bir kadın düşlüyorum hep.
beni kavgalarımdan çekip alacak,
kısa saçlı kafamı göğsüne bastırıp,
her deliliğimi yaşamama bağlayacak,
dengesizliklerimden keyif alacak bir kadın,
güzel kokacak. teni mezarım olacak bir kadın. gamzesi olacak.. dudakları güzel,
öleceğim onda. nefesim kesilecek. kalbim duracak. topuklarını okşayıp. sırtını öpeceğim.
ellerini koklayacağım. parmaklarını öpüp, saçlarını okşayacağım..
bir kadın sadece. bu kadar çok dişi varken evrende, benim istediğim, arzuladığım, sadece bir kadın.
arınmış olacak tüm insani hırs ve bencilliklerden
konu ben olduğumda, yok sayacak her şeyi. gerekirse kendini. bir kadın sadece.
derdimin dermanı o çünkü. ruhumun ilacı o
ben onun ruhuna ve tenine girdiğimde, orada kalacağım.
bir daha incinmeyecek ruhum. kırılmayacak kemiklerim. etlerim dökülmeyecek.
gözlerim açılmayacak sonuna kadar. yumacağım.. ve öylece kalacağım. o'nda.

-zaman benim. geleceğe düşüyorum...
-inancım yok artık. tanrı sanırım beni yanlış anladı.

-bu kadar çok yaşamayı isterken, nedir bu ölüm sevdam. bilmiyorum. benim cehennemim de bu olsa gerek.

-"başkaları cehennemdir" demiş üstad. yanılıyor. başkaları kabir azabıdır. diş ağrısıdır. doğum sancısıdır.

-kedinin oynayıp da karman çorman ettiği bir yumağım lütfen ucumu bul ve sök beni!!
-zaman akıp geçiyor. ve ben hala önümden akıp geçen zamanla elimi yüzümü yıkayamıyorum.
-sigarayı günde 2 pakete çıkardım. elimden gelse, ekmeğin arasına azık ederim.
-şimdi yastığa kafamı koysam, geceye kadar uyurum. çok mutsuz olduğumdan olsa gerek. ya da çok yorgun. bilmiyorum.
-uykuya doymadan öleceğim ben. gözlerim şiş olacak yeniden dirildiğimde.
-kendime ait en sevdiğim özelliğim çok mutsuz olduğumda güzel şeyler yazmam olsa gerek.
-hep mutsuz olmalıyım sanırım. mutsuzken daha çok seviyorum kendimi. gözlerimden öpüyorum çaktırmadan.
elimden tutup sinemaya götürüyorum. geçenlerde bir pantolon hediye ettim kendime. sanırım şizofrenim.
-birazdan bir kase yoğurt yiyeceğim.
-çevremde, yapmam gereken şeyleri söyleyen o kadar çok insan var ki, bir tanesi bile ne yapmayı istediğimi sormuyor. annem bile.

-akşam bir filme gitmek istiyorum. tek başıma. mısırımı alıp da. gece de rakı içmek istiyorum. yine tek başıma. mum ışığı altında jeff buckley dinleyerek
-bence sizde yapmalısınız.
-ölümü çok merak ediyorum. ölene kadar ne olduğunu bilemeyeceğim ama.
-öpüşmeyi çok seviyorum. mucizevi geliyor bana.
-özlediğim tek bir insan yok. bir sürü insan bıraktım geçmişimde...
-zihnimden geçenlere yetişemiyorum.
-bir zamanlar sevdiğim kadının gecenin bir yarısı avuç içlerine bastırdığımda pilli bebekler gibi "ı love you" demişti.

belki size çok aptalca gelecek, bilmiyorum. ama ben bayılmıştım.

-jeff’i çok seviyorum. şarkı sözleri müthiş şiirler gibi geliyor bana.
-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-hayat bir iftira gibi yapışmışken yakama.
-bilmiyorum.
-varlıkla yokluk arası bir şey işte.
-belki emeklemeden yürümüşüm.bilmiyorum.
-ve avuç içlerim soyuk.
-sanırım yaşıyorum. çünkü hala kanıyor bedenim.
-sanırım ölüyüm. hala mezarda gibiyim.
-sanırım can çekişiyorum. hala ve hala ölemedim bir türlü.
-bilmiyorum.
-ölüm-kalım meselesine döndü varoluşum.
-zaman denen kavrama hapsoldum.
-çıkışım geçmişte kaldı.
-ilk önce beynim çürüsün isterdim oysa.
-tüm sanatlar ilhamını ölümden alır derler.
-ben yaşamdan besleniyorum. vitamin eksikliğimin nedeni bu.

-içerimde bu kadar çok gurur ne ara gelip de yerleşti. haberim yok.
-savaşta atını gereksiz yere yoran bir savaşçının acemiliği var ruhumda.
-ben kendimi yordum.
-tüm kadınların bana bir seviş ve sevişme borçlu olduğunu inandım hep.
-nasıl bir ahmaklıksa bu. anlamadım gitti..
-ben hiç yalnız kalmadım aslında.. hep kendimle konuştum çünkü.
-delirmemin nedeni kalabalık olmammış meğerse.
-bir yüzleşme yaşıyorum aylardır.
-bu yüzden kayıbım aynalarda.. silüetim yok. bir hayaleti tıraş ediyorum sabahları. o ise dişlerimi fırçalıyor benim.

-büyük harflerle bağırıyorum aslında.
-duyan yok..
-kayıtsız bir sırıtış var artık yüzümde.
-hıçkırık ve ağlama arası bir gülüşün dış sesi.
-sabır taşım kırıldı.
-ben taş oldum.

-artık tanrıya kafa tutmuyorum..vazgeçtikleriminin arasında yada bilmiyorum.
-bir çok kişi yazılarımda kendilerini bulduğundan bahsediyor.
-ben kayboluyorum oysa yazarken..
-kendimi bulma arayışımın satır izleri bunlar..

-sadece uyumak istiyorum..
-gözlerim yuvalarından düşecek gibi.. ellerimle yerleştiriyorum çukurlarına.
-bir insanın hissettiği tek duygu sadece "zaman" olabilir mi?
-hayat arsızı oldum.
-yaşam yüzsüzü.

-yoruldum. hayatın molası olmalı.
-çok sevdiğim bir kitabı, filmi ya da şarkıyı eskiden herkesle paylaşmak isterdim. şimdilerde sadece kendime saklıyorum. bencillik mi bu?
-bir gün bir kitap yazmak istiyorum.
bir türlü intihar etmeyi başaramayıp,
her intihar denemesinde birilerinin mükemmel hayatını allak bullak eden bir adamın hikayesini.
ve bunun filmini çekmeyi düşünüyorum. (çalmayın fikrimi)

-balık yemeye bayılıyorum.
-ızgara tavuğa.
-rakı'ya.

-artık aşık olamıyorum galiba. vazgeçmem çok kolay oluyor çünkü.
-kendimi sevmememe karşın kendimden değerli tek bir insan ya da olgu göremiyorum.
-deliriyorum.
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-babamdan hiç öyle çok dayak yemedim. ama beni hiç öptüğünü de hatırlamam. keşke dövseydi. en azından elleri yüzüme değmiş olurdu.
-tanrı benim için koca bir hayal kırıklığı. eminim ki ben de o'nun için koca bir hayal kırıklığıyım.
-hayatta en dibe vurduğum tek bir an yok. hala gidiyorum o dibe.
-keşke ölüm stilimi seçme şansım olsaydı. tıraş olup, tamamen simsiyah giyinmek isterdim.
-kulaklıkla müzik dinlemek çok güzel. dışarıdan gelebilecek her sesi bastırıyor.

-batıl inançlarım yok, ama ekmeğin ters çevrilmesi ruhumu acıtır.
-tanrı olsaydım, insanlığı kendi haline bırakıp giderdim bir gün.
-büyüyünce ne olacaksın diye bir kere sorulmadı bana. ben de bu yüzden hiçbir şey olamadım.
-artık musluk suyunu hiç kimse içmiyor.
-yapay çiçekler kadar dekorasyon ayıbı başka bir şey yok.
-kronik olabilir mutsuzluğum.. bilmiyorum.
-insanların aşktan daha önemli işleri var. garip geliyor bu bana...

-çok şey itiraf ettim kendime. bunca zaman. belki de hepsi bir iftiraydı...
kendime atıp, yüzüme ve gözüme bulaştırdığım.. bilmiyorum.
-boşvermenin ne demek olduğunu öğrendim artık.
-insanı da terbiye eden bir şey var. ve o şey, en rütbeli olan. ne mi o şey; tabi ki zaman!!
-bir kavgaya tutuşmuş gibi yaşıyorum hayatı.
-geceleri manik, gündüzleri depresifim..
-içimde koca bir adam varmış gibi hissediyorum hep..
-kendimden korkuyorum.

-zamansız terkettiğim sevgililerin ardından bağırmak istiyorum; "dön lütfen, yoksa dünyayı ters çevireceğim öfkemle.. sonunda kaçtığına toslayacaksın.."
-ilk tanışma faslında "memnun oldum" demekten daha samimiyetsiz ne var?
-beni linç etmeli birileri. ama şimdi değil. önceden. zamanda geriye dönüş yok değil mi? geç kaldınız! sizin için üzgünüm!

-geçmişte bir gün bir yazı okumuştum; 'doğuda doğmak suç olsaydı en büyük suçlu güneş olurdu' demiş birisi yüreğine hayran kalmıştım yazanın.

-bugün babama kızdım uzun bir aradan sonra."bu zamana kadar yaptığın hiçbir şey doğru değildi" dedim.
-beni duyabildi mi bilmiyorum...
-en çok ellerim üşür. eldiven takmayı hiçbir zaman sevemedim.
-şemsiye taşımayı dansevmiyorum.

-bir kadının köprücük kemiğine yuva yapmak isterdim.
-benim esaretim, özgürlüğüm.
-bugün saçlarımı kazıtmayı da düşündüm.
-dünya, üstündekileri fırlatacak kadar hızlı dönmeli ya da kendini kusturacak kadar hızlı dönmeli.
-zihnim ve ruhum uyuşuyor.
-muhteşem bir boşvermişliği yaşarken bu kadar hassas olmamın nedeni ne? sanırım buna yenilmek deniliyor.

-duvarlarında ayna olan bir mekanda çok güzel bir kadınla o aynalardan kesişmekten daha lezzetli ne olabilir?
-büyünce ölü olacağım...

-bir gün istanbul havaalanında kendi uçuş kapımı bulmak için üç kişiye bir şey sorabilir miyim dedim. üçü de aynı cevabı verdi, "hayır"
-ellerimi çok severdi sevgililerim..
-dün çok şahane bir deri mont beğendim. üzerimdekinin kahve renkli olanı.
-birisi gönüllü dinlese beni, hiçbir hastalığım olmaz ama.
-insanlara gıcık olup yalnızlıktan nefret ediyorum.
-ciğerim yanıyor.
-geberene kadar ayakta durup da öyle gebermek istiyorum. dimdik. küfür gibi.
-tıka-basa öfkeyle doluyum.
-iki gece üst üste ağladım. hayatım, zincirleme yaşam kazasına döndü.
devamını gör...

güney afrika'da işe ilk gittiğimizde bizi işçilerle tanıştırdılar. bir çakal türk arkadaş ben şununla takıldım, bununla takıldım dedi. bende saf türk evladı olarak dedimki, kardeşim bunların iki, üç çocuğu varmış, kocası birşey demiyormu, nasıl hafta sonu seninle otele gidiyor.
sonradan öğrendik ki bu kızlar ortaokul yada lisedeki ilk boyfriendlerinden hamile kalmışlar. siyah ve melezler çocuğu "tanrının hediyesi" gördüğü için genelde kürtaja karşılar, çocuğu aldırmıyorlar. ama kızın boyfriendi "ben kimseden hediye falan istemiyorum, artık benim girlfriendim değilsin" demiş. tabi "first cut is the deepest"miş, kız üzülmüş, ağlamış, isyan etmiş ama bir zaman sonra hayat devam ediyor diyerek yeni aşklara yelken açmış.
ilk zamanlar çok güzel geçmiş, adam kıza teselli olmuş, aşkı yeniden buldum derken kız yine hamile kalmış ve yine boyfriend "runaway" olmuş. bu olay bir kaç kere daha tekrarlanmış. tanıştığımız kadın işçilerin çoğu değişik babaları olan birkaç çocuk sahibi, erkek işçilerin çoğu ise birkaç kızdan çocuğu vardı.
hatta covid 19 ilk çıktığında sokağa çıkma yasağı olunca, insanlar, 20 yıl önce ekmek almaya giden babam sonunda eve geldi, sonunda babamı gördüm diye dalga geçiyorlardı.
eğer kızın ailesi bakmazsa yada kızın psikolojisi zayıfsa teselli için içki ve uyuşturucuya bağımlı oluyor, işler daha kötüye gidiyor ve uyuşturucu parası için herşeyi yapıyor. tabi bu ortamda büyüyen çocuklar ne yazıkki erkekse genelde "çete", "gangsta" muhabbetlerine, kız ise tahmin edeceğiniz yollara gidiyor.
tabi güney afrika'da bu durumda çok kız olduğundan, erkekler, türkiye'deki gibi aman nefes alsın yeter demiyor, hemen yenisini buluyorlar. bu yüzden 35, 40 yaşındaki kadınların artık yüzüne kimse bakmıyor ve onlarda artık "kadın kadına" takılmaya başlıyor. orada lezbiyen muhabbeti yapanların çoğu hormon yada gerçekten kadınlara ilgi duymaktan değil, mecburiyetten "çakma" lezbiyenler. normal muhabbet etsen bile erkekler pislik, şerefsiz, şu, bu... diye konuşuyorlar ve bizde haklısın abla diyorduk.
devamını gör...

'91 çıkışlı izel çelik ercan albümü ve şarkısı. klibi gerçek bir faciadır. facepalm üstüne facepalm ettirir.

edit: sayın eyisa yazarımızın ikazıyla bir iki şey eklemek istiyorum: şarkı gayet güzel, naif ve hoş tatlar içerir. keyif almak için klibi kapatıp, hunharca gülmek için klibi açarak izleyiniz.

devamını gör...

recep tayyip erdoğan' ın 100 yıl yaşaması.
devamını gör...

i've already burned, don't you burn too.
diyorum, yanılıyorum diye de korkuyorum.
devamını gör...

"eyer diyer felan" beni çıldırtan yanlışlar.
devamını gör...

"geçen yıl bu kadar kalabalık değildi."
devamını gör...

sukha (सुख) sanskritçe dış dünyadan bağımsız özgün mutluluk demek.
devamını gör...

artık çıkmıyorum istiklale
sabah fatma hanım uyandırıyor.
helva, ekmek, çay bana onlar bakıyor.
odanın hali perişan, ben perişan kimse yok işime karışan.
devamını gör...

yukarıda da bahsedildiği gibi tarih bilgisi vardır. ama tarih bilinci yoktur. bu ve bu tür kişiler tarihi bir bilim olarak değil, islamcı ve osmanlıcı propagandaları için bir araç olarak görürler. bu nedenle aydınlatıcı ve bilgilendirici değil, dini vaazlara ve ecdat övücülüğüne dayanan bir tarih anlatımını tercih ederler. onların atıf sistemlerinde veya herhangi bir akademik camiada ise zaten yeri yoktur. kendilerinden doğru ve dürüst bir tarihçilik beklenbilir. ama sorgulayıcı ve tarafsız bir tarihçilik beklenemez. tarihi hadiseleri, yaşandığı döneme göre değerlendirme konusunda çok başarısızdırlar. örneğin, şuan tanımını yaptığımız mevzubahis kişinin bir söylemi vardır; ona göre yüzyıllarca vali ile yönettiğimiz yunanları, kurtuluş savaşı'nda mağlup etmek bir başarı değilmiş. bak sen, kanuni dönemi'nde de fransa sadece bir vilayet olarak görülüyordu ama değil mi? sonra noldu peki? napolyon gibi biri geldi başlarına ve osmanlı yerinde sayarken onlar her alanda şahlanıp bizi kat kat geçtiler. bizi kendi dillerini öğrenmek zorunda bıraktılar neticesinde. istediği kadar bilgili olsun, 500 yıl önceki osmanlı'nın durumu ile kurtuluş savaşı'ndaki ankara hükümeti'nin durumunu ayırt edemeyecek kadar muhakemeden yoksundur bu zat. kale alınacak biri asla değildir.
devamını gör...

çok mutluyum çok..
iyi ki hepimiz varız..
hepinizi çok seviyorum..
devamını gör...

hiç bir amaca hizmet etmeyen uçurulması gereken başlıklara bir örnek daha. sözlüğün bu çöp oluşumlardan kendisini arındırmasi gerek forumsal başlıkları uçuran bir ekip kurmanız gerek.
devamını gör...

noelle stevenson tarafından hazırlanan ve martı yayınları’dan ekim 2020’de çıkmış çizgi roman.

devamı olmaması açısından alıp okunabilecek türden. (ülkemizde malum seriler geç çıkıyor.)basit çizimleri ve sınırlı karaktere sahip olması da ayrıca okumayı kolaylaştırıyor. iyilik ve kötülüğü kendine göre yorumlayan nimona karakteri ile tanışmak güzeldi.


nimona, kötülüğe marifeti olan, atılgan, genç bir şekildeğiştiren. lord ballister blackheart ise kan davası olan bir hain.
yardımcı ve kötü adam olarak, nimona ve lord blackheart ciddi tahribatlara neden olmak üzere. görevleri: sör ambrosious goldenloin ve adalet ve kahramanlık kurumu’ndaki arkadaşlarının aslında hiç de kahraman olmadıklarını tüm krallığa kanıtlamak. işin içinde patlamalar da olacak. bilim ve köpekbalıkları da. ama küçük yaramazlıklar kötü bir savaşa dönüştükçe lord blackheart, nimona’nın güçlerinin, en az geçmişi kadar gizemli ve şüpheli olduğunu fark eder. onun sağı solu belli olmayan hali blackheart’ın itiraf etmek isteyeceğinden belki biraz daha tehlikelidir…
devamını gör...

halıda yuvarlanmak, kanepenin kenarından baş aşağı sarkmak.
devamını gör...

eş dost ile ilgili alınan kararlar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sorgulayanların kendine özenmesini, onun yerinde olmak istemesini ortaya çıkardığı için suçlanan kadındır, seks yaptığı için değil.
devamını gör...

edip cansever şiiridir.


bir su yılı denebilirdi geldi geçti
üstünde durmuyorum.
terledim, bulanık baktım.
ne varsa kendiliğindendi
hemen hemen evden çıkmadım.

sanki avuçlarımda sürekli
yıkanmış, tabağa konmuş bir meyvenin ellenmişliği,
ola ki makyajı bir oyuncunun, karışmış gözyaşlarına
yeni kireçlenmiş bir duvarın kireci
avuçlarımda sürekli..
bir su yılı denebilirdi üstünde durmuyorum
kalmışsa kalmıştır bir çomak gibi
kuru
artık kullanılmayan bir demiryolu
kararmış, kırık dökük
üstünde bir yük vagonu.

mavi bir araba kapımın önünde
bütün yıl
bir su yılı
kapısını kimse açmadı
açıp kapamadı hiç kimse
aslında mavi de sayılmazdı pek
balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde
yani sabah güneşlerini denizde
günbatımını denizde
severek yaşayan bir balık da denebilirdi ona
çünkü düşler gerçekle
gerçekler düşle
anlayınca bir gün buluştuğunu
geçirir her günceye kısa bir yolculuğu
ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte
damağın dudağın alışkanlığına karşı
kalbin atışlarıyla çok uyumlu bir de.

hadi anlat deseler anlatamam
bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi
yani bir kunduzu karşıdan karşıya yüzdüren sezgi
nedir ben bilemem ki
belki bir rastlantıdır da ondan mı sevdanın yeri
en yakın yeri
en uzak yeri
bitmeyen yeri
bitecek yeri
fark edilmez zaten anlaşılmış sevdanın
anlaşılmaz sevda ile bütün ekleri.

gözlerim sevdim seni
köklerim gözlerimin
suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi..
devamını gör...

bir roman kahramanına k. ismini vermek çok cesur ve iddialı bir hareket. nereden baksanız gözü karalık! çünkü böyle bir ismin altında kalkmak çok zordur. zira kim ne derse desin k. isimli bir roman kahramanı nitelikli okurun aklına kafka’yı getirir ve ister istemez romanın yazarı ile kafka arasında bir benzerlik aranır ya da bir kıyas yapılır ki eğer bir kıyas yapılırsa geri planda kalan kafka olmayan yazardır.

kjersti skomsvold bu riske girmiş ve bence iyi de yapmış. çünkü ortaya müthiş bir roman çıkarmış. romanımızın kahramanı k. bir matematik öğretmeni. böyle olması çok doğal çünkü kjersti matematik mezunu. yani romanın içinde bu kadar matematik olmasının nedeni yazarın içinde dönüp duran rakamlar. k. aynı zamanda bir akciğer rahatsızlığından mustarip ve ölmek üzere. sayılı günleri ise içsel bir çekişme ile geçmekte. henüz 33 yaşında k. ama eğer kutsal metinlere aşina iseniz bu yaşın bir dönüm noktası olabileceğini bilirsiniz insan hayatında çünkü 33 isa’nın öldüğü yaştır.

ferdinand, k.’nın erkek arkadaşı ve sürekli içini döktüğü, dertleştiği ve kendi aksinin izlediği bir dostu. burda tek sorunlu nokta şu ki ferdinand bir intihar girişiminden başarılı bir sonuçla ayrılmış. ancak diğer aleme geçme konusunda işi biraz ağırdan almakta çünkü k.’ nın bir çocuk sahibi olduğunu görmeden somut dünyadan ayrılmaya yanaşmamakta.

k. bu sorunun çözümü için bir temrin olması adına bir yöntem buluyor ve siz bu yönteme dair ip ucunu kitabın kapağında göreceksiniz .

kjersti skomsvold mutlaka okunması gereken bir yazar. 33 yaşında iseniz tam size göre, 33 yaşına henüz gelmediyseniz biraz daha vaktiniz var demektir. 33 yaşından büyükseniz ve hala yaşıyorsanız hala okumak için umudunuz sürüyor.
devamını gör...

görenleri şaşkına çeviren, kendilerini dahi açıklamakta güçlük çeken 'ateiz'lerin açıklamakta güçlük çektiği mucizevi olayın baş kahramanı.

devamını gör...

işveren çıkarına çalışan işçi sendikalarına verilen isim.

ismini duyar duymaz yandaş olduklarını anlasak da "bunlar neden sarı" diye de kendimize soruyoruz elbette. diğerleri 'kızıl' sendika olduğundan mı sarılar? yoksa binaları sarıydı da oradan mı çıktı?

yirminci yüzyılın başlarında fransa'da sarılar hareketi isimli bir hareketin faaliyet alanı olarak ilk kez ortaya çıkmış kuruluşlardır sarı sendikalar. sarılar, sınıf mücadelesini aslında bir 'mücadele' olarak görmeyip uzlaşmacı, diyalogcu yöntemleri savunur. bu sendikalar, onu kuran güçlere ve sonraki sahiplenici veya yürütücülerine bakıldığında milliyetçi gruplar tarafından idare edilmiştir ve edilmektedir diyebiliriz. dolayısıyla 1900'lerin fransa'sında da günümüz dünyasında da işçi hareketlerini ve özellikle en büyük kozu olan grev hakkını baltalamak için tetikçilikten ibaret faaliyetleriyle işçi değil patron, yurttaş değil devlet çıkarlarını gözetmişlerdir. daha sendikal hakların kazanımını doğru dürüst tadamamış işçi sınıfının ortasına konan bu 'hain' kurumlar o dönemde patron/devlet eliyle yönlendirilmemiş (ki buna inanmak güç) olsa dahi buna oldukça uygun bir anlayışta olduklarından işveren güdümünde yıllardan beri varlıkları devam eder. hareketin ilk yıllarında da mali ve fikri açıdan işverenlerle arasında bulunan organik bağ da sosyalist düşünceye karşı oluşturulduklarını anlamamızı sağlıyor. sendikal faaliyetin amacı ile bağdaşmayan grev kırıcılık, patron sözcülüğü gibi sevdalarından dolayı her dönemde onursuzluklarıyla anılacaklar.

genel olarak 'sarı' tabiri, hareketin adından geliyor denilse de bunu gerçekten binalarının renginin sarı olması veya kızıl'la bir karşılaştırma sonucunda daha uzlaşmacı ve apolitik bir renk olmasından ötürü böyle isimlendirildiklerini söyleyen kaynaklar da mevcut. sarılar'ın işçi sınıfının sosyalizmle özdeşleştirilmesini reddetmesi, sınıf mücadelesinde kullanılan araçlarda işverenden yana tavır alması sebebiyle kızıl ile yapılan kıyasın da pek yanlış olduğunu söyleyemeyiz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim