odradek
franz kafka’nın gri bir bulutun, hatta belki de bir sisin altında yolunu bulmaya çalışan karman çorman, kararsızlıklarla kördüğüm olmuş, mağlubiyetini peşinen kabullenmiş ama üretkenliğinden asla ödün vermeyen zihninin ürünü kafa karıştıran, düşünen insanların zihnine musallat olan düşsel yaratığa verdiği isimdir.

bu yaratık aile babasının kaygısı isimli öyküde çıkar karşımıza ve o günden sonra da birçok insanın kaygısına dönüşür. gerçekten var olmadığı kesindir ama franz kafka o kadar gerçek anlatır ki onu birçok yazar ve araştırmacı bütün güçleri ile aramaya başlar odradek’i.
walter benjamin’e göre odradek “unutulmuş şeylerin büründüğü şekildir. unutulmuş şeyler biçimsizdir.” odradek biçimsizdir ama kafka onu uzun uzun tanımlar tıpkı gregor samsa’nın dönüştüğü böcek gibi.
gülenay börekçi’ye göreyse odradek “hayatımızda kalmasına izin verdiğimiz küçük ayrıntıları” simgeler. belki de öyledir. kafka’nın yaptığı odradek tanımı da ayrıntılara oldukça büyük önem atfeder.
aslında odradek çok hızlı hareket ettiği için ve kafasına göre ortaya çıkıp kaybolduğu için onu yeterince detaylı tarif etmek imkansız gibi. ama franz kafka benim yol gösterici azizim ve o anlattıysa eğer ben odradek’e inanıyorum:
…yıldız şeklinde düz bir iplik makarasıdır. ve gerçekten de üzerine iplik sarılmış gibi; ne var ki bunlar, çeşitli cins ve renkte, kopuk, eski düğümlerle tutturulmuş, ama bir kısmı da arapsaçı gibi dolaşık iplik parçaları olabilir ancak. ama sadece bir makara değil; yıldızın orta yerinden bir çapraz çubukçuk çıkmakta ve sonra bir dik açıyla bir ikincisi buna eklenmektedir. bir tarafta bu son çubukçuk, öbür tarafta yıldızın köşelerinden biri yardımıyla, makara sanki iki ayak üzerinde dikilebiliyor. hani sanılabilirdi ki, bu nesne eskiden uygun bir biçim taşıyormuş da şimdi kırılıp parçalanmış; ama hiç de öyle görünmüyor, en azından bunun için bir işaret yok ortada, bunu gösterecek bir parçalanmışlık ya da bir kırık yeri bir yerinde fark edilmiyor; tümüyle saçma bir şeymiş gibi görünüyor, ama kendine özgü bir bütünlüğü var. olağanüstü bir çeviklikte olup yakalanamadığı için bu konuda daha fazla birşey söylemek imkansız. bazen tavan arasında, bazen merdivenlerde, bazen koridorlarda, bazen de sofada oyalanıyor. kimi zaman da aylarca görünmüyor ortalıkta…

bu yaratık aile babasının kaygısı isimli öyküde çıkar karşımıza ve o günden sonra da birçok insanın kaygısına dönüşür. gerçekten var olmadığı kesindir ama franz kafka o kadar gerçek anlatır ki onu birçok yazar ve araştırmacı bütün güçleri ile aramaya başlar odradek’i.
walter benjamin’e göre odradek “unutulmuş şeylerin büründüğü şekildir. unutulmuş şeyler biçimsizdir.” odradek biçimsizdir ama kafka onu uzun uzun tanımlar tıpkı gregor samsa’nın dönüştüğü böcek gibi.
gülenay börekçi’ye göreyse odradek “hayatımızda kalmasına izin verdiğimiz küçük ayrıntıları” simgeler. belki de öyledir. kafka’nın yaptığı odradek tanımı da ayrıntılara oldukça büyük önem atfeder.
aslında odradek çok hızlı hareket ettiği için ve kafasına göre ortaya çıkıp kaybolduğu için onu yeterince detaylı tarif etmek imkansız gibi. ama franz kafka benim yol gösterici azizim ve o anlattıysa eğer ben odradek’e inanıyorum:
…yıldız şeklinde düz bir iplik makarasıdır. ve gerçekten de üzerine iplik sarılmış gibi; ne var ki bunlar, çeşitli cins ve renkte, kopuk, eski düğümlerle tutturulmuş, ama bir kısmı da arapsaçı gibi dolaşık iplik parçaları olabilir ancak. ama sadece bir makara değil; yıldızın orta yerinden bir çapraz çubukçuk çıkmakta ve sonra bir dik açıyla bir ikincisi buna eklenmektedir. bir tarafta bu son çubukçuk, öbür tarafta yıldızın köşelerinden biri yardımıyla, makara sanki iki ayak üzerinde dikilebiliyor. hani sanılabilirdi ki, bu nesne eskiden uygun bir biçim taşıyormuş da şimdi kırılıp parçalanmış; ama hiç de öyle görünmüyor, en azından bunun için bir işaret yok ortada, bunu gösterecek bir parçalanmışlık ya da bir kırık yeri bir yerinde fark edilmiyor; tümüyle saçma bir şeymiş gibi görünüyor, ama kendine özgü bir bütünlüğü var. olağanüstü bir çeviklikte olup yakalanamadığı için bu konuda daha fazla birşey söylemek imkansız. bazen tavan arasında, bazen merdivenlerde, bazen koridorlarda, bazen de sofada oyalanıyor. kimi zaman da aylarca görünmüyor ortalıkta…
devamını gör...
troll başlıklarına yazmıyoruz kampanyası
trol derken sapık ve saldırgan olanlarından bahsedilmiştir. doğrudur bunları pek takmaya prim vermeye gerek yok. yoksa eğlenceli, mizah anlayışı tek tip olmayan, ters köşe yapan trollerimiz sözlüğün rengidir. hatta bu troller bir elin parmağını geçmeyecek kadardır daha fazla da olmalılar ki meydan diğerlerine kalmasın.
devamını gör...
kimse bilmez
amme hizmeti.
"gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?"
"gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?"
devamını gör...
muhterem fethullah gülen hocaefendi hazretleri
zaman gazetesinde hayatını anlatırken, said nursi ile tanışacaktım ama kürt olduğunu duyunca vazgeçtim dediğinde, bu nasıl müslüman, bu adam ırkçı demiştik ama birileri bahaneler bulmuştu.
28 şubat döneminde başörtülü kızlar okuldan atılırken, başörtüsü teferruattır, başınızı açın, okula devam edin dediği için birilerinin sevdiği hocaydı.
demirel, tansu çiller, mesut yılmaz, ecevit, abdullah gül, tayyip erdoğan ... herkes onun için makul bir hoca, türkçeyi dünyaya yayıyor dedi.
kimsede bu adam bir cami imamı iken nasıl olduda dünyanın her yanına okul açıyor demedi.
mavi marmara baskını olduğunda israil otoritesini tanımaları gerekiyordu dediğinde, vay canına adam işini biliyor denildi.
zamanında sağcı solcu insanların çoğunun desteğini aldı.
28 şubat döneminde başörtülü kızlar okuldan atılırken, başörtüsü teferruattır, başınızı açın, okula devam edin dediği için birilerinin sevdiği hocaydı.
demirel, tansu çiller, mesut yılmaz, ecevit, abdullah gül, tayyip erdoğan ... herkes onun için makul bir hoca, türkçeyi dünyaya yayıyor dedi.
kimsede bu adam bir cami imamı iken nasıl olduda dünyanın her yanına okul açıyor demedi.
mavi marmara baskını olduğunda israil otoritesini tanımaları gerekiyordu dediğinde, vay canına adam işini biliyor denildi.
zamanında sağcı solcu insanların çoğunun desteğini aldı.
devamını gör...
katar'ın tıp fakültelerimize çökmesi
6 sene okuyabiliyorsa bırakın okusunlar. dogal seçilim diye birşey var. en fazla katarlı bir doktor tercih etmezsiniz
devamını gör...
yakan çiçek
kızıl
dirençli bir uçuktur gök
yeryüzünün karanlık sofrası
içinde bir maske olmasaydı
öpebilirdim kalbinin yedi rengini
ama gördüm
gözlerin
kalbini diri diri gömdüğün
cehennem çukurun
ve kokun... paslanmış
ondan mı böyle solgun yüzün?
bak, ellerime bak!
çöl kuraklığında
ellerim! apaçık bir ağıt
sevmeye dokunmakta
vakit ikindisi yağmurun
ateş susar
çiçek susar
taş dillenir
yaktığım ölümlerin şarkısını söyler ay...
dudağımın açılan yanı
tebessümüm
kitabımın ayracı
kadın?
hangi cümlenin bağlacı ?
rüyaların tembel işçisi
sığmıyorsun hiçbir uykuya
karınca çiftliği kalbim
bekçisi lodos
söz düşman
kül çok
yanan sigaram mı sadece?
sevgili öz,
ol’ma
-yan!
budala seni
korkulu rüyalarla tıka basa ölü
çarp kendine
nerede kokun, hatırla
sökül, dillen, uyan
yakanda çiçek
yakan çiçek.
*
dirençli bir uçuktur gök
yeryüzünün karanlık sofrası
içinde bir maske olmasaydı
öpebilirdim kalbinin yedi rengini
ama gördüm
gözlerin
kalbini diri diri gömdüğün
cehennem çukurun
ve kokun... paslanmış
ondan mı böyle solgun yüzün?
bak, ellerime bak!
çöl kuraklığında
ellerim! apaçık bir ağıt
sevmeye dokunmakta
vakit ikindisi yağmurun
ateş susar
çiçek susar
taş dillenir
yaktığım ölümlerin şarkısını söyler ay...
dudağımın açılan yanı
tebessümüm
kitabımın ayracı
kadın?
hangi cümlenin bağlacı ?
rüyaların tembel işçisi
sığmıyorsun hiçbir uykuya
karınca çiftliği kalbim
bekçisi lodos
söz düşman
kül çok
yanan sigaram mı sadece?
sevgili öz,
ol’ma
-yan!
budala seni
korkulu rüyalarla tıka basa ölü
çarp kendine
nerede kokun, hatırla
sökül, dillen, uyan
yakanda çiçek
yakan çiçek.
*
devamını gör...
kırlentlerle ev yapmak
küçükken kuzenlerimle toplandığımızda sık sık yaptığımız şeydir. saçma sapan bir şifre belirler, herkese söyler, unutanı azıcık uğraştırdıktan sonra içeri alırdık. güzel günlerdi.
devamını gör...
deli kadın hikayeleri
bir mine söğüt kitabı. içinde toplam 21 öykü bulunuyor. bu öykülerin hepsi bir kadın öyküsü. hatta kitabın adını da kullanarak hepsi birer "deli kadın" öyküsü. kim delirtti bu kadınları? neler geçti başlarından? neden delirdiler?
inanılmaz sert, gerçek, depresif ve prtotest bir şekilde anlatmış mine söğüt. yıllarca araştırmacı gazetecilik, köşe yazarlığı, belgesel yapımcılığı gibi işler yapan yazar, bu kitapta rahatsız olduğu şeyleri, kadın cinayetlerini, kadınların başarına gelen kötü şeyleri yazmış. bir çok öyküde kadınlar ya öldürülüyor ya da kendilerini öldürüyor. bu öykülerde geçenler hayatın içinde birebir yaşanan şeyler. ne eksik ne fazla. anlattığı o kadınları sanki tanıyormuşsunuz gibi oluyor okurken. o cenazede bulundun, o ağaçta kendisini asmış o lan kadını gördün, o "deli" kadın senin mahallendeki kadın tanıyorsun. tüm bunlarla beraber kitapta şiirsel bir dille yazılmış öykülerden bağımsız gibi görünen ama bağlamdan asla bağımsız olmayan kısımlar var. örneğin:
bütün çocukları ben öldürdüm
bütün duvarları ben ördüm
bütün kuyuları ben kazdım
bütün çatlakları ben açtım
aklın karanlıklarında
asırlardır müebbet yattım
kim bilir ne zaman
kim bilir ne zaman
kim bilir ne zaman
kurtulacağım.
okurken net bir şekilde depresif duygular hissettiriyor. bazen öfke hatta bezen de suçluluk. kitap kendini inanılmaz bir şekilde içine çekiyor.
ha bir de kitapta muh-te-şem çizimler var. (bkz: bahadır baruter) tarafından çizilmiş kadın çizimleri. yanlış bilmiyorsam öyküleri hiç okumadan çizmiş ve inanılmaz uyumlu bir şekilde kitaba yerleştirilmiş. üstte bir yazarın bahsettiği gibi adeta bir görsel şölene dönmüş aynı zamanda kitap.
bu (bkz: mine söğüt) ün okuduğum ilk kitabıydı. diğer kitaplarını da hemen alıp okumak istiyorum.
inanılmaz sert, gerçek, depresif ve prtotest bir şekilde anlatmış mine söğüt. yıllarca araştırmacı gazetecilik, köşe yazarlığı, belgesel yapımcılığı gibi işler yapan yazar, bu kitapta rahatsız olduğu şeyleri, kadın cinayetlerini, kadınların başarına gelen kötü şeyleri yazmış. bir çok öyküde kadınlar ya öldürülüyor ya da kendilerini öldürüyor. bu öykülerde geçenler hayatın içinde birebir yaşanan şeyler. ne eksik ne fazla. anlattığı o kadınları sanki tanıyormuşsunuz gibi oluyor okurken. o cenazede bulundun, o ağaçta kendisini asmış o lan kadını gördün, o "deli" kadın senin mahallendeki kadın tanıyorsun. tüm bunlarla beraber kitapta şiirsel bir dille yazılmış öykülerden bağımsız gibi görünen ama bağlamdan asla bağımsız olmayan kısımlar var. örneğin:
bütün çocukları ben öldürdüm
bütün duvarları ben ördüm
bütün kuyuları ben kazdım
bütün çatlakları ben açtım
aklın karanlıklarında
asırlardır müebbet yattım
kim bilir ne zaman
kim bilir ne zaman
kim bilir ne zaman
kurtulacağım.
okurken net bir şekilde depresif duygular hissettiriyor. bazen öfke hatta bezen de suçluluk. kitap kendini inanılmaz bir şekilde içine çekiyor.
ha bir de kitapta muh-te-şem çizimler var. (bkz: bahadır baruter) tarafından çizilmiş kadın çizimleri. yanlış bilmiyorsam öyküleri hiç okumadan çizmiş ve inanılmaz uyumlu bir şekilde kitaba yerleştirilmiş. üstte bir yazarın bahsettiği gibi adeta bir görsel şölene dönmüş aynı zamanda kitap.
bu (bkz: mine söğüt) ün okuduğum ilk kitabıydı. diğer kitaplarını da hemen alıp okumak istiyorum.
devamını gör...
mavi duvar
dini kaygısı olmayan bazı kesimlerce son dizelerinin,
birden çıktım viraneden koşa koşa indim kumsala
allah kitap sövdüm sonra, yüzümü kırbaçlayan rüzgara
şeklinde söylendiği de vakidir. duyguyu daha iyi veriyormuş diyorlar, benonlarınyalancısıyım.jpg.
birden çıktım viraneden koşa koşa indim kumsala
allah kitap sövdüm sonra, yüzümü kırbaçlayan rüzgara
şeklinde söylendiği de vakidir. duyguyu daha iyi veriyormuş diyorlar, benonlarınyalancısıyım.jpg.
devamını gör...
örnek vatandaş (yazar)
sözlüğümüzün gazetecisi mübarek.
böyle kilit bilgiler verdiği zaman, hele o 90'lar havasını sezdiğim zaman tanımlarında acayip mutlu oluyorum.
bence gazeteci mahlası da yakışırdı kendisine.
böyle kilit bilgiler verdiği zaman, hele o 90'lar havasını sezdiğim zaman tanımlarında acayip mutlu oluyorum.
bence gazeteci mahlası da yakışırdı kendisine.
devamını gör...
sarılmak
sımsıkı sarılacak insan sevdiğine. kokusunu içine çekerek, kemiklerini kemiklerinde hissederek, kocaman, hudutsuzca.
devamını gör...
evlenmeyeceksek neden favladı
neyse bundan evlenmeyeceklerimi favlamayayim o zaman.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
belediyeler. çalışanların torpille girdiği çok belli. cehalet kokuyor. kimse ne iş yaptığını bilmiyor
devamını gör...
akşamüstü müzik ve kahve üçlüsü
muhteşemdir..sonbaharın hafif serinliği ile haline taç giydirir.
bir kucak çiçek bırakacak üstümüze dünya..
yaseminler üstüne yemin etmeye..
bir kucak çiçek bırakacak üstümüze dünya..
yaseminler üstüne yemin etmeye..
devamını gör...
yazarların yazdıklarına pişman oldukları şeyler
o güzel sözlerin yazıldığı sevgililer. bazıları cidden pişmanlık sebebi olabiliyor bu hayatta.
devamını gör...
evde sıkılmayan asosyal tip
asosyal değilim. dışarda bin tane arkadaşım var ama evde de hiç sıkılmam. asıl mesele olduğun yerin tadını çıkarabilmek. tek başına yaşayamıyorsan bir parazitsindir ruhen. önce kendini tanıman gerek. o kadar çok insan var ki kendini tanımayıp hep başkalarına yapışık yaşayan. yalnızlığın derinliğini tatmamıştır.
bu tipler kitap okumaz bu yüzden kendine ait fikirleri yoktur. tek başına film izleyemez başkasıyla izleyince de filme odaklanamaz. tek takılmayı bir kafeye gidip tek başına oturmak zanneder. oysa kafeler sosyal ortamlardır. eğer mecburiyet yoksa tek başına orda takılmazsın tamamen yalnız olabileceğin yerde kendini dinlersin. ama siz yani kendinin yabancısı olanlar yani hep başkalarının ağzının içine bakanlar yani sadece başkalarının fikirleri kadar düşünenler evde tek başına takılamazsınız. çünkü siz size düşmansınız. içinizde bir parça sizinle tanışmak ister diye korkarsınız. delilik zannedersiniz bunu ama değildir. insan kendini bildiği kadar başkalarını keşfeder.
zaten dikkat ederseniz bu kendi başına takılamayan insanlar bir arkadaş ortamına da uzun süre tutunamaz. gittiği her yerde başkasını çekiştirir konuşacak konu diye çünkü başka ne konuşacağını bilemez. genelde pek ciddiye de alınmazlar ve pek sır verilen biri de değildir bu insanlar. diyeceğim o ki insanları eleştirmeden önce bir dönüp kendinize bakın. çünkü mutlaka kenarda bir çuvaldız kalmıştır.
bu tipler kitap okumaz bu yüzden kendine ait fikirleri yoktur. tek başına film izleyemez başkasıyla izleyince de filme odaklanamaz. tek takılmayı bir kafeye gidip tek başına oturmak zanneder. oysa kafeler sosyal ortamlardır. eğer mecburiyet yoksa tek başına orda takılmazsın tamamen yalnız olabileceğin yerde kendini dinlersin. ama siz yani kendinin yabancısı olanlar yani hep başkalarının ağzının içine bakanlar yani sadece başkalarının fikirleri kadar düşünenler evde tek başına takılamazsınız. çünkü siz size düşmansınız. içinizde bir parça sizinle tanışmak ister diye korkarsınız. delilik zannedersiniz bunu ama değildir. insan kendini bildiği kadar başkalarını keşfeder.
zaten dikkat ederseniz bu kendi başına takılamayan insanlar bir arkadaş ortamına da uzun süre tutunamaz. gittiği her yerde başkasını çekiştirir konuşacak konu diye çünkü başka ne konuşacağını bilemez. genelde pek ciddiye de alınmazlar ve pek sır verilen biri de değildir bu insanlar. diyeceğim o ki insanları eleştirmeden önce bir dönüp kendinize bakın. çünkü mutlaka kenarda bir çuvaldız kalmıştır.
devamını gör...
vazgeçmek
vazgeçmek affetmektir. affedince vazgeçeriz. vazgeçince, affeder.
devamını gör...


