ben askerligimi kara harp okulu'nda yaptim. hulusi bey, o vakitler kara harp okulu komutani idi. ataturkcu bir subay olarak bilinirdi. hatta sene sonunda butceden artan parayi okulu karsidan goren bir duvara 'dogumundan olumuna ataturk' konulu bronz bir rolyef yaptirip harcamis, bunu trt kameralarini cagirip haber yaptirmis birisidir.

siradan bir asker olarak aslinda birkac kez karsilastigimiz oldu. allah'tan cok ondan korkarlardi ama ondan da cok karisindan. ben o siralarda okul karargah bolugunde idim ve bizim birkac gerizekali bunu esofmanla gordukler bir gun tanimadiklari icin selam vermemisler. okul karargah bolugune sabah sporu koydu kizip. hakli sonuna dek. koca tumgeneral lan, yaninda kurmay baskani var ve sen tanimayip geciyorsun. s*kerler.

sonra bir gun carsidan donuyordum. bir arac geciyor solumdan ve goz ucuyla bunun araci oldugunu flamayi gorunce anladim ve caktim selami. arabanin icinde selamimi aldi adam. hani 'daha selam vermeyi bilmiyor' filan diyen gerizekalilar var, yok oyle bir sey.

ilker basbug okulu teftse geldiginde bir komedi yasandi ama kendisi rencide olmasin diye soylemiyorum ne oldugunu. sadece yanindakiler onu uyarmaktan korktugu icin cikan bir problemi cozmek icin cok ama cok ugrastigimizi soyleyip geciyorum. astlari ile iliskileri pek iyi degildi ayrica.

sonrasinda baska yere gitmis, sonraki komutanin adi reha'ymis galiba. 'hulusi gitti, reha-bilitasyon basladi' diyenler olmus.

sonra darbe gecesi cikti yine karsimiza. genelkurmay baskaniydi ve o makama giden yol birileri tarafindan ozenle dosendi onun icin. hulusi bey, klasik lise mezunudur, harbiyeli degildir. web'e bakarsaniz 'lise eğitimine kayseri lisesinde başladı fakat bir öğretmene hakaret ettiği iddiasıyla okuldan uzaklaştırıldı. bundan dolayı, kayseri sümer lisesine geçen akar, lise eğitimini orada tamamladı' bilgisine de ulasirsiniz.

darbe girisimi bastirildiktan sonra bogazinda izlerle kamera karsisina cikti. tutuklanmaya calisilirken direnmis ve agiz dolusu kufur etmis deniyor ifadelerde. eder kufur hulusi bey. karsinda o kadar *r*spucocugu feto'cu varken kufretmeyip ne yapacaksin? (aslinda hakan fidan ve o isini yapsaydi o darbe de olmazdi ya neyse)

ben yaklasik 5 senedir hulusi bey'in bir seyler icin hazirlandigini soyluyorum, bana sacmaladigimi soyluyorlar. bu ara da bir ara beraber calistigimiz can atakli abim soyluyor bunu. 'natocu islamci bir subaydir, dikkat edin buna' diyor, can abi'ye deli muamelesi cekiyorlar. bu isler yavas yavas olur. kimsenin aklina gelmezdi ozal'in o kadar oy alacagi mesela. yarin bir gun yine karsimiza cikacak hulusi bey. yazin bir kenara.

bu wikipedia'dan:

"tsk bünyesinde; ordu komutanlığı yapmadan kara kuvvetleri komutanı olarak görev yapan ilk komutandır.

2015 yılının başında kara kuvvetleri komutanı olarak washington'a gitti ve nato'ya sağladığı "sıra dışı katkılar" nedeniyle 4 temmuz 2003'te süleymaniye'deki türk özel kuvvetlerine bağlı askerlerin başına çuval geçirilmesi emrini veren abd kara kuvvetleri komutanı orgeneral raymond odierno tarafından liyakat lejyonu madalyasını aldı."

hulusi bey'in coook eski arkadasidir abdullah gul. hizli yukselisinde kayseri lisesi'nden arkadasi abdullah bey'in etkisi buyuk. ikilinin, yanlarinda sukru karatepe ile fotolari var londra'da cekilmis.

www.hurriyet.com.tr/gundem/...

alinti:

* fehmi koru, abdullah gül ve şükrü karatepe, 1976-1978 yılları arasında milli kültür vakfı’nın bursuyla ingiltere’nin güneybatısında yer alan exeter kentinde bulunan exeter üniversitesi’nde okudu.

* kayseri lisesi'nden okul arkadaşları olan hulusi akar o dönemde üsteğmendi. akar 42 gün izin alarak ingiltere'ye gitti ve arkadaşlarını ziyaret etti. dört arkadaş exeter'den 3.5 saat mesafedeki londra'ya da geçtiler. amaçları hem londra’da gezmek, hem de üsteğmen akar'ın izin kağıdını londra’da bulunan askeri ataşeliğe onaylatmaktı.

* önce, belgrave square 43 numarada bulunan türk büyükelçiliği’nin ikinci katındaki askeri ataşeliğe gittiler. daha sonra buradan çıkarak, yaklaşık 250 metre mesafede bulunan hyde park’a girdiler. biraz dolaştılar, yorulunca birer pound vererek şezlong kiraladılar ve oturup sohbet ettiler. hava güzel ve güneşli bir gün olduğu için ceketlerini çıkarıp, şezlongların arkasına astılar ve günün anısına bir de fotoğraf çektirdiler.

* daha sonra kalktılar, ceketlerini ve safarilerini giydiler, kuzeye doğru yürüdüler, hyde park’ın marble arch kapısından çıktılar ve sağa dönerek oxford street’e girdiler. bu sefer de fotoğraf makinesinin arkasına fehmi koru geçti, şimdiye kadar hiç medyada görmediğiniz hulusi akar, abdullah gül ve şükrü karatepe’nin fotoğrafını çekti.
devamını gör...

insanın hayatta huzur bulması için yapması gereken şeylerin başında gelendir.
devamını gör...

aç kapa aç kapa artema
devamını gör...

annem beni uyandırsa ve dese ki " hadi oğlum servis gelecek, kalk'ta kahvaltını et" yataktan kalksam takvime bir baksam 2002. ne kadar isterdim.
devamını gör...

aracımız serdar beye opsiyonlanmıştır.
devamını gör...

çünkü neden almayasınız?
devamını gör...

tam adı; “behemoth ya da ingiltere iç savaşının içyüzü” olan vakıfbank kültür yayınlarından çıkmış thomas hobbes kitabı.

evvela arka kapağını bırakayım;

“avrupa düşünce tarihinin en etkili toplumsal sözleşme kuramcılarından olan ingiliz filozof thomas hobbes'un eseri büyük behemoth, vakıfbank kültür yayınları aracılığıyla ilk defa türkçeye kazandırılıyor. günümüz dünyasının ekonomik, siyasi ve felsefi görüşlerinin büyük bir kısmının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ingiliz iç savaşı, cromwell iktidarı ve restorasyon çağına yakından tanıklık eden hobbes, modern siyaset felsefesinin temellerini iki büyük eserle atmıştır. hobbes, leviathan'da muhafazakâr bir devlet teorisi geliştirirken, behemoth'ta bütün taraflara eşit mesafede duran, bireysel düşünce ve vicdan özgürlüğünü her şeyin üzerinde tutan liberal bir tutum takınır. abdullah yılmaz'ın kapsamlı önsözü ve güzel türkçesiyle adeta tarihsel bir roman akıcılığıyla ilerleyen behemoth, thomas hobbes'un kişiliğini ve felsefesini anlamak için okurlara bulunmaz bir fırsat sunuyor.”

ingiliz iç savaşına dair bilgi edinmek için değil, ingiliz iç savaşına dair bir bilginiz varsa fikir edinmek için okuyabilirsiniz. kitap diyalog halinde yazılmış ve hobbes'un ölümünden sonra basılmış. muhtemeldir ki kitabın adını da yayıncısı koymuştur. hobbes, leviathan'da leviathan'ın ne anlama geldiğini ve kitaba neden o ismi verdiğini açıklar; lakin behemoth için böyle bir açıklama yoktur. behemoth, bataklıkta yaşayan, otla beslenen güçlü bir canavardır. behemoth tanrı tarafından yaratılmış ancak o bile yanına ancak kılıçla yaklaşabilir. bir diğer canavardan ismini alan leviathan'ın okuyucudan ilgi görmesi üzerine bu isim seçilmiş olabilir. kitaba 42 sayfalık bir önsöz yazılmış ve kitabı anlamak için bu önsözün okunması elzem. anlaşılması ve okunması oldukça zor olan bu kitap neden önemli?
efendim bildiğimiz üzere gerek milliyetçilik akımının ortaya çıkması gerekse modern devletlerinin temelinin atılması bakımından fransız devrimi her daim övülür, yüceltilir ve ön plana çıkarılır. fransız devrimi ile ilgili binlerce kaynak bulabilir ve okuma yapabilirsiniz. ancak o dönem 22 bin yazılı basımın yapıldığı ingiliz iç savaşına ait pek kaynağa rastlamayız. ingilizlerin dünyaya hakim hale gelmesine, adanın, kıtadan demokrasi bağlamında ilerde olmasında büyük rol taşıyan ve üstelik fransız devriminden 140 sene evvel cereyan eden ingiliz iç savaşı günümüz dünyasının inşa edilmesinde büyük rol taşıyor. osmanlının henüz matbaa ile tanışmadığı bir dönemde, ingiltere'de kraliyet, kilise ve parlamento arasında yaşanan çekişmeler ibret verici.
devamını gör...

insanların huzurlu olması, suç oranının düşük olması.
devamını gör...

en büyük mücadelesini müslüman görünümlü softalara karşı veren ve kendini türk oğlu türk olarak tanımlayan türkçü aydındır. rus emperyalistlerle birlik olan ve hakkında kafir söylentisi çıkaran cahil ve yobaz kadimcilerin tüm ayak oyunlarına rağmen usulücedit okullarında türk kızlarını fenni ilimler ile eğitmek için büyük çaba sarfetmiştir.

“siyasi inanç ve görüşümün esası ‘türkoğlu türk’ olduğumdur. önce türk olmadıkça ne aristokrat olurum ne demokrat. ne halkçılardan olurum ne sosyalistlerden. eğer bana ‘ halin bedbahttır, türklük yani kavmiyet, milliyet fikrini bırak da saadete nail ol’ deseler, bu yüzden gelecek saadete, bedbahtlığı tercih ederim; ben olmamak ne aklıma uyar ne vicdanıma yatar.”

1851-1914 yılları arasında yaşamış, kırım’ın gaspra şehri doğumlu, kırım tatar türklerindendir. 1883-1918 yılları arasında tüm türk dünyasında yayınlanan tercüman gazetesinin ve ceditcilik hareketinin kurucusudur.

16 yaşında girit'deki rum isyanına karşı türkleri desteklemek için bir arkadaşı ile birlikte volga nehri ve don nehri üzerinden 45 gün kürek çekerek kırım'a ulaşmışlar, buradan da odesa'ya geçmişlerdir. odesa'da pasaportsuz olarak gizlice bindikleri türkiye'ye giden bir gemide yakalanmışlar, ailelerine teslim edilmişlerdir.

1874 yılında istanbul'da bulunduğu dönem içinde tarihe düştüğü anektodlar bugün bile geçerliğini yitirmemiştir.

‘’türk unsuru haricindeki unsurlar türkiye’nin zenginliğini istismar etmektedir. türk, sanayi ve ticaretten uzak kalmış ve memur olma hastalığı içindedir.’’

dünyadaki tüm türk halklarının birleşmesi ideasını savunan dilde fikirde işte birlik kuramı ile bilinir.
atatürk’ün milli politika danışmanı olan bir başka türkçü ideolog, kırım kazan’lı yusuf akçura’nın halası olan zühre hanım ile evlidir.

rus çarlığının türk kimliğini asimile politikalarına karşı ömrü boyunca mücadele etmiştir. 1914 yılında kırım’da ölmüştür. mezarı bahçesaray’dadır.

“doğmuşum ben avcı köy’de bin sekiz yüz elli birde,
mekânımdır bahçesaray, mezarım kim bilir nerede?”


necip hablemitoğlu, gaspıralı ismail'in hayatını tüm yönleriyle araştıran bir kitap yayınlamıştır.
devamını gör...

pihla viitala.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hobaaa ya da değil, kimse kim, ne mesele yaptınız arkadaş ya? allah başka dert vermesin başka şey demiyorum.

ben severek okuyorum. hobaa ise de severek okuyorum, değilse de severek okuyorum. hobaa ise de umrumda değil, değilse de umrumda değil. yeter be.
devamını gör...

aile kabristanı.
reyon filan demezsek sevinirim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

karşı cinslere sesleniyorum. buluştuğunuzda cebinizden çikolatayı çıkarıp seviyorsun diye aldım demek emin olun bu ramazan kolisi gibi "hediyeden" 1000kat daha hoş olur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güzel kirpikleri de varsa kadına inanılmaz bir güzellik katan gözdür. gördüğü yerde insanın şiir yazası geliyor.*
devamını gör...

doğru kişiyle tanıştığınız yaştır
devamını gör...

yaklaşık 380 saat oynadığım bir oyundur kendileri. bu saatleri gerçekten zevk alarak geçirdiğimi söylemek istiyorum ama oyunda bazı şeyler var ki beni hafiften oyunu bırakmaya itti. uzun bir süredir de oynamadım.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
devamını gör...

yahya kemal beyatlı, öğrencisi nazım hikmet'in annesine aşık olmuştur. karşılığında nazım'dan işittiği laf ise "hocam olarak girdiğin bu evden babam olarak çıkamazsın." dır.
devamını gör...

limon portakal nar çiçeği
nergis çiçeği
mersin çiçeği
sedir ağacı
yasemin ve daha çokları o kadar güzel ki kokuları hissettim.
devamını gör...

helyum ile şişirilen balonları satan kişi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim