sırf verilecek cevapları merak ettiklerinden uydurma hikayeler anlatan ve derdini yakınan insanların bulunduğu ciddiye alamadığım bir platform.
devamını gör...

kafa sözlük gibi "butik" sözlüklerden keyif almanın iki farklı yolu vardır.
7/24 takılıp, herkes tarafından bilinen, tanınan bir yazar olarak alınan keyif vardır en başta ve ben, "müdavim" derim onlara.
kapıyı açıp içeri girdikleri an, herkesle bi selamlaşırlar... masaya oturdukları an, sipariş vermeden gelir içecekleri önlerine. diğer masalarla istedikleri gibi iletişim kurabilme lükslerinin yanında, mekan sahibiyle de sınırsızca şakalaşabilirler, maskot gibidirler adeta.
öyle ki, tanımadıkları biri mekana girdiğinde, istedikleri kadar manalı manalı bakabilirler...
mekan sahibi gibi ahkam kesip, ona buna salça bile olabilirler.

boş zamanlarının çoğunu bu mekanda geçirdiklerinden, yapacakları muhabbetler biraz sığ olabilir ve belki de tek eksikleri budur.
sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp durduklarından, bir süre sonra kabak tadı vermeye başlayabilirler.

bu disiplinle mekandan keyif alanlar, hemen kendilerini gösterirler.

bir de diğerleri vardır.
onlar, öyle pek sık teşrif etmezler.
fakat istikrarlıdırlar, bir gün mutlaka gelirler.
geldikleri zaman da, mutlaka mekanı şenlendirirler.

müdavimler kadar ilgi görmeseler de, her defasında güzel para bırakırlar ve mekan sahibini mutlu ederler.
"serbest radikal" derim ben onlara, her zaman ilgi çekicidirler.

sözlükten uzak kaldıkları dönemde o kadar çok şey biriktirmişlerdir ki, anlatmak için en ufak bir sinyal yeterlidir onlar için.
bazen gelmez ama o sinyal hatta aksine, tüm farlarını kapatman istenir.
kapatırsın sen de, iki bira içer kalkarsın... belki başka sefere...
devamını gör...

sadece 150 200 sene öncesine kadar var olan ve islamdada yasaklanmamış gerçektir kölelik, şu anki modern kölelikten pek farkı yoktur hepimiz firmaların ve devletin kölesiyiz sadece zincirlerimiz uzadı.
devamını gör...

5-6 yaşlarındayken çubuk kraker ile sigara içme taklidini duymuştum da kazık kadar adamların trafikte pudra şekerini kokain çeker gibi burunlarına doldurmalarını hiç duymamıştım.
bir yaşıma daha girdim durup dururken.
buradan
devamını gör...

hayatı boyunca, zafer, hakikat, medeniyet, halkçı, ankara, telgraf, devrim ve adalet gazetelerinde polis muhabirliği, istihbarat şefliği, yazı işleri müdürlüğü, fıkra yazarlığı, ankara halkevi bünyesindeki kültür ve sanat şubesinin yöneticiliği ve ulus gazetesinde muhabirlik gibi birbirinden farklı birçok görev almış olan, 1921 - 2004 yılları arasında yaşamış şair.

soyuer'in 200'den fazla şiiri bestelendi ve şiirleri birçok yabancı dile çevrildi.

benim en sevdiğim şiiri:


sen

sen sonsuz ufukların dile gelen meltemi
sen, renklerin üstünde kaynaştığı manzara
sen gönül kafesine demir atan ilk gemi,
sen, bağrımda açılıp kapanmayan ilk yara
unutmak istesem de bu benim elimde mi?

yağmur ol damla damla arık toprağıma ak,
yatıştır içimdeki hırçınlaşan denizi
sen, bahtımın burcunda dalgalanan ilk bayrak,
sen, ıssız yollarımın kaybolmayan ilk izi,
kendini görmek için göz bebeklerime bak

bırak gezeyim köy köy, sorayım şehir şehir,
benim için de olsun bugünün dünden farkı
sen, gönül kitabından okuduğum ilk şiir,
sen, bahar rüzgarından dinlediğim ilk şarkı
geceler bir damla yaş, günler bir damla zehir

bunca yıl sabrederek boyun eğdim kadere,
söyle, kavuşacağım günler pek çok mu uzak?
sen, ruhumu suyunda yıkadığım ilk dere,
sen, gönlümün tutulup çırpındığı ilk tuzak
gitsin mi bunca emek bunca dilek boş yere

göster bakışlarını zaman zaman ve yer yer
gönlüm intizardadır senden gelecek emre
sen, bağrıma saplanan merhametsiz ilk hançer
sen, gönül toprağına gelip düşen ilk cemre
bunalan içerime bir parça teselli ver

bu sert rüzgar başımdan hep böyle mi esecek,
hep böyle mi saracak varlığımı bu diyar
sen, bir bahar sabahı kokladığım ilk çiçek
sen, ömrümün kışında gülümseyen ilk bahar,
ne derin bir acı duy, ne sonsuz bir keder çek

oydum gönül dalına adını hece hece,
gel de gör can evime işledi uykusuzluk
sen, aklımı peşinde sürüyen ilk düşünce
sen, bütün varlığımda duyduğum ilk susuzluk
neyim var senden güzel, neyim var senden önce

ne olur üstüme dök bütün sıcaklığını,
başımı saran sisi hem parçala hem dağıt
sen, ömrümün yolunda gıcırdayan ilk kağnı
sen, üstüne derdimi işlediğim ilk kağıt
eyleme hislerimi bir avuç kül yığını

sen, sonsuz ufukların dile gelen meltemi
sen, renklerin üstünde kaynaştığı manzara
sen, gönül körfezine demir atan ilk gemi
sen, bağrımda açılıp kapanmayan ilk yara
yıllar geçse de seni unutmak hiç elde mi?
devamını gör...

konuşmayı değilde pandemi süre zarfında yürümeyi unutmusum bu da sevdaya dahil mi..
devamını gör...

bir solukta okunamayacak, üstüne düşünülecek çok katmanlı bir sadık hidayet kitabıdır.iç sıkıntıları ve bunalımları geçirebilirsiniz okurken gayet normaldir. fakat oldukça güzel kitaptır, neredeyse her cümlesi altı çizilesidir.
devamını gör...

bir nâzım hikmet şiiri*

yıl 1938. türk yazınının büyük ustalarından nâzım hikmet “orduyu isyana teşvik” suçuyla tutuklanmış ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. istanbul, ankara ve çankırı tutukevlerinde geçirilen yaklaşık 2 yılın ardından hayatının tam 10 yılını geçireceği bursa tutukevine nakledilir. bursa yılları, adına şiir denen şu incelikli sanatın en yüksek sanat düzeyine erişeceği yıllar olacaktır.

bursa tutukevinde sıradan bir gün, yıl 1948. nâzım'a bir ziyaretçi gelmiştir: yazar peride celal, fakat yalnız değildir, yanında nâzım'ın dayısının kızı münevver de vardır. münevver, nâzım'dan 15 yaş küçük, kumral saçlı, yeşil gözlü, her daim neşeli ve umut dolu bir kızdır. bir iki üç derken münevver devamlı gelir gider olmuştur cezaevine, nâzım'ın tutunacak dalı olmuştur adeta. ve nihayet aralarında bir aşk filizlenir, filizlenir filizlenmesine de bu aşkın önünde engeller vardır. nâzım'ın 13 yıllık bir evliliği vardır piraye'yle, tek engel de bu değildir üstelik, dayısının kızı münevver de evlidir ve iki tane de çocuğun annesidir.

yıl 1948. nâzım, bursa tutukevinde o şiiri kaleme alır
münevver'i için:

***
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
acıkmışındır;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.

hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin...
***

nâzım'ın ayağını bastığı kırk yıllık beton çayır çimen olmuştur münevver sayesinde.

devamında ne mi olur?

tarih 15 temmuz 1950. nâzım, yaptığı açlık grevlerinin bedenini çok zayıf düşürmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. avukatı gelir yanına bir gün "artık özgürsün" der, "af yasası yürürlüğe girdi".
tutukevinden tahliye edilen nâzım, tedavisi biter bitmez aşkı münevver ile buluşur. eşinden ayrılmıştır münevver, nâzım da bırakır cezaevinde her gece 9'dan sonra şiirler yazdığı piraye'sini. münevver ile birlikte yaşamaya başlarlar, aralarında nikah yoktur.

tarih 26 mart 1951. münevver ile nâzım'ın aşkından bir çocuk olur: memed*

nâzım cevaevinden çıkmıştır çıkmasına da polisler bir türlü bırakmazlar peşini, her yerde takip ederler, kitaplarının basımına ve tiyatro oyunlarının oynanmasına mâni olurlar. bu da yetmezmiş gibi askerlik şubesine çağırırlar nâzım'ı, askerlik yapmamış olduğunu ve hemen sevk edilmesi gerektiğini söylerler. nâzım, bahriye mektebini bitirdiğini güverte subaylığı yaptığını ve hastalığı dolayısıyla da çürüğe çıkarıldığını ifade eden bir dilekçe yazar askerlik şubesine.
aradan birkaç ay geçer, tekrar askerlik şubesine çağırılır nâzım, zara'ya* gitmek için acilen hazırlanması gerektiğini söylerler. nâzım sağlık kuruluna çıkmak istediğini söyler ve neticede haydarpaşa hastanesi'ne gönderilir. burada onu muayene eden doktorlardan biri bu halin normal olmadığını, bu işin sonunun iyi bitmeyeceğini hissettiğini fısıldar nâzım'ın kulağına.

tarih 17 haziran 1951. sabahın erken saatinde, askerlik işini düzeltmek amacıyla ankara'ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan şair, bir daha dönmez. nâzım hikmet'in 20 haziran 1951'de romanya'ya vardığını bükreş radyosu'ndan öğrenir hükümet yetkilileri ve elbette memed'inin annesi münevver.
sonradan yazılanlara göre, bir akrabasının kullandığı sürat motoruyla istanbul boğazı'ndan karadeniz'e açılmış, bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir rumen şilebiyle* romanya'ya gitmiştir nâzım. oradan da moskova'ya geçmiştir.

nâzım hikmet, 25 temmuz 1951'de, bakanlar kurulu kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır.
münevver hanım ile oğlu memed ise polis tarafından yakından izlenmeye devam edilir. yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmez.

münevver'in varlığı nâzım'ın başka kadınlarla birlikte olmasına engel olmadı. yurt dışında birçok sevgilisi oldu.

yıllar sonra stocholm barış konferansı'nda italyan bir delege olan joyce salvadori lussu, hayranı olduğu nâzım ile tanışma fırsatı buldu. zaman içinde de nâzım'la arkadaşlıkları ilerledi. nâzım, bu italyan delege aracılığıyla istanbul'da kalan eşi ve oğlu için para bile gönderiyordu. joyce salvadori, hayranı olduğu bu şairin tüm şiirlerini münevver için yazdığını düşünüyordu, ne vera'dan ne de piraye'den haberdardı. ve bir istanbul ziyaretinde münevver ile buluştu, o gün kafasına koydu, nâzım'la aşkı münevver'i buluşturacaktı. yasal yollardan bunu yapamayacağını anlayınca da zengin, italyan bir iş adamı sayesinde münevver ile oğlu memed'i deniz yoluyla önce yunanistan'a oradan da polonya'ya kaçırdı. bu sırada nâzım, dünya barış konseyi adına fidel castro'ya barış ödülü vermek üzere küba'daydı. döndüğünde polonya'nın başkenti varşova'da münevver ve oğlu memed ile buluştu, fakat bu buluşma pek sıcak geçmedi. zira münevver, nâzım'ın moskova'da başka bir kadınla* birlikte olduğunu biliyordu. aynı şekilde nâzım da münevver'in kendisini başka bir adamla aldattığını biliyordu.
şair oracıkta bir karar verdi ve oğlu ile münevver'i polonya'da dostlarına emanet edip moskova'ya, vera'sına döndü. böylece nâzım-münevver aşkı tamamen son buldu.

kişisel tavsiye: nâzım'ın münevver'den sonraki hikayesini (galina ve vera) okumak için iki sevda başlığındaki şu giriye göz atabilirsiniz: #439740
devamını gör...

kendisinin bahsettiği şey fiziksel teleportasyon değil, bir çeşit vr teknolojisidir.

yanıltıcı olmuş biraz başlık.
devamını gör...

dostlarım merhabalar, mitosfer'e nick altı girmek benim için bir onurdur.
her yazdığı şeyi, tanimlarini hayranlıkla okuyorum adeta. mitoloji ile ilgili girdiği  tanımlara, kendi yazdığı şiirlere ve karalama defterine yazdığı o güzel yazılara hayran olmamak mümkün müdür acaba?
yazdığı tanımlara verdiği emeği daha okumaya basladiginizda bile anlayabiliyorsunuz. ayrıca büyük bir bilgi birikiminin olduğu da kesin. kendisi ile çok güzel sohbetler etme fırsatımız oldu. kesinlikle çok ince, nahif ve kibar birisi. bana çok şey kattı kendisine çok teşekkür ediyorum. ayrıca müzik zevki bir harika. playlistini oldukça merak ediyorum. çok çeşitli ve guzel şarkılar keşfettim sayesinde. tanımlarını büyük bir zevkle ve merakla okuyor, kendisini de çok severek takip ediyorum. kendileri geri kalan her şeyi biliyorlar zaten. sevgiler, saygilar efenim.
devamını gör...

(bkz: sanagulbahcesivadetmedim), (bkz: hate), (bkz: bir bilen), (bkz: zulal_kalender), (gbkz:karambol )... ohooo
devamını gör...

delinin biri bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz konulu kitap...

insanların uyuma saatlerini de bir çok konu gibi* vücuden, zihnen ve kalben, kendi bünyesinin belirlemesi kanaatindeyim.
hayatımızın bazı dönemlerinde az, bazı dönemlerinde ise çok uyuyabiliyor olmamız, doğrudan bünyemizin bize mesajıdır: senin uykuya ihtiyacın var. uyu ki salgıladığım ağrı kesiciler ve antidepresanlar seni iyileşirsin... bunu anlamak adına müneccim olmaya gerek var mı? hayır elbette ki yok. sadece erdal demirkıran olmamanız yeterli...

kendisi dilerse, 2 saat dilerse 18 saat uyuyabilir. insanları tercihleriyle aptal yerine koymak, dava açılası bir eylemdir...

aynı yazarın yerim seni öss adlı bir kitabı daha vardır ki: x dersanesi sponsorlu... kitapla bir de zihni uçuran şeker veriliyordu.. hiçbir hocamız da kalkıp sponsoru oldukları kitabın şekerinin, bi'naneye yaramadığını, bunun sadece güruhları harekete geçiren satın alma eyleminden başka bir aptallık olmadığını dillendiremedi... dedikleri tek şey kitapla alakası yok, sınavdan yarım saat evvel reçel yerseniz de zihniniz coşacaktır oldu.. o hocamızı kovdular...
şimdi fark ettim de aptal olan hocamız değilmiş...
devamını gör...

fayda getiren istisnai durumlar olmakla birlikte genelde yarardan çok zarar getirdiğini düşündüğüm şey. niyet iyi olabilir fakat dün dünde kalmıştır, dünün doğruları çoğunlukla ne bugün ne de yarın işe yaramaz. bu yüzden dünün doğrularında ısrar faydadan ziyade zarar getirir.

bir belgeselde günümüze kadar varlığını sürdüren kabilenin teki konu alınmış ve beni baya etkilemişti. kabilenin günümüze kadar pek fazla değişikliğe uğramamasının sebebi dışarıyla olan iletişiminin sıfıra yakın olmasıydı. hatta bu yüzden yerinde saymanın vermiş olduğu bıkkınlık kabileyi uyuşturucu tüketimine teşvik etmiş. kabilenin dışarıyla etkileşiminin zayıf olmasının sebebi ormanlık alanda olmaları ve ormanın çok sık ağaçlarla bezeli olması. araştırmacılar nasıl buldu onları, gerçekten hatırlamıyorum. belki de dünyada adım atılmamış dediğimiz yerlerden birine daldılar da buldular o kabileyi. yaşadıkları yeri, biraz edebi ve havalı bir betimleme ile anlatmak gerekirse duvarları mavi yeşil bir hapishane diyebiliriz.

kabileden yarı kopuk bir kişi vardı. uyuşturucu içmiyor ve kabileyi ziyaret eden araştırmacılara yakın davranıyordu. en mutsuzu oydu. köyün delisiydi işte o arkadaş. hemen tanıdım. bir de o duvarları mavi yeşil hapishaneden kendini dışarıya atabilmiş bir kadın vardı. çocuğu için kaçmıştı oradan. hasta çocuğuna çare bulmak için. bu iki istisna benim için umut vaat edici örneklerle olmakla birlikte annelik içgüdüsünün ne kadar da güçlü olduğuna dair güzel bir örnek.

şöyle ki, bu kabile, yaşadıkları hayattan haliyle pek memnun değil. hep aynı şeyler var. hiç memnun değillerdi be. ben de bu sebepten dolayı uyuşturucuya başladıklarını fark ettim. hadi bir yere kadar dayanırsın dayanmasına ama belli bir noktadan sonra olmaz o iş. sonunda halüsinasyonlara muhtaç olur uyuşturucu içersin işte. buraya kadar her şey normal olmasa da, normal gibi ama normal olmayan ve geçmişten gelen doğrular konusunda olan ısrarın küçük çocuklara yansıtılması sonucunda 5 6 yaşlarından itibaren çocukların uyuşturucuya başlatılması pek normal gelmedi bana.

aklınca koca koca insanların çocukların iyiliğini düşünerek onlara yapmış olduğu saçma sapan bir dayatma bu. kendin sıkılmışsın ve kaybetmişsin. hapishaneden çıkamıyorsun ve (burada art niyet aramıyorum) çocuklarına henüz senin yaşadığın problemlerle karşı karşıya kalmadan önce aklınca iyilik yapıp, problemle başa çıkma yöntemini empoze ediyorsun. sayın kabile şefi olmuyor ama ya. sonra neden bunca zaman o kabile oradan çıkamamış. hadi bir deli içti gitti onu. sen ne diye bebelere veriyorsun ki kendi doğrularını. hem yaş olarak hem de zaman olarak ortada bir problem var. sen ayık kafayla çıkamamışsın, senden sonrakiler nasıl çıksın, çocuk yaşta bağımlı olduktan sonra.

art niyet yok ama zararın çok kabile reisi hebele kardeş. ayık arkadaşınız iletişime açıktı ve paçayı kurtarabilirdi. çocuğu hasta olan anne destan yazdı gitti. ya siz? kendi yargılarınızın esiri olup sizden sonrakilere ön yargılar verdiniz ve yerinizde saydınız. belki suç sizde de değil, sizin iyiliğinizi düşüneyim derken kötülüğe neden olan ana babanızın. aynı şekilde suç onlarda da değil, atalarında.

devamını gör...

para mutluluk getirmez. içinizde ne varsa onu arttırır sadece. mutluysanız mutluluğunuzu, doyumsuzsanız doyumsuzluğunuzu arttırır.
devamını gör...

güzel bir mum çeşididir. bazıları öyle güzel kokuyor ki mumu ısırıp yiyesi geliyor insanın.
devamını gör...

tüm islam aleminin ramazan bayramı kutlu olsun. bu bayramda büyüklerimizin yanında olamadık ama kurbanda hep beraber olmak dileğiyle...
devamını gör...

"ben kötü bir insan değildim. ne aksi bir adamım, ne de uysal biriyim. ne alçağın biriyim, ne de namuslu, ne onurlu biriyim, ne bir kahramanım, ne de bir korkak.
ben hiçbir şey olamadım."

-dostoyevski
devamını gör...

bir iki noktasına değineceğim yazıdır.

random atılması yasak olmalı ve hatta "çük, bok" vb. dediğiniz saçma kelimeler de 'kullanılabilir' denerek teşvik edilmemeli.

ayrıca "bir sorununuz olduğu zaman ulaşabilirsiniz ancak sorunun çözüleceğine dair güvence verilmez" tanımı ve üslubu güven ve disiplin duygusuna çok uzak kaçan bir konuydu. rahatsız olunan bir durum varsa tabii çözülmelidir.

ekşi sözlük'te, hakkında yazılanlardan ötürü geldim ve beni en çok etkileyen entry, birinin "lan diyerek entry girdim ama ortam o kadar entelektüeldi ki geri dönüp utanıp sildim" demesiydi.

popüler kültür ayağına burayı random atanlarla, gereksiz leş kelimeler kullananlarla doldurursanız ve de "bir sorun varsa kesinlikle çözülmesi için aksiyon alınır" demediğiniz takdirde sizi ekşi sözlük denen mecradan farklı kılan tek şey, daha az tıkanıyor oluşunuz kalır.

burası bilgi paylaşım platformu olan ciddi bir yer olduğu takdirde burası "bir şey" olur. diğer türlü yeni bir sözlük açmanın bile bir anlamı yoktur.
devamını gör...

(bkz: içimizdeki bizanslılar)
devamını gör...

bu ülkenin yetiştirdiği değil, kendi kendisini yetiştirmiş, demokrat yazar.

insanın en zorlandığı şey kendi düşüncelerinden bağımsız, objektif bakarak, karar alabilmesidir bence. levent gültekin bunu sıklıkla uygulamış bir kişi. sadece dine, siyasete ve insanlara bakış açısında değil, kendisini aynalarken de uygulamıştır.

dürüst ve iyi insandır. her insan gibi hataları, eksikleri vardır. bazılarını çok net görüyor ama bazılarını kendisi bile bilmez. insandır çünkü. fakat gördüğü her hatasını mutlaka kabul eder ve özrünü diler. özür dilemeyi bir bilgelik olarak görür. bunları onu şahsen tanıyan bir kişi olarak yazıyorum.

yaygın kanının aksine atatürk'e, türk milletine herhangi bir düşmanlığı yoktur. derdi sadece vatana, millete yapılan ihanetlerdir. atatürk'ün felsefesini çok iyi kavramış ve inandığı kavramları (bkz: laiklik) misyon olarak vatanın her köşesinde insanlara anlatmaya çalışmıştır. pandemide de halk tv'deki iki yorum programında murat sabuncu ile bu misyonu devam ettirmektedirler aslında.

mahalle değişimini bırakın kendi dönüşümünü her şeyin önüne koymuş, inandıklarını savunurken, dönüşümünü ve eskiden içinde bulunduğu ortamın sakilliğini anlatırken, kendi sağlığından olma riskini göze almış cesur bir sestir. ahmet hakan'la uzaktan yakından karakter benzerliği olmadığını da kanıtlamıştır. eski siyasal islamcı diye aynı kefeye koymak büyük hatadır.

zaten ülkenin temelindeki sorun bu. ötekileştirme. levent gültekin kimileri için eski islamcı, kimileri için yeni muhalif. ama çok az bir kesim gözlüklerini çıkarıp levent gültekin'i kimliğin veya mahallenin parçası olarak değil, özgün düşünceleriyle değerlendiriyor. bunu kendisi de biliyor ve yine de konuşmaya, anlatmaya devam ediyor. risk budur :)

gerek islamcı kesimde, gerek demokrat rolü yaparak özgürlükleri kısıtlamış eski yönetimlerdeki hataları çok iyi bilip, deneyimlediği için bugün kendisi geçtim iktidarı, muhalefete en keskin eleştirileri yapan isimlerdendir. çoğu izleyicisi kendisine kızıyor fakat onun söylediği her şey muhalefeti daha iyiye taşımak, dolayısıyla önümüzdeki 2023 seçimlerinde bu demokrasi savaşını kazanmak adınadır.

sözlerimi burada sonlandırırken sabredip okuyanlara iki önerim olacak, naçizane;

1. kendisini sevin, sevmeyin ama kitap okuma alışkanlığınız varsa lütfen onurlu çıkış'ı alın, okuyun. orada çok samimi bir özeleştiri göreceksiniz, ondan sonra sevmemeye devam edebilirsiniz ama en azından kimi sevmediğinizi bilirsiniz.

2. yazının bir yerinde kendisine "iyi insan" dedim. iyi insan tanımı için kendisinin en sevdiğim bi kahve yayınını paylaşıyorum. ilk 10 dakikasını izlerseniz yeterli olur. (iyi insan olduğunu düşünüyorum fakat umarım bu yazımı görmez, görürse de umarım iyi insan olduğuna inanmaz ve çabası daha da mütevazi bir şekilde devam eder.)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim