mini etekli hakime güvenilir mi sorunsalı
bakın aklıma ne geldi.
biz bu hakimlerin ne giyeceğini falan tartışıyoruz ya, en iyisi biz bu hakimleri duruşmaya çıkmadan önce mumyalayalım tutankhamun gibi görevlerini öyle icra etsinler.
mevzuyu giysiye indirgerseniz işin içinden çıkamazsınız.
zaten işin içinden çıkamazsınız ya neyse!
biz bu hakimlerin ne giyeceğini falan tartışıyoruz ya, en iyisi biz bu hakimleri duruşmaya çıkmadan önce mumyalayalım tutankhamun gibi görevlerini öyle icra etsinler.
mevzuyu giysiye indirgerseniz işin içinden çıkamazsınız.
zaten işin içinden çıkamazsınız ya neyse!
devamını gör...
ortostatik proteinüri
genç erişkinlerde görülen ve genelde 1 gramdan daha az olan idrarda protein atılmasına verilen isimdir.
gece yattıktan sonra sabah idrarında protein saptanamaz ancak gün içerisinde ayakta olmakla beraber proteinüri görülür.
tanısı 12 saatlik idrar toplama yöntemi ile konulabilir.
herhangi bir sorun teşkil etmez, prognozu iyidir.
gece yattıktan sonra sabah idrarında protein saptanamaz ancak gün içerisinde ayakta olmakla beraber proteinüri görülür.
tanısı 12 saatlik idrar toplama yöntemi ile konulabilir.
herhangi bir sorun teşkil etmez, prognozu iyidir.
devamını gör...
kitap alıntıları
seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer olur.
jack london-martin eden
jack london-martin eden
devamını gör...
kemal sunal replikleri
-buraya geldiğin günden beri senden başkasını düşünemiyorum; sen burdaki öteki salaklardan öyle farklısın ki!
+niye, ben başka tür bir salak mıyım? *
(bkz: kiracı(film)) 1987
+niye, ben başka tür bir salak mıyım? *
(bkz: kiracı(film)) 1987
devamını gör...
bu başlıkta kendimizi kandırıyoruz
her şey çok güzel olacak.
devamını gör...
hala sevişmeli başlık açılmamış olması
haydi gel benimle ol
oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
ordaki sevgililer özenip birer birer
gün olur erişirler ikimize.
*
oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
ordaki sevgililer özenip birer birer
gün olur erişirler ikimize.
*
devamını gör...
cebimde bozukluk yok deyip 200 lira uzatan insan
sadece gerçekten üzerimde bozuk para olmadığında utana sıkıla yaptığım saçma ötesi eylem.
hatta babacığım olayı daha da ileri boyuta taşıdı: adam kasiyere kavanozla bozuk para götürüyor arada.
hatta babacığım olayı daha da ileri boyuta taşıdı: adam kasiyere kavanozla bozuk para götürüyor arada.
devamını gör...
başka dilden çevirilmiş kitapların orijinal adı ile başlık olması
hayatımda hiç bir şeye bu kadar katılmamıştım. gerçekten saçmalık büyük saçmalık.
bırakalım bu ayakları ingiliz çayı içmiyoruz hiç birimiz.
bakın arkadaşın sorduğu soru çok güzel kim sefilleri o yazamadığım isimle aratır.
bırakalım bu ayakları ingiliz çayı içmiyoruz hiç birimiz.
bakın arkadaşın sorduğu soru çok güzel kim sefilleri o yazamadığım isimle aratır.
devamını gör...
de bağlacını doğru yazamayan yazar
benimdir.
doğru yazamam hiçbir zaman da öğrenmeye çalışmadım.
kafama göre yazdım geçtim doğru oldu veya olmadı bilmiyorum umurumda değil.
en ağır küfürleri en iğrenç hakaretleri kabul ediyorum çünkü doğru yazamıyorum.
keşke kayıt olurken test yapsalar da doğru yazamayan elemanlar benim gibiler içeri alınmasa.
doğru yazamam hiçbir zaman da öğrenmeye çalışmadım.
kafama göre yazdım geçtim doğru oldu veya olmadı bilmiyorum umurumda değil.
en ağır küfürleri en iğrenç hakaretleri kabul ediyorum çünkü doğru yazamıyorum.
keşke kayıt olurken test yapsalar da doğru yazamayan elemanlar benim gibiler içeri alınmasa.
devamını gör...
oscar ve pembeli meleği
dahi yazar éric-emmanuel schmitt tarafından yazılan ve büyük oyuncu yıldız kenter tarafından oynanan muhteşem oyundur.

şişmanlamayan sumocunun da yazarı olan éric-emmanuel schmitt tartışma götürmez bir dahidir. yazdığı muhteşem metinlerin yanı sıra daha önce öykü olarak yazdığı oscar ve pembeli meleğini tiyatro oyununa çevirmiştir. henüz 61 yaşında olan yazarın bundan sonra ne tür edebi büyüler yapacağı en merak ettiğim konular arasındadır.
yıldız kenter ise anlatmaya bile gerek olmayan, bence türk tiyatro tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusudur. kent oyuncularının en büyük ismi olan yıldız kenter bu oyunda tek kişilik görkemli ve akıl almaz bir performans sergilemiştir.
yıllar önce kısa bir süre çalıştığım bir okuldan ayrılıp yeni görev yerime gitmek üzereyken izledim bu oyunu. oyuna gittiğimde elbette beklentim çok fazlaydı ama bu kadar derin etkiler bırakacağını tahmin dahi edemezdim.
oyunda oscar lösemi hastası küçük bir çocuk. 10 yaşında sadece. ve oscar ölmek üzere. ama o kadar akıllı bir çocuk ki oscar. izleseniz o kadar seversiniz ki onu. oyunda oscarı oynayan yıldız kenter müthiş bir performans ile oscarı sevdiriyor bize ama yazarın kalemi de az etkili değil.

hastane odasında geçen hikayede oscarın annesi hep destek olmak için oralarda oluyor, hep yanında. anneyi oynayan yıldız kenter burda da muhteşem.
elbette bir de pembeli melek var. oscarın bakıcısı. ölmek üzere olduğunun farkında olan oscarı tevekküle çağıran 100 yaşına yaklaşmış olan pembeli melek ona gönüllü olarak bakıcılık yapmakta. pembeli meleği de elbette yıldız kenter harikulade oynamakta.
pembeli melek ve oscar bir oyun oynamaya karar verirler. ölmekte olduğunun bilincinde olan oscar sürekli bir sorgulama içindedir. tanrıya dair soruları vardır oscarın ve melek ona cevaplar sunmak için gönderilmiştir sanki.

oyuna göre oscar her gününü on yıl gibi yaşayacak ve her on yıllık dönemde yaşadıklarını, hissettiklerini pembeli meleğine anlatacaktır. ve oscar bu plana sonuna kadar sadık kalır ve her gece uyumadan önce bir not bırakır yatağının başına:
“ beni yalnız pembeli meleğim uyandırabilir.”
son güne oscarın bıraktığı ve her gün olandan farklı olan notu okuyunca pembeli melek, ben artık dayanamadım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ama öyle böyle bir ağlama değil. oyun bitti, ayakta alkışlarken ben hala ağlıyordum. dışarı çıktım alkışlardan sonra. tam o an okulda birlikte çalıştığım ve kanser teşhisi konduğu için saçları artık eskisi kadar rüzgarlı olmayan bir öğretmen ablamla göz göze geldik. birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık. uzun uzun, hıçkıra hıçkıra.
hayatımda izlediğim onlarca tiyatro oyunu arasında en iyisiydi diyebilirim. belki artık izleme şansı olmayacak izlemeyenlerin ama en azından alıp okuyabilirsiniz.

şişmanlamayan sumocunun da yazarı olan éric-emmanuel schmitt tartışma götürmez bir dahidir. yazdığı muhteşem metinlerin yanı sıra daha önce öykü olarak yazdığı oscar ve pembeli meleğini tiyatro oyununa çevirmiştir. henüz 61 yaşında olan yazarın bundan sonra ne tür edebi büyüler yapacağı en merak ettiğim konular arasındadır.
yıldız kenter ise anlatmaya bile gerek olmayan, bence türk tiyatro tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusudur. kent oyuncularının en büyük ismi olan yıldız kenter bu oyunda tek kişilik görkemli ve akıl almaz bir performans sergilemiştir.
yıllar önce kısa bir süre çalıştığım bir okuldan ayrılıp yeni görev yerime gitmek üzereyken izledim bu oyunu. oyuna gittiğimde elbette beklentim çok fazlaydı ama bu kadar derin etkiler bırakacağını tahmin dahi edemezdim.
oyunda oscar lösemi hastası küçük bir çocuk. 10 yaşında sadece. ve oscar ölmek üzere. ama o kadar akıllı bir çocuk ki oscar. izleseniz o kadar seversiniz ki onu. oyunda oscarı oynayan yıldız kenter müthiş bir performans ile oscarı sevdiriyor bize ama yazarın kalemi de az etkili değil.

hastane odasında geçen hikayede oscarın annesi hep destek olmak için oralarda oluyor, hep yanında. anneyi oynayan yıldız kenter burda da muhteşem.
elbette bir de pembeli melek var. oscarın bakıcısı. ölmek üzere olduğunun farkında olan oscarı tevekküle çağıran 100 yaşına yaklaşmış olan pembeli melek ona gönüllü olarak bakıcılık yapmakta. pembeli meleği de elbette yıldız kenter harikulade oynamakta.
pembeli melek ve oscar bir oyun oynamaya karar verirler. ölmekte olduğunun bilincinde olan oscar sürekli bir sorgulama içindedir. tanrıya dair soruları vardır oscarın ve melek ona cevaplar sunmak için gönderilmiştir sanki.

oyuna göre oscar her gününü on yıl gibi yaşayacak ve her on yıllık dönemde yaşadıklarını, hissettiklerini pembeli meleğine anlatacaktır. ve oscar bu plana sonuna kadar sadık kalır ve her gece uyumadan önce bir not bırakır yatağının başına:
“ beni yalnız pembeli meleğim uyandırabilir.”
son güne oscarın bıraktığı ve her gün olandan farklı olan notu okuyunca pembeli melek, ben artık dayanamadım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ama öyle böyle bir ağlama değil. oyun bitti, ayakta alkışlarken ben hala ağlıyordum. dışarı çıktım alkışlardan sonra. tam o an okulda birlikte çalıştığım ve kanser teşhisi konduğu için saçları artık eskisi kadar rüzgarlı olmayan bir öğretmen ablamla göz göze geldik. birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık. uzun uzun, hıçkıra hıçkıra.
hayatımda izlediğim onlarca tiyatro oyunu arasında en iyisiydi diyebilirim. belki artık izleme şansı olmayacak izlemeyenlerin ama en azından alıp okuyabilirsiniz.
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu içerisindeki gerginlik
eğer varsa* sadece sözlük diye düzenlenerek çözülebilecek gerginlik.
kafa sözlük diye başlayanı, normal sözlük yapma, sadece sözlük yap devamını aynı bırak.
yani,
başını sil kafi.
baş ile kafa aynı de mi?
ayy, bir mahzunluk çöktü bana.
neyyyse, sözlüğü ben yeterince kurtardım,
çok işim var ahali.
siz devam edin.
kafa sözlük diye başlayanı, normal sözlük yapma, sadece sözlük yap devamını aynı bırak.
yani,
başını sil kafi.
baş ile kafa aynı de mi?
ayy, bir mahzunluk çöktü bana.
neyyyse, sözlüğü ben yeterince kurtardım,
çok işim var ahali.
siz devam edin.
devamını gör...
hayatında hiç uçurtma uçurmamış insan
şükür ki içinde bulunmadığım insan grubudur.
birkaç defa gerçek uçurtma uçurmuştum pek beceremesem de.
çok defa da poşetten uçurtma yapıp uçurmuştum, o daha zevkliydi.
birkaç defa gerçek uçurtma uçurmuştum pek beceremesem de.
çok defa da poşetten uçurtma yapıp uçurmuştum, o daha zevkliydi.
devamını gör...
troller yüzünden sözlüğün çöp olması
üst edit: çözümü benim bulmam lazımmış. tamam kardeş istersen belediye seçimlerine adaylığımı da koyayım. sürekli kadının memesi kadının eli feminist kadın ardını vurduran erkek başlıkları görmekten içime sıkıntı geldi, mod olsam admin olsam ben çözüm üreteyim de, benim alelade bir yazar olarak düstur edindiğim şey rahatsızlığımı dile getirmek. istediği gibi kullanırmış sözlüğü. kullan, ben kullanma demedim ki? normal sözlük'ün dev bi çöplüğe dönüşüp inci sözlükle aynı akıbeti paylaşacak bir platform olması biraz üzücü sadece. üstelik ben ne modlara ne yönetime salladım burada, saldırgan bir dil kullanmadığım halde troltapar diye bir grup oluşmuş onlar da beni boomer ilan etmeye çalışıyorlar. ahahaha asjdfklsdf. yazık.
---
bir süredir sürekli abuk subuk, çoğu zaman provokatif, insanların tepki vermesi için açılmış başlıklarla sözlüğün geldiği durum. resmen bot saldırısı gibi, mitoz bölünerek ürüyor başlıklar.
rahatsız edici.
(bkz: bisküvi reklamında yarı çıplak erkek)
(bkz: ayak serçe tırnağını uzatan erkek)
(bkz: kadınların artık evlenmek istememesi)
(bkz: kadınların aklının fikrinin sekste olması)
(bkz: erkeklerin 1 yaşından sonra çökmeye başlaması)
(bkz: sözlük erkeklerinin boylarının bir doksan olması)
(bkz: tombul şeylerin erkeklerin ilgisini çekmesi)
(bkz: kaynana öcü oğlu cici)
daha bunlar sol framede karşılaştığım, 3 dakika içinde bulduklarım. kaç gündür neler gördüm. bundan rahatsız olan eminim sadece ben değilim. bence acilen bir çözüm üretilmeli.
ekleme:
(bkz: kadınların ayaklarını vidanjör edasıyla kullanabilmeleri)
(bkz: kadınların artık evlenmek istememesi)
(bkz: küpe takan erkek modeli)
(bkz: sevgilisiyle yaşayan kız popülasyonundaki artış)
(bkz: tiktokta kocası yanındayken kalça sallayan kadın)
(bkz: konuşurken tırnaklarına bakan kız)
(bkz: müstakbel damadıyla ilişkiye giren kadın)
(bkz: amk kelimesinin küfür sansürüne zaten uygun olması)
(bkz: amk'nin sansür olmasının manasız olması) aynı başlıktan iki tane, 2 gün içinde.
(bkz: feminist kadın vs feminist olmayan kadın)
(bkz: feminist kadınların ortak özellikleri) bu da 2 gün içinde açılmış benzer başlıklar.
---
bir süredir sürekli abuk subuk, çoğu zaman provokatif, insanların tepki vermesi için açılmış başlıklarla sözlüğün geldiği durum. resmen bot saldırısı gibi, mitoz bölünerek ürüyor başlıklar.
rahatsız edici.
(bkz: bisküvi reklamında yarı çıplak erkek)
(bkz: ayak serçe tırnağını uzatan erkek)
(bkz: kadınların artık evlenmek istememesi)
(bkz: kadınların aklının fikrinin sekste olması)
(bkz: erkeklerin 1 yaşından sonra çökmeye başlaması)
(bkz: sözlük erkeklerinin boylarının bir doksan olması)
(bkz: tombul şeylerin erkeklerin ilgisini çekmesi)
(bkz: kaynana öcü oğlu cici)
daha bunlar sol framede karşılaştığım, 3 dakika içinde bulduklarım. kaç gündür neler gördüm. bundan rahatsız olan eminim sadece ben değilim. bence acilen bir çözüm üretilmeli.
ekleme:
(bkz: kadınların ayaklarını vidanjör edasıyla kullanabilmeleri)
(bkz: kadınların artık evlenmek istememesi)
(bkz: küpe takan erkek modeli)
(bkz: sevgilisiyle yaşayan kız popülasyonundaki artış)
(bkz: tiktokta kocası yanındayken kalça sallayan kadın)
(bkz: konuşurken tırnaklarına bakan kız)
(bkz: müstakbel damadıyla ilişkiye giren kadın)
(bkz: amk kelimesinin küfür sansürüne zaten uygun olması)
(bkz: amk'nin sansür olmasının manasız olması) aynı başlıktan iki tane, 2 gün içinde.
(bkz: feminist kadın vs feminist olmayan kadın)
(bkz: feminist kadınların ortak özellikleri) bu da 2 gün içinde açılmış benzer başlıklar.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
''hırsların bittiği yerde huzur başlar.'' demiş osho. ya hiç hırslı değilseniz!!!
küçük bir sahil kasabasında tatil yapan bir adam, kumsalda yürüyüşe çıkmış. kıyıda mutlu bir yüzle balık avlayan bir adam görmüş ve ona doğru yürümüş. adamın kovasında birkaç tane balık varmış. gülümseyerek sormuş adama;
-ne yapacaksın bu balıkları? yemek için mi avlıyorsun, yoksa satmak için mi? demiş.
adam da ona gülümsemiş ve demiş ki;
-biz bu kasabada yaşıyoruz. sık sık bu kıyıya gelip balık avlarım. eve gitme zamanım yaklaşınca eşim masayı hazırlar, salatayı yapar ve çocuklarımla birlikte benim dönüşümü beklerler. sonra da balıkları kızartır, neşe içinde yeriz.
sonrasında aralarında şu konuşmalar geçmiş;
-peki, daha çok balık tutsan, yiyeceğiniz balıkları ayırdıktan sonra fazlaları satsan nasıl olur?
-neden fazla balık tutup da satayım ki? karnımızı rahatça doyurabiliyoruz.
-fazlalarını sattığında kazandığın parayla kendine küçük bir tekne alırsın, böylelikle denize açılıp daha çok balık tutma şansın olur.
-iyi de o kadar çok balığı ne yapacağım?
-çok balık tuttuğun zaman balık pazarında bir tezgâh edinip satma şansın olur. hem o zaman daha da büyük bir tekne alırsın, kasabanın en çok satan balıkçısı sen olursun.
-daha büyük tekne, daha çok balık, en çok satan balıkçı...bunların bana ne faydası olacak ki?
-minik bir balıkçı filosu kurabilirsin böylece. kasabayı bırak, şehirde de tanınmış olursun o zaman.
-filom olduğu zaman ne olacak peki?
-daha da geliştirdiğini düşün işlerini; şöyle uluslararası bir balıkçı filosunun sahibi olduğunu. holding bile kurabilirsin o zaman.
-holdingim olduğunda neler yapabilirim?
-canının istediği yere gidebilir, istediğin her şeyi satın alabilirsin. villada yaşarsın, lüks arabaların olur, hizmetçilerin, korumaların vs.
-ya o hayattan sıkılırsam ne yapacağım?
-minik bir sahil kasabasına gidersin ailenle; sizi tanımayanların olduğu bir kasabaya. sık sık kıyıya gidersin balık avlamak için. eşin ve çocukların masayı hazırlayıp senin eve dönüşünü beklerler. sonra da balıkları kızartır, neşe içinde yersiniz...
küçük bir sahil kasabasında tatil yapan bir adam, kumsalda yürüyüşe çıkmış. kıyıda mutlu bir yüzle balık avlayan bir adam görmüş ve ona doğru yürümüş. adamın kovasında birkaç tane balık varmış. gülümseyerek sormuş adama;
-ne yapacaksın bu balıkları? yemek için mi avlıyorsun, yoksa satmak için mi? demiş.
adam da ona gülümsemiş ve demiş ki;
-biz bu kasabada yaşıyoruz. sık sık bu kıyıya gelip balık avlarım. eve gitme zamanım yaklaşınca eşim masayı hazırlar, salatayı yapar ve çocuklarımla birlikte benim dönüşümü beklerler. sonra da balıkları kızartır, neşe içinde yeriz.
sonrasında aralarında şu konuşmalar geçmiş;
-peki, daha çok balık tutsan, yiyeceğiniz balıkları ayırdıktan sonra fazlaları satsan nasıl olur?
-neden fazla balık tutup da satayım ki? karnımızı rahatça doyurabiliyoruz.
-fazlalarını sattığında kazandığın parayla kendine küçük bir tekne alırsın, böylelikle denize açılıp daha çok balık tutma şansın olur.
-iyi de o kadar çok balığı ne yapacağım?
-çok balık tuttuğun zaman balık pazarında bir tezgâh edinip satma şansın olur. hem o zaman daha da büyük bir tekne alırsın, kasabanın en çok satan balıkçısı sen olursun.
-daha büyük tekne, daha çok balık, en çok satan balıkçı...bunların bana ne faydası olacak ki?
-minik bir balıkçı filosu kurabilirsin böylece. kasabayı bırak, şehirde de tanınmış olursun o zaman.
-filom olduğu zaman ne olacak peki?
-daha da geliştirdiğini düşün işlerini; şöyle uluslararası bir balıkçı filosunun sahibi olduğunu. holding bile kurabilirsin o zaman.
-holdingim olduğunda neler yapabilirim?
-canının istediği yere gidebilir, istediğin her şeyi satın alabilirsin. villada yaşarsın, lüks arabaların olur, hizmetçilerin, korumaların vs.
-ya o hayattan sıkılırsam ne yapacağım?
-minik bir sahil kasabasına gidersin ailenle; sizi tanımayanların olduğu bir kasabaya. sık sık kıyıya gidersin balık avlamak için. eşin ve çocukların masayı hazırlayıp senin eve dönüşünü beklerler. sonra da balıkları kızartır, neşe içinde yersiniz...
devamını gör...
hayat nasıl yaşanmalı sorunsalı
yaşadığının farkında olarak. günler, aylar, yıllar o kadar hızlı akıp geçiyor ki bu hızda bazen kendimizi, yaşadığımızı unutuyoruz. bugün bir parkta oturdum. ağaçtan düşen yaprakları, gökyüzünde uçan kuşları, çevremde gezinen kedileri izledim. o anın içinde o an orada olduğumu hissettim. hafif esen rüzgarla beraber düşen sarı kahverengi yapraklarla beraber sonbaharda olduğumuzu hissettim ilk defa. ve yaşadığımı, nefes aldığımı. keşke yaşadığımız her dakikanın böyle farkına varabilsek diye düşündüm. ama ne yazık ki sıklıkla kaybetmeden öğrenemiyor, sürekli unutuyoruz.
devamını gör...
normal sözlük
acayip kanımın ısındığı ve uzun zamandır keyifle takip ettiğim, bir şeyler yazmaya çalıştığım sözlük.
özellikle son 3 aydır, yoğun çeviriler ve köşe yazıları yazdığım için ve bir yandan da turizm sektöründe çalıştığım için taslakta olan entry sayısı 100'ü geçti. umarım uzun yıllar bu sözlükte olurum. bu da benim itiraf köşem gibi olsun.
özellikle son 3 aydır, yoğun çeviriler ve köşe yazıları yazdığım için ve bir yandan da turizm sektöründe çalıştığım için taslakta olan entry sayısı 100'ü geçti. umarım uzun yıllar bu sözlükte olurum. bu da benim itiraf köşem gibi olsun.
devamını gör...
mesane
idrar kesesi olarak da adlandırılır , idrar çıkmadan önce burada depolanır.
devamını gör...
gelibolu
çanakkale iline bağlı bir ilçedir, aynı adı taşıyan yarımada 1. dünya savaşında 18 mart 1915 de denizden geçemedikleri çanakkale boğazını, karadan geçmek isteyen itilaf devletleri ile yaptığımız kara savaşları ile meşhurdur. mustafa kemal atatürk'ün 1. dünya savaşında adının duyulmaya başladığı yer olarakta bilinir.
herkesin çocukluğunun geçtiği yerler zannediyorum kendi için çoğu zaman güzel hatıralarla doludur ve özeldir. gelibolu da 1977-1983 arası babamın görevi nedeniyle bulunmuştuk.
gelibolu' ya 1983 de ayrıldıktan sonra ilk kez 1990 yılında gidebildim, o zamandan beri her sene giderim. aradan 30 sene geçmiş ama o zaman neyse şimdi de hemen hemen aynı, değişen sadece geçen seneler olmuş, sadece geçen senelerle yeni tarzda binalar yapılmış, ama çarşısı ve diğer yerleri hep aynı kalmış.
gelibolu adı bir rivayete göre yelibol (rüzgarı bol) dan gelir, kışın rüzgarı adamı deler geçer, insanı sersem eder. karşısında olan lapseki' ye ve çardağa araba vapuru seferleri vardır. şuanda boğaz geçişi için 1915 köprüsü yapımı devam etmektedir.
tarih boyunca boğaz geçişi olduğu için her zaman önemli bir yeri olan bu ilçede potansiyeli olmasına rağmen turizm pek gelişmemiştir. ekonomi doğrudan 2. kolordu karargahının olması sebebiyle askeriye tarafından ayakta durmaktadır diyebiliriz. 12 eylül darbesinden sonra süleyman demirel ve bülent ecevit , eşleri ile zorunlu olarak belli bir süre gelibolu hamzakoy askeri kampında ikamet ettirilmiştir. o zaman bizde orada olduğumuz için halkın en büyük eğlencesinin kampın tam karşısında olan deniz fenerinden dürbünlerle kampa bakarak; yok nazmiye demireli gördüm yok rahşan ecevit bana el salladı demeleriydi diye hatırlıyorum.
sessiz ,sakin, tam kafa dinlemelik bir yerdir. ayrıca marmara denizinde ender güzel ve temiz denizi olan yerlerindendir. gece hayatı arıyorsanız açık söyleyeyim pek yoktur. peynir helvası ve ilhan restaurant isimli balıkçısı meşhurdur ki cem yılmaz' ın hokkabaz filminin bir sahneside burada geçiyormuş diyorlar, ben seyretmedim.
herkesin çocukluğunun geçtiği yerler zannediyorum kendi için çoğu zaman güzel hatıralarla doludur ve özeldir. gelibolu da 1977-1983 arası babamın görevi nedeniyle bulunmuştuk.
gelibolu' ya 1983 de ayrıldıktan sonra ilk kez 1990 yılında gidebildim, o zamandan beri her sene giderim. aradan 30 sene geçmiş ama o zaman neyse şimdi de hemen hemen aynı, değişen sadece geçen seneler olmuş, sadece geçen senelerle yeni tarzda binalar yapılmış, ama çarşısı ve diğer yerleri hep aynı kalmış.
gelibolu adı bir rivayete göre yelibol (rüzgarı bol) dan gelir, kışın rüzgarı adamı deler geçer, insanı sersem eder. karşısında olan lapseki' ye ve çardağa araba vapuru seferleri vardır. şuanda boğaz geçişi için 1915 köprüsü yapımı devam etmektedir.
tarih boyunca boğaz geçişi olduğu için her zaman önemli bir yeri olan bu ilçede potansiyeli olmasına rağmen turizm pek gelişmemiştir. ekonomi doğrudan 2. kolordu karargahının olması sebebiyle askeriye tarafından ayakta durmaktadır diyebiliriz. 12 eylül darbesinden sonra süleyman demirel ve bülent ecevit , eşleri ile zorunlu olarak belli bir süre gelibolu hamzakoy askeri kampında ikamet ettirilmiştir. o zaman bizde orada olduğumuz için halkın en büyük eğlencesinin kampın tam karşısında olan deniz fenerinden dürbünlerle kampa bakarak; yok nazmiye demireli gördüm yok rahşan ecevit bana el salladı demeleriydi diye hatırlıyorum.
sessiz ,sakin, tam kafa dinlemelik bir yerdir. ayrıca marmara denizinde ender güzel ve temiz denizi olan yerlerindendir. gece hayatı arıyorsanız açık söyleyeyim pek yoktur. peynir helvası ve ilhan restaurant isimli balıkçısı meşhurdur ki cem yılmaz' ın hokkabaz filminin bir sahneside burada geçiyormuş diyorlar, ben seyretmedim.
devamını gör...

