kahve
içmesini de yapmasını da çok sevdiğim, ilk hali çekirdek biçiminde olan daha sonra çeşitli biçimlerde öğütülerek ve kavrularak toz haline veya başka kıvamlara getirilen, içeceği ile meşhur olan bitkidir.
benim en çok sevdiğim kahve çeşidi türk kahvesi ve filtre kahvedir.
daha önceki türk kahvesi tanımımda yazmıştım ama yine de yazmak istiyorum tekrardan: türk kahvesi yapılış tarzından dolayı "türk kahvesi" adını almıştır, türkiye'de yetiştiğinden dolayı değil.
dünyada sıcak ülkelerin bazılarında yetişen, yetiştirilmesi hiç de kolay olmayan bir bitkidir kahve.
hatta kahvenin ekiminde, toplanmasında çalışan insanların çoğu köle gibi çalıştırılırlar. kahvenin ekiminde, toplanmasında görev alan birçok insan kahvenin tadını bile bilmez...
etiyopya, ekvador, brezilya, kenya gibi ülkeler dünyada başlıca kahve yetiştirilen ülkelerdir.
türk kahvesinin hangi çekirdekten yapıldığını bilmiyorum, belki de farklı farklı çekirdekler kullanılıyordur...
filtre kahve için konuşmam gerekirse şu ana kadar etiyopya filtre kahve, brezilya filtre kahve ve kolombiya filtre kahve içtim.
bu üçünden en sevdiğim ise brezilya filtre kahvesi oldu.
türk kahvesi olarak ise yine birkaç alternatif denedim ama en sevdiğim artuk bey'in türk kahvesi oldu.
tabii ki her yiyecek ve içecek gibi kahve de damak tadına göre seçilmeli.
ben o kahveyi severim başkası başka bir kahveyi sever, mühim olan kendi damak tadımıza uygun olanı bulmak.
benim en çok sevdiğim kahve çeşidi türk kahvesi ve filtre kahvedir.
daha önceki türk kahvesi tanımımda yazmıştım ama yine de yazmak istiyorum tekrardan: türk kahvesi yapılış tarzından dolayı "türk kahvesi" adını almıştır, türkiye'de yetiştiğinden dolayı değil.
dünyada sıcak ülkelerin bazılarında yetişen, yetiştirilmesi hiç de kolay olmayan bir bitkidir kahve.
hatta kahvenin ekiminde, toplanmasında çalışan insanların çoğu köle gibi çalıştırılırlar. kahvenin ekiminde, toplanmasında görev alan birçok insan kahvenin tadını bile bilmez...
etiyopya, ekvador, brezilya, kenya gibi ülkeler dünyada başlıca kahve yetiştirilen ülkelerdir.
türk kahvesinin hangi çekirdekten yapıldığını bilmiyorum, belki de farklı farklı çekirdekler kullanılıyordur...
filtre kahve için konuşmam gerekirse şu ana kadar etiyopya filtre kahve, brezilya filtre kahve ve kolombiya filtre kahve içtim.
bu üçünden en sevdiğim ise brezilya filtre kahvesi oldu.
türk kahvesi olarak ise yine birkaç alternatif denedim ama en sevdiğim artuk bey'in türk kahvesi oldu.
tabii ki her yiyecek ve içecek gibi kahve de damak tadına göre seçilmeli.
ben o kahveyi severim başkası başka bir kahveyi sever, mühim olan kendi damak tadımıza uygun olanı bulmak.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
emperyalistlerin; analarının sütünden emdiği sütü memelerinden emdiği sütü. burunlarından getiren partidir(k. kılıçdaroğlu)
iktidara tekrar hevesleniyor; yoğsa 6 milyon işsazın işsızın işansız(d, bahçeli)
sevgili; zondulla zonduklar zonduk eheh zonduklalar. niye böyle oldu!!!!
(rte)
iktidara tekrar hevesleniyor; yoğsa 6 milyon işsazın işsızın işansız(d, bahçeli)
sevgili; zondulla zonduklar zonduk eheh zonduklalar. niye böyle oldu!!!!
(rte)
devamını gör...
sevinç tevs
türkiye'nin ilk kadın caz sanatçısıdır.
rüzgar ıslak, gece sisli
gölgelerin sessizliği
yorgun yalnız yürüyorum
umutları arıyorum
yine sana dönüyorum seninle ben
unutulan sokaklara
gülümseyen yapraklara
sevgi dolu bakıyorum
yine seni anıyorum
yine senle dönüyorum senle
geceler aydınlık güneş solgun
ve ben yalnız yürüyorum
ve ben yalnız...
ve ben yalnız
rüzgar ıslak, gece sisli
gölgelerin sessizliği
yorgun yalnız yürüyorum
umutları arıyorum
yine sana dönüyorum seninle ben
unutulan sokaklara
gülümseyen yapraklara
sevgi dolu bakıyorum
yine seni anıyorum
yine senle dönüyorum senle
geceler aydınlık güneş solgun
ve ben yalnız yürüyorum
ve ben yalnız...
ve ben yalnız
devamını gör...
abilere ya da ablalara gitmek
ortaokulda dershaneye giderken birkaç çocuk abilerle namaza gittik falan diyordu hocalara. ben de anlam veremiyordum. fetöcü dershanesiymiş meğer.
devamını gör...
100 yazarın 800 tanımı geçmesi
bu listede olmak bana gurur verdi.
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
tamamen can sıkıntısı ve meraktan açtığım bir başlık. ben kesinlikle wylde diyorum.
devamını gör...
yazarların kullandığı tüm cep telefonları
- samsung c100
- nokia 3500
- nokia 5800 xpress music
- samsung s3
- samsung s4
- samsung s5
- samsung a6 plus ( seviyeli birlikteliğimize devam ediyoruz )
- nokia 3500
- nokia 5800 xpress music
- samsung s3
- samsung s4
- samsung s5
- samsung a6 plus ( seviyeli birlikteliğimize devam ediyoruz )
devamını gör...
su tasarrufu için öneriler
(bkz: kafa sözlük su tasarrufu hareketi) başlığında da paylaşmıştım ama yine paylaşıyorum kopyalayarak:
3 senedir el yıkama musluğunun altına küçük bir leğen(5-6 litre hacminde) koyarak ve bu suyu tuvalet için gider suyu olarak kullanarak aylık su tüketimimizi aylık ortalama 15 metreküpten, aylık ortalama 11 metreküpe düşürdük. bir öğretmenimin tavsiyesiyle başladık bu uygulamaya. 3 seneden biraz fazladır bu uygulamayı yaptığımızı varsayarsak kaba bir hesapla 36*4=144 ton suyu kurtarmış olduk.
annem ıspanak, marul, roka, göbek salatası gibi toprak yüzeyinde yetişen dolayısıyla kirlenmeye ve çinde böcek bulundurmaya müsait olan yiyecekler konusunda çok titizdir. bu sebeple en az 3 defa yıkar bu bitkileri. 1 sefer sirkeli olarak 2 sefer de normal su içinde bekleterek yapar bu işlemi. ama ne yazık ki o bilmeyerek bu suyu direkt lavabo içine döküyordu. biraz da onu darlayarak bu eyleminin yanlış olduğunu, o suyu kullanabileceğimizi söyledim. uyarılarım etkili oldu ve 4 senedir o sirkeli olan parti hariç bitki yıkama sularını leğende tutuyoruz ve bahçemizdeki büyük bir kovaya döküyoruz( leğen yaklaşık 10 litre, kova da yaklaşık 60 litre). bu suyu daha sonra bahçemizde bulunan bitkilerimizi sulamak için kullanmaya başladık. haftada en az 3 gün bu sebzeleri tükettiğimizi varsayarsak kaba bir hesapla:
haftada 3 gün ayda 12 gün yapıyor. 12 gün boyunca 10 litrelik kapta 2 sefer geri dönüşüm yapabiliyoruz. günde 20, ayda 240 litre yapıyor.
4 yılda 4*12=48 ay var.
48*240=11520 litre yapıyor yani yaklaşık 11.5 ton.
evet sayın yazar arkadaşlar. gördüğünüz üzere sadece iki basit adımla bile 4 kişilik bir aile olarak yaklaşık olarak 4 yılda, yaklaşık 155,5 ton yani 155,500 litre suyu kurtarmışız, geri dönüştürmüşüz.
yan kişi başı yaklaşık 39 ton yani 39000 litre su yapıyor.
yıllık bazda ise kişi başı yaklaşık 9,75 metreküp yani 9750 litre su yapıyor.
her birimiz her yıl bırakın 9,75 metreküpü sadece 5 metreküp suyu bile kurtarsak 410 milyon metreküp suyu yani 410.000.000 metreküp suyu kurtarmış oluruz.
çok zor bir eylem değil bunlar. su, insan hayatının temel maddesi olmasına rağmen çok sınırlı olan bir madde. yenilenebilir bir kaynak değil. petrolden de, altından da, tüm paralardan da daha değerli ama maalesef bunun bilincinde değiliz.
ortaokuldayken bir arkadaşım vardı, biraz itici bir arkadaştı ama mecbur selamlaşıyorduk. tuvaletten çıkarken suyu kapatmazdı, açık bırakıp giderdi. bir gün neden böyle olduğunu sordum kendisine. bana olabildiğince kaba bir şekilde dedi ki : 'benim cebimden mi çıkıyor sanki'. adeta yıkıldım. gözümden yaş geldi. o aralar da su kaynakları ile ilgili bir konu işliyorduk derslerde. hocamız bir belgesel izletmişti. afrikada susuzluktan kırılan insanlar, çocuklar ile ilgili. o anda bu insanlar gözümün önüne geldi. insanların ne kadar acımasız olduğunu da ilk orada anladım.
lütfen suyumuzu dikkatli kullanalım. sayın yazarlar. buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. saygılarımla.
3 senedir el yıkama musluğunun altına küçük bir leğen(5-6 litre hacminde) koyarak ve bu suyu tuvalet için gider suyu olarak kullanarak aylık su tüketimimizi aylık ortalama 15 metreküpten, aylık ortalama 11 metreküpe düşürdük. bir öğretmenimin tavsiyesiyle başladık bu uygulamaya. 3 seneden biraz fazladır bu uygulamayı yaptığımızı varsayarsak kaba bir hesapla 36*4=144 ton suyu kurtarmış olduk.
annem ıspanak, marul, roka, göbek salatası gibi toprak yüzeyinde yetişen dolayısıyla kirlenmeye ve çinde böcek bulundurmaya müsait olan yiyecekler konusunda çok titizdir. bu sebeple en az 3 defa yıkar bu bitkileri. 1 sefer sirkeli olarak 2 sefer de normal su içinde bekleterek yapar bu işlemi. ama ne yazık ki o bilmeyerek bu suyu direkt lavabo içine döküyordu. biraz da onu darlayarak bu eyleminin yanlış olduğunu, o suyu kullanabileceğimizi söyledim. uyarılarım etkili oldu ve 4 senedir o sirkeli olan parti hariç bitki yıkama sularını leğende tutuyoruz ve bahçemizdeki büyük bir kovaya döküyoruz( leğen yaklaşık 10 litre, kova da yaklaşık 60 litre). bu suyu daha sonra bahçemizde bulunan bitkilerimizi sulamak için kullanmaya başladık. haftada en az 3 gün bu sebzeleri tükettiğimizi varsayarsak kaba bir hesapla:
haftada 3 gün ayda 12 gün yapıyor. 12 gün boyunca 10 litrelik kapta 2 sefer geri dönüşüm yapabiliyoruz. günde 20, ayda 240 litre yapıyor.
4 yılda 4*12=48 ay var.
48*240=11520 litre yapıyor yani yaklaşık 11.5 ton.
evet sayın yazar arkadaşlar. gördüğünüz üzere sadece iki basit adımla bile 4 kişilik bir aile olarak yaklaşık olarak 4 yılda, yaklaşık 155,5 ton yani 155,500 litre suyu kurtarmışız, geri dönüştürmüşüz.
yan kişi başı yaklaşık 39 ton yani 39000 litre su yapıyor.
yıllık bazda ise kişi başı yaklaşık 9,75 metreküp yani 9750 litre su yapıyor.
her birimiz her yıl bırakın 9,75 metreküpü sadece 5 metreküp suyu bile kurtarsak 410 milyon metreküp suyu yani 410.000.000 metreküp suyu kurtarmış oluruz.
çok zor bir eylem değil bunlar. su, insan hayatının temel maddesi olmasına rağmen çok sınırlı olan bir madde. yenilenebilir bir kaynak değil. petrolden de, altından da, tüm paralardan da daha değerli ama maalesef bunun bilincinde değiliz.
ortaokuldayken bir arkadaşım vardı, biraz itici bir arkadaştı ama mecbur selamlaşıyorduk. tuvaletten çıkarken suyu kapatmazdı, açık bırakıp giderdi. bir gün neden böyle olduğunu sordum kendisine. bana olabildiğince kaba bir şekilde dedi ki : 'benim cebimden mi çıkıyor sanki'. adeta yıkıldım. gözümden yaş geldi. o aralar da su kaynakları ile ilgili bir konu işliyorduk derslerde. hocamız bir belgesel izletmişti. afrikada susuzluktan kırılan insanlar, çocuklar ile ilgili. o anda bu insanlar gözümün önüne geldi. insanların ne kadar acımasız olduğunu da ilk orada anladım.
lütfen suyumuzu dikkatli kullanalım. sayın yazarlar. buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. saygılarımla.
devamını gör...
futbol vs sinema
tarih ve sosyoloji kitaplarının 20. yüzyıl süresince vurgu yaptıkları, kitleleri sürükleyen iki büyük eğlence, iki büyük tutku.
devamını gör...
kitap okurken ağlayan insan
benimdir.
özellikle kitap akıcıysa sonuna kadar dayanamam hemen ağlarım. yazılan her kelime ruhuma işler resmen.
özellikle kitap akıcıysa sonuna kadar dayanamam hemen ağlarım. yazılan her kelime ruhuma işler resmen.
devamını gör...
2 bira içince sarhoş olan insan
az yakıp, çok kaçan insan modeli. bunun fiat grubundaki muadili 1.3 mjet.
devamını gör...
türkiye’de insanların sinirli olmasının nedenleri
ben de sebebinin hem parasal hem cinsel açıdan eksiklik olduğunu düşünürüm. ama bir başka açıdan da sebebi, türkiye'de sakin ve kibar kimselerin ciddiye alınmaması durumudur. benim de sinirlerimi bozan budur. dişini göstermezsen insanlar hakkını yemeye kalkışıyor.
devamını gör...
bilinç dışı
aslında biliçaltı diye bir kelime yoktur. bilinç dışı diye düzeltilmesi gereken bir kelimedir. bu hata dilimize yerleşmiştir, bunu hatalı yapılan çeviriler de desteklemiştir. (bkz: bilinç dışı) bir bilinç vardır bir de bilinç dışı. bilinç altı diye bir şey mümkün değildir.
devamını gör...
evlenilecek kişiye verilebilecek garantiler
sadakat ve dürüstlük.
devamını gör...
karantina sürecinde yapılan en verimli aktivite
spor yapmak,
makale yazmak,
kitap okumak.
makale yazmak,
kitap okumak.
devamını gör...
düşünerek yorulmak
düşünerek daha derine batıp boğulmakla sonuçlanacak eylem.
devamını gör...
calamity jane
1852-1903 yillari arasinda yasamis olan amerikali efsanevi nişancı ,kadın silahşördür.asıl adı, martha canary'dir. bela anlamına gelen calamity adını kızılderililerin saldırısına karşı koyarken hayatını kurtardığı "captain egan" dan almıştır.
göç sırasında annesini ve babasını kaybeden martha, silah kullanmayı, ata binmeyi, tütün çiğnemeyi öğrenip, bir süre aşçılık, dansözlük ve hayat kadınlığı yaparak hayatını sürdürmüş. 1870'lerdeki bir çiçek salgınında, hemşirelik yaparak herkesin sevdiği bir insan, adeta bir meleğe dönüşmüş.fakat ağır ağızlı, küfürlü konuşan bir melek tabii. daha sonra bir posta arabası sürücüsü ile evlenmiş ve adam onu terkedince alkolik olmuş. hemşirelik yaptığı deadwood'a döndüğünde, kasaba halkı onun yararına bir gösteri düzenlemiş ve o gösteri sonucu kendisine verilen parayla hayatını devam ettirmiş; kimileri bu paranın alkole gittiğini söylerken, kimi iddialar da, parayı kızını üniversiteye göndermek için kullandığı yönünde yayılmış.
göç sırasında annesini ve babasını kaybeden martha, silah kullanmayı, ata binmeyi, tütün çiğnemeyi öğrenip, bir süre aşçılık, dansözlük ve hayat kadınlığı yaparak hayatını sürdürmüş. 1870'lerdeki bir çiçek salgınında, hemşirelik yaparak herkesin sevdiği bir insan, adeta bir meleğe dönüşmüş.fakat ağır ağızlı, küfürlü konuşan bir melek tabii. daha sonra bir posta arabası sürücüsü ile evlenmiş ve adam onu terkedince alkolik olmuş. hemşirelik yaptığı deadwood'a döndüğünde, kasaba halkı onun yararına bir gösteri düzenlemiş ve o gösteri sonucu kendisine verilen parayla hayatını devam ettirmiş; kimileri bu paranın alkole gittiğini söylerken, kimi iddialar da, parayı kızını üniversiteye göndermek için kullandığı yönünde yayılmış.
devamını gör...
yalnızlık
-"berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi
-"ne gibi?"
-"yani... yalnız işte... kimsesiz... ruhen yalnız... nasıl söyleyeyim... öyle bir haliniz var ki..."
-"anlıyorum, anlıyorum... tamamen yalnızım. ama berlin'de değil... bütün dünyada yalnızım... küçüklüğümden beri..."
raif efendi'nin haleti ruhiyesidir, kürk mantolu madonna'da.
bunu okuyunca dünyadaki bir başınalığım bana mahsus değilmiş demiştim. gecenin bir saati ya da sabahın ilk ışıklarında uyku ile uyanıklık arasında bir yerde içimi kocaman bir boşluk kaplıyor. soğuk bir ürperme ile şu hayattan geçiyorum ama sanırım hep kendimle olacağım, beni gerçekten anlayan ya da gerçekten anlayabildiğim bir ruh olmayacak diye düşünüyorum. derin bir sis kaplıyor. bazen yönümü buluyorum. farkındalığını yaşamayan bir insan gibi gündelik hayatıma dönüyor ve devam edebiliyorum. ama bazen kaybolup gidiyorum. derinlik artıyor. hissiz bir huzursuzluk kaplıyor her yanımı. çabalamaktan vazgeçiyorum. bırakıyorum hüzün, damarlarımda dolaşsın özgürce.
-"ne gibi?"
-"yani... yalnız işte... kimsesiz... ruhen yalnız... nasıl söyleyeyim... öyle bir haliniz var ki..."
-"anlıyorum, anlıyorum... tamamen yalnızım. ama berlin'de değil... bütün dünyada yalnızım... küçüklüğümden beri..."
raif efendi'nin haleti ruhiyesidir, kürk mantolu madonna'da.
bunu okuyunca dünyadaki bir başınalığım bana mahsus değilmiş demiştim. gecenin bir saati ya da sabahın ilk ışıklarında uyku ile uyanıklık arasında bir yerde içimi kocaman bir boşluk kaplıyor. soğuk bir ürperme ile şu hayattan geçiyorum ama sanırım hep kendimle olacağım, beni gerçekten anlayan ya da gerçekten anlayabildiğim bir ruh olmayacak diye düşünüyorum. derin bir sis kaplıyor. bazen yönümü buluyorum. farkındalığını yaşamayan bir insan gibi gündelik hayatıma dönüyor ve devam edebiliyorum. ama bazen kaybolup gidiyorum. derinlik artıyor. hissiz bir huzursuzluk kaplıyor her yanımı. çabalamaktan vazgeçiyorum. bırakıyorum hüzün, damarlarımda dolaşsın özgürce.
devamını gör...
türkiye’de insanların sinirli olmasının nedenleri
belki de kısıtlanmaktır. bunun birçok sebebi olabilir:
-geçim derdinden dolayı isteklerinin kısıtlanması
-özgürlüğünün kısıtlanması
-yasaklar
-kadınlara toplumsal kısıtlamalar
- ailesel nedenlerden dolayı olanlar
-sorumlulukların ön planda olmasına bağlı olanlar
...
buraya binlerce sonucun sebebini kısıtlanmak yazabiliriz. bu da dolaylı olarak agresifliği yanında getiriyor. bastırmak, ertelemek, görmezden gelmek, görmezden gelinmek, kalıplara sığdırılmak hepsi sinirli bireylerin var olmasını sağlıyor.
-geçim derdinden dolayı isteklerinin kısıtlanması
-özgürlüğünün kısıtlanması
-yasaklar
-kadınlara toplumsal kısıtlamalar
- ailesel nedenlerden dolayı olanlar
-sorumlulukların ön planda olmasına bağlı olanlar
...
buraya binlerce sonucun sebebini kısıtlanmak yazabiliriz. bu da dolaylı olarak agresifliği yanında getiriyor. bastırmak, ertelemek, görmezden gelmek, görmezden gelinmek, kalıplara sığdırılmak hepsi sinirli bireylerin var olmasını sağlıyor.
devamını gör...
