ırak'ta 3 penisle doğan çocuk
4 olaydı en azından rabia filan yapardı. yazık olmuş.
devamını gör...
şahsım hakkında düşündükleriniz
başlık ve tanım arasında bağlantı kurmaya çalışırken beynim yandı, o yüzden cevap veremiyorum.
siz beni bırakın, devam edin.
siz beni bırakın, devam edin.
devamını gör...
yoğurtlu mantının üzerine dökülen tereyağı
devamını gör...
bim haftanın fantezi ürünleri kataloğu
bu kadar basit fantazilerimiz yok sayın bim. eşim 2 saattir gülüyor, kendisine gelsin diye ufak bir silkeledim ama kendine gelemedi.
biz yine fenerbahçeli, mickey fareli pijamalara devam.
biz yine fenerbahçeli, mickey fareli pijamalara devam.
devamını gör...
özledim seni
"işte ben seni o ilk mısra gibi özledim." s. a.
devamını gör...
bayramda sözlükte takılan asosyal tip
asosyal değildir. kısıtlama esnasında bile sosyalleşmeye çalışan kişidir. burası dijital de olsa sosyal bir ortamdır.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
bu eserin yüzde sekseni güneşlenirken örüldü.
bira içerken tığ işini şiddetle tavsiye ediyorum*.
bira içerken tığ işini şiddetle tavsiye ediyorum*.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
oysa yüreğimde cenneti taşıyordum.
bir idam mahkumunun son günü.
babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
kuşlar yasına gider.
bir idam mahkumunun son günü.
babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
kuşlar yasına gider.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
doğru bildiğini söyleyen ve kaliteli espriler yapan değerli bir yazardır kendisi.
çoğu konuda kafamız uyuşur kendisiyle, paslaşırız güzel anlaşırız. uzun uzun yıllar yazar umarım.*
çoğu konuda kafamız uyuşur kendisiyle, paslaşırız güzel anlaşırız. uzun uzun yıllar yazar umarım.*
devamını gör...
pascal'ın kumarı
matematiksel ve pragmatik açıdan bakıldığında kabul edilebilecek ama etik olarak oldukça yanlış olduğunu düşündüğüm bir argümandır. öncelikle burda tanrı inancı menfaat üzerinden ilerleyen bir durum oluyor. ben tanrı'ya inanayım ve tanrı beni cennete alsın. tanrı'nın kendi varoluş kavramı üzerinden bir inanç değil de kişinin faydasına göre oluşan bir inanç.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
insanlar plân yapar, tanrı yukarıdan güler.
devamını gör...
normal sözlük vs ekşi sözlük
ekşi'de kimse birbirini tanımıyor. burası küçük olduğundan herkes birbirini üç aşağı beş yukarı tanıyor.
(bkz: biz bir aileyiz)*
(bkz: biz bir aileyiz)*
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori normal sözlük yazarları
(bkz: rimbaud). yazdıkları çok kaliteli. hiç konuşmadık ama kendisini seviyorum.
devamını gör...
pessoa lunaparkı
fernando pessoa’nın bizi yazın aracılığıyla oynamaya davet ettiği düşsel oyun alanıdır.
fernando pessoa öldüğünde ondan geriye kalan sandıkta 25.000 metin vardı. ama bu metinler sadece pessoa tarafından yazılmamıştı, yani aslında onun tarafından yazılmıştı ama pessoanın içinde gezinen 70 farklı kökteş yazar olarak. bu kökteş yazarlardan en bilinenleri alberto caeiro, alvaro de campos, ricardo reis, bernardo soares ve fernando pessoa’nın bizzat kendisidir.
pessoa’nın içi çok kalabalıktır. herkes kendi üslubuyla bir şeyler yazar, bir şeyler anlatır, bir şeyler söyler. kimisi roman yazar, kimi öykü, kimi şiir.
işte ben de kendimi ve benim gibi olan insanları bu lunaparkta dolaşan ve atlı karınca sırası bekleyen insanlar olarak görüyorum.
bazense en korkuncu oluyor. geceleri yalnız başıma kütüphanemdeki kitapları izler, tozlarını alır, onlara bakarak unuttuklarımı hatırlarken içimde açılırken cııııv diye bir ses çıkartan lunapark makinelerin sesini duyuyorum. içinde dolaştığım pessoa lunaparkından çıkıp içimde dolaşan pessoa lunaparkına giriyorum.
lunaparklardan korkmayın, korkmayın ki derinlerden bir yunus sesi gelirken bir sizin için parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği diyebilesin.
fernando pessoa öldüğünde ondan geriye kalan sandıkta 25.000 metin vardı. ama bu metinler sadece pessoa tarafından yazılmamıştı, yani aslında onun tarafından yazılmıştı ama pessoanın içinde gezinen 70 farklı kökteş yazar olarak. bu kökteş yazarlardan en bilinenleri alberto caeiro, alvaro de campos, ricardo reis, bernardo soares ve fernando pessoa’nın bizzat kendisidir.
pessoa’nın içi çok kalabalıktır. herkes kendi üslubuyla bir şeyler yazar, bir şeyler anlatır, bir şeyler söyler. kimisi roman yazar, kimi öykü, kimi şiir.
işte ben de kendimi ve benim gibi olan insanları bu lunaparkta dolaşan ve atlı karınca sırası bekleyen insanlar olarak görüyorum.
bazense en korkuncu oluyor. geceleri yalnız başıma kütüphanemdeki kitapları izler, tozlarını alır, onlara bakarak unuttuklarımı hatırlarken içimde açılırken cııııv diye bir ses çıkartan lunapark makinelerin sesini duyuyorum. içinde dolaştığım pessoa lunaparkından çıkıp içimde dolaşan pessoa lunaparkına giriyorum.
lunaparklardan korkmayın, korkmayın ki derinlerden bir yunus sesi gelirken bir sizin için parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği diyebilesin.
devamını gör...
eylül
bedenimi üşütmeyen ama kalbimde fırtınalar koparan bir ay. ama seviyorum bu kararsızlığını.
bazen çok kızdığım bir ay oluyor. doğduğum için kızıyorum ona ama onun bir suçu yok ki..
uzun yıllardır ahmet telli'nin şu satırları ile özdeşleşti benim için eylül : "ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık... "
bu eylül doğduğum için sevinirim umarım.. bu eylül hepimize sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. bana biraz vedalar katacak ama iyi de olacak çünkü bu eylül istanbul'a kavuşuyorum.. *seni seviyorum eylül, hoş geldin!
bazen çok kızdığım bir ay oluyor. doğduğum için kızıyorum ona ama onun bir suçu yok ki..
uzun yıllardır ahmet telli'nin şu satırları ile özdeşleşti benim için eylül : "ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık... "
bu eylül doğduğum için sevinirim umarım.. bu eylül hepimize sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. bana biraz vedalar katacak ama iyi de olacak çünkü bu eylül istanbul'a kavuşuyorum.. *seni seviyorum eylül, hoş geldin!
devamını gör...
even steven
genelde ingiliz ingilizcesinde kullanılan bir deyimdir.
hem spor karşılaşmalarında berabere biten maçlar için kullanılır, hem de intikam alıp ödeştikten sonra durumların eşitlenmesi anlamında kullanılır.
“ we are even-steven” şeklinde kullanılan yapı oldukça melodik olmasının yanı sıra çok da kullanışlıdır. bir dil iyi bilmek için o dilde geçen kullanımlara hakim olmak da gerekir bence. daha önce bir tanımda whoopsie daisies’den bahsetmiştim. ve kendimi adadığım bu göreve devam etmeye sonuna kadar niyetliyim.
peki nerden aklıma geldi birden? tabii ki kill bill volume 1 izlerken canımız ciğerimiz beatrix kiddo’nun mutfakta eski günlerden bahsedip o kara günle ilgili konuştukları vernita green’e ödeşmelerinin mümkün olması için önce onu, sonra odasına gidip küçük kızını son olarak da eve gelmesini bekleyip kocasını öldürdüğü takdirde eşitleneceklerini söylediği sahnede birden bir şimşek çaktı kafamda, bu kafa sözlük tarihine yazılmalıydı.

işin en güzel yanı ise bu deyimi sadece ayakları değil oyunculuğu da çok güzel alan uma thurman’ın “ to really get even, even steven…” diye başlayarak çok çekici bir hava ile söylemesi idi.
hem spor karşılaşmalarında berabere biten maçlar için kullanılır, hem de intikam alıp ödeştikten sonra durumların eşitlenmesi anlamında kullanılır.
“ we are even-steven” şeklinde kullanılan yapı oldukça melodik olmasının yanı sıra çok da kullanışlıdır. bir dil iyi bilmek için o dilde geçen kullanımlara hakim olmak da gerekir bence. daha önce bir tanımda whoopsie daisies’den bahsetmiştim. ve kendimi adadığım bu göreve devam etmeye sonuna kadar niyetliyim.
peki nerden aklıma geldi birden? tabii ki kill bill volume 1 izlerken canımız ciğerimiz beatrix kiddo’nun mutfakta eski günlerden bahsedip o kara günle ilgili konuştukları vernita green’e ödeşmelerinin mümkün olması için önce onu, sonra odasına gidip küçük kızını son olarak da eve gelmesini bekleyip kocasını öldürdüğü takdirde eşitleneceklerini söylediği sahnede birden bir şimşek çaktı kafamda, bu kafa sözlük tarihine yazılmalıydı.

işin en güzel yanı ise bu deyimi sadece ayakları değil oyunculuğu da çok güzel alan uma thurman’ın “ to really get even, even steven…” diye başlayarak çok çekici bir hava ile söylemesi idi.
devamını gör...
ırkçılığın gerekli olması
ırkçılık bir hastalıktır.
devamını gör...
bazı kadınların ense tıraşı olmaması
(bkz: sanane)
devamını gör...
günaydın sözlük
kabataş iskelesinde bir abimiz vardı her sabah saat 10:00'a kadar megafonla günaydın diye bağırırdı hatta bazen sonuna eklerdi "insan olana günaydın" diye.
adamın amacı herkesin o meymenetsiz suratında gülümseme oluşması ve selam vermenin ücretli olmadığını göstermekti ama kimse günaydın demeden yanından geçer giderdi veya diyenler bir elin parmaklarını geçmezdi. şimdi bu başlıkta ona benzemesin diye görünce sevinç oluyorum ondan yönetimden habersiz bunu bold eyliyorum siz sabahları bu başlığı durmadan kullanın.
adamın amacı herkesin o meymenetsiz suratında gülümseme oluşması ve selam vermenin ücretli olmadığını göstermekti ama kimse günaydın demeden yanından geçer giderdi veya diyenler bir elin parmaklarını geçmezdi. şimdi bu başlıkta ona benzemesin diye görünce sevinç oluyorum ondan yönetimden habersiz bunu bold eyliyorum siz sabahları bu başlığı durmadan kullanın.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama tam şöyle yatağınızda yayıla yayıla telefonumla youtube batağına düşeyim derken; şarjınızın olmadığını fark ederek telefonu yatak ucunuzdaki şarja takmışsınız da şarj kablosundaki temassızlık yüzünden, o doğru açıyı yakalar yakalamaz mumya gibi sabit kalmışsınız gibi bir günaydın değil elbet...
bir akşam vakti, parmak arası terliğinizle yokuş yukarı yürürken, ayağınızdan sürekli çıkan terliği, ayağınıza giyer giymez bir futbolcu edasıyla, şut çeker gibi, ileri doğru fırlatıp; ona doğru yürürken çıplak ayaklarınızın altındaki asfaltın sizde uyandırdığı his gibi değişik bir günaydın...
rahatsız ama ferah bir günaydın...
ayağınıza taş değmeyen bir günaydın...
ama tam şöyle yatağınızda yayıla yayıla telefonumla youtube batağına düşeyim derken; şarjınızın olmadığını fark ederek telefonu yatak ucunuzdaki şarja takmışsınız da şarj kablosundaki temassızlık yüzünden, o doğru açıyı yakalar yakalamaz mumya gibi sabit kalmışsınız gibi bir günaydın değil elbet...
bir akşam vakti, parmak arası terliğinizle yokuş yukarı yürürken, ayağınızdan sürekli çıkan terliği, ayağınıza giyer giymez bir futbolcu edasıyla, şut çeker gibi, ileri doğru fırlatıp; ona doğru yürürken çıplak ayaklarınızın altındaki asfaltın sizde uyandırdığı his gibi değişik bir günaydın...
rahatsız ama ferah bir günaydın...
ayağınıza taş değmeyen bir günaydın...
devamını gör...