kadınlarda ilk baktığınız yer
önce gözlerine bakıyorum sonra istemsizce parmaklarına.
devamını gör...
juvenoia
t: david finkelhor'un 2010 yılında "gençler salak, bunlardan bir halt olmaz" vesaire gibi, mutlaka herkesin hayatında en az bir kere duyduğu yaşlı tutumunu tanımlamak için literatüre kattığı terim.
juvenile ve paranoia kelimelerinin birleşiminden meydana gelmektedir: juvenile* "gençlik, genç" paranoia da paranoya*. özetle, gençleri küçümsemek, gençlere karşı duyulan güvensizlik anlamına gelir.
ilgili makale
sıkıntı editi:
örnek diyalog:
mümtaz dede: "yaw, gençliğe bak yaw(haw haw), anasının babasının yanında yemek yiyor. bizim zamanımızda önce böyükler yer idi. biz de mal gibi ayakta onların yemeğini bitirmesini beklerdik."
ilgili genç: "..."
tabii sadece dedelerle teyzelerle alakalı değil, öğretmenler, akademisyenler vs. herkeste bir parça var. fakat şu durumu da yadsımamak lazım, gençlerin içinde de oldukça anti yaşlıcı olanlar var. kesin bunun da bir adı vardır.
juvenile ve paranoia kelimelerinin birleşiminden meydana gelmektedir: juvenile* "gençlik, genç" paranoia da paranoya*. özetle, gençleri küçümsemek, gençlere karşı duyulan güvensizlik anlamına gelir.
ilgili makale
sıkıntı editi:
örnek diyalog:
mümtaz dede: "yaw, gençliğe bak yaw(haw haw), anasının babasının yanında yemek yiyor. bizim zamanımızda önce böyükler yer idi. biz de mal gibi ayakta onların yemeğini bitirmesini beklerdik."
ilgili genç: "..."
tabii sadece dedelerle teyzelerle alakalı değil, öğretmenler, akademisyenler vs. herkeste bir parça var. fakat şu durumu da yadsımamak lazım, gençlerin içinde de oldukça anti yaşlıcı olanlar var. kesin bunun da bir adı vardır.
devamını gör...
ayakta durma testi
conn sendromu tanısında kullanılan testtir.
normalde ayakta durmakla renin salgısı artarken; renin düzeyi artmazsa tanıya yaklaştırır.
normalde ayakta durmakla renin salgısı artarken; renin düzeyi artmazsa tanıya yaklaştırır.
devamını gör...
arnavut ciğerinin arnavut vatandaşlarının ciğerinden yapılmaması
yıllarca tavuk göğsü tatlısında tavuk yok sandık bunda da baska bi nane çıkmasın sonra diye düşündüren başlık.
devamını gör...
arkeoloji
yunanca eski anlamına gelen ar(ch)ke ve bilgi, bilim anlamına gelen logos kelimelerinin birleşiminden oluşur. kelime anlamı olarak da "eskinin bilgisi" anlamına gelir.
arkeoloji hakkında yanlış bilinen o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim.
arkeoloji yazının bulunmasından önceki kültürleri inceler diye bir cümle okudum az önce. arkeoloji kesinlikle böyle bir şey değildir. arkeoloji, sadece yazıdan önceki kültürleri değil sonrakileri de esasen eski olarak tanımlanabilecek şeyleri inceler.
aşağıda yazacağım arkeolojinin bazı alt dalları arkeoloji hakkında insanların ne kadar yanlış bir algıya sahip olduklarını gösteriyor:
sualtı arkeolojisi
osmanlı arkeolojisi
fabrika arkeolojisi/sanayi arkeolojisi
neden özellikle bu üçünü örnek verdiğimi açıklayayım.
sualtı arkeolojisini insanların '' arkeoloji toprak altında kalan kültürleri inceler'' yanılgısı için seçtim.
osmanlı arkeolojisini, insanlardaki arkeolojinin çok eski kültürlerle ilgili olduğu yanılgısı için seçtim.
sanayi arkeolojisini ise bu bilimin alanının ne kadar geniş olduğunu anlatabilmek için seçtim.
hakkında birçok yanılgının olmasını geçtim önemi de yeterince idrak edilemiyor. kaçak kazılar, altın bulurum umuduyla talan edilen arkeolojik alanlar yetmezmiş gibi bilinçsiz arkeologların da verdiği zararlar çoktur.
höyük mü yoksa tümülüs mü olduğu tam anlaşılamayan bir alanda yanlış yöntemle kazı yapıldığı için tahrip edilen hem höyükler hem de tümülüsler var. onu da geçtim kazı boyunca yanlış muhafaza edildiği için tahrip olan eserler var.
bu coğrafya tam bir arkeoloji cennetiyken bu kadar yanlışın yapılması elbette sindirilmesi zor gerçekten. gerçi padişah tahtını evine götüren müze müdürleri varken biz kime neyi anlatıyoruz.
arkeoloji hakkında yanlış bilinen o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim.
arkeoloji yazının bulunmasından önceki kültürleri inceler diye bir cümle okudum az önce. arkeoloji kesinlikle böyle bir şey değildir. arkeoloji, sadece yazıdan önceki kültürleri değil sonrakileri de esasen eski olarak tanımlanabilecek şeyleri inceler.
aşağıda yazacağım arkeolojinin bazı alt dalları arkeoloji hakkında insanların ne kadar yanlış bir algıya sahip olduklarını gösteriyor:
sualtı arkeolojisi
osmanlı arkeolojisi
fabrika arkeolojisi/sanayi arkeolojisi
neden özellikle bu üçünü örnek verdiğimi açıklayayım.
sualtı arkeolojisini insanların '' arkeoloji toprak altında kalan kültürleri inceler'' yanılgısı için seçtim.
osmanlı arkeolojisini, insanlardaki arkeolojinin çok eski kültürlerle ilgili olduğu yanılgısı için seçtim.
sanayi arkeolojisini ise bu bilimin alanının ne kadar geniş olduğunu anlatabilmek için seçtim.
hakkında birçok yanılgının olmasını geçtim önemi de yeterince idrak edilemiyor. kaçak kazılar, altın bulurum umuduyla talan edilen arkeolojik alanlar yetmezmiş gibi bilinçsiz arkeologların da verdiği zararlar çoktur.
höyük mü yoksa tümülüs mü olduğu tam anlaşılamayan bir alanda yanlış yöntemle kazı yapıldığı için tahrip edilen hem höyükler hem de tümülüsler var. onu da geçtim kazı boyunca yanlış muhafaza edildiği için tahrip olan eserler var.
bu coğrafya tam bir arkeoloji cennetiyken bu kadar yanlışın yapılması elbette sindirilmesi zor gerçekten. gerçi padişah tahtını evine götüren müze müdürleri varken biz kime neyi anlatıyoruz.
devamını gör...
november 1916
bilinen diğer ismi ile -takvim farklılığından ötürü- october 1916; mevcut rejime karşı tüm devrimci muhalefetin ve 1917 yılında ön plana çıkacak olan ayrılıkların irdelendiği kısmen sakin bir dönemi ele alan aleksandr soljenitsin eseri. 75 ayrı bölümden oluşan bu uzun tarihi roman, yazarın august 1914 romanının devamı niteliğinde. bu kadar uzun ve detaylı bir anlatımın en kötü yanlarından birine de sahip esasında bu eser; haritanın büyük bir bölümüne yayılan geniş çaplı bir hikaye -ki bu mekan tasvirlerini ve okuyucu için odaklanmayı epey zor hale getiren bir husus- ve hikayedeki karakter fazlalığı. her ne kadar soljenistsin bunun altından oldukça iyi bir biçimde kalksa bile okurken oldukça kafa karıştırıcı bir duruma geliyor yine de soljenitsin buna bir çare bularak karakterlerin ayrıntılı bir biçimde aktarıldığı bir liste ve haritayı kitaba iliştirmiş. eser bütünü ile - ve hatta buna august 1914'ü de eklersek- savaş ve savaş sonrası psikolojisini, savaşın gerekliliğinin ne ile ölçülebileceğini, yönetimin yeterliliğinin tartışmaya ne denli açık olduğunu ve bu dönemde rus halkının yönetime karşı bulunduğu konumu, devrimin ayak izlerini ve dönemin şartlarını anlamak için ideal bir noktada. soljenitsin'in aktardığı fikirlere veya durduğu tarafa bakılmaksızın objektif bir biçimde okunup değerlendirilmesi gereken bir roman çünkü kurguyu bağlama şekli ile ve yarattığı orijinal karakterler ile gerçek bir başyapıt. profesör olda andozerskaya ve pierre obodovski okunması aşırı keyifli karakterlerdi.
“war is not the vilest form of evil, not the most evil of evils. an unjust trial, for instance, that scalds the outraged heart, is viler. or murder for gain, when the solitary murderer fully understands the implications of what he means to do and all that the victim will suffer at the moment of the crime. or the ordeal at the hands of a torturer. when you can neither cry out nor fight back nor attempt to defend yourself. or treachery on the part of someone you trusted. or mistreatment of widows or orphans. all these things are spiritually dirtier and more terrible than war.”
“war is not the vilest form of evil, not the most evil of evils. an unjust trial, for instance, that scalds the outraged heart, is viler. or murder for gain, when the solitary murderer fully understands the implications of what he means to do and all that the victim will suffer at the moment of the crime. or the ordeal at the hands of a torturer. when you can neither cry out nor fight back nor attempt to defend yourself. or treachery on the part of someone you trusted. or mistreatment of widows or orphans. all these things are spiritually dirtier and more terrible than war.”
devamını gör...
bir kişinin haksız olduğunu gösteren detaylar
karşıdaki kişinin konuşmasını engellemesi.
devamını gör...
balaklava
bir anda baklava diye okuyanlar burada mı?
devamını gör...
döneminin lise akımları
retrica'nın varlığını unutamıyorum. bir dönem herkes bol efektli, rengarenk fotoğraflar çekiliyordu.
devamını gör...
kabak tadı vermek
gına gelmek deyimi ile hemen hemen aynı anlama gelen bir deyim.
sözlükte ''sık sık yinelendiği için bıktırmak, tatsız gelmeye başlamak, usanç vermek, sıkıcı duruma gelmek.'' anlamlarına geliyor.
sözlükte ''sık sık yinelendiği için bıktırmak, tatsız gelmeye başlamak, usanç vermek, sıkıcı duruma gelmek.'' anlamlarına geliyor.
devamını gör...
birini sevince yapılanlar
ben sevdiğim insanları yemek istiyorum. midemde onları mide asidimden de koruyacak özel bir bölümde saklayacağım tabii ki. böylelikle hep yanımda ve dünyadaki kötülüklerden uzak olurlaar.
devamını gör...
favlayan yazarın asıl amacı
emeğinin hakkını vermektir. tanım giren yazarın mutlu olmasını istemektir. onun tanımına katıldığını göstermektir.
devamını gör...
horoz şeker
cahit sıtkı tarancı'nın çocukluk şiirinde geçer.
affan dede'ye para saydım,
sattı bana çocukluğumu.
artık ne yaşım var, ne adım;
bilmiyorum kim olduğumu.
hiçbir şey sorulmasın benden;
haberim yok olan bitenden.
bu bahar havası, bu bahçe;
havuzda su şırıl şırıldır.
uçurtmam bulutlardan yüce,
zıpzıplarım pırıl pırıldır.
ne güzel dönüyor çemberim;
hiç bitmese horoz şekerim!
affan dede'ye para saydım,
sattı bana çocukluğumu.
artık ne yaşım var, ne adım;
bilmiyorum kim olduğumu.
hiçbir şey sorulmasın benden;
haberim yok olan bitenden.
bu bahar havası, bu bahçe;
havuzda su şırıl şırıldır.
uçurtmam bulutlardan yüce,
zıpzıplarım pırıl pırıldır.
ne güzel dönüyor çemberim;
hiç bitmese horoz şekerim!
devamını gör...
ayrılık sevdaya dahil
“oysa ayrılanlar hala sevgili”
devamını gör...
asi kız (yazar)
yazım ve imla kuralları ile uzaktan yakından ilişiği bulunmayan yazardır. yani o kadar noktalama işaretlerine savaş açmış ki, neredeyse hiç kullanmamış. bu göz kanamasına artık tahammül edemediğim için kendisi tarafımca engellemiş on altıncı yazar oluyor. tebrikler.
umarım türkçemize olan mesafenizi covid-19'a karşı da gösterirsiniz, öyle olursa kesin test bile görmeden virüsün bitişini görürsünüz çünkü.
umarım türkçemize olan mesafenizi covid-19'a karşı da gösterirsiniz, öyle olursa kesin test bile görmeden virüsün bitişini görürsünüz çünkü.
devamını gör...
güne bir söz bırak
"aynı duyguyu paylaşan kederli ruhlar birbirleri ile karşılaştıklarında huzuru bulurlar"
halil cibran.
halil cibran.
devamını gör...
durduk yere insanı mutlu eden şeyler
radyoda ansızın çıkan o müzik... gülümsetir. hüzünlü bir şarkının bile güldürdüğü olmuştur, çünkü anısı güzeldir.
devamını gör...
monster slayers
kendisini "a deckbuilding roguelike adventure" olarak tanımlayan güzide bir bilgisayar oyunu. oyunda düşmanlarla kart oyunu oynar gibi savaşıyorsunuz ve daha sonra zaferlerinizle birlikte destenizi geliştiriyorsunuz. aynı zamanda ölmek de çok kolay ama ölünce kazandığınız fame puanlarıyla yeni geliştirmeleri açarak bir sonraki başlangıcınızda daha güçlü ve donanımlı olmanız mümkün.
oyunun eksilerine gelirsek grafik ve arayüz birazcık eski flash oyunları andırıyor. ayrıca oynanışta şans faktörü de etkili olduğu için bazen saç baş yolduracak ölümlere kurban gidebiliyorsunuz. ve de oyun uzun süre oynandıktan sonra heyecanını kaybedip sıkıcı bir işe dönüşüyor. ama yine de sıkılana kadar oldukça uzun bir zaman geçirmek mümkün. benim puanım 6,5/10.*
steam sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
oyunun eksilerine gelirsek grafik ve arayüz birazcık eski flash oyunları andırıyor. ayrıca oynanışta şans faktörü de etkili olduğu için bazen saç baş yolduracak ölümlere kurban gidebiliyorsunuz. ve de oyun uzun süre oynandıktan sonra heyecanını kaybedip sıkıcı bir işe dönüşüyor. ama yine de sıkılana kadar oldukça uzun bir zaman geçirmek mümkün. benim puanım 6,5/10.*
steam sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
devamını gör...
okunması gereken kitaplar
devamını gör...