clytie (yazar)
ne yere bakan yürek yakan bir yazarmış da haberimiz yokmuş dediğim yazar *
mutlu olsun diyelim ne diyelim.
mutlu olsun diyelim ne diyelim.
devamını gör...
suyu seyretmek
mutluluk ve huzur verir.
ayrıca eskiler suyun yanında konuşurdu, çünkü su; sesin yayılmasını bozar ve dedikodunun önüne geçerdi. sarayın orta yerindeki fıskiyenin sebebi de budur.
ayrıca eskiler suyun yanında konuşurdu, çünkü su; sesin yayılmasını bozar ve dedikodunun önüne geçerdi. sarayın orta yerindeki fıskiyenin sebebi de budur.
devamını gör...
carnot çevrimi
ideal bir termodinamik çevrim.
bir sistem, termodinamik bir süreç sonunda ilk haline dönüyorsa bir çevrim gerçekleştirmiş demektir. bu sisteme iş verilebilir ya da sistem kendisi iş yapabilir.
bir ısı makinesinde, sistem 2 depo arasında ısı aktarımı yapabilir. sıcak depodan ısıyı çekip soğuğa aktaran bir makine, bu işlemin tam tersini de yapabilir. ancak sıcaktan soğuğa ısı aktarımı kendiliğinden de gerçekleşebilirken, tersini yapabilmek için makineye dışarıdan iş verilmelidir.
sistemin yalıtıldığını, sistemde ısı kaybı ve sürtünmenin olmadığını varsayarak inceleyelim.
ilk adımda sistem, sıcak depodan ısıyı çeker. sistem içindeki gaz genleşir ve piston yukarıya doğru itilir. bu durumda bir iş yapılmış olur. gaz basıncı düşer. depoyla temas kesilmediği için gazın sıcaklığı değişmez ama entropisi artar.
ikinci adımda gazın depoyla teması kesilir. gaz genleşmeye devam eder ve pistonu itmek için iç enerjisinden harcar. bu yüzden sıcaklığı biraz düşer.
üçüncü adımda, gaz soğuk depoyla temas ettirilir. piston aşağıya inmeye başlar. soğuk kaynağa ısı geçişi olur ve sistemin entropisi azalır.
son adımda gazın depoyla teması yine kesilir. sistemin dışında kalan çevre pistonu aşağıya iter ve iş yapar. gazın sıcaklığı ve iç enerjisi artar. entropi sabit kalır ve gaz ilk durumuna dönmüş olur.
bir sistem, termodinamik bir süreç sonunda ilk haline dönüyorsa bir çevrim gerçekleştirmiş demektir. bu sisteme iş verilebilir ya da sistem kendisi iş yapabilir.
bir ısı makinesinde, sistem 2 depo arasında ısı aktarımı yapabilir. sıcak depodan ısıyı çekip soğuğa aktaran bir makine, bu işlemin tam tersini de yapabilir. ancak sıcaktan soğuğa ısı aktarımı kendiliğinden de gerçekleşebilirken, tersini yapabilmek için makineye dışarıdan iş verilmelidir.
sistemin yalıtıldığını, sistemde ısı kaybı ve sürtünmenin olmadığını varsayarak inceleyelim.
ilk adımda sistem, sıcak depodan ısıyı çeker. sistem içindeki gaz genleşir ve piston yukarıya doğru itilir. bu durumda bir iş yapılmış olur. gaz basıncı düşer. depoyla temas kesilmediği için gazın sıcaklığı değişmez ama entropisi artar.
ikinci adımda gazın depoyla teması kesilir. gaz genleşmeye devam eder ve pistonu itmek için iç enerjisinden harcar. bu yüzden sıcaklığı biraz düşer.
üçüncü adımda, gaz soğuk depoyla temas ettirilir. piston aşağıya inmeye başlar. soğuk kaynağa ısı geçişi olur ve sistemin entropisi azalır.
son adımda gazın depoyla teması yine kesilir. sistemin dışında kalan çevre pistonu aşağıya iter ve iş yapar. gazın sıcaklığı ve iç enerjisi artar. entropi sabit kalır ve gaz ilk durumuna dönmüş olur.
devamını gör...
yazarların yazar engelleme kriterleri
genel anlamda kimseyi engellememe taraftarıyım. sonuçta farklı görüş ve kişilikte bir dolu insan var. yazarlar, okur, geçerim. eleştiriye de açığım. hatamı, kusurumu söyleyene teşekkür eder, düzeltirim. her şeyi kimse bilemez ya, bu bahaneyle öğrenmişde olurum ama bazen bu eleştiriler rahatsızlık verme durumuna geliyor. klavye bu bazen önizlemiyorsun veya harf hatası veya kelimeyi yanlış yazmış oluyorsun. uyarıyorlar, düzeltiyorsun. bir süre sonra bu alışkanlık haline gelip, her yazdığın tek harf hatasında hemen mesaja yönelip, bir de bunu alayvari yaptıklarında sıkılmaya, gerilmeye başlıyorsun. bu tarz yıkıcı eleştiri yapanları engelliyorum. bir de kaynak isteyenler var. benim zaten tanımlarım belli tavrım, davranışım belli. sevdiğim içerikler belli. kaynak göstereceğim exstra bir şey yazmıyorum zaten ama şiir paylaşıyorum, üstte veya altta yazarını belirtiyorum. “ bunun yazarı o değil? o olduğuna dair kaynak göster?” her yerde yazarı o şair görünüyor bende öyle biliyorum, değilse ve bunu sen iddia ediyorsan o olmadığını bana sen ispatlayacaksın sen kaynak göstereceksin. başka zaman alıntı paylaşıyorsun, sözün kime ait olduğunu yazıyorsun. “ hangi kitap, kaçıncı sayfa?” tamam diyorsun, söylüyorsun,” bu geçerli değil, doğru kaynak değil. onların yazdığı gerçek değil.” ya iyi de adam kitap yazmış, elbette araştırmıştır kimin yazdığını, söylediğini. ayrıca verilen her bilgi doğru diye körü körüne inanalım diye bir şey yok ki. herkes yanlış bilebilir o zaman ne yaparız, şüphe duyuyorsak gider kendimiz araştırır, doğrusunu bulur, ona inanırız. arkadaşlar burada herkes kendince bir şeyler paylaşıyor. eleştiri ile bir insanı bunaltmayı birbirine karıştırmamak lazım. kimseye nezaketsizlik yapmam ama keyif almak için girdiğim mecrada, gereksiz yere boğulduğumu hissettiren herkesi engellerim. sonuç bu artık.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
verdiğim emeklerin boşa gitmesinden ve nankörlükten.
devamını gör...
tanınmak için seri beğeni atan yazar
insanlar mutlu olsun diye saatlerce beĝeni yaptıĝımı bilirim.
sonra bunun adı şu oluyor, karmasını yükseltmek için , geri dönüş yapılsın diye beĝeniyor.... yok efendim. puan falan umrumda deĝil. ne tanınmak için ne sevilmek için, ne puan için... yalnızca sevdiĝim için, insanlar mutlu olsun diye beğenirim. okurum. öyle yazarlar varsa da , üzücü.
sonra bunun adı şu oluyor, karmasını yükseltmek için , geri dönüş yapılsın diye beĝeniyor.... yok efendim. puan falan umrumda deĝil. ne tanınmak için ne sevilmek için, ne puan için... yalnızca sevdiĝim için, insanlar mutlu olsun diye beğenirim. okurum. öyle yazarlar varsa da , üzücü.
devamını gör...
orbit city
jetsons ailesinin yaşadığı kurgusal şehirdir.

bu kurgusal şehirde yaşayan ailemiz 2062 yılındadır ve bu da bize bazı karşılaştırmalar yapma imkanı vermektedir. 2021 yılında bu tanımı yazarken tıpkı back to the future sendromuyla yaşadıklarımı hissediyorum ve 40 yıl sonra o kurgusal şehre yetişme ihtimalimiz olmadığını düşünüyorum.
şehir kolonlar şekilde tasarlanmış ve bütün evler ve işyerleri bu kolonların üzerinde çünkü şehrimize adı üstüne yörünge üzerinde kurulmuş bir şehir. dolayısıyla da kara yolları mevcut değil. bunun yerine uçan kapsüllerle yolculuklar yapılmakta. tıpkı öncülü bedrock’taki gibi okullar ve eğitim kurumları, eğlence mekanları ve resmî kuruluşlar mevcut.

modern şehirlerimizden tek farkı teknolojinin çok ileri olması. yapay zeka robot teknolojisinde çok gelişmiş olan şehir bazı etik sorunlar getirdi aklıma. robotlar aile üyesi gibi görünse de aslında birer hizmetçi ya da köle görüntüsünde.
tabii köle deyince aklıma hemen afro-amerikalılar geliyor ve tabii ki dikkatli izleyicilerin fark ettiği üzere çizgi filmde hiç amerikalı yok. tıpkı bedrock’taki gibi.

insanlık bedrock’tan orbit city’ye gelene kadar teknolojik olarak devasa adımlar atmış olmasına rağmen insanlık namına bir ilerleme olmamış maalesef.

bu kurgusal şehirde yaşayan ailemiz 2062 yılındadır ve bu da bize bazı karşılaştırmalar yapma imkanı vermektedir. 2021 yılında bu tanımı yazarken tıpkı back to the future sendromuyla yaşadıklarımı hissediyorum ve 40 yıl sonra o kurgusal şehre yetişme ihtimalimiz olmadığını düşünüyorum.
şehir kolonlar şekilde tasarlanmış ve bütün evler ve işyerleri bu kolonların üzerinde çünkü şehrimize adı üstüne yörünge üzerinde kurulmuş bir şehir. dolayısıyla da kara yolları mevcut değil. bunun yerine uçan kapsüllerle yolculuklar yapılmakta. tıpkı öncülü bedrock’taki gibi okullar ve eğitim kurumları, eğlence mekanları ve resmî kuruluşlar mevcut.

modern şehirlerimizden tek farkı teknolojinin çok ileri olması. yapay zeka robot teknolojisinde çok gelişmiş olan şehir bazı etik sorunlar getirdi aklıma. robotlar aile üyesi gibi görünse de aslında birer hizmetçi ya da köle görüntüsünde.
tabii köle deyince aklıma hemen afro-amerikalılar geliyor ve tabii ki dikkatli izleyicilerin fark ettiği üzere çizgi filmde hiç amerikalı yok. tıpkı bedrock’taki gibi.

insanlık bedrock’tan orbit city’ye gelene kadar teknolojik olarak devasa adımlar atmış olmasına rağmen insanlık namına bir ilerleme olmamış maalesef.
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
10.
bu son, dedi. defteri, kalemi bir kenara attı. titreyen elleri ile kağıdı aldı, bir filtre koydu önce içine, paketteki tütünü nazikçe birbirinden ayırdı, ince düz bir çizgi haline getirene dek düzeltti sonra. kağıdı itina ile rula haline getirdi.
sabah olmak üzereydi gökyüzündeki karanlık yerini hafif bir aydınlığa bırakıyordu. yavaş yavaş uyanacaktı şehir birazdan. kalabalık evlerde çatal, kaşık sesleri ile bağrışlar dolacaktı.
uzun zamandır düşünüyordu bunu. içinde bir yerde bir istek vardı ama bir türlü kabul etmiyordu. kalabalıklardan kaçıyor, kaçtığı sokakları arıyordu bir yanı da.
bir an düştü aklına. eskiden henüz bu kadar kabuk bağlamadan önceki kendinden bir an.
.....
gülüşü güzel yanındaydı. mayıs ayının tatlı sıcaklığı arada bir esen bir rüzgarla birleşip serin bir his bırakıyordu insanın teninde.
- duyuyor musun? evlerden dolup taşan sesleri. dinle. bak, bak şu karşıdaki eve. minik çocuk birazdan kıyameti koparacak. muhtemelen annesinden yemek öncesi bir çikolata istiyor. kadın dönüp içeriye yolluyor. o tekrar geliyor. sabrı az kaldı, hissediyorum birazdan velveleye verecek ortalığı.
aynı anda bir çığlık ve bağıran çocuk sesi doluyor sokağa.
- nasıl anladın?
- çünkü ilk öğrendiğimiz şey bu. dikkat çekmek istiyorsak sesimiz daha gür çıkmalı.
gülüyor sonra.
-felsefe yapmıyorum ya takılıyorum sana. hemen her oturuşumuzda kadın bu saatlerde yemek hazırlıyor. acele ile bir şeyler yaparken arkasında beliren çocuğu oyalıyor. en sonunda yaramaz koyveriyor çığlığı.
- ben hiç bağırmazdım biliyor musun? hatta çoğu zaman istemezdim bile. ne verirlerse o. olmayınca en fazla küser, otururdum bir kenarda.
uzanıyor. öpüyor yanağımdan sonra.
- biliyorum. sen istersin ama istemeyi bile hak görmezsin kendine. hayat ne sunduysa, o. tutup alsan başkasının gibi gelir. bir yanın ister ama beklersin. bak gördüm, geldim. sen konuşmadın ama ben bildim.
.....
bilmişti. yaralarımı da görmüştü. sarmıştı minik ellerinle. evin sesi olmuştu. kahkahaları çınlatmıştı her bir köşeyi. boktan hayatımın rengi olmuştu. her rengi. bir yanı başıbozuktu, kolay öfkelenir küfürleri savururdu ortalığa. bir yanı merhametliydi, sarıp sarmalardı acıyanları. bir yanı şehvetliydi, yakardı. çoktu. çok fazla hissediyordu onunla.
şimdi hissetmiyordu...
....
yazdıklarını okudu. kağıdın üzerine kocaman bir çizik attı. yine olmadı, dedi. mutlu hissetmiyorsan mutlu yazamıyorsun. hüznü hissetmiyorsan acıyı da veremiyorsun. yaşamıyorsan öykü de anlatamıyorsun.
bu son, dedi. defteri, kalemi bir kenara attı. titreyen elleri ile kağıdı aldı, bir filtre koydu önce içine, paketteki tütünü nazikçe birbirinden ayırdı, ince düz bir çizgi haline getirene dek düzeltti sonra. kağıdı itina ile rula haline getirdi.
sabah olmak üzereydi gökyüzündeki karanlık yerini hafif bir aydınlığa bırakıyordu. yavaş yavaş uyanacaktı şehir birazdan. kalabalık evlerde çatal, kaşık sesleri ile bağrışlar dolacaktı.
uzun zamandır düşünüyordu bunu. içinde bir yerde bir istek vardı ama bir türlü kabul etmiyordu. kalabalıklardan kaçıyor, kaçtığı sokakları arıyordu bir yanı da.
bir an düştü aklına. eskiden henüz bu kadar kabuk bağlamadan önceki kendinden bir an.
.....
gülüşü güzel yanındaydı. mayıs ayının tatlı sıcaklığı arada bir esen bir rüzgarla birleşip serin bir his bırakıyordu insanın teninde.
- duyuyor musun? evlerden dolup taşan sesleri. dinle. bak, bak şu karşıdaki eve. minik çocuk birazdan kıyameti koparacak. muhtemelen annesinden yemek öncesi bir çikolata istiyor. kadın dönüp içeriye yolluyor. o tekrar geliyor. sabrı az kaldı, hissediyorum birazdan velveleye verecek ortalığı.
aynı anda bir çığlık ve bağıran çocuk sesi doluyor sokağa.
- nasıl anladın?
- çünkü ilk öğrendiğimiz şey bu. dikkat çekmek istiyorsak sesimiz daha gür çıkmalı.
gülüyor sonra.
-felsefe yapmıyorum ya takılıyorum sana. hemen her oturuşumuzda kadın bu saatlerde yemek hazırlıyor. acele ile bir şeyler yaparken arkasında beliren çocuğu oyalıyor. en sonunda yaramaz koyveriyor çığlığı.
- ben hiç bağırmazdım biliyor musun? hatta çoğu zaman istemezdim bile. ne verirlerse o. olmayınca en fazla küser, otururdum bir kenarda.
uzanıyor. öpüyor yanağımdan sonra.
- biliyorum. sen istersin ama istemeyi bile hak görmezsin kendine. hayat ne sunduysa, o. tutup alsan başkasının gibi gelir. bir yanın ister ama beklersin. bak gördüm, geldim. sen konuşmadın ama ben bildim.
.....
bilmişti. yaralarımı da görmüştü. sarmıştı minik ellerinle. evin sesi olmuştu. kahkahaları çınlatmıştı her bir köşeyi. boktan hayatımın rengi olmuştu. her rengi. bir yanı başıbozuktu, kolay öfkelenir küfürleri savururdu ortalığa. bir yanı merhametliydi, sarıp sarmalardı acıyanları. bir yanı şehvetliydi, yakardı. çoktu. çok fazla hissediyordu onunla.
şimdi hissetmiyordu...
....
yazdıklarını okudu. kağıdın üzerine kocaman bir çizik attı. yine olmadı, dedi. mutlu hissetmiyorsan mutlu yazamıyorsun. hüznü hissetmiyorsan acıyı da veremiyorsun. yaşamıyorsan öykü de anlatamıyorsun.
devamını gör...
comfortably numb
gözlerimi kapattığımda en uzağa en derine götüren eşsiz solosuyla tam bir şaheser.
devamını gör...
arktik salınımlar
ao ve nao olarak bilinen bu salınımların ne olduğunu paylaşacağım sizlerle.
ao yada arktik salınım. illa ingilizcesini bilip hava atacağım derseniz arctic oscillation. kuzey yarım kürenin kutba yakın enlemlerinde hava çok soğuktur. bu soğuk hava ağır olduğu için yüzeye çöker. buna bağlı olarakta yer seviyesinde bir yüksek basınç, onun üstünde de alçak basınç oluşur. biz bu alçak basınca polar vortex diyeceğiz. bilirsiniz ki, alçak basınçlar havayı saatin ters yönünde çevirir. ve havayı bir nevi etrafına sarar. işte bu polar vortex ne kadar kuvvetli olursa, kutuplardaki soğuk havayı da çevresine sarar ve güney enlemlere kaçmasına engel olur. buna pozitif ao diyoruz. polar vortex’in güçlenemeyip soğuk havayı etrafına saramadığı, soğuk havanın güney enlemlere kaçabildiği durumda ise negatif ao görülür.
ao türkiye’ye doğrudan etki yapmaz. dolaylı yollardan etkiler. ao kuvvetli negatif durumundayken, soğuk hava bizim biraz daha batımıza inecektir. soğuk havanın deniz üzerinden ve sıcak kara üzerinden geçmesiyle kıta avrupası ve akdeniz havzasında alçak basınçlar üretecektir. bizde bu alçak basınçların sağında kalacağımız için genelde yağışlı ve ılık günler görürüz. kuvvetli pozitif durumunda akdeniz havzasında yüksek basınç hakimiyeti olur, türkiye soğuk ve yağışsız günler geçirir. ao nötre yakın değerlerinde kar fırtınası görülmesi olasılığı yüksektir.
nao yada kuzey atlantik salınımı. bunun da illa ingilizcesi bilip hava atacağım derseniz north atlantic oscillation. bildiğimiz üzere azor adaları ve izlanda civarında yarı-kalıcı basınç alanları vardır. azor adaları civarında yüksek basınç, izlanda civarında alçak basınç vardır. nao endeksi, bu iki bölge arasındaki basınç farkını söyler. iki bölgedeki basınç değeri de uzun yılların ortalamasına yakın olursa nao endeksi nötr olacaktır. (0’da diyebilirsiniz aynı şey. kafanıza göre takılın.) eğer iki bölgede normalden güçlüyse, yani azor yüksek basıncı daha yüksek, izlanda alçak basıncı daha alçak ise nao pozitif olacaktır. eğer iki bölgede normalden zayıfsa, yani azor yüksek basıncının orda alçak basınçlar, izlanda alçak basıncının orda yüksek basınçlar var ise nao negatif olacaktır.
ao ve nao değerlerine göre oluşabilecek durumlar;
ao indexi pozitif ve negatif fazlarındaki basınç dizilimi

nao indexi pozitif ve negatif fazlarındaki basınç dizilimi

bu indexlerin güncel diyagramı
ao

nao

bu endekseler kış mevsiminde etkili olan salınımlardır. kışın nasıl geçeceği yönünde önümüze ışık tutar.
ao yada arktik salınım. illa ingilizcesini bilip hava atacağım derseniz arctic oscillation. kuzey yarım kürenin kutba yakın enlemlerinde hava çok soğuktur. bu soğuk hava ağır olduğu için yüzeye çöker. buna bağlı olarakta yer seviyesinde bir yüksek basınç, onun üstünde de alçak basınç oluşur. biz bu alçak basınca polar vortex diyeceğiz. bilirsiniz ki, alçak basınçlar havayı saatin ters yönünde çevirir. ve havayı bir nevi etrafına sarar. işte bu polar vortex ne kadar kuvvetli olursa, kutuplardaki soğuk havayı da çevresine sarar ve güney enlemlere kaçmasına engel olur. buna pozitif ao diyoruz. polar vortex’in güçlenemeyip soğuk havayı etrafına saramadığı, soğuk havanın güney enlemlere kaçabildiği durumda ise negatif ao görülür.
ao türkiye’ye doğrudan etki yapmaz. dolaylı yollardan etkiler. ao kuvvetli negatif durumundayken, soğuk hava bizim biraz daha batımıza inecektir. soğuk havanın deniz üzerinden ve sıcak kara üzerinden geçmesiyle kıta avrupası ve akdeniz havzasında alçak basınçlar üretecektir. bizde bu alçak basınçların sağında kalacağımız için genelde yağışlı ve ılık günler görürüz. kuvvetli pozitif durumunda akdeniz havzasında yüksek basınç hakimiyeti olur, türkiye soğuk ve yağışsız günler geçirir. ao nötre yakın değerlerinde kar fırtınası görülmesi olasılığı yüksektir.
nao yada kuzey atlantik salınımı. bunun da illa ingilizcesi bilip hava atacağım derseniz north atlantic oscillation. bildiğimiz üzere azor adaları ve izlanda civarında yarı-kalıcı basınç alanları vardır. azor adaları civarında yüksek basınç, izlanda civarında alçak basınç vardır. nao endeksi, bu iki bölge arasındaki basınç farkını söyler. iki bölgedeki basınç değeri de uzun yılların ortalamasına yakın olursa nao endeksi nötr olacaktır. (0’da diyebilirsiniz aynı şey. kafanıza göre takılın.) eğer iki bölgede normalden güçlüyse, yani azor yüksek basıncı daha yüksek, izlanda alçak basıncı daha alçak ise nao pozitif olacaktır. eğer iki bölgede normalden zayıfsa, yani azor yüksek basıncının orda alçak basınçlar, izlanda alçak basıncının orda yüksek basınçlar var ise nao negatif olacaktır.
ao ve nao değerlerine göre oluşabilecek durumlar;
ao indexi pozitif ve negatif fazlarındaki basınç dizilimi

nao indexi pozitif ve negatif fazlarındaki basınç dizilimi

bu indexlerin güncel diyagramı
ao

nao

bu endekseler kış mevsiminde etkili olan salınımlardır. kışın nasıl geçeceği yönünde önümüze ışık tutar.
devamını gör...
normal sözlük'te artı oy alma taktikleri
- popülist söylemler.
- asıcaksın kesiceksin böylelerini tarzı tanımlar
- ped, bebek bezi, kitap üçretsiz olsunlar
- güçlü kadınlar vs.
- canım kankam, kuşum, balım :**
- hüzünlü hikayeler
- ucuz hdr filtreli fotolar
ekleme:
- dandik kitap alıntıları.
- düz kedi fotoları (bi kere yatık koyun be xd şaka tm)
- belki bizler sadece... tarzı başlayan ucuz metaforlar aforizmalar
- asıcaksın kesiceksin böylelerini tarzı tanımlar
- ped, bebek bezi, kitap üçretsiz olsunlar
- güçlü kadınlar vs.
- canım kankam, kuşum, balım :**
- hüzünlü hikayeler
- ucuz hdr filtreli fotolar
ekleme:
- dandik kitap alıntıları.
- düz kedi fotoları (bi kere yatık koyun be xd şaka tm)
- belki bizler sadece... tarzı başlayan ucuz metaforlar aforizmalar
devamını gör...
osasuna
1920 yılında kurulmuştur. ispanya'nın bask bölgesinin pamplona şehrini temsil eden futbol takımıdır.
kırmızı-mavi-beyaz renkleriyle la liga'da mücadele etmektedir.
tarihindeki en büyük başarısı ligi iki kez 4. sırada tamamlamasıdır. 90-91 ve 05-06 sezonları
2006 yılında şampiyonlar ligine katılmaya hak kazanmış fakat ön eleme turunda almanya'nın hamburg takımına elenerek uefa avrupa ligi'ne düşmüştür.
avrupa ligi'nde trabzonspor ile eşleşmiştir. türkiye'deki maçın 2-2 bitmesi ve ispanya'da oynanan rövanş maçının 0-0'lık skorla tamamlanmasıyla deplasman golü faktörü ile osasuna gruplara kalmaya hak kazanan taraf olmuştur.
d grubunda fransa'nın lens, danimarka'nın odense, hollanda'nın heerenveen ve italyan parma takımlarıyla oynadığı maçlar sonucu grubu ikinci tamamlayarak son 32 turuna kalmayı da başarmıştır.
son 32 turunda fransa takımı bordeaux, son 16 turunda iskoçya'dan rangers takımlarını eleyerek çeyrek finale adını yazdırmıştır.
çeyrek finalde bayer leverkusen'i de eleyerek yarı final seviyesine yükselmiştir.
yarı final aşamasında yine bir ispanya takımı olan sevilla ile eşleşmiştir. kendi evinde oynanan maçta 1-0 galip gelen osasuna, deplasmanda 2-0 yenilerek final şansını elinden kaçırmıştır.
oynanan bu yarı final maçı kulüp tarihinin en büyük başarısıdır.
kırmızı-mavi-beyaz renkleriyle la liga'da mücadele etmektedir.
tarihindeki en büyük başarısı ligi iki kez 4. sırada tamamlamasıdır. 90-91 ve 05-06 sezonları
2006 yılında şampiyonlar ligine katılmaya hak kazanmış fakat ön eleme turunda almanya'nın hamburg takımına elenerek uefa avrupa ligi'ne düşmüştür.
avrupa ligi'nde trabzonspor ile eşleşmiştir. türkiye'deki maçın 2-2 bitmesi ve ispanya'da oynanan rövanş maçının 0-0'lık skorla tamamlanmasıyla deplasman golü faktörü ile osasuna gruplara kalmaya hak kazanan taraf olmuştur.
d grubunda fransa'nın lens, danimarka'nın odense, hollanda'nın heerenveen ve italyan parma takımlarıyla oynadığı maçlar sonucu grubu ikinci tamamlayarak son 32 turuna kalmayı da başarmıştır.
son 32 turunda fransa takımı bordeaux, son 16 turunda iskoçya'dan rangers takımlarını eleyerek çeyrek finale adını yazdırmıştır.
çeyrek finalde bayer leverkusen'i de eleyerek yarı final seviyesine yükselmiştir.
yarı final aşamasında yine bir ispanya takımı olan sevilla ile eşleşmiştir. kendi evinde oynanan maçta 1-0 galip gelen osasuna, deplasmanda 2-0 yenilerek final şansını elinden kaçırmıştır.
oynanan bu yarı final maçı kulüp tarihinin en büyük başarısıdır.
devamını gör...
yazarların asla affedemeyeceği şey
bana kendimi değersiz hissettireni hiç affedemiyorum.
devamını gör...
muhafazakar ailenin farklı düşünen çocuğu olmak
bu konuda çok doluyum. küçüklüğümden beri mantığımın esiriyim ve ailemin görüşü bana aşırı mantıksız geldi hep. ben de camiye gittim, “kuran’ı söktüm” karşılığında bir lollypop verildi. çok sevinmiştim. hoca kendi çocuğuna afilli bir çikolata vermişti. ben göremem böyle şeyleri, arkadaşım göstermişti. bulutlara bakıp allah sanacak kadar küçüktüm.
caminin önünde öpüşen çiftlerden iğrenecek kadar küçüktüm, artık emindim: benim camiye gitmem, kuranı okuyabilmem, oruç tutmam yani vazifelerimi yerine getirmemin karşılığı bir şekerden ibaretti.
okuldan kaçmamın namussuzluk sayılacak kadar küçüktüm ve fark ettim ki dua’larım uzay boşluğunda kara deliklere varıp, dönmüyor, yok sayılıyordum.
ben tanrı olsam çocukların gönlünü eylerdim. bulutlara değil bana anlatmalarını isterdim, biraz şımarmayı hoş görürdüm.
aklımdan geçen dilime döküldüğün de yediğim okkalı tokatlar ve kaybolan bi tutam saçlarımın üzüntüsü ile, dinsel mevzuları ailemle konuşmamam gerektiğini, -mış gibi yapmanın hayat kurtardığını, mantığımın aile şefkatine olan ihtiyacıma yenik düşmesi gerektiğini anlayacak kadar büyümüştüm.
caminin önünde öpüşen çiftlerden iğrenecek kadar küçüktüm, artık emindim: benim camiye gitmem, kuranı okuyabilmem, oruç tutmam yani vazifelerimi yerine getirmemin karşılığı bir şekerden ibaretti.
okuldan kaçmamın namussuzluk sayılacak kadar küçüktüm ve fark ettim ki dua’larım uzay boşluğunda kara deliklere varıp, dönmüyor, yok sayılıyordum.
ben tanrı olsam çocukların gönlünü eylerdim. bulutlara değil bana anlatmalarını isterdim, biraz şımarmayı hoş görürdüm.
aklımdan geçen dilime döküldüğün de yediğim okkalı tokatlar ve kaybolan bi tutam saçlarımın üzüntüsü ile, dinsel mevzuları ailemle konuşmamam gerektiğini, -mış gibi yapmanın hayat kurtardığını, mantığımın aile şefkatine olan ihtiyacıma yenik düşmesi gerektiğini anlayacak kadar büyümüştüm.
devamını gör...
benzemez kimse sana
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
sahra çölünün yağmuru özlediği gibi
yağmur ormanlarının güneşe duyduğu hasret gibi, kutup ayısının fok balığına duyduğu açlık kadar seni özlüyor, hasretini duyuyorum...neden aklımı benden aldın? rüyalarımın dert ortağı.
yağmur ormanlarının güneşe duyduğu hasret gibi, kutup ayısının fok balığına duyduğu açlık kadar seni özlüyor, hasretini duyuyorum...neden aklımı benden aldın? rüyalarımın dert ortağı.
devamını gör...
truman sendromu
ismini jim carrey filminden alan psikolojik bir durum.
filmdeki gibi kişi kendisinin hayatını sürekli kayıt altına alındığına inanır.
bütün hayatı ve yaşadığı her mekanı bir set olarak algılar.
çevresindekiler figürandır onlara göre.
filmdeki gibi kişi kendisinin hayatını sürekli kayıt altına alındığına inanır.
bütün hayatı ve yaşadığı her mekanı bir set olarak algılar.
çevresindekiler figürandır onlara göre.
devamını gör...
insancıklar
fyodor mihayloviç dostoyevski’nin 24 yaşındayken yazdığı, 1846 yılında yayınlanan ilk romanı. cemal baba’ya sormuşlar; kendinizi kısaca tanıtır mısınız? “1931 yılında doğdum, 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında dostoyevski’yi okudum, o gün bugün huzurum yoktur.” demiş cemal süreya. biri 24 yaşında böyle bir ilk roman yazar, diğeri 13 yaşında okur ve huzursuz bir şair olur. eşek kadar olduk ama en azından ikinci defadır okuyorum romanı, diyerek avutuyorum kendimi. bazı kitaplar ergenlikte, orta yaşta ve olgunlukta olmak üzere en az 3 kere okunmalı bu hayatta. insancıklar, kesinlikle bu kitaplardan biridir. görsele eklediğim baskıdan okursanız güzel bir önsöz ve sonsöz sizi bekliyor. dönemin edebiyat anlayışına yapılan ironik ve ince göndermeleri yakalamak adına, puşkin’i ve palto başta olmak üzere gogol’u okumanızı tavsiye ediyorum.
(bkz: hepimiz gogol’un palto’sundan çıktık)
"aslına bakarsanız zenginler, fakir insanların kaderleri konusunda yüksek sesle yakınmalarından hiç hoşlanmazlar. onların, kendilerini rahatsız ettiklerini, problem çıkardıklarını söylerler. evet, gerçekten de fakirlik sorundur. belki onların karın gurultuları, zenginleri uykularından uyandırır!"
cemal süreya ve dostoyevski
(bkz: hepimiz gogol’un palto’sundan çıktık)
"aslına bakarsanız zenginler, fakir insanların kaderleri konusunda yüksek sesle yakınmalarından hiç hoşlanmazlar. onların, kendilerini rahatsız ettiklerini, problem çıkardıklarını söylerler. evet, gerçekten de fakirlik sorundur. belki onların karın gurultuları, zenginleri uykularından uyandırır!"
cemal süreya ve dostoyevski
devamını gör...

