tiktok kullanmak
normaldir. kullanmamak aptallık değildir. buna aptallık diyenler telefonu bırakıp atomu bölmeye devam edebilirler.
not: ben kullanmıyorum lakin kullanan insana aptal demeyi de sindiremiyorum.
not: ben kullanmıyorum lakin kullanan insana aptal demeyi de sindiremiyorum.
devamını gör...
derdini kimseyle paylaşmayan insan
derdini içine dolduran insandır. anlattığı zaman bu da dert mi diyecekler, buna mi uzuldun diyecekler, daha lafın bitmeden kendi derdine başlayacaklar tanımıştır. anlatmaya gerek duymuyordur. anlasilamamaktan yorulmustur.
devamını gör...
en kötü ne olabilir motivasyonu
daha sık kullanılması gerektiğini düşündüğüm motivasyon şekli.
bazen bu soruyu sorduğumda aslında o kadar da kötü bir sonucun beklemediğini fark ediyorum. kendimize engeller koyduğumuz birçok konuda bu kadar derin düşünmediğimiz için geri planda kalıyoruz.
bazen bu soruyu sorduğumda aslında o kadar da kötü bir sonucun beklemediğini fark ediyorum. kendimize engeller koyduğumuz birçok konuda bu kadar derin düşünmediğimiz için geri planda kalıyoruz.
devamını gör...
yazarların vatan için yaptıkları
ben bu vatan için neler yapmadım ki... mesela bugün bim'e gittim ve coca cola yerine le'cola aldım.
devamını gör...
kapalı çarşı'da saygı duruşunda yürüyen adamın dövülmesi
bak bak sümüklü liberallere bak sen!
atatürk'ü eleştirebilirmişiz(lütufları için teşekkürlerimizi sunuyoruz!) ama bu saygı duruşu kurtuluş savaşı'nı simgeliyormuş, esnaf çok hassasmış(bkz: benim esnafım işini bilir), onun için 9'u 5 geçe adamın teki yoldan geçince mağdur oluyormuş, bilmem neymiş... ondan sonra pembe popolu falan demiş bebişimiz, hahahahah, pempe popolu sensin, sümüklü burjuva çocuğu...
buradan görüldüğü üzere narin bünyesini rahata alan bir liberal, hobi olarak her türlü çıkıntılığı yapma serbestisine sahiptir. omurgasız olmasının yanı sıra kişisel hukukunda tek taraflı olarak ölçüsüzdür. liberal, ''her türlü'' şiddete karşıdır ama işine gelmeyen şiddeti görmezden gelir hatta destekler. liberal, ''medeni''dir. liberal, ''devlet gücüne karşı'' kişi hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu iddia etmekle beraber işine gelirse bir şiddet tekeli olan devletten aman dilemekte gecikmez(bkz: ordu göreve) (bkz: genç subaylar rahatsız) çünkü tımarhaneler, hapishaneler, mahkemeler ve kışlalar usulünce var olduğu müddetçe kaybedeceği şeylerin garanti altında olduğunu bilir. ancak poposunun rahatı bozulacak olursa bütün çıkıntılıklarını törpüleyip statükoya dört elle sarıldığını görmek kaçınılmaz hale gelir. kısaca ve özce liberal, güleryüzlü muhafazakardan başka bir şey değildir. çünkü deformasyon olmadan reformasyon olmaz. anarşi şimdi!
atatürk'ü eleştirebilirmişiz(lütufları için teşekkürlerimizi sunuyoruz!) ama bu saygı duruşu kurtuluş savaşı'nı simgeliyormuş, esnaf çok hassasmış(bkz: benim esnafım işini bilir), onun için 9'u 5 geçe adamın teki yoldan geçince mağdur oluyormuş, bilmem neymiş... ondan sonra pembe popolu falan demiş bebişimiz, hahahahah, pempe popolu sensin, sümüklü burjuva çocuğu...
buradan görüldüğü üzere narin bünyesini rahata alan bir liberal, hobi olarak her türlü çıkıntılığı yapma serbestisine sahiptir. omurgasız olmasının yanı sıra kişisel hukukunda tek taraflı olarak ölçüsüzdür. liberal, ''her türlü'' şiddete karşıdır ama işine gelmeyen şiddeti görmezden gelir hatta destekler. liberal, ''medeni''dir. liberal, ''devlet gücüne karşı'' kişi hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu iddia etmekle beraber işine gelirse bir şiddet tekeli olan devletten aman dilemekte gecikmez(bkz: ordu göreve) (bkz: genç subaylar rahatsız) çünkü tımarhaneler, hapishaneler, mahkemeler ve kışlalar usulünce var olduğu müddetçe kaybedeceği şeylerin garanti altında olduğunu bilir. ancak poposunun rahatı bozulacak olursa bütün çıkıntılıklarını törpüleyip statükoya dört elle sarıldığını görmek kaçınılmaz hale gelir. kısaca ve özce liberal, güleryüzlü muhafazakardan başka bir şey değildir. çünkü deformasyon olmadan reformasyon olmaz. anarşi şimdi!
devamını gör...
karanlığın yüreği
polon asıllı ingiliz yazar joseph conrad'ın 1899 yılında blackwood's'da seri halinde yayımlanan novellası. daha sonra 1900'lerin başında kitap olarak basılmıştır ve dilimize karanlığın yüreği olarak çevrilmiştir. eser emperyalizm'e karşı şiddetli bir tepki olarak yorumlansa bile bana kalırsa bu eksik bir tanımlama. bu noktada işlerin epey ilginçleştiğini söylemek gerekir çünkü eser hakkında görüşler ikiye bölünmüş durumda; emperyalizme karşı bir eleştiri ve emperyalizme övgü. birbirinden bu kadar uzak iki tutumu okuyucuya aktarmak tamamen conrad'ın başarısı olsa da benim görüşlerim bunun bir eleştiri veya övgüden ziyade gözlem olduğu. bir emperyalistin gözünden, onun hislerinden ve zihninden afrikaya ufak bir bakış. kesin ve kati bir eleştirinin böyle bir karakterin ağzından verilmesi mümkün değildir zaten, bu tüm gerçekliği öldürür ama bunun aksi de eseri emperyalizme bir övgü olarak değerlendirmeye yetmez. etik-ahlak üzerine çıkarılacak epey ders mevcut ama daha da önemlisi sömürgeciliğin nasıl medeniyet diye satıldığını ama aslında sadece hırs ve paranın bir yan ürünü olduğunu gayet temiz bir dil ile okuyucuya alt metin olarak sunması. işin güzel bir başka kısmı yazarın eserden kendini ayrı tutmayışı çünkü conrad'ın geçmişinde yer alan olaylar marlow'un yaratımında önemli bir rol oynuyor. ki zaten conrad'ın eserlerini yazarken gerçek kişilerden etkilendiği şaşırılacak bir durum değil; birebir olarak karakterlere esinlendiği kişilerin isimleri vermiyor olsa bile kim olduklarını anlamaya yetecek kadar ipucu bırakıyor bize conrad. kitabın apocalypse now' a esin kaynağı olduğunu da söylemekte fayda var.
'but his soul was mad. being alone in the wilderness, it had looked within itself, and, by heavens! ı tell you, it had gone mad. ı had—for my sins, ı suppose to go through the ordeal of looking into it myself.'
p.141
'but his soul was mad. being alone in the wilderness, it had looked within itself, and, by heavens! ı tell you, it had gone mad. ı had—for my sins, ı suppose to go through the ordeal of looking into it myself.'
p.141
devamını gör...
haziran 2021 köy okulları yardım projesi
yine kafa sözlük ve yine güzel bir düşünce. emeği geçenlere kocaman teşekkürler. içinde bulunmaktan mutluluk duyacağım bir proje.
devamını gör...
bize kendinden bahset
üşendim.
devamını gör...
b12 vitamini eksikliği
kalan son 3 iğnemi sağlık ocağında unuttuğumu 1 hafta sonra fark ederek tescillendirdiğim, eksikliğim.
devamını gör...
feministlik uğruna filozofları aşağılamaya kalkan cahil insan
yalnız hegel de çomarmış hakikaten...
devamını gör...
sevilmek vs anlaşılmak
sizi anlamayan bir insana sevginizden ölseniz de dönüp bakmayın. arkadaşlar. yoksa ıyk pis öcü olursunuz. aklınızı başınıza devşirin. vallaha sataram bu köyü haa.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
sofra hazır hadi gelin.
devamını gör...
meyveleri kabuğuyla yemek
"vitamini kabuğunda" denilerek yararlı bir eylem olduğu algısı oluşsa da son derece sağlıksız bir iştir.
meyveler, gerek yetiştirme, gerek lojistik zamanlarından manav tezgahlarına gelene kadar onlarca tarım ilacına maruz kalmaktalar.
bu sebepten her türlü meyvenin kabuğunu sıcak su eşliğinde imtina ile yıkamakta fayda var.
meyveler, gerek yetiştirme, gerek lojistik zamanlarından manav tezgahlarına gelene kadar onlarca tarım ilacına maruz kalmaktalar.
bu sebepten her türlü meyvenin kabuğunu sıcak su eşliğinde imtina ile yıkamakta fayda var.
devamını gör...
hemdem
devamını gör...
seni sen yapan özelliklerin
pek konuşmamam, konuştuğumda düşündürebilmem.
devamını gör...
selman-ı farisi
iranlı sahabe. en ünlü sahabelerdendir. ayrıca berberlerin piri olarak kabul edilir. bunun sebebi hz. muhammed'in berberliğini yapmasıdır. selman-ı farisi, babasının ismiyle (yani, oğul bin baba) anılmak yerine, selman ibnül-islam/selman bin islam (islam'ın oğlu selman) olarak anılmıştır. bunun sebebiyse, kendini "ben, islam'ın oğlu selman'ım" diye tanıtmasıdır. hz. selman'ın müslüman olmadan önceki ismi, mabah bin buzahşan'dı. müslüman olduktan sonra selman ismini almıştır.
hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.
hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..
hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.
hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.
hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:
fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.
hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.
hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;
allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.
hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!
hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;
ne diyor? bu haber nedir?
efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;
ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.
akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;
senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.
resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.
hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.
bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..
resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.
hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.
sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.
hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?
resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.
hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.
gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;
gel şunu taşı!
hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:
senin yükünü taşıyan bu zât validir!
adam şöyle diyerek özür diler,
seni tanıyamadım.
ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,
bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.
--
hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;
daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.
-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!
hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:
ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?
onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;
ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;
ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;
peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.
ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..
hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;
resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.
şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.
durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.
hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..
hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.
hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.
hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:
fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.
hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.
hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;
allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.
hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!
hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;
ne diyor? bu haber nedir?
efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;
ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.
akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;
senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.
resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.
hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.
bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..
resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.
hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.
sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.
hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?
resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.
hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.
gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;
gel şunu taşı!
hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:
senin yükünü taşıyan bu zât validir!
adam şöyle diyerek özür diler,
seni tanıyamadım.
ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,
bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.
--
hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;
daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.
-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!
hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:
ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?
onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;
ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;
ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;
peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.
ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..
hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;
resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.
şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.
durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
devamını gör...
fair play ödülü
mevcut ligimizde şuan önde olan takım trabzonspor ligin en centilmeni olarak görülüyor.
ligin en hırçını ise fatih karagümrük.
ligin en hırçını ise fatih karagümrük.
devamını gör...
ümitcan uygun'un tahliye edilmesi
duvarda ‘adalet’ yazıyor, ona gülüyorum.
- deniz gezmiş
devamını gör...
doğru bir evlilik için gereken şeyler
yolunun çok çok büyük bir yüzdesinin, "kötülükler/anti durumlar, saçmalıklar, hayat ile ilgili pis işler veya angaryaları rahatça paylaşabilmek" adlı kalemden geçtiği şeylerdir.
unutmamak lazım ki; iyi günde herkes kolayca sevgili, dost, arkadaş olabilir.
unutmamak lazım ki; iyi günde herkes kolayca sevgili, dost, arkadaş olabilir.
devamını gör...
