yazarların kitaplığındaki kitap sayısı
eğer ki kitaplar sırf sergilenmek için orada yer tutuyor, alınıp alınıp okunmuyorsa bir manası olmayan sayıdır. asıl soru şu olmalıdır: yazarların kitaplığındaki okunmuş kitap sayısı
devamını gör...
better call saul
breaking bad spin-off'u, bana göre bugüne kadar yapılmış en iyi dizi
devamını gör...
aşırı el kurumasına çözüm önerileri
her su teması sonrası kremlenin .
ben öyle yaşıyorum.
geceleri de zeytin yağına bulanın.
kapı, telefon falan yağlı kalıyor ama napcan işte cilt onlardan daha önemli.
ben öyle yaşıyorum.
geceleri de zeytin yağına bulanın.
kapı, telefon falan yağlı kalıyor ama napcan işte cilt onlardan daha önemli.
devamını gör...
yeşil-uzum
kendisi bu günde sevdiğim yazar olur.
kıs ı am melting lannn melting
sen hayırdır?
evlâdım, sen yeni nickinle sevimli, madalyalı başlamıştın, ne oldun gene?
agresif trol.
a anladım beni kıskandın de mi?
ıtiraf et.
kıs ben seni de seviyorum, ama anacıım, senin mesaj kutun bile kapalı.
nasıl olacak kalp kalbe karşı.
neyse çocuklar, biri az ayarını bozunca ardından gelen asempatikler, huysuz şirinler sizede iyi sözcükler.
hadi size birde tavsiye gelsin, 46 yaşından.
her şey her yerde yazılmaz
kıs ı am melting lannn melting
sen hayırdır?
evlâdım, sen yeni nickinle sevimli, madalyalı başlamıştın, ne oldun gene?
agresif trol.
a anladım beni kıskandın de mi?
ıtiraf et.
kıs ben seni de seviyorum, ama anacıım, senin mesaj kutun bile kapalı.
nasıl olacak kalp kalbe karşı.
neyse çocuklar, biri az ayarını bozunca ardından gelen asempatikler, huysuz şirinler sizede iyi sözcükler.
hadi size birde tavsiye gelsin, 46 yaşından.
her şey her yerde yazılmaz
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
vişneyle erikle neredeyse bu yazıda geçirdik
bir şarkı çalıyor, sözleri akla gelmiyor ama bestesi bilindik
yerdik övdük derken zamanı bir şekilde geçirdik
neydik ne olduk neyse buralara girmeyecektik..
bir şarkı çalıyor, sözleri akla gelmiyor ama bestesi bilindik
yerdik övdük derken zamanı bir şekilde geçirdik
neydik ne olduk neyse buralara girmeyecektik..
devamını gör...
asgari ücretlimizin evinin önünde arabası var
insanı hayretler içerisinde bırakan vekilin beyanı.
babadan kalma arabaya da mı göz diktiniz?
babadan kalma arabaya da mı göz diktiniz?
devamını gör...
banksy
eserlerinde kullandığı banksy takma adı dışında kimliği bilinmeyen sokak sanatçısı. çalışmalarında savaş karşıtlığı, tüketim çılgınlığı, hayvan hakları, çevre sorunları gibi konuları işler. gerilla sanatçı olarak adlandırılır. birleşik krallık başta olmak üzere pek çok ülkede eser vermiştir. kırmızı balonlu kız tablosu açık artırmayla rekor bir fiyata satıldığı anda banksy tarafından çerçevesine yerleştirilen bir düzenek nedeniyle tablo kendini imha etmiştir. sahip olma, hızlı tüketim, elde etme kültürüne bir eleştiri olarak "kırmızı balonlu kız"a da kimse sahip olamamıştır. banksy, parçalanmadan sorumlu olduğunu doğrulamış ve parçalanmış parçaya yeni bir isim vermiş: çöpteki aşk.
devamını gör...
dünyaya gelmek isteyip istemememizin sorulmaması
tam bir çıkmazdır efenim.
arkadaşları okudum bir miktar, demişler ki "10 gün geç doğarak direnebildim, tepkimi ortaya koydum" filan. 10 gün nedir arkadaşım insan 10 günün lafını mı eder?
bu dünyaya esas gelmemeye azimle direnen benim, ama gestapo annem çok inatçıymış nalet olsun. asla pes etmemiş kadın.
allah-ü teeaalağğğ size evlat vermiyorsa onu zorlamayacaksınız, bilimin nimetlerini çok kurcalamayacak, bkunu çıkarmayacaksınız arkadaşım. o tüp bebeği icat edenin... neyse. bu girişten anlaşılacağı üzere, size anamdan doğum hikayemi anlatmaya hazırlanıyorum evet. çünkü neden anlatmayayım?
annem ile babam ilk görüşte aşkın pençesine düşüyorlar efenim. daha doğrusu babam, anneciğimin güzelliği karşısında fara tutulmuş tavşan gibi kala kalıyor. sonra hemen kızı isteme merasimleri başlıyor. kız evi naz evi mottosuyla babamın duygularını büken dedem, annemi önce vermiyor evet. biraz uğraştırıyor ki bakalım babam ne kadar kararlı, ne kadar istiyor kızımızı onu görecek, emin olacak.
kız evinin kapısından kovulan babamlar bacasından giriyor. bir süre bu istek devam ediyor ki dedem sonunda anacığıma soruyor "isten mi bu oğlanı?" diye. annem de "iyi birine benziyor, olur ehi ehi" yapınca anamı babama baş göz ediyorlar.
bu aşk evliliğinin (anneminkinin aşk olduğundan emin değilim gerçi) ilk senesinden itibaren evlat da evlat diye tutturan anacığım bilmiyor ki kaderinde evlatsızlık ile sınanmak var... efenim deniyorlar, deniyorlar. annemle babamın yatakodasından bana ne bakarsanız da işte epey denemişler arkadaşlar, bunu annem anlatıp duruyordu niye bilmiyorum. herhalde o sıra bi şeyler yapamadıklarından diline vurmuştu kadının, o da gelip bana anlatıyordu eskileri. amaan ne diyordum he, olmamış efendim bebeleri netice itibariyle. dene, doktora git, doktor sebepsiz infertilite diyor tabii. onun meali "bebenizin olası yok bakın gençler daha üzerine varmayın, salın!" ama anacığım takmış kafaya, ısrarla istiyor ki bebesi olsun.
böylece seneler geçmeye başlıyor... doktor kapıları aşındıran anamlar elbette hoca kapılarını tıklatmayı da eksik etmiyorlar. verilmiş sadakaları varmış la, anamı üfleyeceğim ayağına cinci hocanın veledül zinası da olabilirdim ay... neyse, bu hocalar okunmuş elmalar yedirmişler anama babama, ne muskalar yapılmış, yok evden büyüler çıkmış efenim, bebe olmasın diye büyü yapmışlar da onları bozmuşlar falan fıstık...
gele gide bebesiz geçen 8,9 senenin ardından annem ile babam çokça tavsiyeler üzerine x bir şehirde bir doktora daha gidiyor efenim. bu bilge doktor diyor ki "kızım, senin beben olur, kim demiş olmaz diye, olur. ama şunu şöyle edeceğiz, ortaya bilim kartını koyacağız! o bebe deney tüpünün içinde de olsa buraya gelecek!!!"
iyi bok yiyorlar.
anam o ay hamile kalıyor.
gebelik riskli, gebelik kanamalı, düştü düşecek aman dikkat yatacaksın, ani duygulara kapılmak yok, stres yok, ev bile süpürmeyeceksin deniliyor kendisine ve anacığım 9 aya kadar premsesler gibi yatarak, sağdan sola dönmekten bile kaçınarak beni taşıyor efenim. düşürmüyor kadın, katatonik vaziyette yatarak inatla taşıyor, "o bebe buraya gelecek!!" diyor.
doğum vaktine yakın diyor ki doktorumuz ile anam "doğum anında normal doğumun tek bir riskini bile göze alamam, bu kadar sene beklemişsiniz bu bebeği, sezaryenle kucaklayacağız".. o devirde (yaşım da çıkacak ortaya ahhs) tüp bebekmiş, genel anesteziyle sezaryenmiş bunlar o kadar yok bile, ama karar vermişler bilimin her türlü nimetinden faydalanıp beni tastamam dünyaya getirmeye işte.
sonrası doğum, sağlıklı bir kız bebek ben deniz.
dünyaya gelmemeye var gücümle direndim arkadaşlar eved. ama anam benden dişli çıktı. kadın tüm kartları oynadı yapabileceğim bi şey kalmamıştı. bana sorulmadı ama ben cevabımı o kadar sene vermişim zaten niye zorluyorsun kadın?
sonrası zaten acayip yaramazlıklarla dolu bir çocukluk, kendisine "ula evladım olmayaydı daha mı iyiydi?" diye bol bol sorgulatmışım. itiraf etti bunu. bakın yavrular, çok zorlamayın olmuyorsa, zorlamayın işte. al bak anneciğimin bebesi oldu da noldu? başı göğe mi erdi? kendini manyak gibi hırpaladı, o kadar sene türlü tedavilerle eziyet çekti, sonra da olan ben ahshsh.
arkadaşları okudum bir miktar, demişler ki "10 gün geç doğarak direnebildim, tepkimi ortaya koydum" filan. 10 gün nedir arkadaşım insan 10 günün lafını mı eder?
bu dünyaya esas gelmemeye azimle direnen benim, ama gestapo annem çok inatçıymış nalet olsun. asla pes etmemiş kadın.
allah-ü teeaalağğğ size evlat vermiyorsa onu zorlamayacaksınız, bilimin nimetlerini çok kurcalamayacak, bkunu çıkarmayacaksınız arkadaşım. o tüp bebeği icat edenin... neyse. bu girişten anlaşılacağı üzere, size anamdan doğum hikayemi anlatmaya hazırlanıyorum evet. çünkü neden anlatmayayım?
annem ile babam ilk görüşte aşkın pençesine düşüyorlar efenim. daha doğrusu babam, anneciğimin güzelliği karşısında fara tutulmuş tavşan gibi kala kalıyor. sonra hemen kızı isteme merasimleri başlıyor. kız evi naz evi mottosuyla babamın duygularını büken dedem, annemi önce vermiyor evet. biraz uğraştırıyor ki bakalım babam ne kadar kararlı, ne kadar istiyor kızımızı onu görecek, emin olacak.
kız evinin kapısından kovulan babamlar bacasından giriyor. bir süre bu istek devam ediyor ki dedem sonunda anacığıma soruyor "isten mi bu oğlanı?" diye. annem de "iyi birine benziyor, olur ehi ehi" yapınca anamı babama baş göz ediyorlar.
bu aşk evliliğinin (anneminkinin aşk olduğundan emin değilim gerçi) ilk senesinden itibaren evlat da evlat diye tutturan anacığım bilmiyor ki kaderinde evlatsızlık ile sınanmak var... efenim deniyorlar, deniyorlar. annemle babamın yatakodasından bana ne bakarsanız da işte epey denemişler arkadaşlar, bunu annem anlatıp duruyordu niye bilmiyorum. herhalde o sıra bi şeyler yapamadıklarından diline vurmuştu kadının, o da gelip bana anlatıyordu eskileri. amaan ne diyordum he, olmamış efendim bebeleri netice itibariyle. dene, doktora git, doktor sebepsiz infertilite diyor tabii. onun meali "bebenizin olası yok bakın gençler daha üzerine varmayın, salın!" ama anacığım takmış kafaya, ısrarla istiyor ki bebesi olsun.
böylece seneler geçmeye başlıyor... doktor kapıları aşındıran anamlar elbette hoca kapılarını tıklatmayı da eksik etmiyorlar. verilmiş sadakaları varmış la, anamı üfleyeceğim ayağına cinci hocanın veledül zinası da olabilirdim ay... neyse, bu hocalar okunmuş elmalar yedirmişler anama babama, ne muskalar yapılmış, yok evden büyüler çıkmış efenim, bebe olmasın diye büyü yapmışlar da onları bozmuşlar falan fıstık...
gele gide bebesiz geçen 8,9 senenin ardından annem ile babam çokça tavsiyeler üzerine x bir şehirde bir doktora daha gidiyor efenim. bu bilge doktor diyor ki "kızım, senin beben olur, kim demiş olmaz diye, olur. ama şunu şöyle edeceğiz, ortaya bilim kartını koyacağız! o bebe deney tüpünün içinde de olsa buraya gelecek!!!"
iyi bok yiyorlar.
anam o ay hamile kalıyor.
gebelik riskli, gebelik kanamalı, düştü düşecek aman dikkat yatacaksın, ani duygulara kapılmak yok, stres yok, ev bile süpürmeyeceksin deniliyor kendisine ve anacığım 9 aya kadar premsesler gibi yatarak, sağdan sola dönmekten bile kaçınarak beni taşıyor efenim. düşürmüyor kadın, katatonik vaziyette yatarak inatla taşıyor, "o bebe buraya gelecek!!" diyor.
doğum vaktine yakın diyor ki doktorumuz ile anam "doğum anında normal doğumun tek bir riskini bile göze alamam, bu kadar sene beklemişsiniz bu bebeği, sezaryenle kucaklayacağız".. o devirde (yaşım da çıkacak ortaya ahhs) tüp bebekmiş, genel anesteziyle sezaryenmiş bunlar o kadar yok bile, ama karar vermişler bilimin her türlü nimetinden faydalanıp beni tastamam dünyaya getirmeye işte.
sonrası doğum, sağlıklı bir kız bebek ben deniz.
dünyaya gelmemeye var gücümle direndim arkadaşlar eved. ama anam benden dişli çıktı. kadın tüm kartları oynadı yapabileceğim bi şey kalmamıştı. bana sorulmadı ama ben cevabımı o kadar sene vermişim zaten niye zorluyorsun kadın?
sonrası zaten acayip yaramazlıklarla dolu bir çocukluk, kendisine "ula evladım olmayaydı daha mı iyiydi?" diye bol bol sorgulatmışım. itiraf etti bunu. bakın yavrular, çok zorlamayın olmuyorsa, zorlamayın işte. al bak anneciğimin bebesi oldu da noldu? başı göğe mi erdi? kendini manyak gibi hırpaladı, o kadar sene türlü tedavilerle eziyet çekti, sonra da olan ben ahshsh.
devamını gör...
ağlamak
erkekler ağlamaz başlığında 'güç istenci'nden falan söz edilmşti. erkekler ağlamaz ya da belli etmez falan. bişeyler anlatılmıştı işte.
taş mısın be erkek adam yok mu duyguların, ağlayamıyorsan psikolojik bi problemin vardır belki. ne yapacaksın hep içine mi atacaksın. sonra şarkıdaki gibi olmayasın; içime içime ata ata pat diye patliicam valla'*. bence patlamana gerek yok bilader, sal gitsin! *
taş mısın be erkek adam yok mu duyguların, ağlayamıyorsan psikolojik bi problemin vardır belki. ne yapacaksın hep içine mi atacaksın. sonra şarkıdaki gibi olmayasın; içime içime ata ata pat diye patliicam valla'*. bence patlamana gerek yok bilader, sal gitsin! *
devamını gör...
ekrem imamoğlu'nun twitch kanalı açması
“ arkadaşlar tayyip bey 128 tl yollamış napıyon lan orada demiş. tayyipçim istanbul halkına sorabilirsin ne yaptığımı.”
devamını gör...
varlık ve hiçlik
(bkz: varlık ve hiçlik)
jean-paul sartre'ın 1943 yılında yayınlanan egzistansiyalizmin mihenk taşı kabul edilen eser. sartre'ın varlık, var olmak ve hiçlik gibi sorulara varoluşçu felsefe ile açıklık getirmeye çalıştığı fenomenolojik ontoloji denemesi. çeviriden okumak oldukça güçtür. zamana yaymak tavsiye edilir. " özgür olmayı seçemeyiz, bizler özgürlüğe mahkumuz."
jean-paul sartre'ın 1943 yılında yayınlanan egzistansiyalizmin mihenk taşı kabul edilen eser. sartre'ın varlık, var olmak ve hiçlik gibi sorulara varoluşçu felsefe ile açıklık getirmeye çalıştığı fenomenolojik ontoloji denemesi. çeviriden okumak oldukça güçtür. zamana yaymak tavsiye edilir. " özgür olmayı seçemeyiz, bizler özgürlüğe mahkumuz."
devamını gör...
iki gün ara verince bildirimlerin kesilmesi
devamını gör...
smells like teen spirit
"our little group has always been, and always will until the end" sözüyle her defasında beni duygulandıran şarkıdır.
devamını gör...
normal sözlük’teki rütbe sevdası
aslında tamamen meraktan kaynaklanan durum, insanın başına ne geliyorsa meraktan geliyor ama ne yaparsın merak ediyoruz işte.
devamını gör...
kışı güzel kılan detaylar
kar yağıyorsa sessizlik ve karın dünyanın kötülüklerini örttüğünü düşünmek. tüm kışı ele aldığımda da yaşadığımı hissettiren soğuk.
devamını gör...
cumhurbaşkanının yetkilerinin sorgulanması sağlıklı değil
cumhurbaşkanlığı sözcüsü ibrahim kalın tarafından yapılan açıklama. söz konusu açıklama boğaziçi üniversitesi'ne yapılan atamayla ilgili. cumhurbaşkanı bu ülkenin tamamının cumhurbaşkanıysa neden tüm ülkeyi ilgilendiren kararlarını sorgulamak sağlıksız? neye göre bu açıklama yapılabiliyor? bu rektör atama yetkisi ohal ortamında kendinizin kendinize verdiği yetki değil mi? neden buna yasalmış muamelesi yapılıyor? sorular sorular sorular....
cevaplanamayan sorular...
cevaplanamayan sorular...
devamını gör...


