uçakta herkesin içinde ilişkiye giren çift
o uçakta çocuklar da vardır elbet. nasıl örnek oluyorsunuz be?
evinizde ne halt ederseniz edin de, uçakta ilişkiye girmek ne?
insanı insan yapan medeni davranabilmesidir. köpekler gibi ilişkiye girince ne farkınız kaldı hayvanlardan? ayrıca bu mu medenilikten anladığınız? yazıklar olsun!
evinizde ne halt ederseniz edin de, uçakta ilişkiye girmek ne?
insanı insan yapan medeni davranabilmesidir. köpekler gibi ilişkiye girince ne farkınız kaldı hayvanlardan? ayrıca bu mu medenilikten anladığınız? yazıklar olsun!
devamını gör...
geceye bir söz bırak
''çok riyâkâr var, velî görünür
ibn mülcem iken ali görünür.'' osman nevres
ibn mülcem: hz. ali'nin katili
velî: allah dostu
riyâkâr : iki yüzlü
ibn mülcem iken ali görünür.'' osman nevres
ibn mülcem: hz. ali'nin katili
velî: allah dostu
riyâkâr : iki yüzlü
devamını gör...
karanlık
"aydınlığı fark edemiyorsak karanlık nedir ki?" diye sordu adam, önünde nesiller boyu sürecek bir insan karanlığı vardı, onlara ve onlarla konuşuyordu. "uzaklara gideceksiniz bugün, razı olmamak üzere" diye ilave etti sesini daha da yükseltip. "razı gelmediğimiz her şey bizi olmamız gereken yere, karanlığa daha da çabuk götürecek" dedi sonra, kalabalıktaki onay mırıltılarının yerini daha yüksek perdeden çıkan sloganlar almaya başlamıştı. onlara göre uğrunda ölecekleri adamın dediği her şey doğruydu, katıksız bir itaat eğitiminden geçmiş karanlık sürü izlerini ardında bırakarak oldukları yerden ayrıldı. rastladıkları diğer tüm insanlarla karanlık uğruna savaşıp yollarına sayıları nerdeyse hiç kalana kadar devam ettikler, öyle bir an geldi ki karanlık uğruna savaşan kocaman ordudan sadece iki kişi kaldı geriye, o ikiden biri diğerine döndü.
"aynıydık, karanlıktık zaten, şimdi aydınlığı ve kendimizi de sonsuza kadar öldürmenin vakti" dedi ve elindeki hançeri önce ordudaşının sonra da kendi kalbine saplayarak dünyada mutlak karanlığı başlattı.
"aynıydık, karanlıktık zaten, şimdi aydınlığı ve kendimizi de sonsuza kadar öldürmenin vakti" dedi ve elindeki hançeri önce ordudaşının sonra da kendi kalbine saplayarak dünyada mutlak karanlığı başlattı.
devamını gör...
almanya'nın türkiye'den özel pasaportla gelenlerden geçerli mazeret istemesi
almanya'nın bizi kıskandığına dair en somut delil. bay kemal bilmez tabi.
devamını gör...
shouganai
bir japon felsefesi.
üzerinde kontrolün olmayan şey için boşuna üzülmemek.
belki kaçınılmazlığa ve çaresizliğe vurgu yapıyor. üzülsen de üzülmesen de; (bkz: elinden gelen bir şey yok)
(bkz: yapacak bir şey yok)
üzerinde kontrolün olmayan şey için boşuna üzülmemek.
belki kaçınılmazlığa ve çaresizliğe vurgu yapıyor. üzülsen de üzülmesen de; (bkz: elinden gelen bir şey yok)
(bkz: yapacak bir şey yok)
devamını gör...
gereksiz yere pahalı olan şeyler
hijyenik ped.
devamını gör...
insanın saçını ağartan şeyler
aile sevgisizliği, anlayışsızlığı
milli eğitim sistemi
saygıdeğer ülkemdeki vahşi, can alıcı, üzücü olaylar
narsist kişiler
tek atar. genç yaşta saçta beyazlıklar sebebidir. o beyazlığı yolarsanız daha da artacağı söylenir.
milli eğitim sistemi
saygıdeğer ülkemdeki vahşi, can alıcı, üzücü olaylar
narsist kişiler
tek atar. genç yaşta saçta beyazlıklar sebebidir. o beyazlığı yolarsanız daha da artacağı söylenir.
devamını gör...
poyraz karayel
bir polis olan poyrazın oğlunun vesayetini tekrar almak için amirin teklifi ile mafyanın içine girerek bilgi aktarmasıdır. tabi mafyanın kızına aşık olarak işler sarpa sarar.
--- alıntı ---
“aklın esir, ruhun köle, hayallerin mahkum. sen mi özgürsün! lan kendinize gelin be kendinize! adamı deli etmeyin! kime ne anlatıyorum ben! kandırıyoruz! özgürlestikce köleleşiyoruz! cep telefonlarınız, akbilleriniz, internetiniz var. algınız yerle yeksan! adına teknoloji denen uyuşturucunun müptelası olmuşsunuz! filmleriniz pespaye! romanlarınız barkodlardan ibaret! şiirleriniz plastik!”
--- alıntı ---
--- alıntı ---
“aklın esir, ruhun köle, hayallerin mahkum. sen mi özgürsün! lan kendinize gelin be kendinize! adamı deli etmeyin! kime ne anlatıyorum ben! kandırıyoruz! özgürlestikce köleleşiyoruz! cep telefonlarınız, akbilleriniz, internetiniz var. algınız yerle yeksan! adına teknoloji denen uyuşturucunun müptelası olmuşsunuz! filmleriniz pespaye! romanlarınız barkodlardan ibaret! şiirleriniz plastik!”
--- alıntı ---
devamını gör...
türk rock tarihinin en sağlam parçası
yavuz çetin - yaşamak istemem
devamını gör...
sarabande
üstteki tanıma katılıyorum, her seferinde bünyemde tokat etkisi yaratan, etkisi azalmasın diye her zaman dinlemediğim, çok çok sevdiğim bir eser. sanatın insana en derin hisleri yaşatabilme gücüne bayılıyorum.
devamını gör...
siyah bez örtülü küp şeklinde binaya tapmak
karacaoğlan aynı nesneyi kara donlu beytullah diye tanımlayınca hiçbir şey olmuyor fakat 2021 yılında ilgili yapı siyah bez örtülü küp olarak tanımlanınca aşağılama oluyor. ilginç gerçekten.
siyah değil, lacivet. küp değil, üçgen prizma. tapınma değil, secde etme. tamam.
siyah değil, lacivet. küp değil, üçgen prizma. tapınma değil, secde etme. tamam.
devamını gör...
yazarların en son izlediği film
makinist ,bu kadar geç izlediğime çok üzüldüm.başroldeki abimiz ne yapmış kendine öyle helal olsun.
devamını gör...
kör baykuş
iranlı yazar sadık hidayet tarafından yazılmış, gelmiş geçmiş en karanlık kitaplardan biridir.
öncelikle kitabın çok zor olduğunu söylemem lazım. ince bir kitap olmasına rağmen hemen okunup kaldırabileceğimiz bir tür değil. özellikle ruhsal durumunuzun sağlam olduğundan da emin olmalısınız kitabı okumak için. çünkü kitap sizi sıkıntıdan değil kasvet, depresif, karamsar oluşuyla boğuyor. hangi zaman, hangi mekan olduğunu anlayamadığınız bir konu ve neredeyse korkunç betimlemelerle ruhunuzu sıkıştırıyor.
sadık hidayet'in bu tarz bir kitap yazması ilginç değil tabii ki. özellikle hayatıyla ilgili bir kaç şey okursanız neden bu kadar karamsar olduğunu anlarsınız.
kitaptaki karakterin her yönüyle hastalıklı ruh hali ve bedeni sizi de bir odaya sıkıştırıyor. tamamen düşünce yoğunluğu olan bir konusu var.
ayrıca kör baykuş kitabı çevirisi behçet necatigil tarafından yapılmıştır. iyi ki de yapmış! iyi ki bize bu başyapıtı kazandırmış.
dünya, ıssız yaslı bir ev gibi görünüyordu gözüme ve ben bağrımda bir acı duyuyordum.
öncelikle kitabın çok zor olduğunu söylemem lazım. ince bir kitap olmasına rağmen hemen okunup kaldırabileceğimiz bir tür değil. özellikle ruhsal durumunuzun sağlam olduğundan da emin olmalısınız kitabı okumak için. çünkü kitap sizi sıkıntıdan değil kasvet, depresif, karamsar oluşuyla boğuyor. hangi zaman, hangi mekan olduğunu anlayamadığınız bir konu ve neredeyse korkunç betimlemelerle ruhunuzu sıkıştırıyor.
sadık hidayet'in bu tarz bir kitap yazması ilginç değil tabii ki. özellikle hayatıyla ilgili bir kaç şey okursanız neden bu kadar karamsar olduğunu anlarsınız.
kitaptaki karakterin her yönüyle hastalıklı ruh hali ve bedeni sizi de bir odaya sıkıştırıyor. tamamen düşünce yoğunluğu olan bir konusu var.
ayrıca kör baykuş kitabı çevirisi behçet necatigil tarafından yapılmıştır. iyi ki de yapmış! iyi ki bize bu başyapıtı kazandırmış.
dünya, ıssız yaslı bir ev gibi görünüyordu gözüme ve ben bağrımda bir acı duyuyordum.
devamını gör...
freddie mercury
müzik tarihinin gördüğü en sağlam ses.. konserlerinde seyircilerle yaptığı tatlı, doğaçlama ses denemeleri vardır oldukça hoş ;
devamını gör...
çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım
bir didem madak şiiri. üzerine bir şey söylenmez, doğrudan okumak yeterlidir sanıyorum.
zenciler prensesi olacağım.
hayat işte asıl o zaman başlayacak
pippi uzunçorap
çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
fakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!
"gün akşam oldu" diyorum
ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
cam kırıkları yiyorlar
rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
rengârenk yap-boz parçacıkları
anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
hayır, sanırım sabahı bekleyemem
bilmiyorum.
insanlar rüyalarını acilen anlatmalı.
on dört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
o ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
sinemalarda da "organzm gıcırtıları" oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. olmadı.
bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
neyse işte
ben her filmi hatırlarım
sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
"sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
onu da mutlaka hatırlardım.
insan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.
büyük gemiler de yok artık bayım
büyük yelkenler de
büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
işte az önce bir karabatak daldı suya
bir süredir kayıp
dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül, bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım
zenciler prensesi olacağım.
hayat işte asıl o zaman başlayacak
pippi uzunçorap
çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
fakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!
"gün akşam oldu" diyorum
ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
cam kırıkları yiyorlar
rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
rengârenk yap-boz parçacıkları
anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
hayır, sanırım sabahı bekleyemem
bilmiyorum.
insanlar rüyalarını acilen anlatmalı.
on dört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
o ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
sinemalarda da "organzm gıcırtıları" oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. olmadı.
bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
neyse işte
ben her filmi hatırlarım
sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
"sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
onu da mutlaka hatırlardım.
insan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.
büyük gemiler de yok artık bayım
büyük yelkenler de
büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
işte az önce bir karabatak daldı suya
bir süredir kayıp
dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül, bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım
devamını gör...
vazgeçmek
bir şeye veya bir insana ondan vazgeçemeyecek kadar bağlı olmak hep çok ürkütücü gelmiştir bana. sanırım en çok da bu yüzden bıraktım sigarayı. o gün bugündür de zevklerimi alışkanlık haline getirme(me) konusunda çok ihtiyatlı davranırım. "her şey ve herkesle olan bağım bir gün onlarsız da devam edebileceğim mesafede durmalı." belki biraz mazohistçe ama böyle düşünmek hem onları hem de hayatı daha değerli ve anlamlı kılıyor fikrimce.
devamını gör...