yazarların en çok özlemini duyduğu şey
çocukken sokaktaki arkadaşlarımla akşam on bire kadar oyun oynamayı, kahkahalarımızın duvara yankılandığı günleri özledim.
devamını gör...
normal sözlük yaş ortalaması
bizimkiler, susam sokağı izledim. teletextte haber aradım. galatasaray uefa kupası'nı kazandığında sabaha kadar kutlama yaptım.
devamını gör...
pazara diye çıkıp aynı adama kaçan 2 kadın
abinin önünde ceketimi ilikler saygı ile eğiliyorum.
bize de el ver üstad.
bize de el ver üstad.
devamını gör...
doğa için çal
çok kaliteli bir müzik grubudur.
özellikle 'hayde' türküsünü çok beğeniyorum bu grubun.
daha çok ünlü isimler ile videolar çekiyorlar daha çok kesime hitap etmesi adına.
özellikle 'hayde' türküsünü çok beğeniyorum bu grubun.
daha çok ünlü isimler ile videolar çekiyorlar daha çok kesime hitap etmesi adına.
devamını gör...
intihar eden gençlere yapıştırılan damga
"dikkat çekmek için yapmıştır."
"korkutmak için yapmıştır."
gözlerinizi açın gençleri kurtarın.
"korkutmak için yapmıştır."
gözlerinizi açın gençleri kurtarın.
devamını gör...
anadolu ajansı'nın japonya'da esnaf zor durumda haberi
te alahım ya, bunu akıl etmek için nasıl bir kurnazlık gerekir, empati yapamıyorum,
bu haberi anlamam için yeterli bilgim yok bilinçaltımda...
işleri güçleri tiyatro ya...
bu haberi anlamam için yeterli bilgim yok bilinçaltımda...
işleri güçleri tiyatro ya...
devamını gör...
kimse benimle ilgilenmiyor diye intihar eden genç kadın
kendi kafasının içinde öldürdüğü çok şey vardır.
devamını gör...
şeriat yasalarına döneceğiz
laikliğe bize hak tanıyan cumhuriyet esaslarıni bir yol gösteren mustafa kemal atatürke binlerc milyonlarca kez teşekkür etsek azdir. paşam sen yüz yil değil 1000 yıl ileriyi görmüşsün resmen.
devamını gör...
hayatınız bir film olsaydı neye benzerdi sorunsalı
büyük ihtimalle daha yaşın kaç senin diyen tipler şok geçirirlerdi. 21 yaşında 201 yıllık destan yazdım resmen. bir insanın her günü olaylı geçer mi ? bir de çocukluk anılarımı katacak olursak, bataklığa batmam ve beni 5 kişinin son anda kurtarması, defalarca boğulma tehlikesi geçirmem (birinde direkten döndük) , ilkokulda çantamın bomba sanılıp 3 sokak polisle çevrilmesi bomba imha ekiplerinin gelmesi falan. düşünüyorum da komedi tadında dramatik bir film olabilirdi.
devamını gör...
japon balığı
turuncu rengi, şirinliği ve cazibesiyle akvaryum kurulumu sonrası ilk tercih edilen balıklardan biridir. akvaryumdaki dinginliğin temsilcisidir.
devamını gör...
bir kedinin öğrenmesi gereken şeyler
güvenmeyi öğrenmesi lazım.sanki hep tetikteler.bir de şey biraz umursa bir şeyleri eyyy shakespeare efendiii sana diyorum!
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bu kadar bilgisiz olmayın, araştırın, okuyun, öğrenin... her duyduğunuzu buraya koşarak başlık açmayın, komik oluyorsunuz.
ben duyduğuma inanmam, gördüğüme de inanmam. bir bilginin doğruluğuna veya yanlışlığına beni ikna etmek çok zordur, birkaç kaynaktan o bilgiyi teyit etmem lazım.
ben duyduğuma inanmam, gördüğüme de inanmam. bir bilginin doğruluğuna veya yanlışlığına beni ikna etmek çok zordur, birkaç kaynaktan o bilgiyi teyit etmem lazım.
devamını gör...
depresyon
genel anlamda çocuksu ve mutlu bir insanım. olayların en olumsuz yanlarını görüp kendini üzen bir tip değilim. depresyona sigarayı bıraktıktan sonra girdim ki bağırsak kaynaklı depresyon denilen bir durumdu. şunu anladım, depresyon bir tür ölüm hali.
saçlarımı taramaya bile halim yoktu. sürekli yatıp ağlıyordum, o güne kadar hiç dikkatimi çekmemiş ya da belki önemsemediğim geçmiş detayları düşünüp büyük mesele haline getiriyordum. sanki o güne kadar hiç mutlu tek bir anım olmamış gibiydi. yaşamanın ve o güne kadar yaşanmış anıların herhangi bir önemi yoktu.
tek iyi yönü kendimi bulmuş olmam oldu. daha empatik bir insan haline geldim. insanlara karşı daha sakin ve anlayışlı davranmaya çalışıyorum çünkü karşımda duran o insanın kendi içinde neler yaşadığını bilmediğimin farkındayım. hayatın sadece benim doğru ve yanlışlarımdan ibaret olmadığını biliyorum. sanıyorum buna olgunlaşmak deniyor, depresyon sayesinde bu seviyeye anca gelebildim.
bir şekilde o süreç boyunca tedavi için tek adım atmamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum. çünkü sahiden bu ciddi bir süreç. depresyonda olan arkadaslarin tedavi için kararlı olmaları gerekiyor. bunu tek başına atlatmaya çalışmak sahiden çok yorucu ve gereksiz bir çaba çünkü.
saçlarımı taramaya bile halim yoktu. sürekli yatıp ağlıyordum, o güne kadar hiç dikkatimi çekmemiş ya da belki önemsemediğim geçmiş detayları düşünüp büyük mesele haline getiriyordum. sanki o güne kadar hiç mutlu tek bir anım olmamış gibiydi. yaşamanın ve o güne kadar yaşanmış anıların herhangi bir önemi yoktu.
tek iyi yönü kendimi bulmuş olmam oldu. daha empatik bir insan haline geldim. insanlara karşı daha sakin ve anlayışlı davranmaya çalışıyorum çünkü karşımda duran o insanın kendi içinde neler yaşadığını bilmediğimin farkındayım. hayatın sadece benim doğru ve yanlışlarımdan ibaret olmadığını biliyorum. sanıyorum buna olgunlaşmak deniyor, depresyon sayesinde bu seviyeye anca gelebildim.
bir şekilde o süreç boyunca tedavi için tek adım atmamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum. çünkü sahiden bu ciddi bir süreç. depresyonda olan arkadaslarin tedavi için kararlı olmaları gerekiyor. bunu tek başına atlatmaya çalışmak sahiden çok yorucu ve gereksiz bir çaba çünkü.
devamını gör...
kedi tüylerinin her yerimizden çıkması
kedinizin tüylerini her gün düzenli olarak taramanıza rağmen hala tüy döküyorsa bunun beslenme ve sağlıkla ilgisi vardır.
1- eğer kediniz biyolojik olarak ona uygun şekilde beslenmiyorsa, tüy dökme artar. kuru mamalar, kimyasallar içeren mamalar, yeterince et içeriği olmayan mamalar, tahıllı mamalar vb . tüy dökümünü artırır. kedinizin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, kaliteli çiğ mama tüy dökülmesini azaltır. yine faydalı yağ asitleriyle ( omega vb ) beslenmesini desteklemek tüy dökümünün azalmasına yardımcı olur.
2- fiziksel sağlık sorunları tüy dökülmesine neden olabilir. bu tüy dökümüne neden olacak bir sağlık problemi olabileceği gibi, ağrısı, acısı, fiziksel anlamda rahatsızlığı olduğu için strese girdiği için yine aşırı tüy döküyor olabilir.
3- stres, anksiyete, depresyon gibi sorunlar kedilerde tüy dökülmesine neden olur. pek çok kedi fiziksel ve zihinsel anlamda yeterince egzersiz yapmadığı için evde strese girmektedir.
4-bazı kedi ırkları diğerlerine göre daha fazla tüy döker. sibirya kedisi, russian blue, ragdoll, american bob tail , american curly hair vb.
kedinizin tüy dökülmesini azaltmak için evde yapabileceğiniz pek çok kendin uygula yöntemi vardır. doğal yöntemlerle tüy dökülmesi kontrol altına alınabilir.
5-kediniz çok tüy döküyorsa bu aynı zamanda sürekli tüy yumakları yüzünden kusması anlamına gelir. tüy yumağı nedeniyle kusmak normal değildir. 3-6 ayda bir kusmak bir noktaya kadar kabul edilir ancak bu daha sık oluyorsa, kedinin bakımında sorun vardır. kedinin tüy dökmesini azaltacak önlemler alınmalıdır.
kedilerde tüy bakımı buradan
kıyafetlerinizdeki tüyleri almak için ise en uygunu kedi tüyü temizlemek için satılan süngerlerdir. tüyler süngere yapışır ve sonra çok kolay bir şekilde toplanır. kağıt rulolardan çok daha iyidir.
kedilerin tüylerinin traş edilmesi pek çok davranış problemine neden olur. sağlığını etkileyecek ciddi bir problem olmadığı sürece ( uyuz, aşırı şekilde kene ve pirelerin varlığı, ameliyat, kan alınması gibi testler vb ) kediler asla traş edilmemelidir. ancak yaşlı ve arka bacak ve kuyruk çevresindeki tüyleri çok uzun olan kediler eğer bu nedenle hijyen sorunu yaşıyorlarsa bu bölümler makasla kısaltılmalıdır.
kedilerin tüylerini traş etmek onların serinlemesini sağlamaz aksine aşırı ısınmalarına neden olur.
kedi ve köpekler neden traş edilmemeli buradan
1- eğer kediniz biyolojik olarak ona uygun şekilde beslenmiyorsa, tüy dökme artar. kuru mamalar, kimyasallar içeren mamalar, yeterince et içeriği olmayan mamalar, tahıllı mamalar vb . tüy dökümünü artırır. kedinizin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, kaliteli çiğ mama tüy dökülmesini azaltır. yine faydalı yağ asitleriyle ( omega vb ) beslenmesini desteklemek tüy dökümünün azalmasına yardımcı olur.
2- fiziksel sağlık sorunları tüy dökülmesine neden olabilir. bu tüy dökümüne neden olacak bir sağlık problemi olabileceği gibi, ağrısı, acısı, fiziksel anlamda rahatsızlığı olduğu için strese girdiği için yine aşırı tüy döküyor olabilir.
3- stres, anksiyete, depresyon gibi sorunlar kedilerde tüy dökülmesine neden olur. pek çok kedi fiziksel ve zihinsel anlamda yeterince egzersiz yapmadığı için evde strese girmektedir.
4-bazı kedi ırkları diğerlerine göre daha fazla tüy döker. sibirya kedisi, russian blue, ragdoll, american bob tail , american curly hair vb.
kedinizin tüy dökülmesini azaltmak için evde yapabileceğiniz pek çok kendin uygula yöntemi vardır. doğal yöntemlerle tüy dökülmesi kontrol altına alınabilir.
5-kediniz çok tüy döküyorsa bu aynı zamanda sürekli tüy yumakları yüzünden kusması anlamına gelir. tüy yumağı nedeniyle kusmak normal değildir. 3-6 ayda bir kusmak bir noktaya kadar kabul edilir ancak bu daha sık oluyorsa, kedinin bakımında sorun vardır. kedinin tüy dökmesini azaltacak önlemler alınmalıdır.
kedilerde tüy bakımı buradan
kıyafetlerinizdeki tüyleri almak için ise en uygunu kedi tüyü temizlemek için satılan süngerlerdir. tüyler süngere yapışır ve sonra çok kolay bir şekilde toplanır. kağıt rulolardan çok daha iyidir.
kedilerin tüylerinin traş edilmesi pek çok davranış problemine neden olur. sağlığını etkileyecek ciddi bir problem olmadığı sürece ( uyuz, aşırı şekilde kene ve pirelerin varlığı, ameliyat, kan alınması gibi testler vb ) kediler asla traş edilmemelidir. ancak yaşlı ve arka bacak ve kuyruk çevresindeki tüyleri çok uzun olan kediler eğer bu nedenle hijyen sorunu yaşıyorlarsa bu bölümler makasla kısaltılmalıdır.
kedilerin tüylerini traş etmek onların serinlemesini sağlamaz aksine aşırı ısınmalarına neden olur.
kedi ve köpekler neden traş edilmemeli buradan
devamını gör...
mutlu olunabilir mi sorunsalı
temelde belki de insanlık tarihi boyunca mutluluğun üç şekilde sağlanabileceği varsayılmıştır. ilki haz, ikincisi statü, üçüncüsüyse bilgelik yani erdem. *
fakat bütünsel olarak mutluluk kavramı bu üç kategori üzerinden mi değerlendirilmelidir? bugün üzerine düşündüm. 5 litrelik şişemden su içiyordum ve dışarıda yağan karı seyrediyordum. aylaklığım tuttu ve düşünmeye başladım. sanki bir şey ifade edecekmiş gibi. eh, insan acı çektikçe düşünesi; düşünesi geldikçe acı çekesi gelir. kim demiş bunu? ben dedim. kendi kendime aforizma üretip şarabımı yudumluyorum. sonra da gece yastığıma gömülüp ağlıyorum. şaka. *
elbette 21. yüzyılda mutluluk konusunu bu şekilde neredeyse tek bir boyuttan inceleyemeyiz. rönesansa kadar uzattığımızda bu antik zinciri, karşımıza yepyeni kavramlar çıkıyor: yalnızlık gibi. fakat yalnızlık kavramını da gelişen "fikir" dünyasında mutluluk kavramının bir somutlaması olarak görebiliriz. yani sanırım. neticede yalnız insan içten içe mutsuzdur. fakat mutsuz insan yalnız olmayabilir. bu mutluluk kavramı, mutluluktan ne beklediğimize göre değişir. şimdiki zamandaysa ne haz ne statü ne de erdem bizleri kurtarıyor. halen içten içe yalnızlık hissediyoruz. elbette bu yalnızlığı "kişisel gelişim çağı" lafzı altında nitelendirmeyi çok isterdim. lakin herkes için böyle değil bu konu... sıradanlık ve sıra dışılık söz konusu halen de. petersburg’da netleşen bu kavramı belki de halen iliklerimize kadar hissetme cüretinde bulunabiliyoruz. ama acının felsefesine girmeyeceğim. konumuza dönelim.
şimdi efendim, sıradanlık sıra dışılık mevzusu konu dışı kalır biraz ama hepimiz bir yandan farkındayız bazı insanların "basit" olarak adlandırılabileceğini. örneğin, herhangi bir adamı düşünün. gidip soruyorsun: sıradanlık ve sıra dışılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz? o da pala bıyıklarının altından "nani?!" gibi bir tepki veriyor. tabii türkiye'deyiz, şaşırıyor. çünkü o ekmek derdinde bir dönerci. ne yapsın allasen senin felsefeni? eh, ihtiyaçlar hiyerarşisinde de felsefenin konumu belli. neticede felsefe için tembellik gerekir. sonra dönüp kendine dersin, "hmm, demek sıradanmış."
fakat elbette bu önerme kendi içinde hatalı. şartlar eş olmadığı sürece sıradanlık nitelemesi yapmak doğru olmaz. senin elindeki şartın yüzlerce misli başkasındadır örneğin ve türkiye'de bir üniversitede okuyacağına çoktan okulunu bitirmiş ve evinde yazıp çiziyordur. her neyse.
velev ki bu kişi dönerciyle konuşmasından sonra eve döndü. ve içten içe acıdı kendi yalnızlığına. neden? komik bir durum mu? bana kalırsa evet. ama aslında bu kişi haklı da. kişisel gelişim çağı adı altında nietzscheler, goetheler, shakespeareler yutmuş. bir nevi nihilizm limanına uğramış da oradan ayrılıp nietzsche'ye layık olmuş. fakat mutsuz.... hep schopenhauer okuduğu için. neyden bahsediyordum konu epey dağıldı ama işte bu kişi mutsuz. aynı zamanda yalnızlığını paylaşamadığı için de mutsuz.
bu kişi hazzı da statüyü de erdemi de kendince yaşıyor ve doyumu sağlıyor olsun. ki böyle insanlar var elbet. mesela ben. * fakat yine de bu tarz bir varoluşsal portre çizen kişi niçin içten içe bir bulantı içerisinde olsun? cevap az önce söylediğimiz bir kelimede yatıyor: yalnızlık.
artık yalnız olmama denen bir kategori de var. yani benim fikrim bu. dediğim gibi, yağan karı izlerken su içiyordum da düşündüm. şimdi bu yazdıklarım sadece düşüncelerimin birer yansıması... af buyurunuz. herhangi bir şeyi kanıtlama derdinde değilim. yeni bir şey söyleme derdinde de değilim. sadece, yalnızlık işte... anlatası geliyor insanın... swh
kişisel olarak gelişip ari insan formuna kavuşmuş insan artık yalnız. ötekileşiyor ve kendini içten içe bir mutlulukla paylaşmıyor. yapayalnız. çünkü toplum onu anlamıyor, o sokrates'in erdemine ulaştı, kirene okulu'ndan geçip hazza kavuştu, sofistlerle vakit geçirdi ve statünün bencil doğasını kavradı, belki bir retorik ustası oldu! "o halde sorun ne?" diye düşündü.
sorun, gerçek hazzın gerçek statünün ve gerçek erdemin yalnızlıkta gizli olup olmamasıyla alakalıydı belki de. logoterapiyle ilgilendi ve akıl danıştı psikanalistlere. artık acısını özümsüyordu, yaratıyordu da, şimdiyse aşık olmalı, sevmeliydi!
fakat yalnızlık böyle mi geçer gerçekte? yani insan böyle mi mutlu olur? tek başına kalmayarak? önemli olan yalnız kalmamak mıdır fiziksel olarak? hayır elbette. önemli olan içten içe paylaşılan derin bir hüzündür belki de! derin bir soğukluktur! buz gibi bir katmandan sızan ışık huzmesidir! işte böylece insan yalnızlıktan uzaklaşabilir. acısını paylaşır, en sonunda ortadan kaldırır. artık yalnız değildir.
artık mutludur. içten içe nefret ettiği bu sıradanlığın yüceltilmiş olduğu dünya, artık gözünde bir hiçtir. yastığına huzurla gömülür ve güler yüzle uykuya dalar. *
fakat insan doğası böyle midir gerçekten? bu kadar mı tragedyamız? dramaturjik anlatıma ne oldu? özünde insan doğasıdır belki de trajik olan. bu, insan aklıyla aşılamaz mı? akıl, doğaya karşı. akıl, tanrı'ya karşı vs. vs. insan kendi kurtuluşu için evrensel doğa yasalarına, kişisel çıkarına, belki tanrı'ya karşı çıkamaz mı? yalnızlığına karşı çıkamaz mı? cevabı muhtemelen içimizde taşıyoruz!..
herkes ister mutlu olmayı. fakat böyle bir zamanda, böyle bir çağda insanın daha fazla düşünmesi gerek üzerine. kurtuluş yolu nedir? var mıdır? gerekli midi? tabii bunu sıradanlık sıra dışılık bağlamında yapmalıdır. yoksa mutluluk insanı tatmin etmeyecektir. nihayetinde herkesin istediği şey mutluluktur. buna ulaşmanın farklı yollarını buluruz kendimizce. fakat derinden, yoğun bir ateşin parlamasına karşı koymayız. ateş her bir yanımızı sarar. hep olduğu gibi. sonra onunla ne yapmamız gerektiğini düşünürüz: riske atarız bir nevi, kumar oynarız zihnimizle. korkar ama deneriz. korkar ama denemeyiz. herkes gibi. sonunda gömülürüz bir şekilde toprağa, ateş bizi yakarken duyarız ruhumuzun sesini. hiç önemi var mıydı bütün bunların?
fakat bütünsel olarak mutluluk kavramı bu üç kategori üzerinden mi değerlendirilmelidir? bugün üzerine düşündüm. 5 litrelik şişemden su içiyordum ve dışarıda yağan karı seyrediyordum. aylaklığım tuttu ve düşünmeye başladım. sanki bir şey ifade edecekmiş gibi. eh, insan acı çektikçe düşünesi; düşünesi geldikçe acı çekesi gelir. kim demiş bunu? ben dedim. kendi kendime aforizma üretip şarabımı yudumluyorum. sonra da gece yastığıma gömülüp ağlıyorum. şaka. *
elbette 21. yüzyılda mutluluk konusunu bu şekilde neredeyse tek bir boyuttan inceleyemeyiz. rönesansa kadar uzattığımızda bu antik zinciri, karşımıza yepyeni kavramlar çıkıyor: yalnızlık gibi. fakat yalnızlık kavramını da gelişen "fikir" dünyasında mutluluk kavramının bir somutlaması olarak görebiliriz. yani sanırım. neticede yalnız insan içten içe mutsuzdur. fakat mutsuz insan yalnız olmayabilir. bu mutluluk kavramı, mutluluktan ne beklediğimize göre değişir. şimdiki zamandaysa ne haz ne statü ne de erdem bizleri kurtarıyor. halen içten içe yalnızlık hissediyoruz. elbette bu yalnızlığı "kişisel gelişim çağı" lafzı altında nitelendirmeyi çok isterdim. lakin herkes için böyle değil bu konu... sıradanlık ve sıra dışılık söz konusu halen de. petersburg’da netleşen bu kavramı belki de halen iliklerimize kadar hissetme cüretinde bulunabiliyoruz. ama acının felsefesine girmeyeceğim. konumuza dönelim.
şimdi efendim, sıradanlık sıra dışılık mevzusu konu dışı kalır biraz ama hepimiz bir yandan farkındayız bazı insanların "basit" olarak adlandırılabileceğini. örneğin, herhangi bir adamı düşünün. gidip soruyorsun: sıradanlık ve sıra dışılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz? o da pala bıyıklarının altından "nani?!" gibi bir tepki veriyor. tabii türkiye'deyiz, şaşırıyor. çünkü o ekmek derdinde bir dönerci. ne yapsın allasen senin felsefeni? eh, ihtiyaçlar hiyerarşisinde de felsefenin konumu belli. neticede felsefe için tembellik gerekir. sonra dönüp kendine dersin, "hmm, demek sıradanmış."
fakat elbette bu önerme kendi içinde hatalı. şartlar eş olmadığı sürece sıradanlık nitelemesi yapmak doğru olmaz. senin elindeki şartın yüzlerce misli başkasındadır örneğin ve türkiye'de bir üniversitede okuyacağına çoktan okulunu bitirmiş ve evinde yazıp çiziyordur. her neyse.
velev ki bu kişi dönerciyle konuşmasından sonra eve döndü. ve içten içe acıdı kendi yalnızlığına. neden? komik bir durum mu? bana kalırsa evet. ama aslında bu kişi haklı da. kişisel gelişim çağı adı altında nietzscheler, goetheler, shakespeareler yutmuş. bir nevi nihilizm limanına uğramış da oradan ayrılıp nietzsche'ye layık olmuş. fakat mutsuz.... hep schopenhauer okuduğu için. neyden bahsediyordum konu epey dağıldı ama işte bu kişi mutsuz. aynı zamanda yalnızlığını paylaşamadığı için de mutsuz.
bu kişi hazzı da statüyü de erdemi de kendince yaşıyor ve doyumu sağlıyor olsun. ki böyle insanlar var elbet. mesela ben. * fakat yine de bu tarz bir varoluşsal portre çizen kişi niçin içten içe bir bulantı içerisinde olsun? cevap az önce söylediğimiz bir kelimede yatıyor: yalnızlık.
artık yalnız olmama denen bir kategori de var. yani benim fikrim bu. dediğim gibi, yağan karı izlerken su içiyordum da düşündüm. şimdi bu yazdıklarım sadece düşüncelerimin birer yansıması... af buyurunuz. herhangi bir şeyi kanıtlama derdinde değilim. yeni bir şey söyleme derdinde de değilim. sadece, yalnızlık işte... anlatası geliyor insanın... swh
kişisel olarak gelişip ari insan formuna kavuşmuş insan artık yalnız. ötekileşiyor ve kendini içten içe bir mutlulukla paylaşmıyor. yapayalnız. çünkü toplum onu anlamıyor, o sokrates'in erdemine ulaştı, kirene okulu'ndan geçip hazza kavuştu, sofistlerle vakit geçirdi ve statünün bencil doğasını kavradı, belki bir retorik ustası oldu! "o halde sorun ne?" diye düşündü.
sorun, gerçek hazzın gerçek statünün ve gerçek erdemin yalnızlıkta gizli olup olmamasıyla alakalıydı belki de. logoterapiyle ilgilendi ve akıl danıştı psikanalistlere. artık acısını özümsüyordu, yaratıyordu da, şimdiyse aşık olmalı, sevmeliydi!
fakat yalnızlık böyle mi geçer gerçekte? yani insan böyle mi mutlu olur? tek başına kalmayarak? önemli olan yalnız kalmamak mıdır fiziksel olarak? hayır elbette. önemli olan içten içe paylaşılan derin bir hüzündür belki de! derin bir soğukluktur! buz gibi bir katmandan sızan ışık huzmesidir! işte böylece insan yalnızlıktan uzaklaşabilir. acısını paylaşır, en sonunda ortadan kaldırır. artık yalnız değildir.
artık mutludur. içten içe nefret ettiği bu sıradanlığın yüceltilmiş olduğu dünya, artık gözünde bir hiçtir. yastığına huzurla gömülür ve güler yüzle uykuya dalar. *
fakat insan doğası böyle midir gerçekten? bu kadar mı tragedyamız? dramaturjik anlatıma ne oldu? özünde insan doğasıdır belki de trajik olan. bu, insan aklıyla aşılamaz mı? akıl, doğaya karşı. akıl, tanrı'ya karşı vs. vs. insan kendi kurtuluşu için evrensel doğa yasalarına, kişisel çıkarına, belki tanrı'ya karşı çıkamaz mı? yalnızlığına karşı çıkamaz mı? cevabı muhtemelen içimizde taşıyoruz!..
herkes ister mutlu olmayı. fakat böyle bir zamanda, böyle bir çağda insanın daha fazla düşünmesi gerek üzerine. kurtuluş yolu nedir? var mıdır? gerekli midi? tabii bunu sıradanlık sıra dışılık bağlamında yapmalıdır. yoksa mutluluk insanı tatmin etmeyecektir. nihayetinde herkesin istediği şey mutluluktur. buna ulaşmanın farklı yollarını buluruz kendimizce. fakat derinden, yoğun bir ateşin parlamasına karşı koymayız. ateş her bir yanımızı sarar. hep olduğu gibi. sonra onunla ne yapmamız gerektiğini düşünürüz: riske atarız bir nevi, kumar oynarız zihnimizle. korkar ama deneriz. korkar ama denemeyiz. herkes gibi. sonunda gömülürüz bir şekilde toprağa, ateş bizi yakarken duyarız ruhumuzun sesini. hiç önemi var mıydı bütün bunların?
devamını gör...
claranın dağdan aşağı yuvarlanan tekerlekli sandalyesi
sözlüğün 'ne kadar miniği?' olduğunu merak ettiğim yazar.
malum yıldız tozu 13 yaşında, iki kardeşle tanışmıştım burada biri 14 diğeri 15 ti şuan aktif değiller gerçi ama işte alt limit ne onu merak etmeme neden oluyorlar doğrusu?
açıkçası ben böyle yaşından daha olgun daha bilgili daha cesur daha kültürlü insanları görünce tanıyınca çok mutlu oluyorum. *
sevgili yazarımız da bir ışık gibi parlıyor doğrusu. tanımları, duruşu, bilgi birikimi ve bunun yanında onu aktarma şekli çok hoş. keyifle takip ediyoruz sizi sayın yazar.
doğum gününüzü de ayrıca kutluyorum.
aslında nickaltınızı ziyaret nedenim buydu ama yine de bir iki cümle kurmadan gitmeyeyim dedim.

yeni yaşın sana huzur, umut, mutluluk getirsin. sevgiyle kal. *
malum yıldız tozu 13 yaşında, iki kardeşle tanışmıştım burada biri 14 diğeri 15 ti şuan aktif değiller gerçi ama işte alt limit ne onu merak etmeme neden oluyorlar doğrusu?
açıkçası ben böyle yaşından daha olgun daha bilgili daha cesur daha kültürlü insanları görünce tanıyınca çok mutlu oluyorum. *
sevgili yazarımız da bir ışık gibi parlıyor doğrusu. tanımları, duruşu, bilgi birikimi ve bunun yanında onu aktarma şekli çok hoş. keyifle takip ediyoruz sizi sayın yazar.
doğum gününüzü de ayrıca kutluyorum.
aslında nickaltınızı ziyaret nedenim buydu ama yine de bir iki cümle kurmadan gitmeyeyim dedim.

yeni yaşın sana huzur, umut, mutluluk getirsin. sevgiyle kal. *
devamını gör...
diyaliz
- belirlenmiş moleküllerin seçici bir zardan difüzyonuna diyaliz denir.
- diyaliz işleminde, bir çözeltideki belirli çözünmüş maddeler, seçici geçirgen zarın diğer tarafına konulan farklı bileşime sahip bir çözelti aracılığıyla değiştirilir.
- diyalizde amaç, çözünebilen maddelerin konsantrasyonunun düşürülmesidir.
- böbrek yetmezliği görülen hastalarda, hasta diyaliz makinesine bağlanır. bu hastalarda böbrekler tarafından süzülüp atılamayan zararlı maddeler ve fazla su, seçici geçirgen bir zardan geçirilerek madde yoğunlukları özel olarak ayarlanmış diyaliz sıvısına alınır. bu işlemde hastadan alınan kanın içeriği düzenlenir ve kan hastaya geri verilir.
- - - alıntı - - -
referans: biyoloji dersi notlarıdır. bana ait değildir.
- diyaliz işleminde, bir çözeltideki belirli çözünmüş maddeler, seçici geçirgen zarın diğer tarafına konulan farklı bileşime sahip bir çözelti aracılığıyla değiştirilir.
- diyalizde amaç, çözünebilen maddelerin konsantrasyonunun düşürülmesidir.
- böbrek yetmezliği görülen hastalarda, hasta diyaliz makinesine bağlanır. bu hastalarda böbrekler tarafından süzülüp atılamayan zararlı maddeler ve fazla su, seçici geçirgen bir zardan geçirilerek madde yoğunlukları özel olarak ayarlanmış diyaliz sıvısına alınır. bu işlemde hastadan alınan kanın içeriği düzenlenir ve kan hastaya geri verilir.
- - - alıntı - - -
referans: biyoloji dersi notlarıdır. bana ait değildir.
devamını gör...