chp'nin meclise 128 milyar nerede pankartı asması
güzel para ama ha..! halbu ki koy onu faize.
tanım: hırsıza paranın yerini sormak. halbu ki koy onu faize...!
tanım: hırsıza paranın yerini sormak. halbu ki koy onu faize...!
devamını gör...
cuma akşamı iş çıkışı
bir zamanlar keyifli bir haftasonunun başlangıcını müjdeleyen olaydı. cuma günü nispeten erken biten mesai, kitapları bilgisayarı bir koşu eve bırakıp işten arkadaşlarla kahve eşliğinde sohbet etmek demekti. ya da iş çıkışı öğleden sonra ortalık henüz kalabalıklaşmamışken tunalı'ya uzanıp önce biraz gezinmek, pasajlara, kitapçılara girmek, sonra da akşam birkaç arkadaş bir araya gelip sakin bir yere müzik dinlemeye gitmekti. hele bir de önceden alınmış bilet varsa tiyatro saatini beklerken aylaklık etmek iple çekilirdi. o günler yeniden gelir mi bilmiyorum ama her şeyin değiştiğini, başkalaştığını, sonra bizi kendine alıştırdıktan sonra yeniden aynı döngüye girdiğini görüyorum. hayat eksiğiyle, fazlasıyla yolunu bulup akıyor.
devamını gör...
ne salak salak başlıklar bunlar ya
şu sıralar sürekli bu cümleyi kullanmak durumunda kalıyorum.
devamını gör...
vanilya
kokusu harika olan bir bitkidir.
devamını gör...
panik atak
herkesin belli zamanlarda endişe, kaygı, ve panikle yoğrulmuş bir his yumağının içine atılma durumudur aslında. bu his kendimizi tehlikede hissettiğimizde, gergin ya da stresli olduğumuzda vücudumuzun gösterdiği doğal bir tepkidir.
aniden gelen ve düzenli şekilde devam eden panik veya gerginlik, korku hissiyle yaşanan bir anksyete bozukluğudur. fakat panik atak bozukluğuyla başetmeye çalışan bir kişi için stres, panik, korku, gerginlik, anksiyete gibi duyguları hem düzenli bir şekilde hemde çok fazla belirgin nedenler olmadan biranda yaşamaya başlar. bazen herhangi bir belirti göstermez.
panik bozukluğu panik atakla bağlantılı bir rahatsızlıktır. aniden ortaya çıkan ve tekrar eden panik ataklar, bu atakların sürekli gerçekleşeceği beklentisinin ortaya çıkardığı bir kaygı, travma ve panik atak anında gerçekleşen duygu bozukluğu durumu, vücudun yaşadığı ani değişikliklerden dolayı öleceğini ya da zarar göreceğini düşünme nedeniyle hayata tam ve doğru şekilde karışamama olarak gözlemlenen durumdur.
psikolojik bir rahatsızlık olmasının yanında kimyasal bir beyin olayı olarakta tanımlandırılır. tam olarak nedeni belli değildir aslında. tedavisi tabi ki mümkün. doğru ve düzenli bir yöntemle.
belirtilerini kalp kriziyle karıştıranlar vardır. ve o esnada kalp krizi geçirdiklerini düşünürler. kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı,
tansiyon yükselmesi, hızlı ve yüzeysel nefes alıp verme, baş dönmesi, bulanık görme, göz kararması, titreme, kan basıncında artma, kaslarda aşırı gerginlik, soğuk terleme, midede şişkinlik, sık idrara çıkma, bayılacakmış hissiyatı sıkça görülen belirtilerdendir. kişi vücudununun kontrolden çıktığını, kendi kendini yok edeceğini düşünür ve bu olaylar karşısında kişi öleceği ve aklını kaybedeceği korkusu gelişir. nefes nefese kalır açık havaya çıkmak ister bazende kendini hastaneye atar.
kapalı alan, açık alan, kalabalık yerler ya da bazen çok sakin yerlerde korku yaşayabilirler. tünel, köprü, otoyollar, asansör, tren garları, büyük marketler, sinema ve tiyatro salonları ani şekilde gelen bir panik atağa maruz bırakabilir kişiyi. bu ortamlardan kaçarlar ve kendilerini hergeçen gün kısıtlarlar.
bu aslında bir döngüdür. ve her geçen gün dahada artan dahada kısıtlayan bir döngü. kişi bunu içinde bulunduğu durum içerisinde ilginçtir ki farketmez. her geçen gün dahada yalnızlaşır, içine kapanır, kendini kısıtlar.
bir gün erkek arkadaşımla kalabalık bir caddeden geçiyorduk. eskiden ailesiyle orada yaşadıkları evi gösteriyor ve çocukluğuyla ilgili bazı şeyler anlatıyordu. biranda yüzünün şekli değişti ve hızlı nefes almaya başladı. sahile inelim dedi. yarım saat bir saat sonra eve gitmek istedi. o gece doğru düzgün konuşmadı benle. bir iki gün evden çıkmadı. sonra yeniden sahilde buluştuk ve üzerinde eşofmanlar vardı. ilginç bir şekilde bir daha hiç kot pantolon giymedi. o caddeye yakın yollara bile uğramadık hatta bana bile mesafeli davranmaya başladı.
bu biranda başlayan bir süreç değildi aslında. son 10 yılı buna benzer ama daha sakin daha pasif durumlarla geçirmiş. annesini kaybetmesi üzerine bu süreç hızlandı ve biranda kendini eve kapatmaya kadar gitti. aslında onun ki anksiyete kaygı bozukluğu yani ama tabi panik atak bu rahatsızlığın içine de harmanlanmış.
çocukluğunda ailesiyle yaşadığı bazı sorunlar, özellikle annesinin yüklediği kaygı durumları, anne babasının erken yaşta ayrılması, babasının sorumsuzluğu ve annesinin bu durum karşısında çocuklarına yaşattığı işkence gibi bir hayat. gerçekten akıl almaz yaşamlar var arkadaşlar.
bu rahatsızlıkların kökeni genelde çocukluk travmalarına dayanıyor. kaçımız tam manasıyla mutlu bir çocukluk geçirdik değil mi?
benim kafamı çok karıştırıyor bu durumlar. onunla yaşadığım 4 sene. benim ona destek olmak için uğraşlarım fakat sonunda benim desteğe ihtiyacım olması. bunun sonunda kendi çocukluğuma dönüp bakma ihtiyacı duymam. peki ama bu travmalar neden şimdi hortladı? düzgün psikolojiyi bile bozuyor bazı insanlar. altına çakıyor bir dinamit. bomm.
güçlü olma mı yoksa güçsüz olma durumumu mu? bunu da sorguluyorum. beynin bir oyunu bizi oyalama durumu. beynin düzgün işlemeyişi. artık düzgün işleyemeyişi. bunun için ciddi bir tedavi gerekli tabi. ama yine beyni kendini fazla ciddi olduğuna inandırmış insanı. ben güçlüyüm tüm bunlara gerek yok. ben zaten bunları biliyorum. peki ya çözüm? hah belkide egolu bir beyinin gerçekleri kabul etmeyişidir.
o günden sonra bana daha serin davranmaya başladı. aramızda sert diyaloglar gelişti. artık beni sevdiği için değilde bana ihtiyacı olduğu için yanımda olduğunu o kadar net hissettiriyordu ki bana, bu durum ben de değersizlik hissi oluşturdu. hah sonra bu duygunun çocukluğa dayandığını düşünmeye başladım. travmalara inmeye onları araştırmaya başladım. kendime cicik cicik travmalar geliştirdim. beni itmesi, bana mesafeli olması, bana sadece ihtiyacı olduğu zamanlarda ulaşması (evde yalnız kalmak zorunda kaldığı dönemlerde, onun çıkamayacağı gidemeyeceği alanlara gidilmesi gerektiğinde ya da buna benzer yetemediği alanlarda.) vsvs bendeki değersizlik hissini eşeledi durdu.
sağlıklı kalmaya hatta başka insanlara yardım etmeye çalışırken nurtopu gibi psikolojik rahatsızlıklarım oluşmaya başladı. oluştu. bunu çok erken fark etmem önlem almama ve kendi kendimi tedavi etmeye çalışmamda işe yaradı tabi. ama ciddi bir şekilde yıprandım bu süreçte. daha güçlü olmak için bazen birazda olsa hırpalanmak gerekir değil mi? hayat bize yeni yeni şeyler öğretmeye bayılıyor. bunu bazen yeni insanlarla yapıyor. her geçen gün daha güçlü olmamız için bizi zorluyor.
çok fazla uzadı değil mi? panik ataktan nerelere geldik. iyi ki de geldik. yine kendimi sorguladım ve yeni çıkarımlarda bulundum. umarım siz dede bu etki oluşmuştur. sevgiler...
aniden gelen ve düzenli şekilde devam eden panik veya gerginlik, korku hissiyle yaşanan bir anksyete bozukluğudur. fakat panik atak bozukluğuyla başetmeye çalışan bir kişi için stres, panik, korku, gerginlik, anksiyete gibi duyguları hem düzenli bir şekilde hemde çok fazla belirgin nedenler olmadan biranda yaşamaya başlar. bazen herhangi bir belirti göstermez.
panik bozukluğu panik atakla bağlantılı bir rahatsızlıktır. aniden ortaya çıkan ve tekrar eden panik ataklar, bu atakların sürekli gerçekleşeceği beklentisinin ortaya çıkardığı bir kaygı, travma ve panik atak anında gerçekleşen duygu bozukluğu durumu, vücudun yaşadığı ani değişikliklerden dolayı öleceğini ya da zarar göreceğini düşünme nedeniyle hayata tam ve doğru şekilde karışamama olarak gözlemlenen durumdur.
psikolojik bir rahatsızlık olmasının yanında kimyasal bir beyin olayı olarakta tanımlandırılır. tam olarak nedeni belli değildir aslında. tedavisi tabi ki mümkün. doğru ve düzenli bir yöntemle.
belirtilerini kalp kriziyle karıştıranlar vardır. ve o esnada kalp krizi geçirdiklerini düşünürler. kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı,
tansiyon yükselmesi, hızlı ve yüzeysel nefes alıp verme, baş dönmesi, bulanık görme, göz kararması, titreme, kan basıncında artma, kaslarda aşırı gerginlik, soğuk terleme, midede şişkinlik, sık idrara çıkma, bayılacakmış hissiyatı sıkça görülen belirtilerdendir. kişi vücudununun kontrolden çıktığını, kendi kendini yok edeceğini düşünür ve bu olaylar karşısında kişi öleceği ve aklını kaybedeceği korkusu gelişir. nefes nefese kalır açık havaya çıkmak ister bazende kendini hastaneye atar.
kapalı alan, açık alan, kalabalık yerler ya da bazen çok sakin yerlerde korku yaşayabilirler. tünel, köprü, otoyollar, asansör, tren garları, büyük marketler, sinema ve tiyatro salonları ani şekilde gelen bir panik atağa maruz bırakabilir kişiyi. bu ortamlardan kaçarlar ve kendilerini hergeçen gün kısıtlarlar.
bu aslında bir döngüdür. ve her geçen gün dahada artan dahada kısıtlayan bir döngü. kişi bunu içinde bulunduğu durum içerisinde ilginçtir ki farketmez. her geçen gün dahada yalnızlaşır, içine kapanır, kendini kısıtlar.
bir gün erkek arkadaşımla kalabalık bir caddeden geçiyorduk. eskiden ailesiyle orada yaşadıkları evi gösteriyor ve çocukluğuyla ilgili bazı şeyler anlatıyordu. biranda yüzünün şekli değişti ve hızlı nefes almaya başladı. sahile inelim dedi. yarım saat bir saat sonra eve gitmek istedi. o gece doğru düzgün konuşmadı benle. bir iki gün evden çıkmadı. sonra yeniden sahilde buluştuk ve üzerinde eşofmanlar vardı. ilginç bir şekilde bir daha hiç kot pantolon giymedi. o caddeye yakın yollara bile uğramadık hatta bana bile mesafeli davranmaya başladı.
bu biranda başlayan bir süreç değildi aslında. son 10 yılı buna benzer ama daha sakin daha pasif durumlarla geçirmiş. annesini kaybetmesi üzerine bu süreç hızlandı ve biranda kendini eve kapatmaya kadar gitti. aslında onun ki anksiyete kaygı bozukluğu yani ama tabi panik atak bu rahatsızlığın içine de harmanlanmış.
çocukluğunda ailesiyle yaşadığı bazı sorunlar, özellikle annesinin yüklediği kaygı durumları, anne babasının erken yaşta ayrılması, babasının sorumsuzluğu ve annesinin bu durum karşısında çocuklarına yaşattığı işkence gibi bir hayat. gerçekten akıl almaz yaşamlar var arkadaşlar.
bu rahatsızlıkların kökeni genelde çocukluk travmalarına dayanıyor. kaçımız tam manasıyla mutlu bir çocukluk geçirdik değil mi?
benim kafamı çok karıştırıyor bu durumlar. onunla yaşadığım 4 sene. benim ona destek olmak için uğraşlarım fakat sonunda benim desteğe ihtiyacım olması. bunun sonunda kendi çocukluğuma dönüp bakma ihtiyacı duymam. peki ama bu travmalar neden şimdi hortladı? düzgün psikolojiyi bile bozuyor bazı insanlar. altına çakıyor bir dinamit. bomm.
güçlü olma mı yoksa güçsüz olma durumumu mu? bunu da sorguluyorum. beynin bir oyunu bizi oyalama durumu. beynin düzgün işlemeyişi. artık düzgün işleyemeyişi. bunun için ciddi bir tedavi gerekli tabi. ama yine beyni kendini fazla ciddi olduğuna inandırmış insanı. ben güçlüyüm tüm bunlara gerek yok. ben zaten bunları biliyorum. peki ya çözüm? hah belkide egolu bir beyinin gerçekleri kabul etmeyişidir.
o günden sonra bana daha serin davranmaya başladı. aramızda sert diyaloglar gelişti. artık beni sevdiği için değilde bana ihtiyacı olduğu için yanımda olduğunu o kadar net hissettiriyordu ki bana, bu durum ben de değersizlik hissi oluşturdu. hah sonra bu duygunun çocukluğa dayandığını düşünmeye başladım. travmalara inmeye onları araştırmaya başladım. kendime cicik cicik travmalar geliştirdim. beni itmesi, bana mesafeli olması, bana sadece ihtiyacı olduğu zamanlarda ulaşması (evde yalnız kalmak zorunda kaldığı dönemlerde, onun çıkamayacağı gidemeyeceği alanlara gidilmesi gerektiğinde ya da buna benzer yetemediği alanlarda.) vsvs bendeki değersizlik hissini eşeledi durdu.
sağlıklı kalmaya hatta başka insanlara yardım etmeye çalışırken nurtopu gibi psikolojik rahatsızlıklarım oluşmaya başladı. oluştu. bunu çok erken fark etmem önlem almama ve kendi kendimi tedavi etmeye çalışmamda işe yaradı tabi. ama ciddi bir şekilde yıprandım bu süreçte. daha güçlü olmak için bazen birazda olsa hırpalanmak gerekir değil mi? hayat bize yeni yeni şeyler öğretmeye bayılıyor. bunu bazen yeni insanlarla yapıyor. her geçen gün daha güçlü olmamız için bizi zorluyor.
çok fazla uzadı değil mi? panik ataktan nerelere geldik. iyi ki de geldik. yine kendimi sorguladım ve yeni çıkarımlarda bulundum. umarım siz dede bu etki oluşmuştur. sevgiler...
devamını gör...
söve
yapıların, evlerin dış cephelerinde bulunan, kapı ve pencere yüzeylerinin etrafını çerçeve şeklinde kaplamak ve mimari açıdan estetik görünüm sağlamak amacıyla kullanılan yapı malzemelerine verilen isim.
devamını gör...
felsefenin aşırı gereksiz bir şey olması
felsefe gereksizdir çünkü kim düşünmek ve sorgulamak ister ki? sığ denizdeki apaçık görünen bir çakıl taşı olmak varken, neden arayışınızı derinlerdeki karanlıklarda yapasınız.
felsefe gereksizdir çünkü size "hissettirir" halbuki kim gerçekten hissetmek ister ki? hayata gözlerinizi kapayıp mutlu olmak varken, neden mutsuz olasınız.
felsefe gereksizdir çünkü size bilgi birikimi kazandırmaz. felsefeyi gereksiz bulanların içinde bu bilgiyi kime satıp da önemli kişi koltuğuna oturabilirsiniz ki? o koltuğa oturmak önemli sonuçta.
felsefe gereksizdir çünkü size "hissettirir" halbuki kim gerçekten hissetmek ister ki? hayata gözlerinizi kapayıp mutlu olmak varken, neden mutsuz olasınız.
felsefe gereksizdir çünkü size bilgi birikimi kazandırmaz. felsefeyi gereksiz bulanların içinde bu bilgiyi kime satıp da önemli kişi koltuğuna oturabilirsiniz ki? o koltuğa oturmak önemli sonuçta.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
alem tög olmuş sado!
devamını gör...
reading30
yazarlığı kasaptan almış yazardır. kardeşim bir insan hiç düzgün başlık açmaz mı?
bazı isimleri yanlış yazar
eksik kelime yazar
yazım yanlışı yapar
türkçe yazmaz
ulan ilk defa böyle bir yazar görüyorum. her hareketi falso.
bazı isimleri yanlış yazar
eksik kelime yazar
yazım yanlışı yapar
türkçe yazmaz
ulan ilk defa böyle bir yazar görüyorum. her hareketi falso.
devamını gör...
normal sözlük'ün elitleri
yaran yanlış okumalarda bugün (bkz: kafa sözlük'ün eltileri).
devamını gör...
bir kadını kırmadan ona şişman olduğunu söylemek
insanların iyilik yaptığını zannederek üstlerine vazife olmayan konularda konusmaları kadar asap bozan tek birşey daha yok. bir kadın veya erkek şişmansa şişmandır. neden bunu kibarca ya da öküzce söyleme gereği duyuyorsunuz ki? sizi alakadar eden ne? zayiflasan çok güzel olur demeniz ya da saçma sapan diyet tarifi vermeniz birşeyi değiştirmez. insanlar öyle mutluysa size çenenizi kapatmak düşer.
devamını gör...
dünyanın en güzel kokusu
bir evlat annesinin kokusunu onlarca koku içerisinden ayırt edebilir ve bir anne evladının kokusunu binlerce bebek arasından. anne ve evlat kokusu üzerine koku tanımıyorum.
devamını gör...
aa muhabiri musab turan'ın babasının tweetleri
siyasal islam'ın bir başka yüzünü ortaya çıkartan açıklamadır.
zira siyasal islam yeri geldiğinde kendi oğlunu topun ağzına koymayı gerektirir.
bugün üç kuruş menfaat için yalakalık yapanların bundan ibret alması şart, zira bugün oğlunu satan yarın seni pavyona bile satar...
zira siyasal islam yeri geldiğinde kendi oğlunu topun ağzına koymayı gerektirir.
bugün üç kuruş menfaat için yalakalık yapanların bundan ibret alması şart, zira bugün oğlunu satan yarın seni pavyona bile satar...
devamını gör...
suudi arabistan'da ezanın sesinin kısılması
ezan sesinden rahatsız olmuyorum, birçok kişi de olmuyordur ama çok yüksek sesli ezan sesinden rahatsız oluyorum. ayrıca son birkaç yıldır hoparlörlerin sesi ekstra arttı, kulağımdan kaçmadı. bunu şimdi söylesek kafir derler, ateist derler. bıktırmayım insanları, soğutmayın.
bize de gelmesini temenni ettiğim eylem.
bize de gelmesini temenni ettiğim eylem.
devamını gör...
birini gözünde çok büyütmek
tanım: hak etmeyen birini ya çok sevmek, ya da ondan nefret etmek. tabii sevmek çoğu zaman direkt gözünde büyütmek manasına geliyor fakat korkunun da buna sebebiyet verebileceğini unutmayalım. kişi korktuğu bireyi de gözünde büyütebilir.
tanrı'nın işimize yaramayacak bir şeyi dünyaya indirmeyeceğini düşünerekten ölçülü olalım diyorum efendim. zira eğer ki "ölçü" kelimesi bize bir yarar sağlamayacak olsaydı dillerimize pelesenk olmazdı. birini tanımadan ona fazlaca değer vermeyin veyahut nasıl biri olduğunu çözmeden korkmayın/nefret etmeyin. aksi halde beklentileriniz tuzla buz olacaktır.
"ne bal edip yutun, ne de zehir edip atın"
tanrı'nın işimize yaramayacak bir şeyi dünyaya indirmeyeceğini düşünerekten ölçülü olalım diyorum efendim. zira eğer ki "ölçü" kelimesi bize bir yarar sağlamayacak olsaydı dillerimize pelesenk olmazdı. birini tanımadan ona fazlaca değer vermeyin veyahut nasıl biri olduğunu çözmeden korkmayın/nefret etmeyin. aksi halde beklentileriniz tuzla buz olacaktır.
"ne bal edip yutun, ne de zehir edip atın"
devamını gör...
aldatmayan erkeğin olmaması
doğrusu aldatmayan insanın olmamasıdır. herkes aldatır ve aldatılır. bazısı eyleme döker bazısı fikirde yaşar. arada fark yoktur, kim karşısındakinin fikrini öğrense aynı derece de kırılır. mesele hayatı dengede yürütmek ve irade kontrolünde yatmaktadır zannımca.
devamını gör...
romen diyojen
bumahado'nun yazdığı #339284 tanimda, üstü kapalı olarak bahsettiği entrikaların arkasında hafızam beni yanılmıyorsa dukas ailesi vardır. diyojen ordudan yetişen ve ordu içinde çok sevilen bir asker, askerin baskısıyla dul kalan imporotirice ile evleniyor ve imparator oluyor. dukas ailesi ise, merkezde ciddi nüfuz sahibi olmuş, bürokraside epeyi guclenmistir. malazgirt savaşı aslında hem diyojen'i iktidara taşıyan askerin, hem de diyojen'in önemli bir sınavı olacaktı. bu sınav başarıyla sonuçlanirsa, dukas ailesine neler olabileceğini söylememe gerek yok sanırım. her neyse, savaş esnasında dukas hizibinin ajanları "diyojen esir düştü, diyojen öldü" gibi şayialar yayıyor. bu esnada beklenmedik bir şekilde, hristiyan türkler selçuklular tarafına geçiyor ki, bunun hikayesi ilginçtir. ordu panik halinde geri çekilmeye başlıyor ki, bu bozguna panik neden oluyor. sonrası diyojen'e olanlar malum.
hristiyan türklerin karşı tarafa geçmesi söyle oluyor, savaştan önce selçuklu komutanları, avarlar ve kumanlar'ın - hristiyan turkler-komutanlarıyla konuşma yapıyorlar. ne konuştukları bilinmiyor çünkü türkçe konuşuyorlar, aktaran bizans kaynakları olduğu için ve türkçe kaynaklarda sessiz olduğundan içerik bilinmiyor. fakat selçuklu komutanları, ayrılırken masaya ok ve tuz bırakıyor ki, oğuz adının buradan türedigi iddia edilir. artık ok ve tuz için mi taraf değiştiriyorlar, para mı teklif ediliyor, bilemiyorum*
hristiyan türklerin karşı tarafa geçmesi söyle oluyor, savaştan önce selçuklu komutanları, avarlar ve kumanlar'ın - hristiyan turkler-komutanlarıyla konuşma yapıyorlar. ne konuştukları bilinmiyor çünkü türkçe konuşuyorlar, aktaran bizans kaynakları olduğu için ve türkçe kaynaklarda sessiz olduğundan içerik bilinmiyor. fakat selçuklu komutanları, ayrılırken masaya ok ve tuz bırakıyor ki, oğuz adının buradan türedigi iddia edilir. artık ok ve tuz için mi taraf değiştiriyorlar, para mı teklif ediliyor, bilemiyorum*
devamını gör...
küfür
seksist olmamasına özen gösterdiğim ve ara ara sarf ettiğim söz.
bence seksist olmazsa problem yok.
bence seksist olmazsa problem yok.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
esmer geceler sendeki esmerliği söyler
...
hak sanki yaratmış seni bir yaz gecesinden
devamını gör...
