bakkaldan soğuk bir şeyler alıp banka oturup etrafı izleyerek keyifle içmek.
devamını gör...

ambulans.
devamını gör...

her türlü kek çok güzel bir şey değilmi ya.. birde mutfakta bir kenarda, ya da fırının içinde filan unutulmuşsa, ve çayın yanına kombinlenecek bir şeyler ararken, orayı burayı eşelerken bulduysan, karadenizde sekseninci kez petrol bulmuş akp gibi çayı boş içmeyeceğin için, küçük çaplı bir mutluluk yaşarsın :)
devamını gör...

nezuko chaaann kavramını hayatımıza sokan animedir. mangası, lost dizisinden beter bir son ile bitmiştir. upper- lower ranked demons listesi derken güzel bir güncelleme gerekmektedir.
devamını gör...

küçükken amerikan fimleri izlediğimizde cia ile alakalı bir şey söylendiğinde bunu hep "siyahi" diye anlardım. ajanlar da siyahi olunca mantıklı gelirdi, "sadece zencilerin girebildiği bir teşkilat bu" diye düşünürdüm. arada beyaz ajanlar falan olunca "bu adam nasıl girebilmiş bu teşkilata?" diye düşünürdüm. 'siyahi'de çalışan beyaz bir ajanı aklım almazdı bir türlü.
devamını gör...

bana emanet edilen bir şeyi asla emanet etmem. benim sorumluluğumda olan bir şeyi, başka birine emanet edecek kadar küçülmem.
devamını gör...

amme hizmeti.

"gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?"

devamını gör...

dayı haklı, 2 gün boyunca donut kuyruklarında beklediğimizi bilirim jacksonville'da. zor zamanlardı. neyse ki reis var da aç kalmadık.
devamını gör...

şu an istanbul anadolu yakasında yağmur yağıyor tatlı tatlı gök gürlüyor.
balkonda kitap okuyup kahve içiyorum.
sonsuzluğa uğurladığım dostlarımı sevdiklerimi düşünüyorum...
onları çok özlediğimi en derinlerimde hissediyorum...
devamını gör...

hadsizlik! karşısındakine saygı duymayan, kişisel alan sınırı bilmeyen bir birey davranışı.
devamını gör...

devamını gör...

sait faik abasıyanık'ın 1951'de yayınlanan hikaye kitabıdır. kitaptaki öyküler birbiriyle bağlantılı ve iç içe geçmiş haldedir. bu haliyle küçük bir romana benzetilse de bir roman bütünlüğü olmadığından bariz bir öykü kitabıdır. karakterlerin doğallığı ve anlatımın içtenliğiyle çok güzel hisler bırakır okuyanın içinde.

ayrıca 2003 yılında ayfer tunç'un senaryosu ile dört bölümlük mini dizi olarak trt kanalında yayınlanmıştır. trt'nin son demlerini yaşadığı dönemlerdi. sonrasında da bir defa tekrar yayınlandı diye hatırlıyorum.

kitabı okurken hissettiğim güzel duyguları dizide de bana yaşatan oyuncuları saygıyla anıyorum. isimlerini buraya bırakıyorum, yazamadıklarım varsa affola.
dizinin yönetmeni tarık alpagut. oyuncu kadrosu:
nihat ileri - köpekli adam (sait faik)
ayla algan - madam todori
özgü namal - yorgiya
ilkin ormancı - yorgiya (küçüklüğü)
nur sürer - marika
güven hokna - gülizar
mehmet atay - hayri
nilüfer açıkalın - seher
levent ülgen - bayram
baykal saran - kamil ağa (ayşe ve kenan'ın babası)
songül öden - ayşe
burak altay - kenan
ali sirmen - demir kaptan
rıza sönmez - projektörcü
ahmet saraçoğlu - zülfikar
rüştü asyalı - kömürcü hristo
erdal tosun - pavyoncu yunus
ozan güven - necip
yaşar güner - posta müvezzii
alpay izbırak - stelyo
mert büke - stelyo'nun torunu
erol kardeseci - kahvede takılan huysuz amca
mehmet ulay - yani
alican kargı - aleko
metin karadeniz - istepan
giray kip - konstantin
berkun oya - dülger
özlem türkad - nazik
fikret urucu - kudret
muhlis aşan - hamdi
şerif erol - kadir
engin günay - muhsin
anta toros - sofiya
misak toros - karidesçi
ertürk erkek - yadigar
burak tatar - mustafa
can bezirganoğlu - küçük oğlan
oğuz oktay - bayram'ın babası
fatih doğan - faytoncu
burcu salihoğlu - kolyopi
erol örter - aleksandros
sadık çetiner - turgut
güler işler - hirisula
altan erkekli - müşteri
maya - köpek
devamını gör...

buna aşık olmak diyemeyiz. kolay hoşlanabilir denebilir ancak. ama bunu da bu şekilde genellemek doğru değil. üstelik bu 2-3iltifattan olmaz. iltifatı, ilgilenilmesi seviyordur, devam etmen için öyle gibi gözüküyordur, bu hoşlandığı anlamına bile gelmez. kendi adıma insanlardan hoşlanmam kolaydır ve duygularımı hype yaşadığım için de çoğu zaman kendimi aşık zannetmişimdir. ancak hoşlantıdan sonraki aşamaya hiçbir zaman geçemem. bir şekilde o insana olan ilgim biter. kadınlar için böyle genelleniyorsa ozaman erkekler için de aynısı söylenebilir. biri yukarıda 2-3iltifatlar günde 15 kız düşürüyorum demiş. demek ki sen de kolay beğeniyor, hemen hepsine iltifat ediyorsun. onların düşmesi senin egonu tatmin ediyor. karşıdaki de aynı şekilde ilgi görmekten hoşlanıyor. onun da egosu o şekilde tatmin oluyor. bu sadece karşılıklı ego tatminidir. ne onlar sana aşık olmuş olur, ne de sen onlara. böyle bir genelleme yapılması, bir de bunun adına aşk denmesi hepten saçma olmuş. kötü bir tespitti. bir dahakine birazcik daha uğraşın.
devamını gör...

canım kardeşim’dir.
iliklerine kadar yoksulluğu,çaresizliği mükemmel işleyen filmdir.
müzikleri adamı bitiriyor özellikle
devamını gör...

eski sevgilinizle tekrar deneyin.
devamını gör...

sırp asıllı hırvatistan doğumlu abd vatandaşı mucittir. kendisinin dünya'nın gelmiş geçmiş en büyük mucidi kabul ediliyor. geliştirdiği "alternatif akım" sayesinde bugün ışıl ışıl aydınlanan kentlerde yaşıyoruz. öldüğünde araştırma notları fbı tarafından alınmıştır ve bugün hala inceleniyordur. "yıldız savaşları" filminin fikir babasıdır. birçok buluşu da başkaları tarafından sahiplenmiştir. (bkz: edison)
devamını gör...

neyse ki bizde ayaklanmayı engelleyen bir unsur var, ekmek! bunaldın mı? daraldın mı? koy poşete bir ekmek çık gez. son yasak bükücü.
devamını gör...

kaçmayın bizden nolur! belki de "biz" diyebildigimiz icin boyleyiz.. siz/biz.. ötekilestirmeyin!!
devamını gör...

o gece hiç uyuyamadım. maçı kafamda oynuyor, türlü türlü skorlar eşliğinde kaldığım otel odasında bir ileri bir geri volta atıyordum. içtiğim daha doğrusu yediğim sigaranın haddi hesabı yoktu. brezilya'yı yenebilir miydik? mevcut şartlarda böyle bir ihtimal olasılık dahilinde değildi. futbol tanrıları ile konuşmak, onları bu konuda ikna etmek lazımdı. benim ise böyle bir işe ayıracak vaktim yoktu. beynim köstebek yuvasına dönmüş, açılan fikir dehlizleri içerisinde yolumu bulmaya çalışıyordum. labirent maymununa dönmüştüm. son sigarımı telaşla söndürdüm ve banyoya doğru yol aldım. buz gibi suyun altına girerek beynimi kemiren düşüncelerden kurtulmak niyetindeyim. duştan sonra biraz daha rahatladım. sakince elbiselerimin bulunduğu dolaba doğru ilerledim. bir anda kendimi boy aynasının önünde buluvermiştim. fötr şapkamı takmış, takım elbisemi giymiş, kravatımı bile doğru bağlamıştım. hay bin kunduz! bu bir işaret olabilir miydi? keşke diye geçirdim içimden. saate baktım ama maçın başlama saatine daha çok vardı. kendimi dışarı attım. rio de janeiro sokaklarında sabahın ilk saatleriyle birlikte şuursuzca gezmeye başladım. brezilyalılar her yere takımlarının fotoğraflarını asmıştı. şehirde sinir bozucu bir şampiyonluk havası vardı. benim gibi uruguay'a gönül vermiş insanlar için şehir, dante'nin ilahi komedyası gibi bir hale bürünmüştü. cesaretimi toplayıp bir tane gazete aldım. manşete bakmamla birlikte yine haleti ruhiyem kendisini londra köprüsünden aşağı doğru bıraktı. manşette ''kazan yada berabere kal!'' yazıyordu. işimiz gerçekten zordu. hitler manyağının ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda dünya futbol şampiyonlarından mahrum kalmıştık, futbola olan özlemimiz iyice artmıştı. ve biz bu heyecanı iliklerimize kadar yaşıyorduk. işin daha kötüsü bizimkilerin maçı mutlaka kazanması gerekiyordu ki bu durum nabzımızın atış hızını bir kaç kat arttırıyordu.

gençler bilmezler. o dönemlerde dünya kupası sistematiği farklı işliyordu. bu maç hasbelkader final maçı olmuştu. zira hem brezilya hem de bizim çocuklar puan olarak şanslarını son maça taşımış, bu yüzden maç bir anda dünya kupası finali haline dönüşmüştü. adamlar sırf bu şampiyona için ''maracana stadyumu''nu inşa etmişlerdi. stat mabet gibi bir şeydi. 200 bin kişiyi ağırlayabilecek bir kapasitesi vardı. stadın önüne geldiğimde farklı duygular içerisindeydim. gözlerimi stadın heybetinden ve büyüklüğünden alamıyordum. adamlar işimizi, kafada bitirmiş gibiydiler. eski roma kolezyumlarından birinin önündeymişim gibi gerginliğim iyice artmıştı. sanki bir yakınım hakkında damnatio ad bestias * cezası verilmiş ve ben infazı bekliyordum. bizi resmen aslanların önüne atmışlardı ve bu mücadeleden sağ salim çıkmamız imkansıza yakındı.

brezilyalı taraftarların tezahüratları ve samba dansları eşliğinde stada girdim. bakın tek tek saydım abartmıyorum; statta tamı tamına 199.854 kişi vardı. bunların toplasanız 100/150 tanesini bahtsız bedeviler olarak adlandırabileceğiniz şanlı uruguay'ımıza gönül vermiş insanlardı. perişan bir haldeydik. tezahüratlar, bağırışlar, samba ritimleri arasında bir sigara daha yaktım. elbette rengimi belli etmiyordum. bu kalabalık arasında kim vurduya gitmek niyetinde değildim. hakemin başlama düdüğüyle birlikte brezilya üzerimize kabus gibi çöktü. sağdan soldan yükleniyorlar, bizimkiler sürekli müdafaa yapmak zorunda kalıyorlardı. sarı/yeşil iblisler bizi kendi yarı alanımızdan çıkarmıyordu. ademir denen futbol cambazı bizimkilerle kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyordu. allah'tan maspoli günündeydi ve ilk 10 dakika içinde 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunu engelledi de, alnımdan süzülen terleri ipek mendilim ile silme fırsatını buldum. sonrasında bir mucize oldu ve bizimkiler şut attı. o an, işte öyle bir bağırmak geldi ki içimden anlatamam. schiaffino'nun bu şutu, spartaküs'ün roma imparatorluğuna baş kaldırması ile eş değerdi benim için. ancak ender gelişen osasuna atakları bile bu kadar çabuk küllenmemiştir. hevesimiz kursağımızda kaldı. brezilya başladı yine samba yapmaya. al gülüm ver gülüm. taakk bir şut, yine maspoli devrede. maç ademir ile maspoli arasında geçmeye başlamıştı ve bu benim için hiç de iyiye işaret değildi. sigara yakıp söndürmekten bazı pozisyonları kaçırıyor, bu arada etrafımdakilere de renk vermemeye çalışıyordum. kuvvetle muhtemel brezilya gol atamadıkça stresten sigara yaktığımı düşünüyorlardı. oysa benim içimde ne fırtınalar kopuyordu. kimse durumun farkında değildi. bu haleti ruhiye içerisinde ilk yarıyı 0-0 bitirmenin verdiği rahatlama ile olduğum yerde çöktüm kaldım. bu şekilde bu maç nasıl bitecekti? ömür törpüsünün törpülenmiş hali gibi öyle boş gözlerle sahaya bakıyordum.

sonra biz yine diken üzerinde 66. dakikaya kadar geldik. sigaralardan ve nabız yükselmelerinden bahsetmeye bile gerek yok. işte o dakika, dünya bambaşka bir hale büründü. kaptanımız varela topu aldığı gibi sağ kanatta ghiggia'ya verdi. ghiggia nasıl oldu, nasıl yaptı anlamadığımız bir şekilde ceza alanına dalıverdi. onun topu schiaffino'nun önüne yuvarlamasıyla birlikte bizim aslan parçası topa öyle bir vurdu ki, dar açıdan o topun ağlarla buluşmasıyla birlikte dünya benim için o anda durdu. bağırmak istiyorum, bağıramıyorum. etrafımdaki brezilya'lılar şaşkına dönmüşler, kimi ellerini başının üzerine götürmüş, kimi ağlamaklı, kimi düşünceli gözlerle etrafındakileri süzüyor. işte o anda yaktım gerçek keyif sigaramı. zira olmayacak duaya amin demek üzereydik. tabi sonrasında brezilya yine freni boşalmış kamyon gibi üzerimize gelmeye başladı. ama bizim çocukların maçı kazanacaklarına dair inancı artmıştı. maspoli atlas'ın dünya'yı sırtında taşıdığı gibi takımı sırtında taşıyor ve brezilya'ya gol şansı vermiyordu. dakikalar 79'u gösterdiğinde, futbol tanrıları ikinci mucizelerini yer yüzüne gönderdiler. ghiggia yine bir fırsatını bulup ceza alanına girip cılız bir şut çıkardı, brezilya kalecisi barbosa fahiş bir hata ile resmen topu içeri aldı. işte o an dünyanın mucizevi bir yer olduğuna inanıveriyorsunuz. içim kıpır kıpır, havai fişekler eşliğinde tüm organlarım raks ediyor. lakin etrafımdaki yıkılmış, bitmiş ve tükenmiş brezilya taraftarını gördükçe kendimi tutmayı başarıyorum. maçın sonraki bölümleri çok stresli geçmedi. bir gol yedik ama o da bize nazar boncuğu oldu. o gün takriben 198.800 kişi gözyaşlarına hakim olamadı. kaptanımız valera, jules rimet kupasını havaya kaldırdığında cennet bizim için yeryüzüne inmiş gibiydi. her ne kadar göz yaşlarına boğulmuş olsa da bizim cennetimiz tertemiz ve pir-ü paktı.

o maçtan sonra brezilya kalecisi barbosa resmen istenmeyen adam ve vatan haini ilan edildi. yıllar sonra kendisi ile bir barda karşılaştık. yaşadıklarını ilk ağızdan dinleme fırsatı bulmuş oldum ama bu başka bir başlığın konusu. *

işte bizim aslan parçaları; sizler için ne söylesek az çocuklar!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu hüzünlü ve boş bakışlar ise barbosa'nın bakışları. buna yorum dahi yapmak istemiyorum. o günlerden bana kalan tek keyifsiz an bu adamcağızın çektikleridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bugün üniversiteden sinif arkadaşımı kovidden kaybettiğiniz haberini aldım. bütün gun suratım asıkken uyumadan önce sözlüğe gelip bir şeyler karalamak istedim. ama baktım güzel bir benjamin franklin goygoyu dönüyor. hoşuma gitti dahil oldum, güldüm, eğlendim. ama yok kardeş illa bir aykırı çıkacak bozacak bir şeyleri. hayat bu kadar ciddi değilken insanların bu kadar ciddi olmalarını anlamıyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim