sızma görevinde falan bulunmuş lakin kafa attırıcı bir yönü var. gıcık oğlu gıcık. hele ki karşısında philip gibi bir karakter varken 10 bin kere yüz bin kere gıcık. tabi bir de sonradan olay örgüsüne orta yerinden giren bakan oğlu oleg ıgorev var. oda enteresan karakter. onun üzerine da bayağı konuşulur. nevi şahsına münhasır bir arkadaş. gabriel de, claudia'nın yerini tutmasa dahi her ikisi de aynı yolun yolcusu ve daha neler neler...
ez cümle politik gerilim filmlerini/dizilerini seviyorsanız, akıl oyunları ve türlü türlü stratejiler içeren, kısmi anlamda gerçekçi ve oyunculukları sağlam olan bu diziyi izlemenizde fayda var derim. şurada ipucu vermemek için 30 bin takla attım ki bu konuda kendimi tebrik etmem lazım. yoksa şu dizi için freni patlamış kamyon gibi durmadan yazmam lazımdı *
tabi bunda oyunculuklarında inanılmaz önemi var. philip jennings'i canladıran matthew rhys bana göre bu konuda dizinin lokomotifi. dizinin ilk bölümlerinde; ''hay ben senin kalıbına...'' diyerek itina ile gömmek istediğim karakter, ilerleyen her bölümde resmen gözümde büyüdü. elizabeth jennings'i canlandıran keri russell'da ha keza çok başarılı. dizi başlarken philip dönme dolap kıvamındayken, elizabeth tam bir adanmış nefer modunda takılıyor ve yargı dağıtıyordu. sonrasında yaşanan olayların bu ikiliyi her anlamda yakınlaştırdığını gördüğümüzde yaşanan değişim her iki oyuncunun yarattığı sinerjinin ürünü diye düşünüyorum. aslında bu dizi için yazılacak sayfalarca yazı ve tartışılabilecek yüzlerce ayrıntı var lakin izlemeyenler için ipucu vermek istemediğim için oralara hiç girmeden, kenardan köşeden yazmaya çalışıyorum. mesela yine benim en hoşuma giden karakterlerden birisi margo martindale'in canlandırdığı claudia karakteri. kadın, ajanların efendisi gibi bir şey. zamanında tek yüzüğü parmağına takmış ama hüküm dağına varana kadar o yük onu öyle bir yıpratmış ki anlatamam. bilgeliği ve soğukkanlılığı da zaten buradan geliyor artı o karakter için de oyunculuk beş numara on yıldız diyebilirim.
nina krilova ve martha hanson karakterleri de iki taraf açısından kurban karakter olgusunu o kadar güzel veriyor ki, ah ulan deyip hayıflanmadan edemiyorsunuz. * stan beeman karakteri ise benim dizide bir türlü ısınamadığım ve canım sıkıldıkça saydırdığım karakter olma özelliğini gösteriyor. tamam adam feleğin çemberinden geçmiş. sızma görevinde falan bulunmuş lakin kafa attırıcı bir yönü var. gıcık oğlu gıcık. hele ki karşısında philip gibi bir karakter varken 10 bin kere yüz bin kere gıcık. tabi bir de sonradan olay örgüsüne orta yerinden giren bakan oğlu oleg ıgorev var. oda enteresan karakter. onun üzerine da bayağı konuşulur. nevi şahsına münhasır bir arkadaş. gabriel de, claudia'nın yerini tutmasa dahi her ikisi de aynı yolun yolcusu ve daha neler neler...
ez cümle politik gerilim filmlerini/dizilerini seviyorsanız, akıl oyunları ve türlü türlü stratejiler içeren, kısmi anlamda gerçekçi ve oyunculukları sağlam olan bu diziyi izlemenizde fayda var derim. şurada ipucu vermemek için 30 bin takla attım ki bu konuda kendimi tebrik etmem lazım. yoksa şu dizi için freni patlamış kamyon gibi durmadan yazmam lazımdı *
devamını gör...
meja (yazar)
kaldırımların arasından ısrarla çıkmaya çalışan çiçek gibi yazar.
biz goygoy peşindeyken kendisi uzay, fizik falan anlatıyor. onu gördükçe kendimden utanıyorum engellesem mi acaba*.
biz goygoy peşindeyken kendisi uzay, fizik falan anlatıyor. onu gördükçe kendimden utanıyorum engellesem mi acaba*.
devamını gör...
üşengeç olmanın faydaları
kaslar eskimiyor.
sahibinden sıfır kilometre kas.
sahibinden sıfır kilometre kas.
devamını gör...
ermeni soykırımı iddiası
'ermeni tipi var namussuzda', 'ermeni dölü seni' gibi deyimlere sahip, konvoylarla korna sesleriyle masum sakinlere güvercin tedirginliği yaşatan saldırganlara sahip ülkemizin geçmişinde soykırım yapılmış olabileceği imkansız tabi(!) dedelerimizden duyduğumuz 'ermenileri öldürürseniz cennete gidersiniz dediler bize' tarzında aldıkları fetvaları da uydurma kesin(?)
vardır yoktur ya da karşılıklıdır kesin şeyler değil elbet. mesele meclise sunulan araştırma önerilerinin sürekli reddedilmesinde biraz da. açın tartışın, biz de ona göre muhakeme edelim. neyi saklıyorsunuz, neyden çekiniyorsunuz?..
vardır yoktur ya da karşılıklıdır kesin şeyler değil elbet. mesele meclise sunulan araştırma önerilerinin sürekli reddedilmesinde biraz da. açın tartışın, biz de ona göre muhakeme edelim. neyi saklıyorsunuz, neyden çekiniyorsunuz?..
devamını gör...
zihinde yer etmiş anonslar
ördekleri pistten alalım.
devamını gör...
caner taslaman
duymak istedikleri şeyleri söyleyenleri alkışlayıp, söylemeyenleri de yuhalayan insanlar için zaten gri alan yoktur.
kutuplara yanlamamış insan zaten takdir görmez. kendisi hakkında reformist, mucizeci, ayet bükücü gibi etiketler de bu düşüncenin ürünüdür.
kendisinin birkaç kitabını okudum. görüşleri hakkında yorum yapmayacağım fakat bir fikir ortaya atan ve gerekçeleri ile temellendiren insan için karşı mahallenin çocuğu muamelesi yapmayı doğru bulmam ve dinlemeye değer bulurum.
kutuplara yanlamamış insan zaten takdir görmez. kendisi hakkında reformist, mucizeci, ayet bükücü gibi etiketler de bu düşüncenin ürünüdür.
kendisinin birkaç kitabını okudum. görüşleri hakkında yorum yapmayacağım fakat bir fikir ortaya atan ve gerekçeleri ile temellendiren insan için karşı mahallenin çocuğu muamelesi yapmayı doğru bulmam ve dinlemeye değer bulurum.
devamını gör...
az konuşan insan
“neden konuşmuyorsun?” sorusundan nefret eder.
devamını gör...
bergen
gerçekten de acıların kadınıdır.
bundan çok seneler mukaddem, şiddet görmesi ve öldürülmesi. türkiye'de yine her şey aynıydı... kadına dair, cezaya dair.
bergen, belgin'di aslında, gerçek adı buydu.
sevgilisi ona tecavüz etti.
bir adamla evlendi, mutsuz oldu boşandı.
bir adam tanıdı, işin içinde başka iş de vardı, sevdi, o mahluk, bergen'e şiddet uyguladı.
yine o aynı mahluk, kezzap attı yüzüne.
iki gözünü kaybetti bergen. yandı birçok yeri.
haftalarca tedavi gördü.
sol gözü aylar sonra görme yetisi kazandı.
sağ gözü üstüne saçını attı, öyle de çok sevildi bergen.
bergen gazinoda bıçaklandı yok yere, azmettiren muhtemelen o mahluktu, hiçbir şey olmadı.
o mahluk tarafından yıllar sonra kurşunlandı bu sefer bergen, öldü.
bergen ölmüştü artık lakin daha senesi çıkmadı, o mahluk 7 ay sonra hapishaneden çıktı.
o mahluk için, hapishane kapısı önünde kurban kesildi.
devlet baktı.
'seni mezarında bile rahat bırakmayacağım.' dedi o mahluk yıllarca.
bergen'in annesi, mezarını demirden kafesle kapattı.
şimdi o kafesin ön tarafı açık. yan ve arkası halen demir örgülüdür...
o mahluk yıllar önce çocuğa tacizden gözaltına alındı.
o mahluğun akıbetini bilmiyorum, umarım can çekişerek ölmüştür ya da ölür.
belgin her zaman güzeldi de, yüzüne kezzap atılmadan önce, gençlik yıllarında çok çok güzeldi. bakmaya doyulmazdı.

şimdi bizler, yalan ve geçici şeyler yaşayıp der-sıkıntı diyoruz adına.
insan bi' utanıyor.
şimdi, güzel bir bergen şarkısı dinlemek icap eder...
bundan çok seneler mukaddem, şiddet görmesi ve öldürülmesi. türkiye'de yine her şey aynıydı... kadına dair, cezaya dair.
bergen, belgin'di aslında, gerçek adı buydu.
sevgilisi ona tecavüz etti.
bir adamla evlendi, mutsuz oldu boşandı.
bir adam tanıdı, işin içinde başka iş de vardı, sevdi, o mahluk, bergen'e şiddet uyguladı.
yine o aynı mahluk, kezzap attı yüzüne.
iki gözünü kaybetti bergen. yandı birçok yeri.
haftalarca tedavi gördü.
sol gözü aylar sonra görme yetisi kazandı.
sağ gözü üstüne saçını attı, öyle de çok sevildi bergen.
bergen gazinoda bıçaklandı yok yere, azmettiren muhtemelen o mahluktu, hiçbir şey olmadı.
o mahluk tarafından yıllar sonra kurşunlandı bu sefer bergen, öldü.
bergen ölmüştü artık lakin daha senesi çıkmadı, o mahluk 7 ay sonra hapishaneden çıktı.
o mahluk için, hapishane kapısı önünde kurban kesildi.
devlet baktı.
'seni mezarında bile rahat bırakmayacağım.' dedi o mahluk yıllarca.
bergen'in annesi, mezarını demirden kafesle kapattı.
şimdi o kafesin ön tarafı açık. yan ve arkası halen demir örgülüdür...
o mahluk yıllar önce çocuğa tacizden gözaltına alındı.
o mahluğun akıbetini bilmiyorum, umarım can çekişerek ölmüştür ya da ölür.
belgin her zaman güzeldi de, yüzüne kezzap atılmadan önce, gençlik yıllarında çok çok güzeldi. bakmaya doyulmazdı.

şimdi bizler, yalan ve geçici şeyler yaşayıp der-sıkıntı diyoruz adına.
insan bi' utanıyor.
şimdi, güzel bir bergen şarkısı dinlemek icap eder...
devamını gör...
ka - fa 1500
emeğe saygı cümlesinin karşılığıdır bu herif.
sözlükte yaşayan bir yazardır. yaşıyor. yaşadığını belli ediyor. hayalet değil bazı yazarlar gibi. çatır çutur yazıyor yazarken artı oyunu atıyor. öyle her tanıma artıyı koymuyor. beğendiği tanımlara saplıyor geçiyor. seviyorum kendisini. iyi yazar.
sözlükte yaşayan bir yazardır. yaşıyor. yaşadığını belli ediyor. hayalet değil bazı yazarlar gibi. çatır çutur yazıyor yazarken artı oyunu atıyor. öyle her tanıma artıyı koymuyor. beğendiği tanımlara saplıyor geçiyor. seviyorum kendisini. iyi yazar.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
kafa sözlük yazarlarını yarış atı yapmaya yemin etmiş başlıklardan biri.
en iyi yazan,en çok yazan,en çok beğenilen.instagram hesabı açmışım gibi hissetmeye başladım.
yapmayın,etmeyin romalılar.
en iyi yazan,en çok yazan,en çok beğenilen.instagram hesabı açmışım gibi hissetmeye başladım.
yapmayın,etmeyin romalılar.
devamını gör...
saçma türk adetleri
misafirin ayakkabılarını düzlemek.
düzgün çıkarsınlar ayaklarından niye biz düzlüyoruz ki?
düzgün çıkarsınlar ayaklarından niye biz düzlüyoruz ki?
devamını gör...
bir ömür nasıl yaşanır
dertsiz, tasasız, derssiz, ödevsiz, sınavsız, paralı ve pasaportlu yaşanır.
devamını gör...
favori kahvaltılık
kesinlikle peynir olmazsa yapılmaması gerekir.
devamını gör...
maxim tsigalko
fırat günayer'in anlattığına göre ne oyundan, ne oyundaki durumundan haberi olmayan rahmetli eski futbolcu.
devamını gör...
blues
blues terimi batı afrika kültüründe cenaze ve yas törenlerinde ''acının ifadesi'' olarak kullanılan "çivit rengi" üzerinden mistisizme dayanır. blues, 400 yıllık geçmişi olan ve temeli afrika'ya dayanan, bir müzik türüdür. kökleri afrika'da bulunan blues, 17. yüzyıldan itibaren afrika'dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı anlatan şarkılardan doğmuştur. ilk yayınlanan blues notası hart wand'ın 1912 tarihli "dallas blues"udur.
blues, 1865 yılından itibaren köleliğin kaldırılmasıyla birlikte amerikan toplumu içinde yayılmaya başlar ve buradan da zaman içerisinde tüm dünyaya yayılır. 1910'lu yıllardan itibaren ise blues, amerika'da birçok şehre yayılır. bu şehirlerdeki kültürle ve müzikle harmanlanır ve yeni blues türleri ortaya çıkar, bunlardan bazıları delta blues, memphis blues, texas blues'dur. 1930'lu yıllara gelindiğinde blues, caz müzik ile harmanlanarak robert johnson, big bill broonzy, sonny boy williamson, lonnie johnson ve tampa red idi.
blues'un formu, genellikle afrika ve afro-amerikan müziğinde bulunan "çağrı ve cevap" düzeniyle akor dizilerinin tekrarlayan döngüsüdür.12 ölçülük blues, popüler müzikte en çok kullanılan akor yürüyüşüdür.blues notaları, genellikle bemolleştirilmiş üçlü, bemolleştirilmiş beşli ya da bemolleştirilmiş yedili olarak isimlendirilirler. blues, özünde en çok ritim özellikleriyle dikkat çekmektedir. ancak günümüzde icra edilmekte olan electric blues yüksek enstrüman hakimiyeti ve güçlü ritim kabiliyetiyle birlikte iyi bir armoni bilgisini de gerektirmektedir. zira modern blues, afrika kökenlerinin yanında çok yüklü bir etkileşime uğramış ve pek çok müzikten kalıntılar barındırır hale gelmiştir.
wikipedia
blues, 1865 yılından itibaren köleliğin kaldırılmasıyla birlikte amerikan toplumu içinde yayılmaya başlar ve buradan da zaman içerisinde tüm dünyaya yayılır. 1910'lu yıllardan itibaren ise blues, amerika'da birçok şehre yayılır. bu şehirlerdeki kültürle ve müzikle harmanlanır ve yeni blues türleri ortaya çıkar, bunlardan bazıları delta blues, memphis blues, texas blues'dur. 1930'lu yıllara gelindiğinde blues, caz müzik ile harmanlanarak robert johnson, big bill broonzy, sonny boy williamson, lonnie johnson ve tampa red idi.
blues'un formu, genellikle afrika ve afro-amerikan müziğinde bulunan "çağrı ve cevap" düzeniyle akor dizilerinin tekrarlayan döngüsüdür.12 ölçülük blues, popüler müzikte en çok kullanılan akor yürüyüşüdür.blues notaları, genellikle bemolleştirilmiş üçlü, bemolleştirilmiş beşli ya da bemolleştirilmiş yedili olarak isimlendirilirler. blues, özünde en çok ritim özellikleriyle dikkat çekmektedir. ancak günümüzde icra edilmekte olan electric blues yüksek enstrüman hakimiyeti ve güçlü ritim kabiliyetiyle birlikte iyi bir armoni bilgisini de gerektirmektedir. zira modern blues, afrika kökenlerinin yanında çok yüklü bir etkileşime uğramış ve pek çok müzikten kalıntılar barındırır hale gelmiştir.
wikipedia
devamını gör...
erkek olduğu anlaşılan yazarla sohbeti kesmek
nick yanılgısı nedeniyle başlayan muhabbetin olağan sonudur.
desert rose diye süleyman mı olur ya.
desert rose diye süleyman mı olur ya.
devamını gör...

