oğlunun nişanlısıyla sevgili olan baba
aşk-ı memnu amerikan versiyon.
devamını gör...
normal sözlük’te darağacının hazırlanması
hayırdır neler dönüyor bilmediğimiz bir şeyler var belli.yalnız karanlık bir görüntü beni fazlasıyla mutsuz etti.
devamını gör...
rücu
(edebiyatta) bir söz sanatı. bir duygu ve düşünceyi daha etkileyici kılmak için vazgeçiyormuş gibi yapıp daha sonra tam tersi pekiştirecek sözler söyler şair.
eski şiirlerde genelde "galat ettim'*-galat işledim" şeklinde kalıp kelimeler kullanılır.
"gördü geçen bu kızıl bulutu gözleriniz
demek bunların hepsi doğru! cevap veriniz
yok. hayır söylemeyin acısını bu yasın
zavallı kulaklarım iki defa duymasın"
eski şiirlerde genelde "galat ettim'*-galat işledim" şeklinde kalıp kelimeler kullanılır.
"gördü geçen bu kızıl bulutu gözleriniz
demek bunların hepsi doğru! cevap veriniz
yok. hayır söylemeyin acısını bu yasın
zavallı kulaklarım iki defa duymasın"
devamını gör...
çirkin kedi olmaması
bunu yazabilmek için uzun yıllar boyunca gözlem yaptım ve artık kesin olarak ifade edebilirim ki çirkin kedi yoktur.
devamını gör...
testere’yi oynayabilecek türk oyuncu
ezel’ de converse ayakkabılar giyen, psikopat katil “temmuz “en çok yakışandır bence. şimdilerde çukur’ da “aliço” karakterini canlandırıyor.
rıza kocaoğlu.
rıza kocaoğlu.
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
hayata dair anlama gücünüz arttıkça, kelimeleriniz değişir. herkesin bilmediği kelimelerle cümleler kurmaya başlarsınız. tam kendinizi ifade edecek kadar dolmuş olursunuz ama anlattığınız şeyi anlayan kişilerin eksikliği yalnızlığınız olur.
devamını gör...
allegria
italyanca neşe anlamına gelen kelimedir. aynı zamanda ayna'nın 2004 yılında çıkmış denizden geliyoruz albümündeki şarkıdır.
ay dusmus, dunya durmus
umrumda degil
saclari sirma sirma
gozleri nehir
sanki cennetten gelmis
dunyadan degil
sevmek bal serbet elbet
ayrilmak zehir
aznak basinda gordum
gordum, gonulden sevdim
bodrum, ah cennet bodrum
aski elinden ictim
gozlerimin onunde bir ruya
sensin bir omur surecek sevda
adini duysun tum dunya, allegria
ay dusmus, dunya durmus
umrumda degil
saclari sirma sirma
gozleri nehir
sanki cennetten gelmis
dunyadan degil
sevmek bal serbet elbet
ayrilmak zehir
aznak basinda gordum
gordum, gonulden sevdim
bodrum, ah cennet bodrum
aski elinden ictim
gozlerimin onunde bir ruya
sensin bir omur surecek sevda
adini duysun tum dunya, allegria
devamını gör...
sevgi vs aşk
sevgi aşktan üstündür, aşk sevgiden güçlü.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
(bkz: benimkini duymadın galiba delikanlı)
valla benim dışımda herkes trt spikeri ile okan bayülgen kırması maaşallah, hayır rabbim başka taraflara da yüklenmemiş ki napalım, zalımsın dünya.
valla benim dışımda herkes trt spikeri ile okan bayülgen kırması maaşallah, hayır rabbim başka taraflara da yüklenmemiş ki napalım, zalımsın dünya.
devamını gör...
uzun boylu olmanın zararları
boyunda iyimiş.
maşallah endamın güzel.
boyun posun yeter.
ideal boydasın.
öyle deme olm boyun çok iyi.
evet! allah boy vermiş gerisine de amaaan banane demiş.
maşallah endamın güzel.
boyun posun yeter.
ideal boydasın.
öyle deme olm boyun çok iyi.
evet! allah boy vermiş gerisine de amaaan banane demiş.
devamını gör...
şükrü erbaş
"ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. parmaklarını sözüne pınar edememek. uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması... ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan"
ayrılık gerçekten de buymuş, okuyunca iliklerime kadar hissettim.
ayrılık gerçekten de buymuş, okuyunca iliklerime kadar hissettim.
devamını gör...
kivi yeme şekli
en güzel şekli, kabuğunu üstten soyup rafadan yumurta gibi çay kaşığı ile kaşıklamak. hem kabuğuyla uğraşmıyorsunuz hem de çabuk tükenmiyor.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
an itibariyle yks'de bir milyonuncu olacağıma kanaat getirdim. aslında potansiyelim var (ya da ben öyle sanıyorum) ama çok yoruldum. galiba başaramayacağım.
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
doğa üstü mü bilmem ama hala bende veya beraber bu olayı yaşadığım kişilerde cevabı yok.
üniversite 2. sınıf öğrencisiyim o zamanlar. her pazartesi ilk ders olan (adını unuttum) doğa ve bitki bilimi dersine arkadaşım ve ben hep geç kalıyoruz. hoca da derse bir dk bile geç gelen öğrencileri almıyor. arkadaşımla sınırdayız bir ders daha giremezsek dersi alttan alacağız. tabi ki geç kaldık, normalde sınıfa girer yok yazılsak dahi dersi dinlerdik ama bu sefer girmeyelim de çıkışta hocanın odasına gidelim yalvaralım falan diyoruz. ders bitti hoca odasına gitti bizde fıtı fıtı sessizce arkasından. cesaretimizi topladık girdik içeri. hoca bizi gördü "gel bahar , ne yaptın sınıfta sorduğun sorunun cevabını anlamadın mı yoksa " dedi. arkadaşım hemen "iyi de hocam biz sınıfta değildik ki" dedi. küçük bir şoktan sonra hocamız" sen yoktun zaten o vardı" dedi. hatta ders boyunca konuşmuşuz not almışım bide adam benim sınıfta olduğuma inandırmak için yoklama kağıdını gösterdi. evet imzalamışım. tamam imzamı sağolsunlar arkadaşlar bazen atardı da. beni olmadığım sınıfta nasıl gördü konuştu anlamıyorum. işin kötü tarafı arkadaşlarımda hocayı onayladılar. onlarda benim sınıfta olduğumu iddia ediyorlar. ama ben sınıfta değildim ki bir sürü şahidim var.
üniversite 2. sınıf öğrencisiyim o zamanlar. her pazartesi ilk ders olan (adını unuttum) doğa ve bitki bilimi dersine arkadaşım ve ben hep geç kalıyoruz. hoca da derse bir dk bile geç gelen öğrencileri almıyor. arkadaşımla sınırdayız bir ders daha giremezsek dersi alttan alacağız. tabi ki geç kaldık, normalde sınıfa girer yok yazılsak dahi dersi dinlerdik ama bu sefer girmeyelim de çıkışta hocanın odasına gidelim yalvaralım falan diyoruz. ders bitti hoca odasına gitti bizde fıtı fıtı sessizce arkasından. cesaretimizi topladık girdik içeri. hoca bizi gördü "gel bahar , ne yaptın sınıfta sorduğun sorunun cevabını anlamadın mı yoksa " dedi. arkadaşım hemen "iyi de hocam biz sınıfta değildik ki" dedi. küçük bir şoktan sonra hocamız" sen yoktun zaten o vardı" dedi. hatta ders boyunca konuşmuşuz not almışım bide adam benim sınıfta olduğuma inandırmak için yoklama kağıdını gösterdi. evet imzalamışım. tamam imzamı sağolsunlar arkadaşlar bazen atardı da. beni olmadığım sınıfta nasıl gördü konuştu anlamıyorum. işin kötü tarafı arkadaşlarımda hocayı onayladılar. onlarda benim sınıfta olduğumu iddia ediyorlar. ama ben sınıfta değildim ki bir sürü şahidim var.
devamını gör...
hayır diyebilmek
insana güç veren, sınırlarını çizmesine yardımcı olan ancak hayata geçirilmesi çok zor olan eylemdir. aslında bunun altında yatan en büyük nedenlerden biri çatışmadan kaçınmaktır. hayır dediğimizde genelde bu konunun üstüne gidileceğini biliriz, o yüzden bu çatışma ile uğraşmamak adına bu eylemi gerçekleştirmekten kaçınırız. dolayısıyla bazen bahaneler bulup aslında hayır demek istemediğimizi ancak zorunda kaldığımızı ifade ederiz, bazen de hiçbir cevap vermeyerek bu eylemin pasif halini gerçekleştirmiş oluruz.
aslında çocukken bu eylem bizi* hiç zorlamaz. biri oyuncağımızı almaya kalktığında rahatça 'hayır, o benim!' diyebiliriz. ancak büyüdükçe bu yeteneğimizi kaybederiz.
hayır diyememek, doğrudan başkalarından onay alma ihtiyacıyla bağlantılıdır. bu ihtiyaç da çoğunlukla, sadece kendimiz olarak sevgiye erişemeyeceğimizi hissettiğimiz bir çocukluktan kaynaklanır. her nasılsa, en iyi niyetlerine rağmen, ebeveynlerimiz veya bakıcılarımız, sevgilerini "kazanmak" için uyum sağlamamız veya performans göstermemiz gerektiğini hissettirirler. sonuç olarak bu çocuk zamanla, sevilmek için başkalarının onayına ihtiyacı olduğuna inanır.
hayır diyememek psikolojik olarak anksiyete, stres, kötü ilişkiler, kendi kişiliğini oluşturamamak gibi sonuçlar doğurur. örneğin kendi hedeflerinizi tamamlamak yerine birilerinin isteklerini yerini getirmek anksiyeteye yol açar. bu istekleri yerine getirdikçe kendinize ayırdığınız zaman azalır, bu da stresi doğurur. ve hep başkalarının isteklerini karşılama olayı kendinizi değersiz ve kötü hissetmenize sebebiyet verir, bu duruma da depresyon eşlik eder.
sırf bunları bile göz önüne aldığımızda bu eylemin ne kadar gerekli ve yaşamsal olduğunu anlayabiliriz. tabii ki her zaman hayır demek gerektiği anlamını çıkarmamalıyız buradan, yardım etmek güzel bir şey. ama başkalarını kendi isteklerimizin önüne koymak bize düşündüğümüzden çok daha fazla zarar veriyor.
kaynak 1, 2
aslında çocukken bu eylem bizi* hiç zorlamaz. biri oyuncağımızı almaya kalktığında rahatça 'hayır, o benim!' diyebiliriz. ancak büyüdükçe bu yeteneğimizi kaybederiz.
hayır diyememek, doğrudan başkalarından onay alma ihtiyacıyla bağlantılıdır. bu ihtiyaç da çoğunlukla, sadece kendimiz olarak sevgiye erişemeyeceğimizi hissettiğimiz bir çocukluktan kaynaklanır. her nasılsa, en iyi niyetlerine rağmen, ebeveynlerimiz veya bakıcılarımız, sevgilerini "kazanmak" için uyum sağlamamız veya performans göstermemiz gerektiğini hissettirirler. sonuç olarak bu çocuk zamanla, sevilmek için başkalarının onayına ihtiyacı olduğuna inanır.
hayır diyememek psikolojik olarak anksiyete, stres, kötü ilişkiler, kendi kişiliğini oluşturamamak gibi sonuçlar doğurur. örneğin kendi hedeflerinizi tamamlamak yerine birilerinin isteklerini yerini getirmek anksiyeteye yol açar. bu istekleri yerine getirdikçe kendinize ayırdığınız zaman azalır, bu da stresi doğurur. ve hep başkalarının isteklerini karşılama olayı kendinizi değersiz ve kötü hissetmenize sebebiyet verir, bu duruma da depresyon eşlik eder.
sırf bunları bile göz önüne aldığımızda bu eylemin ne kadar gerekli ve yaşamsal olduğunu anlayabiliriz. tabii ki her zaman hayır demek gerektiği anlamını çıkarmamalıyız buradan, yardım etmek güzel bir şey. ama başkalarını kendi isteklerimizin önüne koymak bize düşündüğümüzden çok daha fazla zarar veriyor.
kaynak 1, 2
devamını gör...
sorumluluk sahibi olmayan ebeveyn
bu kişilere ' eğer bir çocuğun başını okşayıp yüzüne gülmeyecekseniz, onunla verimli zamanlar geçirmeyecekseniz nedem çocuk yaptınız?' denilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hava buz gibi. kedilere yemek vermeye çıktım. tek tatil günüm. bir mahmurluk çöktü üstüme. acelemin olmaması pek alıştığım bir durum değil ki. yaşlı amcalar geçiyor. herkesin dilinde çok soğuk yahu diyorlar. topallayan yavru bir kedi. mama veren bir kadın daha var. şunu tutsak ta veterinere götürsek diyorum. hak veriyor bana lakin kedi 2 metreden fazla yaklaştırmıyor yanına.
hava soğuk iliklerime kadar üşüyorum. sonra genç bir adam gördüm sana benzettim nedense. gene böyle soğuk bir zamanda bu şehirde tanışmıştık. böyle soğuk bir günde de ayrılmıştık. bir sene olmuş. sen olsaydın o gider miydim yanına? iradesizliğimin gün yüzüne çıktığı günler bunlar. sarılsaydım sana içim ısınırdı. sonra konuşmaya başlardık. ne olurdu, gene anlaşamazdık. iyi ki sen değilsin o. yerler buz tutmuş yürürken kayıyor insanlar.
yeni yeni yürüyen bir bebek... gelip işaret parmağımı tuttu. gözlerini dikip bana baktı ardından sürüklemeye başladı. ne ilginç oysa sevmez genelde beni çocuklar. karşılıklı da duygularımız. annesi geldi yanımıza. çocuk bir bana bir annesine bakıyor. sonunda elimi bırakıp gitti annesinin yanına. hoşça kal dedim arkasından. hala niye bu şehirdeyim ki diye düşündüm. yerim değil burası. iş aradığım dönem bana dönmeyen firmalar. şu ara arayıp duruyorlar. gel iş konuşalım diye. gitmek istiyorum ben de lakin hala zamanı var. soğuk içime işler sigara içiyorum geçenleri izliyorum. onlar da bana bakıyor. tanımadığım bir sürü yüz. gideyim bu şehirden. gideyim daha sıcak bir günde. gideyim daha fazla kendim olabileceğim bir yere.
hava soğuk iliklerime kadar üşüyorum. sonra genç bir adam gördüm sana benzettim nedense. gene böyle soğuk bir zamanda bu şehirde tanışmıştık. böyle soğuk bir günde de ayrılmıştık. bir sene olmuş. sen olsaydın o gider miydim yanına? iradesizliğimin gün yüzüne çıktığı günler bunlar. sarılsaydım sana içim ısınırdı. sonra konuşmaya başlardık. ne olurdu, gene anlaşamazdık. iyi ki sen değilsin o. yerler buz tutmuş yürürken kayıyor insanlar.
yeni yeni yürüyen bir bebek... gelip işaret parmağımı tuttu. gözlerini dikip bana baktı ardından sürüklemeye başladı. ne ilginç oysa sevmez genelde beni çocuklar. karşılıklı da duygularımız. annesi geldi yanımıza. çocuk bir bana bir annesine bakıyor. sonunda elimi bırakıp gitti annesinin yanına. hoşça kal dedim arkasından. hala niye bu şehirdeyim ki diye düşündüm. yerim değil burası. iş aradığım dönem bana dönmeyen firmalar. şu ara arayıp duruyorlar. gel iş konuşalım diye. gitmek istiyorum ben de lakin hala zamanı var. soğuk içime işler sigara içiyorum geçenleri izliyorum. onlar da bana bakıyor. tanımadığım bir sürü yüz. gideyim bu şehirden. gideyim daha sıcak bir günde. gideyim daha fazla kendim olabileceğim bir yere.
devamını gör...
sosyal medya kullanmayan insan
kullanmıyorum, kullanma gereği duymuyorum. zamanımı başka işlerle geçiriyorum ama kullanan insana da saygı duyuyorum. sosyal medya kullanan insan o uygulamalarda vakit geçirmekten keyif aldığı için kullanıyordur, ben de keyif almadığım için kullanmıyorum.
devamını gör...

