kaybedilince bir daha asla eskisi gibi olmayan şeyler
ben bunu bir yerden çok iyi tanıyorum. şey, şu:
güven duygusu. *
güven duygusu. *
devamını gör...
kitap sayfalarını katlamaya kıyamayan insan
bazı gerçekler var, artık kitaplar arzu edildiği kadar basılıyor. yani kimse kimseye el yazması, biricik bir eser bırakmıyor normal şartlarda. 90. baskısı yapılan kitabın sayfasını katlasam ne kaynatıp suyunu içsem ne. tarihi eser almadım, kitabın var oluşu tehlikede değil. kitap sadece bir form, eserin sunuş şekli benim için.
okuduğum hiçbir kitap aldığım gibi kalmadı. bir kısmı bir dolabın içinde kader mahkumu hatta, yılda birkaç kez havalandırıyorum rutubetten küflenmesinler veya bit yemesin diye.
forma içerikten fazla değer biçmek zararlı olabilir. kim nasıl istiyorsa kitaplarına öyle muamele etsin tabii ki ama nihayetinde kitaplar canlı değil. kitapları yaşar kılan sayfaları ya da kapağı değil, o sayfalarda yazanlar.
okuduğum hiçbir kitap aldığım gibi kalmadı. bir kısmı bir dolabın içinde kader mahkumu hatta, yılda birkaç kez havalandırıyorum rutubetten küflenmesinler veya bit yemesin diye.
forma içerikten fazla değer biçmek zararlı olabilir. kim nasıl istiyorsa kitaplarına öyle muamele etsin tabii ki ama nihayetinde kitaplar canlı değil. kitapları yaşar kılan sayfaları ya da kapağı değil, o sayfalarda yazanlar.
devamını gör...
(tematik)
penisilamin
bakır, demir ve çinko ile şelat oluşturabilir ve sodyum kaybına ve b6 vitamini yetersizliğine neden olabilir.
devamını gör...
sözlük dergisi
emeği geçen herkesin ellerine sağlık. sabırsızlıkla ve heyecanla bekliyoruz efendim. gelecek sayılar içinse yazılarımızın yayımlanacak olma ihtimalide heyecanımı exstra arttırdı. şimdiden karalama çalışmalarına başlasak iyi olacak.
devamını gör...
korkma ben varım
murat menteş'in ikinci romanı. 2009 yılında iletişim yayınlarından çıkmış kitap. murat menteş' in fikrimce ustalık eseridir.
müntekim - katil - şebnem arasında geçen bir aşk üçgenini konu alır.
bir sene boyunca çantamda taşıdığım kitaptır da aynı zamanda. ne zaman içim sıkılsa oturup müntekim' in mektuplarını okumuşumdur. müntekim'den daha iyi aşkı ifade eden biri yoktur fikrimce.
(bkz: müntekim gıcırbey'den şebnem şibumi'ye mektuplar)
şöyle bir tedx konuşması var. iyi bir konuşmacı olmasa da içerik dolu.
müntekim - katil - şebnem arasında geçen bir aşk üçgenini konu alır.
bir sene boyunca çantamda taşıdığım kitaptır da aynı zamanda. ne zaman içim sıkılsa oturup müntekim' in mektuplarını okumuşumdur. müntekim'den daha iyi aşkı ifade eden biri yoktur fikrimce.
(bkz: müntekim gıcırbey'den şebnem şibumi'ye mektuplar)
şöyle bir tedx konuşması var. iyi bir konuşmacı olmasa da içerik dolu.
devamını gör...
tutunamayanlar
bir gün bu kitaba başlarken araştırma yapıyorsanız ve bu tanımı okuyorsanız lütfen beni iyi dinleyin.
bu kitap öyle hadi okuyayım denilebilecek bir kitap değildir biraz alışkanlığınız olması gerekir.
sürükleyici bir roman değildir arada sırada denk gelen şiirlerle mektuplarla kafanız karışabilir.
kitabı çekici hale getiren hiç bir şeyi yoktur üstelik 700 sayfadır.
ama amasına gelirsek bu kitap bir başyapıttır.
şaka yapmıyorum bu kitabın şifreleri vardır üzerine düşünülmüş bir matematiği vardır.
bu kitap ayrıca türkiye'yi anlatan bir filmdir.
toplumsal analizdir.
hayata ayak uyduramamaktır.
içinde geçen alıntıları yaşadıysanız hıçkıra hıçkıra ağlamaktır.
bu kitap başucu değil ayakucu kitabıdır üstüne basıp tırmanırsınız.
bu kitap o kadar inanılmazdır ki onu anlatmaya çalışırken kitapla ilgili anlatacak hiç bir şey bulamamaktır.
okuyup aptal ya alt tarafı bir kitap ne anlatmışsın diyebilirsiniz.
evet aptalım ama bu kitap alt tarafı bir kitap değil.
bu kitap öyle hadi okuyayım denilebilecek bir kitap değildir biraz alışkanlığınız olması gerekir.
sürükleyici bir roman değildir arada sırada denk gelen şiirlerle mektuplarla kafanız karışabilir.
kitabı çekici hale getiren hiç bir şeyi yoktur üstelik 700 sayfadır.
ama amasına gelirsek bu kitap bir başyapıttır.
şaka yapmıyorum bu kitabın şifreleri vardır üzerine düşünülmüş bir matematiği vardır.
bu kitap ayrıca türkiye'yi anlatan bir filmdir.
toplumsal analizdir.
hayata ayak uyduramamaktır.
içinde geçen alıntıları yaşadıysanız hıçkıra hıçkıra ağlamaktır.
bu kitap başucu değil ayakucu kitabıdır üstüne basıp tırmanırsınız.
bu kitap o kadar inanılmazdır ki onu anlatmaya çalışırken kitapla ilgili anlatacak hiç bir şey bulamamaktır.
okuyup aptal ya alt tarafı bir kitap ne anlatmışsın diyebilirsiniz.
evet aptalım ama bu kitap alt tarafı bir kitap değil.
devamını gör...
şişelenmiş suların musluk sularından 3500 kat daha zararlı olması
ben olsam bu başlığı bu şekilde açmazdım çünkü anlam karışıklığı olmuş. zararlı olan su değil. zararlı olan plastik ambalajlanmış suların tüketilmesi ile ortaya çıkan atık plastiğin doğada yok olmadığı için çevreye verdiği zarar.
devamını gör...
kafa filmler radyo yayını
esaretin bedeli'nde andy'nin mahkumlara dinlettiği klasik müzik çalıyor şuan. bu çok havalı dostum. biz mahkumlar unutulmaz bir an yaşıyoruz. teşekkürler coldboy.*
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
mayonez.
birde, niye aklına gelmiş onu merak ettim.
yumurta sıvıyağ falan ne alaka.
her yemek onsuz da yeniyor.
birde kalorisi yüksek.
yani külliyen zarar, sadece para düşmanı
hem sevmiyorum hem zararlı geliyor ama çocuklar seviyor diye almak sorundayım.
al işte gene bitti, işin yoksa yeniden al.
kim icat etti şunu ya.
birde, niye aklına gelmiş onu merak ettim.
yumurta sıvıyağ falan ne alaka.
her yemek onsuz da yeniyor.
birde kalorisi yüksek.
yani külliyen zarar, sadece para düşmanı
hem sevmiyorum hem zararlı geliyor ama çocuklar seviyor diye almak sorundayım.
al işte gene bitti, işin yoksa yeniden al.
kim icat etti şunu ya.
devamını gör...
adnan menderes
iktidara gelene kadar mazlumu oynayan, iktidara geldikten sonra muhalifi olan herkese zulm eden eski devrik başbakan.
birini hatırlattı mı size ?
birini hatırlattı mı size ?
devamını gör...
gogol’un dar paltosu
tanımları beyin ödül yolumu çoşturan yazar.
devamını gör...
aşk için yapılan fedakarlıklar
ilk okulda sevdiğim kızın montunun üstüne asardım montumu ki onunki pislenmesin diye.
devamını gör...
giresun
fındığı ve kirazı ile ünlü karadeniz’in nadide illerinden biridir. karadeniz’deki tek ada giresun’da dır. yeşil ile maviden başka renk görmek neredeyse imkansızdır. gökyüzüne bakmamak şartıyla*
devamını gör...
bodrum hakimi
mefaret tüzün:
1906 yılında kütahya-tavşanlı’da doğmuş, ankara üniversitesi hukuk fakültesi mezunu türkiye’nin ilk kadın hâkimlerinden kendisi. 40’lı yaşlarına kadar kendini mesleğine adamış hiç evlenmemiş bir hukukçu mefharet hanım. ta ki 1951 yılında 45 yaşında iken, gönlünü bir gence kaptırana kadar. o yıl nişanlanmışlar aynı yıl da, ilk görev yeri olan memleketi tavşanlı'dan bodrum'a hâkim olarak tayin edilmiş. 3 yıl bodrum’da görev yapmış.
1954 yılının mayıs ayında bir gün türk sanat musikisi bestekârı zeki duygulu * milas' a konsere gelmiş ve bodrum adliyesinin tüm personeli de hep birlikte bu konsere katılmışlar.
adliye personeli konserde tempolu şarkılara eşlik edip eğlenirken mefaret hanım’ın sadece duygulu şarkılara, gözleri dolu dolu katıldığı personelin dikkat çekmiş o gece. konserin ortalarında sanatçı zeki duygulu, "uslu dur kadınım çıldırtma beni" isimli bir şarkıyı söylemiş. şarkının bitiminde, mefaret hanım birden ayağa kalkıp, "zeki bey lütfen bu şarkıyı tekrar söyler misiniz" diye seslenmiş. zeki duygulu’da bu isteği kırmayıp şarkıyı iki sefer daha seslendirmiş, hakim hanım eşlik etmiş. konser bitmiş herkes dağılmış.
fakat ertesi gün öğle saatlerine kadar adliyeye gelmemiş hakim hanım. bunun üzerine merak edip evine giden adliye personeli, kapısı açık eve girdiğinde hakim hanımın tavana asılı cesediyle karşılaşmışlar. yerde seccadesi serili, kenarda havlusu, abdestini alıp, namazını kılıp intihar ettiği anlaşılmış mefharet hanım’ın. durum hemen babasına haber verilmiş, babası nişanlısının birkaç ay önce öldüğü söylemiş. o gece tekrarını istediği şarkının, nişanlısının çok sevdiği bir şarkı olduğu anlatılmış daha sonraları yakınlarınca yetkililere. bu üzücü olay sonrasında üstad zeki duygulu'nun bu şarkıyı, bir daha hiç bir yerde söylemediği de anlatılmaktadır.
hâkim hanım intiharıyla sırlarını da beraberinde götürmüş aslında, ancak yörede bu olayla ilgili farklı farklı rivayetler de anlatılmaya başlanmış. hakim hanımın yanlış verdiği bir karar sonucunda gurur yaptığı veya haksız idam kararı verdiği bir gencin ağabeyince kaçırılıp tecavüze uğradığı gibi çeşitli dedikodular yayılmış.
ancak "türk halk müziğinin doktoru " lakaplı folklor araştırmacısı halil atılgan akademik bir çalışmasında yukarıda aktarmaya çalıştığım hikâyenin, türkünün gerçek hikayesi olduğu sonucuna ulaşmış.
bu hikâye kafa sözlük radyo 10.06.2021 kent/şehir şarkıları gecesi için de seçimim ve aktarmaya çalıştığım, mefaret hanım’ın hüzünlü hikâyesinin türküsüydu.
tolga çandar - bodrum hâkimi.
1906 yılında kütahya-tavşanlı’da doğmuş, ankara üniversitesi hukuk fakültesi mezunu türkiye’nin ilk kadın hâkimlerinden kendisi. 40’lı yaşlarına kadar kendini mesleğine adamış hiç evlenmemiş bir hukukçu mefharet hanım. ta ki 1951 yılında 45 yaşında iken, gönlünü bir gence kaptırana kadar. o yıl nişanlanmışlar aynı yıl da, ilk görev yeri olan memleketi tavşanlı'dan bodrum'a hâkim olarak tayin edilmiş. 3 yıl bodrum’da görev yapmış.
1954 yılının mayıs ayında bir gün türk sanat musikisi bestekârı zeki duygulu * milas' a konsere gelmiş ve bodrum adliyesinin tüm personeli de hep birlikte bu konsere katılmışlar.
adliye personeli konserde tempolu şarkılara eşlik edip eğlenirken mefaret hanım’ın sadece duygulu şarkılara, gözleri dolu dolu katıldığı personelin dikkat çekmiş o gece. konserin ortalarında sanatçı zeki duygulu, "uslu dur kadınım çıldırtma beni" isimli bir şarkıyı söylemiş. şarkının bitiminde, mefaret hanım birden ayağa kalkıp, "zeki bey lütfen bu şarkıyı tekrar söyler misiniz" diye seslenmiş. zeki duygulu’da bu isteği kırmayıp şarkıyı iki sefer daha seslendirmiş, hakim hanım eşlik etmiş. konser bitmiş herkes dağılmış.
fakat ertesi gün öğle saatlerine kadar adliyeye gelmemiş hakim hanım. bunun üzerine merak edip evine giden adliye personeli, kapısı açık eve girdiğinde hakim hanımın tavana asılı cesediyle karşılaşmışlar. yerde seccadesi serili, kenarda havlusu, abdestini alıp, namazını kılıp intihar ettiği anlaşılmış mefharet hanım’ın. durum hemen babasına haber verilmiş, babası nişanlısının birkaç ay önce öldüğü söylemiş. o gece tekrarını istediği şarkının, nişanlısının çok sevdiği bir şarkı olduğu anlatılmış daha sonraları yakınlarınca yetkililere. bu üzücü olay sonrasında üstad zeki duygulu'nun bu şarkıyı, bir daha hiç bir yerde söylemediği de anlatılmaktadır.
hâkim hanım intiharıyla sırlarını da beraberinde götürmüş aslında, ancak yörede bu olayla ilgili farklı farklı rivayetler de anlatılmaya başlanmış. hakim hanımın yanlış verdiği bir karar sonucunda gurur yaptığı veya haksız idam kararı verdiği bir gencin ağabeyince kaçırılıp tecavüze uğradığı gibi çeşitli dedikodular yayılmış.
ancak "türk halk müziğinin doktoru " lakaplı folklor araştırmacısı halil atılgan akademik bir çalışmasında yukarıda aktarmaya çalıştığım hikâyenin, türkünün gerçek hikayesi olduğu sonucuna ulaşmış.
bu hikâye kafa sözlük radyo 10.06.2021 kent/şehir şarkıları gecesi için de seçimim ve aktarmaya çalıştığım, mefaret hanım’ın hüzünlü hikâyesinin türküsüydu.
tolga çandar - bodrum hâkimi.
devamını gör...
söylemekten hoşlanılan fakat günümüzde pek kullanılmayan kelimeler
müstehak, namütenahi, nevi şahsına münhasır
devamını gör...
karadeniz en çok bize karadır
çerkeslerin katliam ve sürgün travmalarını dillendiren sözlerden biri.
bu o kadar derin bir travma ki birçok çerkes hala daha karadeniz’den çıkan balığı yemez.
1800’lerde çarlık rusya’nın çerkes ulusuna karşı işlediği soykırım, 19. yüzyılın en büyük soykırımıdır. sürgün edilenlerin sayısı bazı çerkes kaynaklarına göre dört milyon iken rus kaynaklarında da 300 bin civarındadır.
karadeniz’in kuzeyindeki anavatanlarını geride bırakıp göçenlerin hepsi ulaşamadı denizin güneyindeki osmanlı topraklarına. sürgün sırasında çerkeslerin üçte biri hayatını kaybetti; bir kısmı henüz deniz üzerindeyken bir kısmı da kıyıya ulaştıktan sonra açlıktan ya da tifo ve su çiçeği gibi bulaşıcı hastalıklardan.
tam da bu yüzden çerkeslere göre atalarına mezar olan karadeniz en çok onlara karadır.
hazır değinmişken, mayıs ayı çerkesler için yas ayıdır. hem anavatanlarından sürüldükleri hem de sığındıkları osmanlı imparatorluğu toprakları içinde yıllar sonra tekrar zorla göç ettirildikleri aydır.
bu o kadar derin bir travma ki birçok çerkes hala daha karadeniz’den çıkan balığı yemez.
1800’lerde çarlık rusya’nın çerkes ulusuna karşı işlediği soykırım, 19. yüzyılın en büyük soykırımıdır. sürgün edilenlerin sayısı bazı çerkes kaynaklarına göre dört milyon iken rus kaynaklarında da 300 bin civarındadır.
karadeniz’in kuzeyindeki anavatanlarını geride bırakıp göçenlerin hepsi ulaşamadı denizin güneyindeki osmanlı topraklarına. sürgün sırasında çerkeslerin üçte biri hayatını kaybetti; bir kısmı henüz deniz üzerindeyken bir kısmı da kıyıya ulaştıktan sonra açlıktan ya da tifo ve su çiçeği gibi bulaşıcı hastalıklardan.
tam da bu yüzden çerkeslere göre atalarına mezar olan karadeniz en çok onlara karadır.
hazır değinmişken, mayıs ayı çerkesler için yas ayıdır. hem anavatanlarından sürüldükleri hem de sığındıkları osmanlı imparatorluğu toprakları içinde yıllar sonra tekrar zorla göç ettirildikleri aydır.
devamını gör...
siddal
son edittir: özel mesajın ifşası üzerine kaldırılmış bir tanıma cevap olarak. sırf gözüm açık gitmeyeyim diye ha. bu mesajı paylaştınız ya şimdi siz, biz de sizin masumiyetinize inanacağız ama bir pürüz var. bu mesajın ne üzerine atıldığını anlatmamışsınız. olmuyor öyle tek taraflı. hani o gece, bir nickaltı girmiştiniz bu yazara. aynı çirkin üslupsuzlukla. size sadece mecazî bir teşekkürle cevap verebileceği, daha fazlasını hak ediyor olsanız da kendini bozmayacağı bir cevap vermiş yazar. ince, ama... attığınız irili ufaklı bir taşın kimde hangi yaraya denk geleceğini bilemezsiniz. ki ben biliyorum olayın iç yüzü falan...
okumak ve yazmanın en temel eylem olduğu bir sözlük ortamında "okumaya durumu olmayanlar" için peşin edit: ben gidiyorum.
siz "hah biri daha başladı ağlamaya, bıdı bıdı bıdı tantana. hep şov be bunlar" yazarken ben çok uzaklarda olacağım. yoksa siz bunu okurken ben çok uzaklarda olacağım mıydı o? yok yok böylesi daha uygun. çünkü bu kirli dimağların seslerinden çok sıkıldığım için gidiyorum zaten; duymamak için.
burada galiba sadece yazarların mesleği başlığına yazmadım öğretmen olduğumu. ama bilen bilir artık. sıkıntılı çocuklar geçti önümden, yanımdan; kayıp gittiler hatta ellerimden. velileri vardı, daha sıkıntılıydı onlar hatta. sözlü olanı geçtim, fiziki şiddete bile maruz kaldım bu kelimenin tam anlamıyla kötü insanların elinden. kaldık, öğretmenlerce. veli tarafından bıçaklanan arkadaşımdan bahsetmeyeceğim bile. çünkü hevesim kalmadı. yazsam ne olacak ki diyorum, meydanda dolaşanlar o çocukların büyümüş hali ve velileri değil mi? kime ne anlatacağım ben? çünkü son zamanlarda sözlüğün kaos seviciliği, birine sataşmaktan zevk alan yazarların özgürlük diye pohpohlanması bana o velileri hatırlatıyor.
bir zorbalık meselesi vardı, hatırlarsınız. birkaç yazar sadece yapabildiği için ve canı istediği için gerçekte hiç tanımadığı insanlara hem tanımlarla hem özel mesajlarla saldırıp onlarla açıkça alay ediyor, haysiyet kırıcı şeyler söyleyebiliyor. o birkaçı var ki rastgele bir çocuğu aralarına almış birbirlerine iterek dövüyor ve eğleniyor. o çocukların adı değişiyor ama bu korkunç eğlencenin failleri ve onları destekleyerek seyredenler değişmiyor. ama benim için bunun şahitliği, gücümün yettiğinden daha fazla sabır isteyen bir şey. zaten dert dediğin fazla fazla yok mu? derdim bana yetmez mi? bir de burada ne işim var benim, olanları görüp kanım çekilecekse?
yine de bu meseleyi her mahallede olan birkaç kopuğun işidir, mahalleli de barındırmaz zaten diye düşündüm başta. ama baktım ki mahallelinin neredeyse yarısı bunlardan yanaymış meğer. çünkü mahalleli eleştiri ve alayın ayrımını yapamıyormuş.
aslında birisi "ne saygısı lisede miyiz? internet burası ya takmayın bu kadar" dedikten sonra netleşti kararım. gördüm ki saygıyı lise sırasının altında unutulan çanta gibi, hatta zararlı bir alışkanlıkmış gibi algılayanlar varmış. benim burada ne işim var?
bu kadar takmayın internet sitesi altı üstü diyenleri de çok gördüm. ister internet alemi ister gerçek hayat olsun ben daima ortada dayak yiyen çocuktan yanayım arkadaş! takmayın bu kadar dediğiniz insanların, yüz buldukça gerçek hayatta kime neler yapabilecek potansiyelde olduğunu hiç mi düşünmüyorsunuz?
"ya bakmayın öyle insanlar değiller aslında iyi çocuklar. ne varsa dillerinde"
burada millete sırf zevk için nefret kusan birinin dışarıda insanlara gül dağıttını mı düşünüyorsunuz gerçekten? bir sebeple sempatik bulduysanız, "aslında iyi çocuk" diye görmekte ısrar ediyorsunuzdur sadece. ya da bana da bulaşmasın diye kendinizi korumaya çalışıyorsunuz. çok sürmez.
sözlük içinde sadece cinsel içerikli tanımlarla ve şakalarla var olan insanlara da sempati duyan vardır. var edebilirsiniz onları. hah, bak tam yeri geldi. "onlar diye ötekileştiriyorsun, senin istediğin türden insanlar mı olacak burada sadece? asıl zorbalık bu. gruplaştırıyorsunuz milleti" diyebilirsiniz. fakat bana ne? isteyen yapsın memeli şakasını, okumam geçerim. isteyen okur, eğlenir. ayrıca kadın ve erkek için cinsiyet belirleyicisi olan her organ ve konular için bilgilendirme amaçlı tanım yapılabilir, konuşulabilir. misal memenin, vajinanın, penisin yapısı, olası hastalıkları vs gibi konularda konuşmakta bir beis olabilir mi? aksine bizimki gibi kapalı toplumlarda ertafından öğrenemez insanlar bu tür şeyleri. bir merakı ve hatta derdi varsa tanımı okur, merakını giderir ya da belki bir derdi için yönlendirilmiş olur. sözlük bilinmeyeni bildirmek için amatör çabalar bütünüdür sonuçta. bunlar da tanımlanır, okunur. ama buradaki amaç o mu? burada olan, "küfürsüz" sözlüğün açığını bulanların belaltı saltanatı.
belki tesadüfen, belki planlı şekilde bir araya geldiği kadınların fotoğraflarını çekip anın fotoğrafı başlığında paylaşan birinden bahsediyorum. ara sıra kulağı çekilse de sırtını sıvazlayanı çok olan bir kullanıcı. yok be, öyle fotoğraflar değil. ama herkesin anonim olduğu yerde kendini gizlemek isteyip istemeyeceğini bilmediğimiz bir kadının alelade bir fotoğrafı bile olsa bu yanlıştır. ifşadır. ve sınır tanımazlıktır. bunu yapan kişilerin sizinle ilgili de herhangi bir girişiminin olmayacağını garanti edemezsiniz. çünkü "onlar" "burası sanal alem. burada her şey mübah" diye düşünüyorlar.
hadi onu da geçtim. daha da mühimi var.ne demek efendim sözlükteki bütün kadın yazarların nickaltına, mesaj kutularına musallat olmak? evli barklı, çoluk çocuk sahibi bir kadına, hele ki senin kulvarında olmayan, senin esprilerine içinden bile gülmeyecek birine gecenin saat 1'inde mucuk mucuk diye mesaj atamazsın! bu eğlence değildir! bu özgürlük değildir! ciddiye alınmayacak bir şey de değildir! bu kişiye popülaritesi yüzünden göz yumulması kalmak için iğrendirici, gitmek için itici bir güçtür. çok da tın değil mi?
ponçiksavarlar zaferlerini gururla sunar! ama ben hiç de ponçik biri değilimdir. hatta gerçek hayatta ilk görüşte sevilmeyen soğuk, gudubet biriyimdir. zaten buradaki derdim de ponçik olmak değil, ortada dayak yiyen çocuklara bu eziyeti yapmaktan ve dahi bunu izlemekten zevk alan kalabalığın arasından ayrılmak. denedim çünkü durdurmayı. bir şey yapmıyor kimse. insan olana da bu dert yeter zaten.
"ne bu tantana be? madem rahatsızsın engelle başlıkları ve yazarları geç!" değil mi? şimdiye kadar hiç kimseyi engelleme ihtiyacı duymadım çünkü onlar da en az benim kadar var dedim. onlar da çeşittir, kendi hallerince yazarlar dedim. ama şimdi ben onları engellesem de o "kafa" yapısının farklı isimlerle var olduğunu bilmeye devam edeceğim. giden geri dönmedi mi? hem, tek bir hesaplarının olduğundan emin miyiz? zorbayı susturabilirsin. ama zorbalık prim yaptığı sürece, prim yaptığı yerlerde bir irin gibi var olmaya devam eder. er geç yine ağrıtır.
ez cümle, artık bana zul olmaya başlayan bu yerden gidiyorum. şöyle katkı sağladım, şu kadar yazı yazdım derdinde hiç değilim. kişisel bilgi içeren yazılarımın çoğunu imha ettim. geri kalan bilgi tanımlarına* dokunmadım. çünkü hâlâ bu mahallede iyi insanların olduğunu, bir iki şey okuyayım derdinde olan insanların olduğunu biliyorum.**savaşta ölen askerin yeri boş kalmaz. daha gelen yeni üyeler de olacaktır, belki onlar okur faydalanır.
şunu da söylemeden geçemem. ponçikler, minnoşlar diye hayali bir grubu karşısına alıp boşluğa yumruk sallayan, onlar gitmeden ben de gitmeyeceğim diyen ve kendi genişliklerince bir goygoy sözlüğü yontmayı hayal eden kullanıcılar mı ötekileştiriyor, sözlük sözlüğe daha çok benzesin diyenler mi?
cevabını bir gün anlayacaksınız.
eyyorlamam bu kadar.*
iyi bakın kendinize. şu alemde ne kadar iyi olunabilirse.
*
devamını gör...
duygularıyla hareket eden insan
en doğrusunu yapan insandır.
mantığıyla hareket etmeyi kendisine düstur edinmiş bir kadın olarak başıma açılan bütün işlerin altından mantığımın çıktığını söyleyebilirim. ya bende zerre mantık yok ya da bu mantık dedikleri pek bir işe yaramıyor. içim dışım rasyonellik olmuş. kavga ederken falan dahi rasyonel olmaya çalışıyorum. aşkta falan mesela rasyonel olunur mu? ben oluyorum. olamasam da yelteniyorum. duygusuz bir insan oldum çıktım. ne nefretim nefret ne de sevgim sevgi. varsa yoksa aklım.
yapacak bir şey de yok gerçi. yaşayıp gidiyoruz işte.
mantığıyla hareket etmeyi kendisine düstur edinmiş bir kadın olarak başıma açılan bütün işlerin altından mantığımın çıktığını söyleyebilirim. ya bende zerre mantık yok ya da bu mantık dedikleri pek bir işe yaramıyor. içim dışım rasyonellik olmuş. kavga ederken falan dahi rasyonel olmaya çalışıyorum. aşkta falan mesela rasyonel olunur mu? ben oluyorum. olamasam da yelteniyorum. duygusuz bir insan oldum çıktım. ne nefretim nefret ne de sevgim sevgi. varsa yoksa aklım.
yapacak bir şey de yok gerçi. yaşayıp gidiyoruz işte.
devamını gör...

