şeriat ile yönetilmek isteyen zihniyet
istedikleri verilmeli :konyanın etrafını duvar ve telle kapat içerde şeriat var özerksiniz de 2 hafta dayanırlarsa namussuzum. 2hafta sonra atatürk e dua ederler.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok sevdiğim ve kaybetmekten çok korktuğum insanları hissetmeyi severim. bedenlerini, ruhlarını, saç tellerinden dudak kıvrımlarına kadar. sadece dokunmaya cesaret edebileceğim insanlara dokunurum. elleri, yüzleri ve saçlarıyla oynar hafızama sonsuz kez kaydetmek isterim. küçüklükten gelen bir alışkanlık bu. mesela sevdiğim biriyle uyurken yanağını tutarım hep, gitmesinden korktugum için midir? bilinmez.
hayatımda en değer verdiğim insan, ailem dediğim kişi, bana aile olan biri. saçları yumuşacık. çok seviyorum onlarla oynamayı. elleri incecik. burnu hafif kemerli, dudakları ince, kirpikleri gür. parka gidiyoruz birlikte, kucağıma yatıyor. ben onun yüzü ve saçlarıyla oynuyorum o bana saatlerce büyük bir hevesle bir şeyler anlatıyor. ıkimiz de küçüğüz ama yaşlıyız.
üzerinden aylar geçiyor. gitmek zorunda kalıyorum. sadece bedenlerimiz ayrılıyor. hala her gün konuşuyoruz. yine günlerin birinde arıyorum, açan yok. bir hafta ulaşamıyorum ona. her gün defalarca arıyorum pes etmeden. bir hafta sonra arıyor beni. hastanedeyim diyor. hastaymışım
"neymiş" diyorum, "hastalığın neymiş?"
biz de bilmiyoruz ki diyor. daha bulamadılar hastalığımı.
1 ay yatıyor hastanede. hala tanı koyulamıyor. bir denek misali her gün farklı bir ilaç deneniyorlar üzerinde. bir ay sonra görmeye gidiyorum onu...
o sevmeye kıyamadığım saçları var ya. dökülmüş hepsi. o incecik zarif elleri delik deşik olmuş iğne izleriyle. o kirpikleri yok artik. zayıf olan bedeni daha da zayıflamış yok olmak ister gibi. gülümsüyorum sadece. konuşamıyorum. konuşursam....
3 yıl gözlerimin önünde eriyor, elimden hiçbir şey gelmeden yok oluşunu izliyorum. ıçimden küfürler savuruyorum hayata. dinmek bilmiyor nefretim.
çaresizlik... bir kor gibi yakıyor içimi
ne benim küçük vücudum, ne de onun bitmiş ruhu dayanıyor bu acıya. gözlerimin önünde yalvarıyor bana. "nolur" diyor. "öleyim artık, bitsin, dinsin bu acılar "
"şşstt geçecek canımın içi, geçecek. hayallerimizi gerçeklestirecegiz, deme öyle"
gözlerime öyle bir acıyla ve çaresizlikle bakıyor ki. ölmek istiyorum, yok olmak. hiç var olmamış olmak o öyle baktıkça ben bir yaş daha yaşlanıyorum. onun gözünden göz yaşları aktıkça nefret ediyorum ağlamaktan.
neyse fazla uzattım lafı yine. ilk sigaramı onun gidişine yakıyorum. ondan geriye bir battaniye ve bir fotoğraf kalıyor bana. yavaş yavaş sesini unutmaya başlıyorum önce. daha sonra rüyalarıma da uğramaz oluyor. en son ne zaman geldi rüyalarıma, hatırlamıyorum...
bu gece saat 5 e dogru. parmak uçlarımda hissediyorum onu. saçlarının her telini, olmayan kirpiklerini, dudaklarını, yüzünün her bir zerresini. hissediyorum gülümsüyor. ağlıyorum, deliler gibi ağlıyorum. gitme diyorum yalvarırım gitme. yine bir başıma bırakma beni şu dünyada, yalvarırım...
o gidiyor, ben uyanıyorum, tekrar uyumak istiyorum, uyuyamayacak kadar bitkinim. yastığım sırılsıklam. ağzımın içi bok gibi. canım acıyor, ruhumun her zerresi...
hayatımda en değer verdiğim insan, ailem dediğim kişi, bana aile olan biri. saçları yumuşacık. çok seviyorum onlarla oynamayı. elleri incecik. burnu hafif kemerli, dudakları ince, kirpikleri gür. parka gidiyoruz birlikte, kucağıma yatıyor. ben onun yüzü ve saçlarıyla oynuyorum o bana saatlerce büyük bir hevesle bir şeyler anlatıyor. ıkimiz de küçüğüz ama yaşlıyız.
üzerinden aylar geçiyor. gitmek zorunda kalıyorum. sadece bedenlerimiz ayrılıyor. hala her gün konuşuyoruz. yine günlerin birinde arıyorum, açan yok. bir hafta ulaşamıyorum ona. her gün defalarca arıyorum pes etmeden. bir hafta sonra arıyor beni. hastanedeyim diyor. hastaymışım
"neymiş" diyorum, "hastalığın neymiş?"
biz de bilmiyoruz ki diyor. daha bulamadılar hastalığımı.
1 ay yatıyor hastanede. hala tanı koyulamıyor. bir denek misali her gün farklı bir ilaç deneniyorlar üzerinde. bir ay sonra görmeye gidiyorum onu...
o sevmeye kıyamadığım saçları var ya. dökülmüş hepsi. o incecik zarif elleri delik deşik olmuş iğne izleriyle. o kirpikleri yok artik. zayıf olan bedeni daha da zayıflamış yok olmak ister gibi. gülümsüyorum sadece. konuşamıyorum. konuşursam....
3 yıl gözlerimin önünde eriyor, elimden hiçbir şey gelmeden yok oluşunu izliyorum. ıçimden küfürler savuruyorum hayata. dinmek bilmiyor nefretim.
çaresizlik... bir kor gibi yakıyor içimi
ne benim küçük vücudum, ne de onun bitmiş ruhu dayanıyor bu acıya. gözlerimin önünde yalvarıyor bana. "nolur" diyor. "öleyim artık, bitsin, dinsin bu acılar "
"şşstt geçecek canımın içi, geçecek. hayallerimizi gerçeklestirecegiz, deme öyle"
gözlerime öyle bir acıyla ve çaresizlikle bakıyor ki. ölmek istiyorum, yok olmak. hiç var olmamış olmak o öyle baktıkça ben bir yaş daha yaşlanıyorum. onun gözünden göz yaşları aktıkça nefret ediyorum ağlamaktan.
neyse fazla uzattım lafı yine. ilk sigaramı onun gidişine yakıyorum. ondan geriye bir battaniye ve bir fotoğraf kalıyor bana. yavaş yavaş sesini unutmaya başlıyorum önce. daha sonra rüyalarıma da uğramaz oluyor. en son ne zaman geldi rüyalarıma, hatırlamıyorum...
bu gece saat 5 e dogru. parmak uçlarımda hissediyorum onu. saçlarının her telini, olmayan kirpiklerini, dudaklarını, yüzünün her bir zerresini. hissediyorum gülümsüyor. ağlıyorum, deliler gibi ağlıyorum. gitme diyorum yalvarırım gitme. yine bir başıma bırakma beni şu dünyada, yalvarırım...
o gidiyor, ben uyanıyorum, tekrar uyumak istiyorum, uyuyamayacak kadar bitkinim. yastığım sırılsıklam. ağzımın içi bok gibi. canım acıyor, ruhumun her zerresi...
devamını gör...
bu ilk çöküşüm değil
whatsapp, instagram ve facebook tarafından yapılan ilk açıklamalardır. *
devamını gör...
alışkanlık edinmek için tavsiyeler
21 gün kuralı.
bir işi hiç ara vermeden 21 gün boyunca yaparsak artık bizim için alışkanlık oluyormuş.
ama ben de hiç atlamadan nasıl 21 gün dayanabileceğimizi bilmiyorum.
bir işi hiç ara vermeden 21 gün boyunca yaparsak artık bizim için alışkanlık oluyormuş.
ama ben de hiç atlamadan nasıl 21 gün dayanabileceğimizi bilmiyorum.
devamını gör...
normal sözlük'te tanım girme sayılarının azalması
sonbahar, kışa geçiş,hayat yoğunlaştı.normal,her şeyi de mesaja bağlamayın kardeşim ya!*millet şakır şakır konuşup tanım da giriyor yani.
devamını gör...
kamelya çiçeği
kamelya çiçeği(japon gülü) çalı formunda çiçekli bitkidir. çok gösterişli,gül biçiminde, kokusuz ve beyaz sarı pembe kırmızı ve ebruli renkleri vardır. soğuğa karşı hassastır, kışın yapraklarını dökmez , nemi sever,direk güneşli bir yerde değil, yarı gölgeli bir yerde muhafaza edilmelidir. salon bitkisi olarak veya dış mekanda bahçede yetiştirebilir.
bu güzel çiçek, kusursuz aşkı anlatır. karşıdakine sadakat ve bağlılığı simgeler.
kokusuz olduğundan "güzel kokunuzu bu çiçeğe veriniz ki bu muhteşem çiçek kokunuz ile tamamlansın" mesajı verir.
yani "kaderim sizin elinizde" anlamı taşır.
bu güzel çiçek, kusursuz aşkı anlatır. karşıdakine sadakat ve bağlılığı simgeler.
kokusuz olduğundan "güzel kokunuzu bu çiçeğe veriniz ki bu muhteşem çiçek kokunuz ile tamamlansın" mesajı verir.
yani "kaderim sizin elinizde" anlamı taşır.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
nizanim düşmüş yollara
savrulur oraya buraya
uğramışken bir selam vereyim ona
atışma değil artık barışma ola.
savrulur oraya buraya
uğramışken bir selam vereyim ona
atışma değil artık barışma ola.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
hüsnü arkan'ı çok severim. bende güzel anısı ve yeri olan nadide ses...
geceye ondan bir şarkı bırakayım, sevdiklerimden...
《beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay》
geceye ondan bir şarkı bırakayım, sevdiklerimden...
《beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay》
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
istemediğim bir şeyi yapmak zorunda olmaktan, herkesin benden bir şeyler beklemesinden ve gelecek kaygısından bıktım.
devamını gör...
takipçi
kafa sözlük'te beni takip eden 20 kişi var.
kendi özgür iradesiyle beni takip eden herkese teşekkür ediyorum ama o 20'nin 10'unu ben zorla takip ettirdim.
bu suç mu?
kendi özgür iradesiyle beni takip eden herkese teşekkür ediyorum ama o 20'nin 10'unu ben zorla takip ettirdim.
bu suç mu?
devamını gör...
sümerbank
cumhuriyetimizin ilk kamu yatırımıydı. 1933 yılında kurulan iştirakin kayseri’deki ilk fabrikası 1935 senesinde sovyetler birliği’nin teknik ve maddi desteğiyle açılmıştı. ülkemizin sanayileşmesi ve büyümesi için atılmış en önemli adımlardan biri olan sümerbank, sadece iktisadî değil sosyal ve kültürel olarak da ilerici bir projeydi.
mesela sümerbank fabrikaları işçilerine kütüphane, sinema binası, spor sahası, lojman (vazife evleri denirdi), çay bahçesi ve hastane dahil her türlü sosyal imkanı sunardı. hepsini geçtim, fabrikanın hamamı dahi vardı. nazilli basma fabrikasında işçiler beethoven dinlerdi; kasetten değil ha, yine işçilerin kurduğu klasik müzik korosundan, canlı olarak… orkestrası ya da bandosu olmayan diğer fabrikalarda işçiler çalışırken radyodan klasik müzik yayını yapılırdı; tıpkı sscb’de, romanya’da, küba’da olduğu gibi.. bazen hünerli bir işçi çıkar, mikrofondan fıkra anlatır veyahut iş arkadaşlarını eğlendiren taklitler yapardı. oysa şimdilerde şartları kölelikten hallice olan modern fabrika ve plazalarda çalışıyor işçiler.
memur çocukları, kumaş kokulu sümerbank mağazalarına ailecek yapılan ziyaretleri iyi bilirler. çünkü devlet, memurlarına ve devlete bağlı kurumlarda çalışan işçilere yıllık sümerbank istihkakı verirdi. gelinlik çeyizlere sümerbank çeki konurdu. sümerbank, yatılı öğretmen okulunda okuyan öğrencilere her yıl birer çift ayakkabı yollar, kredi ve yurtlar kurumunun çarşaf ve nevresimlerini üretirdi. hatta maddi durumu olmayan başarılı öğrencilere burslar verip onları yurtdışında eğitime de gönderirdi.
bir dönem galatasaray’ın parçalı formalarını da yine sümerbank dikmişti. rahşan ecevit’in dallı güllü basma elbiseleri, karaoğlan’ın mavi gömleği hep sümerbank’tandı. dünya güzeli seçilen azra akın’ın o nefis elbisesini bile oscar de la renta filan değil sümerbank dikmişti.
o zamanlar sovyet kredisiyle başlayan bu küçük macera peyderpey büyüdü. ipliğinden tutun, nihai ürünün nakliyatına kadar çoğu işi kendi bünyesinde yapmaya başladı. sümerbank mensucatla kalmadı; porselendir, kırtasiyedir, halıdır, kilimdir, tuğladır, aklınıza ne geliyorsa üretmeye ve satmaya başladı. kendi finansmanını bile kendi bankacılık faaliyetlerinden sağlıyordu. 40 binden fazla çalışan, 500’e yakın mağaza, 41 fabrika ve 43 banka şubesiyle türkiye’nin en büyük holding teşekküllerinden biri haline geldi. eğer istenseydi bir ülkenin tüm üretimini yapacak bir yapıya ulaşabilirdi.
fakat dar gelirli ve mütevazı vatandaşın bayramlık giyim-kuşam ihtiyacını sümerbank’tan karşılaması özal’ın çok zoruna gitti. ımf ve dünya bankası her geldiğinde “halkın sırtındaki kambur” diyerek sümerbank’ı şikayet etti. neymiş, fabrika işçisi çok para alıyormuş. rahmetli çok tontondu ama hiç sevmezdi çok para alan işçiyi.
önce sümerbank’ın bir kısmı işçi düşmanı garipoğlu’na, bir kısmı da hepimizin yakinen tanıdığı albayraklar'a haraç mezat satıldı. hatta araya güzelim tümosan ihalesi de sıkıştırıldı. sonra merinos, beykoz, bergama ve malatya başta olmak üzere fabrikalar teker teker kapatılmaya başlandı. emekçi şehri olan nazilli, bir gecede emekli şehri oldu. daha sonra rüzgâr hafiften yön değiştirdi; garipoğlu sümerbank’ın kaynaklarını zimmetine geçirmek ve nitelikli dolandırıcılık suçlarıyla açılan davalardan, mahkeme kararları bozula bozula, sadece 2 yıl 2 ay hapis cezasıyla yırttı. yani bir halkın 80 yıllık ortak emeği 2 yıl hapis karşılığında birkaç haramiye aktarılmış oldu. acaba biz de 2 yıl yatsak geri verirler mi sümerbank’ı?
devamını gör...
insan sorgulamalı mı sorgulamamalı mı sorunsalı
sorgulamalı.
tökezlemeli, kafayı yemeli, ikilem de kalıp can çekişmeli ama sorgulamalı. insanı karamsarlığa tefli, vurmalı, çalgılı savurmalı ama sorgulamalı.
insan sorgulamadan durmamalı. insan olmanın kaderidir sorgulamak. ulvi bir görevdir.
itina ile sorgulayınız...
tökezlemeli, kafayı yemeli, ikilem de kalıp can çekişmeli ama sorgulamalı. insanı karamsarlığa tefli, vurmalı, çalgılı savurmalı ama sorgulamalı.
insan sorgulamadan durmamalı. insan olmanın kaderidir sorgulamak. ulvi bir görevdir.
itina ile sorgulayınız...
devamını gör...
ağlayacak kimsesi olmayan insan
bir insan.
başlık beni niye bu kadar sarstı ki şimdi?
ben oldum olası yalnız ağlarım. özellikle yalnız kalınca ağlarım. biriktirir biriktirir yalnızken ağlarım. birisinin yanında -en yakınlar dahil- ağlamamak için kırk takla atarım.
ve şimdi başlıkla fark ettim ki ağlamak için birisine ihtiyaç duyuyormuş insanlar.
benim ki mazoşistlik gibi hissettim. kendimi yıpratmak, acımı kendimle yaşamak, kendime duvar örmemi sağlıyormuş gibi hissettim.
mesela bugün kötü bir gün geçirdim. bitişi nirvana. şu an içime akıtıyorum göz yaşlarımı. odama gidip yatağa yatmayı bekliyorum ağlamak için.
yoruyorum sanırım kendimi böyle.
başlık beni niye bu kadar sarstı ki şimdi?
ben oldum olası yalnız ağlarım. özellikle yalnız kalınca ağlarım. biriktirir biriktirir yalnızken ağlarım. birisinin yanında -en yakınlar dahil- ağlamamak için kırk takla atarım.
ve şimdi başlıkla fark ettim ki ağlamak için birisine ihtiyaç duyuyormuş insanlar.
benim ki mazoşistlik gibi hissettim. kendimi yıpratmak, acımı kendimle yaşamak, kendime duvar örmemi sağlıyormuş gibi hissettim.
mesela bugün kötü bir gün geçirdim. bitişi nirvana. şu an içime akıtıyorum göz yaşlarımı. odama gidip yatağa yatmayı bekliyorum ağlamak için.
yoruyorum sanırım kendimi böyle.
devamını gör...
yoldaş ile sahur programı
bir elimde tesbihim, bir elimde hurmam ile bekleyeceğim program.*
devamını gör...
cinsellikle ilgili tanım niye giriyorsun diyen erkek yazar
bu mesajı atan erkek arkadaş gerçekten gereksiz bir davranış sergilemiş, ilgi çekmeye çalışıyor muhtemelen ve başaramayacak.
ancak şunu da belirtmeliyim ki bu entry abartı.
"kadının vücudu mükemmel bir şey ve kadının kendi bedenini keşfi daha mükemmel"
şimdi bu ne. gerçekten güldüm. o arkadaş ne kadar gereksiz davranmışsa bu girinin özellikle bu kısmının da o kadar gereksiz olduğunu düşünüyorum.
cinsellik yaşamak, sadece cinsellik yaşamaktır.
mastürbasyon yapmak da sadece mastürbasyon yapmaktır. tanımak falan, lüzumsuz işler bunlar.
ben de çıkıp "erkeğin bedeni de mükemmel ve kendi bedenimizi keşfetmek daha mükemmel, bakın elime fıskiye gibi" desem hoş mu olur.
hayır tabi ki kocaman bi saçmalık saçmalamış olurum.
bu da çok komik ve gereksiz olur.
lütfen işin içine "kadın" giren her şeyi abartmayın. o kadar da önemli değilsiniz.
he öte yandan. seviştim. gördüm ki gerçekten o kadar da önemli değilsiniz.
erkekler ne kadar değerliyse, kadınlar da o kadar değerlidir. tabiii bunu insani bir bakışla söylüyorum.
yoksa karşılıklı olarak üstünlük sağladığımız çokça mesele mevcut.
ancak şunu da belirtmeliyim ki bu entry abartı.
"kadının vücudu mükemmel bir şey ve kadının kendi bedenini keşfi daha mükemmel"
şimdi bu ne. gerçekten güldüm. o arkadaş ne kadar gereksiz davranmışsa bu girinin özellikle bu kısmının da o kadar gereksiz olduğunu düşünüyorum.
cinsellik yaşamak, sadece cinsellik yaşamaktır.
mastürbasyon yapmak da sadece mastürbasyon yapmaktır. tanımak falan, lüzumsuz işler bunlar.
ben de çıkıp "erkeğin bedeni de mükemmel ve kendi bedenimizi keşfetmek daha mükemmel, bakın elime fıskiye gibi" desem hoş mu olur.
hayır tabi ki kocaman bi saçmalık saçmalamış olurum.
bu da çok komik ve gereksiz olur.
lütfen işin içine "kadın" giren her şeyi abartmayın. o kadar da önemli değilsiniz.
he öte yandan. seviştim. gördüm ki gerçekten o kadar da önemli değilsiniz.
erkekler ne kadar değerliyse, kadınlar da o kadar değerlidir. tabiii bunu insani bir bakışla söylüyorum.
yoksa karşılıklı olarak üstünlük sağladığımız çokça mesele mevcut.
devamını gör...
sen sokrates'i savundun
ben diyojen'i savundum. ama o, hiç oralı olmadı. 'çekil git başımdan, benim savunmaya ihtiyacım yok' dedi. üzüldüm, köşeye çekilip ağladım. kendini bile savunamayan ben, diyo'yu savunacakmış pehh.. ne haddine!
sokrates ve diyojen kendilerini pek güzel savunmuşlardır.
sokrates ve diyojen kendilerini pek güzel savunmuşlardır.
devamını gör...
yazarların cumartesiyi geçirdiği yer
haftaya açılırsa dağda geçireceğim.
devamını gör...
ayrılık sevdaya dahil
bir (bkz: attila ilhan) şiiridir.
2.
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan..
2.
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan..
devamını gör...

