aradaki "e" ünlülerinden birini saymazsak, ahmet kutsi tecer'in bir şiirinin adı olan soru kelimesi. nedendir bilmem, çok etkilerdi beni ortaokul - lise zamanlarımda bu şiir.


nerdesin

geceleyin bir ses böler uykumu,
içim ürpermeyle dolar: "nerdesin?"
arıyorum yıllar var ki ben onu,
aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

gün olur sürüyüp beni derbeder,
bu ses rüzgârlara karışır gider.
gün olur peşimden yürür beraber,
ansızın haykırır bana: "nerdesin?"

bütün sevgileri atıp içimden,
varlığımı yalnız ona verdim ben.
elverir ki bir gün bana derinden,
ta derinden bir gün bana ''gel'' desin.
devamını gör...

sefiller kitabından etkilenmemle birlikte tanıdığım romantik akıma bağlı fransız şair, romancı ve oyun yazarı.
devamını gör...

demek kalın seviyorsunuz dedirtendir.

allah affetsin ya da etmesin bunu yapmak zorundaydım.
devamını gör...

öldürmek istedikleri tarafından öldürülen ülkücü genç. bu gençlerin birbirlerine saldırıp öldürmelerini çok gördü ülke. ne bizi düzlüğe çıkardı ne de vatana millete bir faydası oldu. sadece darbecilere bahane, zemin oluşturdu. ülkesini bilinçli bir şekilde seven bir insan şu sokak, kampüs çatışmalarına girmez. zaten kafası çalışan insanların genel olarak çatışmadan uzak durmak gibi bir tavrı vardır.
devamını gör...

uykumu açmak için girdim, çıkamıyorum efenim.
devamını gör...

vııı. henry'nin, uğrunda siyasi/dini yasaları bile değiştirmeyi göze aldığı eski ingiltere kraliçesi. aynı zamanda 45 yıl boyunca ingiltere kraliçesi olan ı. elizabeth'in de annesidir.

boleyn kızının romanlara, filmlere, dizilere konu olmuş hayatı oldukça trajik biçimde sonlandı.

hayatını anlatacağım ama biraz da, bu konuyu işleyen tüm dizi, film ve kitapların spoiler'ını vermiş olacağım. ona göre okumalısınız bu sürükleyici yaşam öyküsünü.

***

olaylar şöyle başlar:

vııı. henry, tudor hanedanındandır. abisi, galler prensi olan arthur tudor, aragonlu catherine ile evlendikten 14 ay sonra ölür. catherine, henry ile evlendirilir. henry, krallığın devamı için erkek çocuk bekler ancak catherine'in mary dışındaki tüm hamilelikleri düşükle sonuçlanır.

henry erkek evlat sahibi olamadığı için mutsuzdur. aslında catherine, kendisinden birkaç yaş da büyük olduğundan, henry ile bir anne şefkati benzeri hislerle oldukça iyi ilgilenmekte ve erkek çocuk konusu dışındaki evlilikleri gayet iyi yürümektedir. fakat kral son derece çapkın bir tiptir. erkek çocuk sahibi olamamak, etrafındaki kadınlara alıcı gözüyle bakmasının önünü açar ve bingo! bir gün onu görür: anne boleyn.

***

anne, saraya gelmeden önce başka ülkelerin kraliçeleri için nedimelik yapmıştır. son derece dikkat çekici ve neşeli bir kızdır. tuhaf olan, o sırada kardeşi mary'nin, henry'nin metresi olmasıdır. anne, kendisini geliştirmesi için tekrar yurt dışına gönderilir. bu kez gerçekten erkeklerle, hatta kralla bile, birçok konuda aşık atabilecek seviyede eğitim gördüğünden, kendine güveni son derece yerindedir. bir yandan da gözünü, hırslı ailesinin de teşvikiyle, kraliçelik makamına dikmiştir. üstelik kardeşi gibi metres olarak kalmaya hiç mi hiç niyeti yoktur.

aldığı eğitim ve kendine güveniyle kralın ilgisini çekmeyi başarır. catherine'i de, kardeşi mary'i de kralın gözünden düşürür. henry körkütük aşıktır ve anne ile evlenebilmek adına her şeyi göze alır. ancak bir sorun vardır; dönemin oldukça sıkı olan dini yasakları nedeniyle, böyle bir şey yapması neredeyse imkânsızdır. fakat henry kafaya koymuştur anne ile evlenmeyi. bu uğurda bir çıkış yolu ararken bir şey bulur: o anki kraliçe catherine'in, abisiyle olan evliliği...

henry çalışmalara başlar. abisinin karısıyla evlendiği için lanetlendiğini söylemeye başlar herkese. lanetlendiği için de çocuğu olmamaktadır. bu nedenle o evliliğin mutlaka ama mutlaka bitmesi gerekmektedir. catherine, hayatta kalan kızları mary'i hatırlatır ve lanetlenmiş olsaydılar mary'nin de doğmayacak olduğu gerçeğini gözüne sokar henry'nin. fakat henry nuh der, peygamber demez.

katolik kilisesi de henry'nin karşısındadır bu konuda. tabii işin içinde siyasi bir boyut da vardır. ingiltere ile başta ispanya olmak üzere diğer bazı ülkelerin ilişkilerinin bozulması bu evliliğin bozulmasına bağlıdır çünkü. ancak hiçbir şey henry'nin umurunda değildir. bu nedenle vatikan ile de ilişkisini keser ve anglikan kilisesi'ni kurar. dini konularda da yetkiyi kendisi ele alır. böylece kendi boşanmasını da onaylar ve anne ile evlenir. ancak henry'den başka seven yoktur yeni kraliçeyi...

***

boleyn kızı, evlenmelerinden önce krala sürekli olarak erkek evlat doğurma vaadinde bulunmuştur. catherine "beceremiyor"dur ama anne bu işi kesinlikle yapacaktır. kral da büyük bir umutla o günleri beklemeye başlar. ancak işler hiç de umdukları gibi olmaz. anne, önce bir kız çocuğu doğurur ki bu kız daha sonra kraliçe olacak olan ı. elizabeth'tir. fakat bundan sonra arka arkaya düşükler yapmaya başlar. tıpkı catherine'in durumuna düşmüştür artık çünkü kral yavaş yavaş anne'in hırslarından da kendisinden de bıkmıştır ve erkek çocuk doğuramıyor oluşu nedeniyle, kralın gözü yine başka kadınlara kaymaya başlamıştır.

kral bu kez, saraydaki genç bir kadın olan jane seymour'a aşık olur. halk zaten eski kraliçe catherine'den yanadır ve anne'den nefret etmektedir. onu, krala büyü yaparak kendisine bağlayan bir cadı olarak görmektedirler. bu söylentiler kralın kulağına kadar gelir ve kral da aynen bu şekilde düşünmeye başlar.

***

anne için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. zira kral bu kez de ondan kurtulmayı koymuştur kafasına. gözünün önünde jane ile kırıştırmaktadır. anne ise catherine'in tersine, bunları görmezden gelebilecek bir tip değildir. kıskançlık krizleri geçirir, herkesin önünde krala hakaretler ettiği zamanlar bile olur... en sonunda kral, ondan kurtulmak için düğmeye basar.

yıl 1536'dır. mark smeaton, henry norris, sir francis weston, william brereton ve kendi abisi george boleyn ile zina yapmakla suçlanır anne boleyn. üstelik abisinin karısı bile bu yönde ifade vermiştir gizlice. zina suçuna vatana ihaneti de eklerler ve bu konuların hiçbirine ilişkin yeterli delil olmadığı halde, bahsi geçen tüm isimler suçlu bulunarak idama mahkûm edilir. özel olarak getirilen bir fransız cellat, anne'in infazını gerçekleştirir.

anlaşılan o ki catherine'in ahının bedelini tamamen onunla aynı duruma düşerek, hatta daha da ağır biçimde ödemiştir. zira catherine idam edilerek değil, hasta yatağında ölmüştü.

***

bu konulara ilgisi olanlar aşağıdaki eserlere bir göz atmalı derim. kitap, film, dizi karışık yazıyorum:

- the tudors
- boleyn kızı
- anne of the thousand days
- the six wives of henry vııı
- henry vııı and his six wives
- henry vııı


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başlık sınırı olmayan başlık 'cudi eteklerinde yok olduğu düşünülen anadolu parsı görüldü' olmalıydı.

şırnak ilinin biyoçeşitlilik çalışmaları kapsamında yapılan arazi çalışmalarında uzun yıllar sonra ilk kez anadolu parsı canlı görüntülendi. proje kapsamında elde edilen sonuçlar ve parsın türkiye'de yaşadığına dair bilimsel makale, prof. dr. ahmet karataş**, dr. şafak bulut ve dr. burak akbaba'dan oluşan ekip tarafından yayımlandı.

ayrıntılar
devamını gör...

merkezi sistem ısıtmalı, metroya 5dk.
devamını gör...

“masa da masaymış ha” başlığında ki tanımı ile mahlasıyla karşılaştığım ve profilinde ki ilk birkaç tanımı okuyunca hazine bulmuş gibi sevindiğim, yine okuduğum tanımlarından birinde kitap düzeltmeleri yaptığını öğrendiğim, donanımlı ve heybenize çok şey dolduracak yazar.
“ben zaten her şeyleri bilmek istemem.” demiş kendi yazdığı hikaye de. ne de güzel demiş...
devamını gör...

aşk... bitti. soldu şiir.
büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
aşk yalnız bir operadır, biliyordum.
m. mungan
devamını gör...

pes ettiğim olaydır. arkadaşlar 7/24 burada mısınız napıyorsunuz ya
devamını gör...

ismet özel'in 1974 yılında yayınlanan şiiridir.

insan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide mesela.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan babamdı.

budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

insanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
ezan sesi duyulmuyor
haç dikilmiş minbere
kâfir yunan bayrak asmış
camilere, her yere

öyle ise gel kardeşim
hep verelim elele
patlatalım bombaları
çanlar sussun her yerde

çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:tanrı uludur tanrı uludur
polistir babam
cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly pan-am
drink coca-cola

tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.

orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.

hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
devamını gör...

burada uzun uzun öyle tiplerin özelliklerini yazan tipler. sanki kendileri mükemmel insanlarmış gibi.
devamını gör...

yeni gitar çalmaya başlayanların çok sevdiği, herkese çalmak istediği metallica parçası.

1992 wembley performansları ayrı bir lezizdir
devamını gör...

benim o müslüman. bal gibi savunuyorum hem de. dahası bir müslümanın feminist olabileceğini de savunuyorum. aksini iddia eden ispat eder. bu kadar da iddialıyım.
#653402 (bkz: hem feminist hem müslüman olunabilir mi sorunsalı)*

bir kişiye müslüman diyebilmemiz için iman esaslarını ve hz. muhammed'in allah'ın elçisi olduğunu kabul etmesi gerekir. müslüman olmak için bu kadarı yeterlidir. bir müslüman inandığı kitabın öngördüğü kurallara uymamakla dinden çıkmaz.
dinden çıkabilmesi, müslüman kimliğini kaybedebilmesi için allah'a şirk koşması gerekir. mesela allah'a kalorifer peteğini ortak koşsa dese ki evreni tanrı ve kalorifer peteği birlikte yaratmıştır, şirke girer ve müslüman sıfatını kaybeder.
bu bağlamda kişi bilinen büyük günahlardan içki içmek veya zina yapmak fiillerini işlese yine müslüman sıfatını kaybetmez. ya da mesela kur'andaki miras hükümlerini bir müslüman uygulamasa diyelim müslümanlığından bir şey kaybeder mi? kaybetmez.

diyelim ki feminist olan bir kişi islam dininin hükümlerine aykırı hareket etmek zorunda olsun, feminist olabilmek için. onun bu aykırı davranışları iman dairesinden çıkmasını sonuçlar mı? bence sonuçlamaz. olsa olsa tutarsız ve çelişkili davranmış olur.

şunu derseniz; bir müslüman feminist olmamalı, buna hiçbir şey demem. gerçekten de feminist teori ile islam dini örtüşüyor gibi görünmüyor. her iki alana da hakim olmadığım için daha fazla bir şey diyemem açıkçası.

ama feminist olmakla kişi dinden çıkar müslüman kimliğini kaybeder diyorsanız, lütfen bu tanıma anti-tez geliştirin.

sonuç olarak bir müslüman feminist olabilir ve müslüman kimliğini kaybetmez dediğim sorunsaldır.
devamını gör...

kaos sever bir insan olarak sözlüğün en sevdiğim yanıdır. nickaltı savaşı çıkacağını anladığım an kolamı çekirdeğimi alır gelirim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gidilip görülesi bir müze. sanattan pek anlamayan bünyemde değişik çağrışımlar yaptı. yukarıdaki fotoğraf gece su içmeye kalkan ve ışığı açmak durumunda kalan birini tasvir eder gibi.

tam bilet 20 tl
devamını gör...

henüz yaşayamadığım için birşey diyemem.*
devamını gör...

28 mart 1938 doğumlu, aynı zamanda psikoloji bölümü mezunu tiyatro oyuncusu ve eğitmen. ne yazık ki değeri bilinmeyen sanatçılarımızdan biri kendisi. oysa gençliğinde diğer değerli oyuncularla katıldığı oyunları izlemeyi ne çok isterdim... yaşım yetmiyor orası ayrı*.

nazım oratoryosu'nda yer alan ''yaşamaya dair''i çok seviyorum, sizlerle de paylaşmak isterim.
devamını gör...

başlığı birleşik arap emirlikleri okudum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim