nereye geri dönecek acaba yani çok çok geriye dönecekse olur kendisini hiç tanımadığımız günlere mesela
devamını gör...

konya usulü kuru bamya çorbası.
devamını gör...

ferda anıl yarkın'in ;
o başıboş toz zerreciklerinin göz pınarlarıma kaçıp tetiklenmesine sebep olan, üzülme'sini ne zaman dinlesem başıma gelen durumdur.
devamını gör...

biraz erken başlayarak türkçe deep ile yavaş yavaş ısındıran yayın. masterpiece'ı bu gece polonya ve ukrayna ile paylaşmayacak olmamız da ayrıca güzel.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

varsa şayet öyle bir hakkım tüm güzel dileklerimi kendisi için kullanacağım bir gün bugün.
o'nun öyle güzel bir kalbi vardır ki bahçenizde çiçekler açtırır, solmasına hiç izin vermeyeceği çiçekler... ve hayata deniz'in gözleriyle bakar mavi mavi. o bakışlar gibi sonsuz olsun ömründeki güzellikler sevgili kamplumbağa'm.
sevdiklerinle birlikte nice sağlıklı ve huzurlu yılların olsun.

devamını gör...

profilinde her daim sanat olan yazar. mitoloji sevgisi ve sanat aşkıyla yazdikça yazıyor*
devamını gör...

richard easterlin’e göre: "yüksek gelir mutlulukla pozitif bir korelasyon içindedir ama uzun dönemde gelir artışı mutluluk artışına yol açmaz.” bu durumu saptayan anket sonuçları bulunmaktadır. bu çelişkiden çıkan sonuç, hükümetlerin gsyh büyümesini artırarak insanları mutlu etmeye çalışmaktan çok doğrudan insanların mutluluğunu artıracak konulara yönelmelerinin daha doğru olacağıdır.

özet: parasız olmaz belki ama tek başına parayla mutluluk olmaz.--- alıntı ---

www.mahfiegilmez.com/2015/1...

--- alıntı ---
devamını gör...

tunç beril ile çocukluk arkadaşı öyle bir şeyi hayatta düşünmez.
(bkz: umut sarıkaya)
devamını gör...

belki de insanı en iyi hissettiren eylemlerden biridir. sevdiklerine, seni sevenlere sarılmak çok güzel bir duygu. ne yazık ki pandemi dolayısıyla, dikkat etmemiz gereken eylemdir.
devamını gör...

bayram değil seyran değil "eniştem" beni niye öptü cümlesindeki "enişte" insan kişisi ,türünün en tehlikeli örneğidir. kayınçolar bile bu kadar tehlikeli olamaz.
devamını gör...

miyop ve astigmat olanlar için büyük problem olan olay. hele akşamsa zorluk iki katına çıkar. siz bilmezsiniz o ışık nasıl çiçek gibi açar akşamları.
bir de dışarıdan içeri girince ki buğulanma var ki, devam edemeyeceğim göremiyorum.
devamını gör...

biz gececi yazarlar birbirimize aşinayız, geceleri icat bulmuyoruz kafası geç geliyor diyelim.
dur kahvemi alıp geleyim, esprini tut, gülmeyi kaçırmayayım, kıvamında muhabbetler....
eee zaman zaman deniz fenerinde nöbet tutar, zaman zaman açık denizde yazar.
basmane'de kivi içip fatma sezen muhabbeti yapmak isteriz....
ben, en çok onunla minibüs yolculuğunu severim. sağ koltuğa kurulu, arkadan vermeyen kaldı mı? sorusunu sorarım. piston aşağı inse de, şoför mahallini terk etmez, yunan müziğinin sesini açar, sigarasını yakar ve böyle bir ölüm herkese nasip olmaz der. bütün bir minibüs dolusu insan ölmek ister.....
tamam belki bir minibüste ölmeyi göze alırız da, pembe kucaklar ana okuluöğrencileri değiliz ki!
sözlüğü yazma dersen asla dinlemem hocam! aklımızı kiraya vermedik, şükür.
her neyse, kendisi aynı zamanda ünlü bir insandır;

devamını gör...

başlığın devamını; herkese nasip olamayacak güzellikte bir hayatın sırrına erişmek derim...*
niyetiniz iyiyse nasibiniz de iyi olur.
devamını gör...

kısa ama ders niteliği büyük olan kitaplar yazan bir yazardır. 8 kitabını okudum ve en çok beğendiğim satranç idi.
devamını gör...

vladimir mayakovski tarafından sergey yesenin'in intiharı üzerine kaleme alınmış şiir. sergey yesenin için ve/veya sergey yesenin'e olarak anılan şiir, mayakovski tarafından öyle keskin kaleme alınmış ki ne zaman okusam sanki mayakovski kalemi kağıda değil etime batırıyor gibi hissediyorum. intihar, ölen kişi için artık anlamsızdır zaten acı çekilmiş ve son bulmuştur oysa kalanların sırtına fazladan bir acı ve umutsuzluk yükler. dizelerin altında yatan o derin özlem, anlayış ve sitem insanın kemiklerini bile uyuşturacak cinsten. yesenin'e bu şiiri yazdıktan tam beş yıl sonra mayakovski'nin de intihar etmesi üzerine ise söyleyecek pek az şeyim var.

elveda dostum şiirinde şöyle diyor yesenin;
"ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada
ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek." ve daha bir anlam kazanıyor mayakovskinin bu şiirindeki son satırları:
"şu yaşamda
en kolay iştir ölmek
asıl güç olan
yepyeni bir yaşama
başlamak."

--- alıntı ---

sergey yesenin'e

"sen gittin, diyorlar yukarılarda bir dünyaya.
sonsuzlaşma-
uçuyorsun,
parıldayan yıldızlara çarparak.
ne borç var artık bize,
içki ne de
ayılma.

hayır, yesenin,
oh çekmek değil benim istediğim.
görüyorum ben
kesik bileklerinle sendeleyişini
ve alayla değil
acıyla
düğümleniyor yüreğim.

görüyorum
bir kemik çuvalı gibi
yere atışını gövdeni.
-dur! diyorum.
bırak !
delirdin mi sen?
sürer mi ölümü hiç insan
tebeşir tozu gibi
yanaklarına?


sen ki çok daha
iyi verirdin ölüme
ağzının payını herkesten.
yeryüzünde başka
kimsede olmayan
o efece konuşmanla.
niçin?
nedeni ne?

donup kalıyorum şaşkınlıktan.
homurdanıyor eleştirmenler:
-bizce,bunun asıl nedeni
şu...
ya da bu...
ama daha çok,
kopmak toplumdan,
çok fazla bira
ya da şarapla kafayı çekmesi.

başka deyişle
satsaydın
bohemleri
işçi sınıfına, diyorlar.
sınıf bilincin olsaydı,
bak, bu gelmezdi başına.
oysa işçiler de
kvastan sert içkilerle
kafayı çekiyorlar.
o sınıf da içerek
güzelce sıçıyor kendi ağzına.

başka deyişle
parti'den biri
denetleseydi seni
sağlansaydı böylece
asıl önemi
içeriğe vermen.
yazardın o zaman
her gün
o dizelerin
yüzlercesini

uzun uzun
ve sıkıcı
doronin de gördüğümüz türden
ama bence
böylesi bir deliliğin içine düşseydin
sen çok daha önce
son verirdin
yaşamına.

votkadan gitmek daha iyidir
inan bana
böylesi sıkıntıdan boğulmaktansa.
hiçbir zaman söyleyemeyecekler
nedenini bize
seni yitirişimizin.

şuracıkta duran
çakı mı, yoksa ip mi?
ama bulunsaydı
mürekkebi, elbette
angelleterre otelinin
damarlarını kesmen
ve ölüp gitmen
gerekmezdi.

sana öykünenler çıldırdılar sevinçten:
bir daha, bir daha !
neredeyse bir yığın insan
zıvanadan çıkıp
öldürdü kendini.
neden çoğaltmalı
intiharları
böyle sayıca?

daha kolay değil mi
mürekkeple doldurmak
oteldeki şişeleri!
sonsuza dek
kilitlendi artık dilin
arkasında dişlerinin.

benim bu bilmecemsi sözlerim
yersiz
bir bilgiçlik sayılmamalı
halkımız,
yaratıcısı ve yaşatıcısı o güzel dilimizin,
yitirdi ölümünle
yansılı sesler üreten
en güçlü çırağını.
ve o herifler tayışıp duruyorlar
ölü şiir döküntülerini

geçmiş,
gömülmüş ölülerden
hemen hiçbir yeniliği olmayan.
üstüste yığıyorlar
tatsız uyaklarını
mezara toprak atar gibi: daha beterlerini.
onurlandırmak için oğlunu
esin peri'sinin bile
işine yaramayacak olan.

sana yaraşacak
bir anıt henüz dökülmedi
hani nerde o anıt,
döğülmüş tunçtan
ya da yontulmuş mermerden?
oysa çoktan doldurdular
yığın yığın
parmaklarının dibini
çöplerle,
adama sözcüklerinden, anılardan, o bok püsür şeylerden.

adın
hıçkırıklarla birlikte doldurdu mendilleri.
sözcüklerini
geveleyip duruyor sobinov ağzında
kıvrılıp oturmuş da
altına suyu çekilmiş bir kayın ağacının-
"hiçbir şey söyleme,
ah dostum,
içini de çek-me ne olursun."

ah,
sen onu ne kimbilir nasıl da alaya alırdın,
şu leonid lohengrinski'yi,
baş belası, tanrının!
ortalığı kimbilir
nasıl da ayağa kaldırırdın:
"izin veremem
şiirsel gargaralarına
anıran eşşeklerin!"-
sağır ederdin kulaklarını
üç ayaklı ıslıklarınla, sonra,
yazdıklarının hepsini
kıçlarına sokmalarını söylerdin.

harcardın bozuk para gibi
o yeteneksiz heriflerin hepsini,
doldururdun
smokin ceketlerinin
kara yelkenlerini,
öyle ki savrulurdu
sağa sola
kogan gibileri,
süngüleyerek
sivri bıyıklarıyla
gelip geçenleri.

oysa bu arada
sayısı hiç de azalmadı
bu serserilerin.
çok zorlu bir iş
onları sayıca geride bırakmak.
yaşam
yepyeni bir biçimde
yeniden kurulacak.
işte o zaman
yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.

böyle bir çağda
ağırlaşıyor sorunları
kalemin,
iyi ama, gösterin bana
sizi ey zavallı
hortlaklar sürüsü, hadi
nerede görülmüştür
ve ne zaman
yüce bir kişinin,
dikenli yolları bırakıp da
gül bahçelerini seçtiği?

sözcükler
yönlendirir
insanoğlunun güçlerini.
yürüyün!
arkamızda
zaman patlasın
bir mayın gibi.

bizim geçmişe sunacağımız
yanlızca
bukleleri
rüzgarda
geriye savrulan saçlarımızın.
eğlenceye ayrılacak yeri yok
gezegenimizin.

yarınlardan
koparıp
almalıdır mutluluğu
insan.
şu yaşamda
en kolay iştir ölmek
asıl güç olan
yepyeni bir yaşama
başlamak."

--- alıntı ---
devamını gör...

hayatın matematikten ibaret olduğunu öğrenmek. özellikle de insan ilişkilerinde.

insanlarla değer dengesini kurmak gerekir. bu bir üstünlük meselesi değil elbet. yıpranmamak için bir önlem yalnızca. daha az değer verirsem vicdanım rahatsız olur, daha çok değer verirsem eksik hissederim.

hâlbuki her şey kararında olmalı.
devamını gör...

ben ne izledim dedirten filmlerdir.
fight club
inception.
devamını gör...

felsefi bir kitap. felsefe kitapları okuyan çoğu kişi acele etmeden, sindire sindire okumayı tercih eder. ben de daha önce denedim bunu. her cümleyi kafamda açmayı denedim, üzerine düşünmeyi denedim. ama beynimin ağırlaştığını, yazın sıcağında asfalttaki sakız gibi yapış yapış değişik bir şey olduğunu fark ettim. dedim yok benlik değil ağır ağır okuma. bu kitabı da hemen fırt diye okudum. ince bir kitap.
.........................

halil cibran'ın eseri. daha önce kum ve köpük kitabını da okumuştum. o da güzeldi. incecik zaten. alın okuyun. ama fazla bir beklenti içine girmeyin okuyacağınız zaman. beklentiler genelde üzer.

........................

orphalese kentinde 12 yıl boyunca yaşayan el mustafa, kendisini doğduğu adaya geri götürecek olan gemiye binmeden önce halk, el mustafa'nın kendileriyle konuşmasını ve hakikati anlatmasını istiyor. el mustafa birçok konuda hakikati anlattıktan sonra adadan ayrılıyor.

*



iyiye ve kötüye dair bölümü

kötü, kendi açlığının ve susuzluğunun ıstırabıyla kıvranan iyiden başka nedir ki? gerçekte iyi acıktığında en karanlık mağaralarda bile yiyecek arar, susadığında ise bataklıktan bile su içer.


kendinizle özdeş olduğunuz zaman iyisinizdir ama kendinizle özdeş olmadığınız zaman kötüsünüz anlamına gelmez bu. çünkü bölünmüş bir ev, haydut ini değildir. sadece bölünmüş bir evdir. dümensiz bir gemi tehlikelerle dolu adalar arasında başı boş seyretse de batmayabilir.


kendinizden vermeye çaba gösterdiğinizde iyisinizdir ama kendinize çıkar sağlamaya çalıştığınızda kötü olmazsınız.


çünkü çıkar sağlamaya çabalarken toprağa yapışıp memesini emen bir kökten başka bir şey değilsiniz. kuşkusuz meyve, köke ''benim gibi olgun, dolgun ve her daim bereketli ol'' diyemez. çünkü meyve için vermek nasıl ihtiyaçsa, kök için de almak ihtiyaçtır.


ne dediğinizi bilerek konuştuğunuzda iyisinizdir ama uyurken diliniz amaçsızca debelendiğinde de kötü olmazsınız. kekelemek bile güçlendirebilir zayıf dili.


amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla yürürken iyisinizdir ama bu yolda topalladınız diye kötü olmazsınız. topallayanlar bile geriye doğru gitmezler.


fakat siz güçlü ve tez adımlı olanlar, merhametli olacağız diye topallamayın topalların önünde. pek çok bakımdan iyisiniz ve iyi olmadığınız zaman kötü değil, sadece aylak ve miskinsinizdir.


ne yazık ki geyikler öğretemiyor kaplumbağalara tez olmayı.


dev özünüze duyduğunuz özlemde yatar iyiliğiniz, hem hepinizin içindedir bu özlem. fakat kimilerinizde yamaçların gizlerini ve ormanın şarkılarını sürükleyerek var gücüyle denize koşan bir seldir.


diğerlerinizde ise köşelerde ve dönemeçlerde kendini yitiren ve kıyıya varmakta oyalanan durgun bir akarsudur.


fakat çok özleyen, az özleyene ''neden ağırdan alıyor, duraklıyorsun?'' demesin.
çünkü gerçekten iyi olan; çıplak olana ''giysin nerede?'', evsiz olana ''evine ne oldu?'' diye sormaz.


* *
devamını gör...

ıklim değişikliğine yerel ve kültürel bir bakış açısından bakması dolayısıyla dur bakalım izleyelim dediğim dizidir. bu samimi yaklaşımım ilk sezon sonu ve ikinci sezon ortalarında dayanamamıştir.

kafamda lan bu neeee ? dediğim birkaç sahneden bahsedeyim. kötü adamımız çevreyi kirleten ve aynı zamanda iskandinav mitlerine göre dev olan abi ile thor olan magne kardeşimizin 1. sezon finalindeki savaşı. ağalar, beyler, hanımlar.... 2021 yılında netflix gibi bir yerde şöyle bir replik olabilir mi ? " babanı da ben öldürdüm, seni de öldürüceğnmm” bunu cüneyt arkın yapınca herkes ardiyla gülüyor, bu norveçli kekolar yapınca ses yok arkadaş. diğer bir sorun az buçuk mitoloji bilen insan magne’nin kardeşi laurices'ın loki olduğunu anlamıştır. adamlar o kadar gözümüze sokmuşlar. eveet şimdi burası çokomelli... şu yazıyı okuyan çocuk sahibi olan veya olmayan kadın yazarlara sesleniyorum. düşünün market kasiyeri size diyor ki, tamam hadi o eşyaları çıkarmana gerek yok kalsın, benden olsun amaaa büyük oğlana şöyle köprüye gidip tanrıyla tanışsın... bu diyalogdan sonra bir insan şunları düşünmez mi, ne diyor bu münafık ya da lan bizim oğlan bu kadınla ilişki mı yaşıyor bedava malzeme aldık şifre bu herhalde akşama sevişecek bunlar galiba demez mi aga??? oğlunun tanrı olma olasılığı benim ihtimallerimden milyon, milyar kat daha düşük bir olasılık. ama kadın ne yapıyor ? yia oğlum marketteki kadın tanrı dedi, köprü dedi, oğlun gitsin dedi ayhh bir şeyler dedi işte... ıçim parçalandı bu diyaloğu yazarken, sol ciğerim gel abi korona olalım değmez bu saçma dünyada yaşamaya diyor.... sevgili thor kardeşimizin çekicini gidip döktürmesi ise ayrı bir hoş tabi... magne'nin annesi ise fatmagül'ün suçu ne ? dizisindeki fatmagül'ün abisinin aynısı lan. aynı polyanacilik var kadında. sen gidiyorsun kadının kocasına diyorsun ki, yia işte biz senle şu tarihte sevişmiştik hatırlıyorsun, he işte laurice senin oğlun. bu adamın karısı sizi ezmeye çalışıyor ve diyorsun ki hayır bilerek yapmadııı kiiii ....


diziye samimi olarak birkaç artı puan vererek başladım izlemeye, çünkü mitoloji sever bir insan olarak ve işlediği konunun ikok değişikliği olması sebebiyle.... gelin görün ki bu iyi duygulariimin üzerinde resmen bal şarabı içip halay çektiler ....
devamını gör...

gençlerin yaşımı duyunca, ölmeye az kaldığını sandıkları yaştayım.
haklılar,
bana da zamanında 30 yaş üstü ölecek gibi gelirdi.
40 yaşımdan beri anladığım, gerçekten insan 30larda ölüyor, 40larda yeniden doğuyor.
mis gibi tecrübelerin yanına, her biri yaşanmışlık dolu kırışıklıklar ekleniyor, saçlara da yıldızlar düşüyor.
görmüş geçirmiş, kimsede aklı kalmayan, kendinden emin bir ruh eşlik ediyor insana.
görüş açılıyor, nefes yettiği kadar gidiliyor.
45 yaşı tavsiye ediyorum, sırası gelen yaşayabilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim