yazarların şu an olmak istedikleri yerler
kesinlikle bulunduğum yerde olmak istemezdim.
devamını gör...
5s kuralı
japoncada sürekli anlamındaki “kai” ve daha iyi anlamındaki “zen” kelimelerinden türemiş üretimde sürekli iyileşmeyi hedefleyen “kaizen” yalın üretim sistemi içerisindeki yöntemlerden biridir.
5s; seiri (ayıklama), seiton (düzenleme), seiso (temizleme), seiketsu (standartlaşma), shitsuke (disiplin)
üretim alanı gereksiz ve zaman kaybına yol açan malzemelerden arındırılarak en güvenli, en doğru ve en hızlı ürünü çıkaracak şekilde düzenlenir. 5s iş kazalarının ve makine arızalarının önüne geçerek üretimde maksimum verimliliği amaçlar.
fabrikalarda gördüğünüz üretim hatları ve istasyonlar genellikle 5s kuralına göre düzenlenmiştir. bu sistem içerisinde ortam sıcaklığından gün ışığına, çalışanın ergonomisinden makineye taşınan malzemenin boyutuna kadar her süreç akışı analiz edilir.
ofis gibi daha az komplike alanlarda ise 3s uyarlamasıyla kullanılır. japon firmalarının hiç birinde ortalıkta gezinen fotokopi çıktısı, gereksiz kırtasiye malzemesi ya da dekorasyon objesi göremezsiniz, bunların hepsi ofisteki işi çıkarmak için bir fayda sağlamayacağı gibi temizlenmesi gereken şeylerdir.
evinizde de minimalizme giriş için 3s en verimli yöntemdir, deneyiniz.
5s; seiri (ayıklama), seiton (düzenleme), seiso (temizleme), seiketsu (standartlaşma), shitsuke (disiplin)
üretim alanı gereksiz ve zaman kaybına yol açan malzemelerden arındırılarak en güvenli, en doğru ve en hızlı ürünü çıkaracak şekilde düzenlenir. 5s iş kazalarının ve makine arızalarının önüne geçerek üretimde maksimum verimliliği amaçlar.
fabrikalarda gördüğünüz üretim hatları ve istasyonlar genellikle 5s kuralına göre düzenlenmiştir. bu sistem içerisinde ortam sıcaklığından gün ışığına, çalışanın ergonomisinden makineye taşınan malzemenin boyutuna kadar her süreç akışı analiz edilir.
ofis gibi daha az komplike alanlarda ise 3s uyarlamasıyla kullanılır. japon firmalarının hiç birinde ortalıkta gezinen fotokopi çıktısı, gereksiz kırtasiye malzemesi ya da dekorasyon objesi göremezsiniz, bunların hepsi ofisteki işi çıkarmak için bir fayda sağlamayacağı gibi temizlenmesi gereken şeylerdir.
evinizde de minimalizme giriş için 3s en verimli yöntemdir, deneyiniz.
devamını gör...
normal sözlük'te başlıkların yürümemesi
ben de ekşi gibi olmasını istemem açıkçası, 3 dk ya kendi yazdığını bulamazsın. ama bir tıkanıklık olduğu da aşikar. daha önce de dedim üyeye göre tanım yazan çok az hala.
devamını gör...
boş beleş insanların yazar olması
kendinize yüklenmeyin bu kadar.
ayrıca sözlük yazarlığıyla övünmek mi? ben kimseye söylemiyorum sözlükte yazdığımı.
ayrıca sözlük yazarlığıyla övünmek mi? ben kimseye söylemiyorum sözlükte yazdığımı.
devamını gör...
ilk alkol alma anısı
dayım git alkol al gel demişti, öyle almıştım işte(tabii ben içmedim dayım içti). sözlüklerdeki yazarların yarısından çoğu alkolik zaten, dilekolay ben alkolik değilim. azınlıktanım ben.
not: bu arada tdk bile cevap veremedi "dilek olay mı dile kolay mı" sorusuna. fakat ben cevabı buldum, dilekolay beyler. ne dilek olay diyenlerin dediği olsun ne de dile kolay diyenlerin. kısa ve net "dilekolay".
not: bu arada tdk bile cevap veremedi "dilek olay mı dile kolay mı" sorusuna. fakat ben cevabı buldum, dilekolay beyler. ne dilek olay diyenlerin dediği olsun ne de dile kolay diyenlerin. kısa ve net "dilekolay".
devamını gör...
ilk tanışıldığında herkesin süper iyi olması
tanışılan birisinin sana neden kötü olması gerektiğini düşündüren başlıktır. kötülük yaşantı gerektirir.
devamını gör...
insanı deli eden sesler
çirkef bir insanın sesi
devamını gör...
aşkı anlatan en güçlü söz
gözümde bir damla yaş olsan seni kaybetmemek için, ağlamazdım...
devamını gör...
jennifer aniston
brad pitt'in ilk karısıdır aynı zamanda. patrondan kurtulma sanatı isimli filmdeki oyunculuğu mükemmeldir.
devamını gör...
geçmişte yaşamak
geçmişe duyulan özlem ve o anlara geri dönme isteği. geçmiş zamanda kısıtlı kalmak.
bu durumu çoğumuz belki sürekli belki de zaman zaman yaşıyoruz. bu da şimdiyi tüketiyor, umutsuz ve mutsuz bir ruh hali içine düşüyoruz.
kurtuluş için belki de şu an nasıl bir durumda olduğumuzun ve ne istediğimizin bir analizini yapmamız gerekiyordur. şimdiki zamanda eğer inşa ettiğimiz şeyler geçmişteki güzelliklere erişemiyorsa daha çok çaba sarf etmemiz gerekebilir.
kayıp zamanların peşine düşsek de geri getiremeyeceğimiz aşikar. bu yüzden inşa ederken neden daha güzeli olmasın?
bu durumu çoğumuz belki sürekli belki de zaman zaman yaşıyoruz. bu da şimdiyi tüketiyor, umutsuz ve mutsuz bir ruh hali içine düşüyoruz.
kurtuluş için belki de şu an nasıl bir durumda olduğumuzun ve ne istediğimizin bir analizini yapmamız gerekiyordur. şimdiki zamanda eğer inşa ettiğimiz şeyler geçmişteki güzelliklere erişemiyorsa daha çok çaba sarf etmemiz gerekebilir.
kayıp zamanların peşine düşsek de geri getiremeyeceğimiz aşikar. bu yüzden inşa ederken neden daha güzeli olmasın?
devamını gör...
ferhan şensoy
1951 yılında samsun' un çarşamba ilçesinde doğmuştur. galatasaray lisesinin sınavına girmek için istanbul' a gelmiş ve sınavı kazanmıştır.
bundan sonrasını kendi biyografisini yazdığı kitapları “kalemimin sapını gülle donattım” ve “başkaldıran kurşun kalem” kitaplarından okuyabilirsiniz.
bu kitapları okuduğunuzda bir insanın hayatına bu kadar şeyi nasıl sığdırdığına hayret etmemeniz mümkün değil. eğer zaten bir ferhan şensoy hayranıysanız hayranlığınız daha da artacaktır muhakkak. yok ben ferhan şensoy sevmem diyorsanız da; kitaplarında kullandığı o naif dil, hayatını anlatırken ki içtenliği, doğallığı ve samimiyeti zaten sizi kendisine müptela yapacaktır.
üstat anlatsa ben dinlesem diye düşünerek kitabı elinizden düşürmeden okumaya devam edecek ardından oyunlarını izleme isteği duyacak ve nihayetinde sizde ferhan şensoy hayranı olacaksınız.
şunu da söylemeden duramayacağım bana kalırsa yazsın, hep yazsın. evet oyunculuğu da güzel ama bence yazarlığı daha da güzel.
bundan sonrasını kendi biyografisini yazdığı kitapları “kalemimin sapını gülle donattım” ve “başkaldıran kurşun kalem” kitaplarından okuyabilirsiniz.
bu kitapları okuduğunuzda bir insanın hayatına bu kadar şeyi nasıl sığdırdığına hayret etmemeniz mümkün değil. eğer zaten bir ferhan şensoy hayranıysanız hayranlığınız daha da artacaktır muhakkak. yok ben ferhan şensoy sevmem diyorsanız da; kitaplarında kullandığı o naif dil, hayatını anlatırken ki içtenliği, doğallığı ve samimiyeti zaten sizi kendisine müptela yapacaktır.
üstat anlatsa ben dinlesem diye düşünerek kitabı elinizden düşürmeden okumaya devam edecek ardından oyunlarını izleme isteği duyacak ve nihayetinde sizde ferhan şensoy hayranı olacaksınız.
şunu da söylemeden duramayacağım bana kalırsa yazsın, hep yazsın. evet oyunculuğu da güzel ama bence yazarlığı daha da güzel.
devamını gör...
kafa sözlük muhaliflerinin kuracağı sözlük
kafasız sözlük kursunlar, tüm kafasızlar gitsin, ne güzel olur...
devamını gör...
diş hekimliği okumak
kavanozlar içerisinde çekilmiş dişleri toplayıp onlara tek tek kanal tedavisi, dolgu yapmaktır. işin garibi bu onları hiç rahatsız etmemektedir. onca zorluğun arasında bu nedir ki..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
öyle dur lütfen, sakın kıpırdama sakın
tam arkandan güneş geliyor gözüme
tam dokunacağım sana, bir kuş ötüyor
olmaz denilen sardunyalar oluveriyor
tahta bir sandalye düşüyor önüme
tahta bir masa ve bir şarkı eşliğinde
masaya yanaştırıyorum sandalyeyi, az bişi
parmaklarım dokunuyor yüzüne, az bişi
şarkı başlıyor aniden, az değil her yanı çığlık,
sen iniyorsun yanıma o an, az biz, az bişi
yüzün gülüyor, görüyorum
eteklerinde sardunyalar, üstün karanfil
ve bir koku geliyor senden
yarı annem, yarı kraliçem, yarı sen.
ve ben, az bişi.
tam arkandan güneş geliyor gözüme
tam dokunacağım sana, bir kuş ötüyor
olmaz denilen sardunyalar oluveriyor
tahta bir sandalye düşüyor önüme
tahta bir masa ve bir şarkı eşliğinde
masaya yanaştırıyorum sandalyeyi, az bişi
parmaklarım dokunuyor yüzüne, az bişi
şarkı başlıyor aniden, az değil her yanı çığlık,
sen iniyorsun yanıma o an, az biz, az bişi
yüzün gülüyor, görüyorum
eteklerinde sardunyalar, üstün karanfil
ve bir koku geliyor senden
yarı annem, yarı kraliçem, yarı sen.
ve ben, az bişi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
tanbur
türk müziğinin temel taşlarından bir saz. sesinin tok ve doyurucu olmasının yanında çalması da bir o kadar zordur.*
isim olarak bilmesek de hepimiz mutlaka bir ercüment batanay icrası dinlemişizdir müzeyyen senar ya da zeki müren'in arkasında.
yine ismini bilmesek de bir özel özel icrası duymuşuzdur muhakkak bir yerlerde.*
beğendiğim birkaç icra bırakacağım
ilki avnî'ye* ait bir gazel
ikincisi nihavend bir yaylı tanbur taksimi
üçüncüsü ise tanbur ile rondo alla turca* denemesi:)
üç icra da özer özel'e ait:
isim olarak bilmesek de hepimiz mutlaka bir ercüment batanay icrası dinlemişizdir müzeyyen senar ya da zeki müren'in arkasında.
yine ismini bilmesek de bir özel özel icrası duymuşuzdur muhakkak bir yerlerde.*
beğendiğim birkaç icra bırakacağım
ilki avnî'ye* ait bir gazel
ikincisi nihavend bir yaylı tanbur taksimi
üçüncüsü ise tanbur ile rondo alla turca* denemesi:)
üç icra da özer özel'e ait:
devamını gör...
jean paul sartre
"bir şey sona ermek için başlamıştır.
serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız."
serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız."
devamını gör...
turistin görebileceği herkesi aşılayacağız
öncelikle (bkz: kaynak)? pls.
bu demektir ki, ben uzun süre aşılanamam. deniz olmayan yere, bu zamanda turist gelmez büyük ihtimalle.
evet bunu da duyduk. vatandaşın değil, turistin canını düşünen bir dışişleri bakanı açıklaması(ymış). ben buna kırıldım ya. gerçekten kırıldım.
bu demektir ki, ben uzun süre aşılanamam. deniz olmayan yere, bu zamanda turist gelmez büyük ihtimalle.
evet bunu da duyduk. vatandaşın değil, turistin canını düşünen bir dışişleri bakanı açıklaması(ymış). ben buna kırıldım ya. gerçekten kırıldım.
devamını gör...
