bugün pazar

bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...


nazım hikmet ran
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanlarla ne derdiniz var da düşürmeye çalışıyorsunuz. çukur musunuz ya da bataklık mısınız ki düşülsün. kendinizi geliştirin, yükseltin ki irtibatta olduğunuz insanlar da sizin sayenizde düşmek yerine yükselsinler.
devamını gör...

aslen erzurum-karayazılı, sonradan çukurovalı olmuş yazar. hayattayken kendisiyle bir defa konuşma fırsatım olmuştu. oldukça küfürbaz olduğunu düşündüren babacan üslubu, davudi ürkütücü sesi kulaklarımdadır hala. yaşar kemal, araştırmacı gazetecilikle, röportajla yazarlığa başladığı için temeli sağlamdır. fakat üstadı üstat yapan asıl mevzu, yani köylü okuyucudan kentli okuyucuya, sırça köşk aydınından fabrika işçisine, üniversite öğrencisinden ev hanımına kadar geniş okuyucu kitlesi edinebilmesinin temel nedeni, kurgusal üretimlerinin bile gerçekten ayırt edilemeyecek derecede hayatın içinden ve sahici olması, okuyucuların da bu eserlerdeki hikaye ve karakterlerle özdeşim kurubabilmesidir. çünkü yaşar kemal; ırgatlık, şoförlük, mevsimlik tarım işçiliği gibi birçok meslekte çalışırken yazdığı karakterlerin bulundukları sosyal çevreyi bire bir deneyimlemiş, içlerinde bulunmuştur. bu yüzden saha gözlemciliği güçlüdür, karakterlerini yöresel ağızlarıyla konuşturmada çok başarılıdır. dili, halkın dilidir. folklorik kültürel motiflerle doludur. yani tam da her okuyucunun aradığını bulabileceği semt pazarı gibi zengin içerikli, evrensel ve insancıldır. ince memed de bu yüzden ispanyollar tarafından filme uyarlanmıştır. fakat şiirlerini, romanları kadar başarılı bulamam. bunun da biraz imgesellikten uzak yazım tekniğinden kaynaklı olduğunu sanıyorum. şiir ne yazık ki bu tarzda derinlik bulan bir tür değil. anadolu'daki kozmopolit kültürlerin, politik hırslara kurban edilmeden önce kardeşçe yaşayıp ortak değerlere tutundukları paylaşımcı yaşam tarzlarını, masal tadında anlattığı "karıncanın su içtiği" ise benim için en özel eseridir. anısına saygılar, şükranlar olsun.
devamını gör...

türk bayrağını tamamen (!) doğu roma bayrağı olarak tanımlayan ve sığlaştıran enteresan beyinleri de gördüğümüz başlık oldu. bayrak o şekilden hangi anlam yüklenerek ve hangi suretle kullanılarak o gün için son halini almış da (hipermetrop değilseniz ayrım da yapabilirsiniz veya okuyabilirsiniz) bu eser ona ithaf edilerek yazılmış, en azından vikipedia üstü tanım girebilecek kapasitesi olan yazarların bunu anlayabildiğini düşünüyorum. safahat’ı zaten bazı liseler altından girip üstünden çıkarak okutur. kimin heybesinde ne olduğunu elinizdeki klavyeye dokununca bilemezsiniz. buradan tanımadığı insanlar hakkında var sayım yaparak rahatsız olduğunuz “din” temasına çakacağım diye yorum sallamak epey komik duruyor. demek safahat’ı bilmemek. hatta eline almamak. hımm... anlıyorum. * garb destekçi barbar tam olarak bu oluyor.

akif’e gelince. evet dindar bir yazar. evet, marş da motif motif, ilmek ilmek, kelime kelime din teması işlemiş mi? işlemiş. benim iman dolu göğsüm demiş, nasıl böyle bir imanı boğar demiş, hakk’a tapan milletindir istiklal demiş. eeee? bunlar zaten dönemin türklerinin özelliği. sorun nerede? asıl alerjik reaksiyon gösteren kısımların bu tip söylemler olduğu ortada elbet. dinsiz olanın buradan coşuyor egzaması. faşizanın da türk kelimesi yok, türk’e vurgu yok, sadece o dönemin en iyisiydi bla bla diye o kulvardan coşuyor egzaması. bu eserin hangi şartlar içerisinde neden bu duygu armonisinde yazıldığını, aslında bayrağın ezelden beri ne kadar kutsal ve önemli olduğunu (artistlik yapmaya lüzum görmeyen biraz kitap karıştırmış hatta dur yine lise dönemine gideceğim çünkü temel bilgi düzeyinden bahsediyorum, tarihçi kesilmenize lüzum yok) bu eserle birlikte bir kere daha vurgulandığını at gözlüksüz görebilmek mümkün. kurt gibi uluyamadığı için belki hayatta olsa özürlerini dile getirirdi sizlere. bu vesile ile bu mükemmel eseri büyük türk milletine miras bıraktığı için mehmet akif ersoy’u minnetle anıyorum. ruhu şad olsun.
devamını gör...

duncan idaho için kendi ağzından yazdığım bir şiir(muhtemel spoiler içerir);

manasını yitirmiş bir ölüm,
almıştı beni altına o solucan gibi,
defalarca.
kaçıncı kez oluyordu bu.
her biri ilk seferki gibi,
son kez olması dileği ile.
olamayacağını bilerek.
boşlukta bir bilincim ben,
tekrar tekrar bedenlenen,
yabancı bedenlerde.
her biri ayrı ayrı benim,
toplayınca ben yapıyor.
zihnimde eskinin tarihini taşıyan
bir antikayım ben.
vazgeçilmez olacak kadar iyi,
neyim vardı ki.
bir zamanlar ölesiye olan sadakatim,
dönüşünce nefrete,
suçlanabilir miydim ki gerçekten.
sebeplerin hepsi o tiran iken,
sonuç olan ben,
hata yapabilir miydim ki zaten.

antikayım ben,
bin yılların üzerinden geçtiği.
tüm hayatlarımın yaşanmışlığının,
yorgunluğu var genç bedenimde.
bilgeliğim delip geçiyor zamanı,
takılıyor kişiliğimin,
parçalanamaz keskinliğine.
kendi değerlerime ters düşüyorum.
varoluşum,
gayemle çelişiyor.
ben bir suçum,
işlenmiş, işlenmekte, işlenecek.
suçlulara olan sadakatim,
beni bitirecek.
sonra yeniden doğacağım.
devamını gör...

sayın kaynamış süt'e katıldığım başlıktır.

dondurma tabii ki her zaman ve her yerde bulunabilen yiyecektir ama içine sevgi katılmış bir anne sarmasının yerini hangi dondurma tutabilir, değil mi?.
devamını gör...

bu aralar girift bir duygu karmaşıklığı, bir tükenmişlik sarıyor ruhumu.
kırıklığın, görmezden gelinmişliğin, yarım kalmışlığın derin bir sancısı var yüreğimde.
artık kendimi yenilmiş hissediyorum, birilerine, bir şeylere…
adını dahi konduramadığım duygular yüreğime sirayet etmeye başladı.
ne olacağını bilememenin korkusu, huzursuzluğu var içimde.
bir insanın kendine yetemediği zamanlar da olurmuş. tam da o noktadayım ben, kendi kendime yetemediğim an-lar daha çok belirginleşmeye, kendini göstermeye başladı.
yüreğime açılan bir pencere lazım!
gökyüzünü, o maviyi, o cıvıltıları, hissedebileceğim bir pencerenin sevgisine…
devamını gör...

20 yaşından 3 yıl geçti. 4. yıla yaklaşıyoruz.
devamını gör...

intikam başlıkları serisinin devamıdır. empati kuramayanlar yüzünden kadınların her şeyine karışan kitleler yüzünden ortaya çıkan başlıklardan yine bir tanesidir
devamını gör...

ziya hurşit adlı herifin son sözleri çok havalıdır.
beni o kadar yükseğe asın ki beni asanlar ayağımın altında kalsın.
devamını gör...

şimdi geliyo ''bu başlığı açarken utanmadın mı'' tayfa..
devamını gör...

meğer her şey benim çabam kadarmış. her şey benim savaşımla ayaktaymış, kimse yokken bile ben zihnimdeki siluetlerinden destek bulmuşum. meğer kimse beni görmemiş, duymamış, bilmemiş. oluşturduğum dünyam fanusun içindeymiş, vaveylalarımı sadece ben duyabiliyormuşum. ne acı.. meğer hayat benim umudum kadarmış, ölümse yaşattıkları acı kadar gerçek. hissedilir, dayanılmaz benim dünyam. sakın uzatmayın elinizi bundan sonra. orası zihnimin ütopyası değil, yaşadıklarımın oluşturduğu cehennem.
hangi cehennem bu kadar masum olabilir? hangi "meğer" bu kadar anlam taşıyabilir?
bakın, kalbimde ince bir sızı.. bileklerim pek güçsüzdür benim ama tüm bunlara iyi dayandı. heyhat, ne yiğitmişim ben!
gözlerim.. ağlamaktan görme yetisini kısmen kaybeden gözlerim.. bir zamanlar ne çocukça gülümserdi, çok parlaktı. "benim mi allah'ım bu aynada gördüğüm yüz?"
yabancılaşıyorum kendime, çok acı.. bir insan kendini nasıl tanıyamaz?
hadi patlat bir şarkı, yak bir sigara.. çünkü senin yolunun tek yoldaşı bunlar..
devamını gör...

geliş fiyatından verdim. *
devamını gör...

flamingo yuvaları çamurdan yapılma bir tümsektir. yüksekliği 30 - 60 santimetre arasında değişir. bu değişimi ortamın sıcaklığına yada sel baskınlarına karşı flamingolar ayarlar. zira yoğun sıcaklık, hem yumurtayı hem de yavrunun zemin sıcaklığında pişmesini sağlar. bu sebeple ''suyun içinde'' ama tümsekler üzerinde yaparlar yuvalarını.
konya'nın sıcağı malum...sular çekilince yavrular pişmiş belli ki....

yani arkadaşlar ne diyelim, bu pandemi nedeniyle özellikle hem avcıların ellerini kollarını sallayarak avlanmaları, hem insan baskının azalması nedeniyle yapılan gözlemlerde kuş sayısında ve çeşidinde artış meydana geldiği gözlemlendi.
bunun için sevindik.
-aman neyse ki , bu iki senelik ''hapis'' hayatımızda en azından doğa biraz kendine geldi-
diye teselli bulduk.

''itinayla'' tesellimizin ağzına ettiğiniz için teşekkür ederiz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

korna sesi. böyle daaat sesini duyunca beyin hücrelerim can çekişiyor.
devamını gör...

bağıra bağıra yazdım seni içime,
bir kez olsun yüzünü güldüremedim.
devamını gör...

yks sınavına hazırlandığım için ders çalışmak niyetiyle erken kalktım.


tanım: pazar günü erken kalkmak için sebepler paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

öncelikle evde devamlı olarak beslenmemesi gerekir, yasaktır. benimki gibi akşamları evinize uğruyorsa olabilir. ve bilin ki sizi tanıyorlar. zeki canlılar.ben tavukla alıştırdım. bir hafta sürdü. arada eve de giriyor ama evde canlı hayvan besliyorsanız onu avlamaya kalkar dikkat edin. çığlığı çok güzel ama desibel olarak yüksek. vahşi hayvandır. evcil kedi köpek gibi beslenmez. uğraması çok güzel. ve hep aynı saatte geliyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim