bir pinhani şarkısıdır. her bir kelimesi, bin elekten geçirilmiş ve altına gözyaşlarıyla notaları dökülmüştür.

öyle çok şey var ki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde


“bir şey eksik cümle de
yüklem mi, özlem mi?
sakladığın şey her neyse
beni üzer mi?”
devamını gör...

daha şimdi farketmiş olduğum bir gerçek var kafa sözlük yazarlarının ortalama profili ile ilgili. bu arkadaşların kişiliğinde bir aşağılık kompleksi ya da bir eziklik olduğunu düşünmeye başladım. sebeplerini de açıklamaya çalışayım.

bir ara oldukça revaçta olan kafa sözlük itiraf köşesi başlığı vardı. bu başlığa herkes kendi acılarını oldukça arabesk bir şekilde tanım haline getirmekte idi ve gerçekten de çok talep görüyordu. muhtemelen bu başlığa tanım giren herkes azer bülbül dinleyerek giriyordu tanımlarını. ancak şimdi bu başlık cazibesini yitirdi. çünkü direkt resim paylaşma özelliği ile beraber nur topu gibi anın fotoğrafı ya da yok güne bilmem neyi bırak başlıkları açılmaya başladı. bu başlıklar ile beraber yazarlarımız kendilerine ait metaları ya da anıları daha hızlı bir biçimde paylaşabilme şansına erişti.

aslında bütün bunların altında yatan sebep, bu kitledeki her bireyin kendinden bahsettirme çabasından başka bir şey değildir. itiraf ve anın fotoğrafı başlıklarının talep görmeleri buna işaret etmektedir. ben bir yazar olarak, herkesin başından geçebilecek arabesk soslu aşk hikayelerini; zorluklarınızı, okuduğunuz kitabı veya kedinizi ya da çayınızı, kahvenizi görmek istemiyorum. beni ne yaptığınız ya da neyi okuduğunuz gerçekten ilgilendirmiyor. bir ara yazmıştım yine de söyleyeyim. başlık engelle seçeneği bu sorunları sadece maskelemeye yaramaktadır. eğer kendi kendinize eğleniyorsanız* gidin discorddaki kulüplerde takılın. onun yeri burası değil.

bu yazar topluluğu kafa sözlük yönetiminin teşviğinin etkisiyle de kafa sözlük'ü direkt olarak bir sosyal medya mecrasına çevirmiştir. burası bir sözlük, lütfen unutmayın.

bu tanımı yazdım diye kimse beni sallamayacak farkındayım ancak yine de bir umut şansımı deneyeyim diyorum.
devamını gör...

2020 yılı itibariyle türkiye’de sadece 8 kadın ürolog bulunmakta. üroloji anabilim dalı başkanları “kadın ürologlara ihtiyaç var. üroloji onlar için muhteşem bir okyanus niteliğinde bir alan” açıklamalarını son zamanlarda sıkça yapıyorlar.
şimdiye kadar kadın ürologların çok az olmasının nedeni olarak kadın doktorların cesaretsizliğini gösteriyorlar.
tanınmış iki kadın doktorun bu konudaki görüşleri…
dr. hatice arıkan: “üroloji yalnızca erkek bölümü gibi olmuş. o yüzden hastaların çoğu da erkek. prostat, sertleşme sorunları gibi problemlerle geliyorlar. üroloji böbrekten, idrar çıkışına kadar olan kısmı inceler. erkekte ve kadında da var ama çıkış organları farklı. erkek cinsel organı yüzünden kadın doktorlar bu branştan uzaklaşmış. erkek hasta kapıyı açıyor, beni görüyor, çekiniyor. anlıyorum, ‘sertleşme probleminiz mi var? diye soruyorum. utanıyor, konuşamıyor. üroloji ayıp bir şeyin yapıldığı yer değil.
dr. nurten atasoy üroloji bölümü genelde erkek cinsel sağlığıyla ilgilendiği için, kadın doktor adayları tarafından üniversite yıllarından itibaren tercih edilmediğini söyledi. “kimi erkek muayene sırasında utanıp kaçıyor. bir keresinde cinsel sorunları olan bir hasta karşısında beni görünce 'böbrek taşım var' deyip dışarı çıktı. buradan tıp fakültesinde okuyan kadın öğrencilere çağrıda bulunuyorum üroloji alanını tercih etsinler”.
kadın ürologlar erkeklerin genelde eş veya sevgilileri ile geldiğini belirtti. erkeklerin iktidarsızlık, kısırlık problemlerinin çözümü sayesinde birçok çiftin ilişkisini de kurtardıklarını belirten kadın doktorlar hemcinslerinin bu bölüme yönlendirilmesini istedi.
avrupa’daki erkeklerin özellikle prostat muayenesi için senelerden beri ince parmaklı nazik kadın ürologları seçtiği de bilinmekte. erkek jinekologlara muayene olan kadınlar ne kadar normalse, kadın ürologlara muayene olan erkekler de o kadar normal olmalı.
dünya bankası’nın kadınlara fırsat eşitliğini sağlama kıstasında türkiye 85’inci sırada yer almıştı. yurdumuzdaki kadın hakları savunucuların kadın ürologların artması konusunda sus pus olmaları kalın ve iri parmaklı erkek doktorlar tarafından prostat kontrolü yapılan türk erkekleri tarafından çok eleştirilmekte.
doktorların cinsiyet ayrımı yapmadan hastaları muayene ettiğinin bilinmesi gerekir.
devamını gör...

turkce karsiligi “yeniden yurume projesi” olan, felcli hastalari yeniden ayagi kaldirmak icin uretilmis bir proje. bu projenin amaci vucut icin zihinle kontrol edilen bir dis iskelet sistemi yapmak. buna vucudu kaplayan ozel bir giysi yada giyilebilir robotta diyebiliriz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


projeye gore felclilerin dusunce yoluyla yurumesi ve diger gunluk aktivitelerini yapmasi saglanabilecek. soyle ki; felcli hastanin beynine yillarca guvenli bir sekilde kalacak turden mikro cip yerlestirilecek. sonrasinda yirmi yada otuz bine yakin noron robotik kiyafeti kumanda edebilmesi icin kaydedilecek. beyinden gelecek olan sinyaller, giysinin belirli bolgelerine cep telefonu buyuklugunde yerlestirilmis bilgisayarlar tarafindan algilanmasiyla, hareketler sensorler tarafindan gelistirilecek. boylece hasta yuruyup elini yada kolunu haraket ettirebilecek. proje yaklasik 2010’lu yillarin basinda tasarlandi fakat hala uygulamaya gecilmedi. bunun en buyuk nedeni olusturulan projenin kablosuz bir agla kullanimi dusunulmesi. tabi bu da ekstra ozen gerektirmekte. ikinci meselesi ise, beyinden gelen sinyallerin bilgisayar yoluyla algilama sisteminin gunumuzun teknolojisinde daha da ilerlemesi gerekmekte. bir diger sorunsal ise kullanilan iskelet sisteminin guc kaynagi meselesi. henuz bu giysi icin tasinabilir uzun vadede kullanimini mumkun kilan bir guc kaynagi bulunamadi.
kaynak; zihnin gelecegi / michio kaku
ek olarak detayli bilgiyi buradan bulabilirsiniz (turkce bir kaynak bulamadim malesef) www.walkagainproject.org/

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka pollyanna"

-didem madak
devamını gör...

bugün dışarı çıktım bir ara.tekrar.

az gerideki ben için son zamanlarda kurmaya tekrar başladığım bir cümle bu, gönüllü hapis hayatıma o kadar alışmıştım ki dışarıdan olmazsa olmaz'larımı alıp alel acele kapatıyordum kendimi içeriye.

böyle değil artık nerdeyse epey bir zamandır, bir ruh dokundu ruhuma ve pof!!
değişti her şey.

sürekli de değişiyor, daha çok gülüyorum daha çok güldürüyorum, daha olumlu, daha iyiyim. çiçekler, böcekler, kediler, köpekler, çocuklar, sarhoşlar, deliler, tüm mülteciler, tüm firariler ve inanmayacaksınız ama benim sokağımın güzel fahişeleri bile farkında bu halimin?

seviyorum bu halimi, seviyorum beni bu hale getiren onun hallerini, seviyorum onu..
devamını gör...

inancı vicdanıdır belki.
devamını gör...

tiyatro oyuncusu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kişisel algılıyor olmaları bence.

bi ortama giriyorum, aynı anda 3 kişi seviyorsa 3 kişi sevmiyor. o an herkese farklı farklı davranma ihtimalim yokken birinin beni sevme ve beni sevmeme olayı sahiden benimle mi ilgidir? sevmek isteyen seviyor, istemeyen sevmiyor.

ara ara "ya diyorlar ben seni ilk başta hiç sevmedim biliyor musun?" ya da çok havalı zannediyordum diyen oluyor. ama birkaç kişi yaaa ne kadar tatlısın diyor ilk baştan. sarılıp yanak sıkıyorlar. arkadan saldırıp saçımı başımı yolan yine oldu. gidip rapor aldım.

hep gittiğim markette bi çalışan kız vardı. maske taksan hem senin hem de müşteriler için daha iyi olur demiştim, o günden sonra selamımı hiç almadı. beni eledi kafasında. yerine yeni bir kız gelmiş, 2 gün içinde nasılsın canım demeye başladık birbirimize. ben yine benim, mekan değişmedi, insanlar değişti. o yüzden ortamın enerjisi değişti bence.

yani ben sahiden kendimi konu insanlar olduğu zaman hiç kimse olarak görüyorum çoğu zaman. karakterimin bazen tamamen önemsiz olduğuna inanıyorum. beni seven sevecek, sevmeyen sevmeyecek. olay benimle ilgili değil.

biri arkasından işler çevireceğimi düşünecek, başka biri yok diyecek civciv yapmaz. biri masum diyecek, biri şeytan. biri ne iyi kadın yahu diyecek, biri kötü ilan edecek. haliyle çok takmamak lazım. ben mesela takmıyorum. çok ama çok sevdiğim insanları kafaya takıyorum bir süre, üzülüyorum da ama o da geçiyor. çünkü beni üzme sebebi yine kendi yargıları ya da üzülüyor olmam benim o kişiye yüklediğim anlamlar ile ilgili.

bilen vardır seri katiller kurbanlarını yürüyüşüne göre seçer. yürüyüşünden senin av mı yoksa avcı mı olacağına karar verir. ben sosyal ilişkilere böyle bakıyorum. insanlar bakıyor, av mısın avcı mısın karar veriyor ve seni kurban edebileceğine inanıyorsa sana iyi insan özellikleri yüklüyor. işte o noktadan sonra iyi bir insan haline geliyorsun.

durum buyken çok takmamak lazım.
devamını gör...

friends dizisinin en toksik karakteri*.
komiktir ancak etrafındaki kimseye saygı duymayan, bencil ve zor bir karakterdir.
oğlunun sevmesine rağmen barbie bebek ile oynamasına engel olmasından, rachel ile vegas'ta evlendikten sonra nikah iptalini yaptırmaması ve bunu rachel'a söylememesine kadar, dizi boyunca etrafındakileri düşünmeden kendi istediği olsun diye sürekli uğraşmıştır.
chandler ve joey ona evlerini açtığında evi bir anda ele geçirmesi, hava temizleyicisiyle, sessiz olun işaretleriyle sürekli huzur kaçırması, hava temizleyicinin filtresi için para istemesi, rachel'ın iş yerine gönderdiği abartı hediyeler, kıskançlığından sürekli rachel'ı kontrol etmesi, bebek bakıcılığı kadın işi bir erkek yapamaz demesi* rachel'ın mektubunu okumaması, daha kötüsü okudum diye yalan söylemesi* rachel ile bir kızı karşılaştırması ve yazdığı acımasız şeyler, * rachel'ın ross onaylamıyor diye dövme yaptırmaya korkması, rachel hamile olduğunu söylediğindeki tepkisi, susan ve carol' a karşı davranış şekli, oğlu ben'i gördüğü günlerde sürekli monica yada rachel ile bırakması* anne ve babasına sürekli kendini iyi gösterme çabası * hepsini bir araya koyunca nasıl rezil bir insan olduğu anlaşılıyor aslında, bu daha aklıma gelen vukuatları.
adam öğrencisi ile birlikte oldu yahu, etik değer desen yok, dürüstlük desen yok, yok yani. anca bencillik anca narsistlik.
devamını gör...

“bir gitar, bir köprü ve son bir şarkı. “

eylül 1970 samsun doğumludur. 2001 yılında henüz 31 yaşında, müzikal anlamda en verimli olacağı bir dönemde, geride bir gitar, bir şarkı “yaşamak istemem artık” bırakarak, bir köprüden kendisini mavi boşluğa bırakarak hayata veda etti.

intiharından bir hafta önce, yaşadığı ağır depresyon nedeniyle hastanede kaldı. çıktığında acılarına son verdi.
ülkemizin elektro gitar virtüözü; çocukluk döneminde önce cura, sonra bağlama çalmayı öğrenir. ilk gençlik yıllarında gitar ile tanışır ve bir daha bırakmaz. marmara üniversitesi müzik bölümünü, elinde gitarı ile bitirmiştir.

70’li yılların blues şarkılarını cover olarak yeniden dinleyicilere sunan blue blues band adlı grubu kurar. geniş kitlelerle tanışması bu grup aracılığıyla olur. mfö ve erkan oğur gibi ünlü müzisyenler ile çalışır. sözü ve müziği kendisine ait şarkılar yapar.

ilk albümü 1997 yılında çıkar ve albümün adına “ilk” der. ikinci albümü “satılık” ise ölümünden sonra dinleyicilerle buluşur. stüdyo kayıtlarını tamamlayan yavuz çetin, geride bir intihar notu bırakmaz ama bir şarkı kayıt eder. “yaşamak istemem artık” ona ait bildiğimiz son sözlerdir.

son sözleri ile;
devamını gör...

fazla bilinmeyen ama çok aşina bir hayat öyküsü.

bir balıkçı.

izmir çeşme'de yaşamış bir garip, sağır dilsiz.

balıkçı, garip, sağır dilsiz olması aşık olmasına engel olur mu hiç? olmamış tabii ki, gitmiş sakız adasında yaşayan bir kıza aşık olmuş...

gerisini yeni asır gazetesindeki haberi ile devam edip aşk'a dua edelim..yazının bundan sonrası yeni asır gazetesinden alıntıdır.

--

çeşme dalyanlı nezir kaya'nın hayatı "sırlarla" dolu. sakız adası'nda yaşayan aşkı tinika'yı görmek için kendi yaptığı teknesine bağladığı dev uçurtmayı yelken gibi kullanarak defalarca gitti geldi. köyün ortasına ise 30 metre yüksekliğinde bir kule inşaa etti. kuleye çıkarak sevgilisinin yaşadığı sakız adası'nı seyreden nezir kaya, aşkı için gittiği sakız adası'nda "türk casusu" sanılarak işkenceye uğradı. dönüşte yanlışlıkla çıktığı karaburun yarımadası'nda ise "yunan casusu" sanıldı. bir gece geçirdiği bisiklet kazası sonucu yaşamını yitiren kaya'nın dev kulesi ise bugün "tek pişmanlığım" diye olayı anlatan dönemin belediye başkanı nuri ertan tarafından yıkıldı.

dalyanlı nezir'in yaşamı, filmlere konu olacak türden. aslında da oldu. ama hikayenin tamamını kapsamıyordu. türk-yunan-bulgar ortak yapımı mehmet ali alabora ile katerina moutsatsos'un başrolünü oynadığı "kayıkçı" filmi ile dalyanlı nezir kaya'nın hayatından esinlenildi ve bir bölümü beyaz perdeye aktarıldı.

filme esin kaynağı oldu
yeni asır, hikayenin aslını ve tamamını yerinde araştırdı. kaya'nın fotoğrafı da ilk kez gün ışığına çıktı. nezir kaya'nın bugün yeğeni olan ve dalyan'ın ünlü restoranı "cevat'ın yeri"nin sahibi cevat aksu, hikayeyi ilk kez 1997 yılında yapılan çeşme 1. sanat festivali'nde gündeme getirerek kayıkçı isimli filme esin kaynağı olmasını sağlayan çeşme belediye eski başkanı nuri ertan, nezir kaya ile ilgili ayrıntıları bugün gibi hatırlayan 84 yaşındaki hasan karayel, aşkı için denizleri aşan, kuleler yapan, casuslukla suçlanan kaya'nın hayatını anlattı.

işte nezir kaya'nın gerçek öyküsü:
nezir kaya'nın da hikayesi pek çok egeli gibi "göçle" başlıyor. selanik'ten çeşme'ye uzanan zorlu yolculuğun ardından kaya ailesi, o zamanlar köste olarak bilinen dalyan köyüne yerleşti. güçlü kuvvetli yapısıyla dikkat çeken nezir kaya, çocukken geçirdiği rahatsızlıktan dolayı sağır ve dilsiz bir yaşama mecbur kaldı. kendi yaptığı küçük kayıklarla balık avlarak geçimini sağlayan nezir kaya, yaptığı ilginç şeylerle dikkat çekmeye başladı. hazerfan çelebi gibi kendine büyük bir uçurtma yapan kaya'nın dalyan'ın üzerinde uçtuğu, evinin altına 10 metre uzunluğunda tekne yaptığı kulaktan kulağa yayıldı.
meraklı bakışlara aldırış etmeyen nezir kaya, bir gün köye ziyarete gelen rum güzeli tinika'ya (bazılarına göre bu isim maria) sırılsıklam aşık oldu. tinika'nın geldiği sakız adası'na bakıp bakıp duran nezir kaya, 25 tenekeyi bir araya getirerek yaptığı tekneyle adaya gitti. sakız'a çıkıp sevgilisini bulmak isteyen nezir kaya, pasaportsuz olarak yakalandı ve türk casusu sanıldı. konuşup kendisini ifade edemeyen kaya iddiaya göre işkencelere uğradı, dövüldü. annesinin kaymakamlığa "kayıp" başvurusu yaparken, adada "casus" yakalandığı haberi kısa sürede halk arasında yayıldı. dalyan'a gidip gelen bazı yunanlıların tanımasıyla gerçek ortaya çıkınca "bir daha gelmemesi" uyarısıyla serbest bırakıldı.
ancak tinika'yı hiçbir zaman unutmadı. onu yeniden görmek için bu kez yaptığı tekneye, 3-3.5 metre genişliğinde dev uçurtmasını bağlayarak yelken gibi kullanmaya başladı. poyraz estiği günlerde uçurtmasını gökyüzüne bırakıp yelken gibi kayığı çekmesiyle adaya adeta uçarak gidip gelmeye başlayan nezir kaya yine köylülerin merak konusu olmaya başladı. yüzlerce kez, sakız'a gittiği anlatılan nezir kaya, adadan bir dönüşünde rüzgarın oyunuyla kendisini karaburun'da buldu. zorlu bir mücadelinin ardından kıyıya çıkan kaya, bu kez yunan casusu şüphesiyle gözaltına alındı. yine anlatılanlara göre burada da sağlam bir "sopa" yiyen kaya, gerçeğin ortaya çıkmasıyla yeni özgürlüğüne kavuştu.

ilgi odağı oldu
dalyan'a dönen nezir kaya bu kez hiçbir inşaat ve mimari bilgisi olmamasına karşın, köyün ortasına bir kule yapmaya başladı. fuardaki paraşüt kulesi'ni gören kaya, köyün içinde 10 metre yüksekliğinde ilk kuleyi inşaa etti, kısa süre sonra da bunu beğenmeyerek yıktı. kısa süre sonra ikincisini yaptı ve yine yıktı. neden kule yaptığı neden yıktığı hiçbir zaman bilinmedi. ancak üçüncü kule hepsinden daha yüksek olmaya başladı. yalnızca geceleri çalışarak 30 metre yüksekliğinde 4 metre genişliğinde dev bir kule inşaa etti. şakül (yapının dikliğini ölçmek için kullanılan alet), terazi gibi hiçbir malzeme kullanmayan nezir kaya'nun kulesi o dönem turistlerin de ilgisini çekti. hatta kiralamak isteyenler bile oldu.

kuleye çıkıp uzun uzun sevdiği kadının olduğu sakız adası'nı seyreden nezir kaya, kendisine armağan edilen bisikletiyle evine gittiği sırada geçirdiği kaza sonrası yaşama gözlerini yumdu. inşaa ettiği kulenin sırrı hiç çözülemedi.
eski başkan ertan'ın en büyük pişmanlığı
kule, 1984 yılında çeşme belediye başkanı seçilen nuri ertan'ın talimatıyla birkaç yıl sonra yıkıldı. ertan, "o zamanlar kulenin yıkılma tehlikesi olduğu söyleniyordu. 1999 yılında mhp'den belediye başkanlığına aday olan bir kişinin şikayeti üzerine yıkım kararı almak zorunda kaldık" diyerek olayı "tek pişmanlığım" diye anlattı. bugün kulenin olduğu boş alanı gösteren yeğeni cevat aksu, dayısını tek fotoğrafının kendisinde olduğunu belirterek, "nezir kaya, dalyan'ın simgesi olabilecek bir isimdi. hayatı bilinmezlerle dolu. ama yaptıkları hala konuşuluyor" dedi. nezir kaya'nın sakız adası ve karaburun'da "casus" iddiasıyla yakalanışını anlatan hasan karayel ise, "kuleye içerden bir merdivenle çıkar, sonra o merdiveni iple yukarı çekerdi. böylece kendisinden başka kimse kuleye çıkamazdı. kuleden uzun uzun sakız adası'na bakardı. yaptıkları hepimizi heyecanlandırır onu izlerdik, eğer yaşasaydı hepimiz bugün hala onun yapacaklarını merakla bekliyor olurduk" diye konuştu.
devamını gör...

yahu bir şey gösteriyorum bak geç.bir de aldıktan sonra sağı solu kurcalarlar genelde.yapmayın lütfen
devamını gör...

devamını gör...

en zor durumlarda bile,nasıl duru bir kişilik olduğunu kanıtlayan naifliktir.

benim gözümde,yaptığı en iyi albümlerden biri olan"kelimeler yetse"albümünde yer alır "daha iyi olmaz mıydı?" parçası.
bu albümde şebnem aldatılmanın ona yaşattığı tüm sancıları ustalıkla anlatır.

bazen özler,bazen öfkelenir,bazen de sitem eder.

üniversal müzikten süha yavuz'la olan ilişkisi,ebru gündeş'le(aklımı koru yarabbim)aldatılmasıyla sonlanmıştır ve bunu televizyondan öğrendiği rivayet edilir.

"bir kahve içseydik,sarılarak ayrılsaydık
daha iyi olmaz mıydı?
kaldığın bir otelden ayrılır gibi gitmeseydin
daha iyi olmaz mıydı?
sözü hiç uzatmadan doğruları söyleseydin
daha kolay olmaz mıydı?
ayrılmak yeterince zor,bunu zaten biliyordun
ama hayatımın en kötü günü haline getirmeseydin daha iyi olmaz mıydı?"
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1993 yılında bm'nin “güvenli bölge” ilan ettiği, srebrenitsa'da yaşanan katliamların anlatılacağı program olacak sanırım.
bm'nin ''koruma gücü'' altında ''korunan'' srebrenitsa'ya, sırplar saldırmış ve 11 temmuz 1995’te ise işgal etmişlerdi.

1991 yılı yugoslavya nüfus sayımının resmi kayıtlarına göre, srebrenitsa'da 7.000 kişilik bir nüfus vardı.
31 aralık 2009 taihinde bosnada toplu mezarlardaki iskeletlere yapılan araştırmalara göre;
en büyük toplu mezar.
zvornik'tir. 8.736 ile zirvede...
b ratunats, 2.255 kişi ile ikinci sırada
sıkı durun; üçüncü sırada ise ''güvenli bölge'' srebrenitsa 1148 iskeletle yer alıyor.
bakın bu rakamlarda daha ''kaybolanlar'', ''kovulanlar'' yok!
sadece iskeleti bulunan toplu mezarlar bunlar.

günümüzde ise halen toplu mezar keşfediliyor. en son keşif;
www.aa.com.tr/tr/dunya/bosn...

o sebeple sinirleri zorlayacak bir program yapacağa benziyorsunuz...
sabır diliyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aşırı haklı bir isyan
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim