yargılanması büyük zevk verecek insanlar
yargılama faaliyeti adalet duygusunun dışında hiçbir duyguyla ilişkili olmamalıdır, ne aktörleri ne de seyircileri açısından.
(bkz: hiç kimse)
(bkz: hiç kimse)
devamını gör...
1100 adet porsche taşıyan geminin yanıyor olması
kaynak
aralarında 1100 adet porsche marka otomobilin de dahil olduğu 4 bin lüks aracı taşıyan kargo gemisi atlas okyanusunun ortasında alev aldı. mürettebat kurtarıldı ancak lüks araçlar alev alev yanmaya devam ediyor.
felicity ace isimli devasa kargo gemisi, 22 mürettebatının gemiden kurtarılmasının ardından perşembe günü alev aldı ve atlas okyanusunun ortasında yer alan portekiz’e bağlı azor adaları açıklarında sürüklenmeye başladı.
drive isimli otomobil sitesine göre volkswagen grubu’na ait 4 bin aracın da gemide olduğunu bildirdi.
bu yangın volkswagen grubunun ilk deniz yangını değil. 2019’da gruba ait otomobilleri taşıyan grande america isimli gemi alev alıp batmış, bu gemide de audi ve porsche da dahil olmak üzere 2 binden fazla lüks otomobil yanmış ve sulara karışmıştı
aralarında 1100 adet porsche marka otomobilin de dahil olduğu 4 bin lüks aracı taşıyan kargo gemisi atlas okyanusunun ortasında alev aldı. mürettebat kurtarıldı ancak lüks araçlar alev alev yanmaya devam ediyor.
felicity ace isimli devasa kargo gemisi, 22 mürettebatının gemiden kurtarılmasının ardından perşembe günü alev aldı ve atlas okyanusunun ortasında yer alan portekiz’e bağlı azor adaları açıklarında sürüklenmeye başladı.
drive isimli otomobil sitesine göre volkswagen grubu’na ait 4 bin aracın da gemide olduğunu bildirdi.
bu yangın volkswagen grubunun ilk deniz yangını değil. 2019’da gruba ait otomobilleri taşıyan grande america isimli gemi alev alıp batmış, bu gemide de audi ve porsche da dahil olmak üzere 2 binden fazla lüks otomobil yanmış ve sulara karışmıştı
devamını gör...
tüftüf
ben külah sarma konusunda çok beceriksizdim. bir kere sarma işini hızlı yapamıyordum. yaptığım külahlarda pek ince olmuyordu. bu konuda çeşitli denemelerim oldu. tabiri caizse kırk fırın ekmek yedim ama nafile... baktım olmayacak, kendime küçük bir külah çantası yaptım. daha doğrusu anneme yaptırdım. bu çantayı yanlamasına takar, muazzam şekilde yapılmış külahları içine koyar ve böylece rekabeti dengelerdim. aksi halde şişen külahlar lordu olarak anılacaktım ki, kök tengri kimseyi bizim mahallenin çocuklarının diline düşürmesin. külahı iyi yapamıyordum ama boruyu üflemek ve hedefi vurmak konusunda gayet başarılıydım. allah bir yerden almış bir yerden vermiş işte. özetle benim meselem lojistikti ve onu da çözmüştüm.
yalnız bu külah işi tehlikelidir. yani normalde gayet stabil bir oyundur ama mahallenin piçleri * bu oyunu bir anda cehennem azabına çevirebilir. aslında kurallar baştan konulmuştur. herkes bu kuralları bilir. kimse kimsenin tavuğuna kışt demez, maksat eğlenmektir ama istisnasız bir tane sivri zeka muhakkak çıkar ve oyunu sabote ederdi. ha o nasıl oluyordu derseniz, şöyle oluyordu; bu sivri zekalar külahların ucuna iğne takıyor ve külahın isabet ettiği çocuk yandım anam nidaları ile canı yanmış bir şekilde diğerinin üzerine çullanıyordu. sıkıntı şu ki, iğneli külah tehlikeli yerlere de isabet edebilirdi. misal göz gibi. işte o yüzden de bu işi yapanlar genelde bir daha oyuna alınmazlardı. ama nasıl oluyorsa o iğneli külah bir şekilde atılırdı. bana da isabet etmişliği vardır. bir kaç kere bacaktan, bir kaç kere de kaba etimden vurulmak sureti ile gazilik unvanına erişmiştim.
güzel zamanlardı cidden. sürekli kendimize eğlenecek bir şeyler bulur ve onları hayata geçirirdik. ha laf aramızda ben halen adam gibi külah saramıyorum. çantayı da kaybettik, o yüzden düelloya davet etmeyin asla icabet etmem *
bizim zamanlar için şöyle modernize edilmiş halleri vardı. havalı dururlardı.

tanım: çocukluk zamanlarımızın en keyifli oyunlarından birisidir. elektrik borusu ve kağıttan yapılan külahlar marifetiyle oynanırdı. ayrıca fişek oynamak olarak da bilinir.
yalnız bu külah işi tehlikelidir. yani normalde gayet stabil bir oyundur ama mahallenin piçleri * bu oyunu bir anda cehennem azabına çevirebilir. aslında kurallar baştan konulmuştur. herkes bu kuralları bilir. kimse kimsenin tavuğuna kışt demez, maksat eğlenmektir ama istisnasız bir tane sivri zeka muhakkak çıkar ve oyunu sabote ederdi. ha o nasıl oluyordu derseniz, şöyle oluyordu; bu sivri zekalar külahların ucuna iğne takıyor ve külahın isabet ettiği çocuk yandım anam nidaları ile canı yanmış bir şekilde diğerinin üzerine çullanıyordu. sıkıntı şu ki, iğneli külah tehlikeli yerlere de isabet edebilirdi. misal göz gibi. işte o yüzden de bu işi yapanlar genelde bir daha oyuna alınmazlardı. ama nasıl oluyorsa o iğneli külah bir şekilde atılırdı. bana da isabet etmişliği vardır. bir kaç kere bacaktan, bir kaç kere de kaba etimden vurulmak sureti ile gazilik unvanına erişmiştim.
güzel zamanlardı cidden. sürekli kendimize eğlenecek bir şeyler bulur ve onları hayata geçirirdik. ha laf aramızda ben halen adam gibi külah saramıyorum. çantayı da kaybettik, o yüzden düelloya davet etmeyin asla icabet etmem *
bizim zamanlar için şöyle modernize edilmiş halleri vardı. havalı dururlardı.

tanım: çocukluk zamanlarımızın en keyifli oyunlarından birisidir. elektrik borusu ve kağıttan yapılan külahlar marifetiyle oynanırdı. ayrıca fişek oynamak olarak da bilinir.
devamını gör...
akshaya tritiya
doğu felsefesinde, yılın en uğurlu günü anlamına gelen, bitmek tükenmek bilmeyen gün.
bu sene ki akshaya tritiya günü hıdırellez günlerine denk geliyor.
tüm inananlara iyilik getirsin inşallah.
bu sene ki akshaya tritiya günü hıdırellez günlerine denk geliyor.
tüm inananlara iyilik getirsin inşallah.
devamını gör...
cinsiyetsiz tuvalet olur mu sorunsalı
geçen yıl stockholm merkez tren istasyonunda deneyimlediğim olaydır.
gayet medeni biri olmama rağmen garipsediğimi itiraf etmeliyim. bir kabinin boşalması için yanınızdaki bir kadınla sıra beklemek; çıktığınızda başka bir kadının makyaj tazelediğini görmek -kadın tuvaleti davranışlarını bilmediğim için- alışkın olmadığım bir durumdu. hatta tuvaletten ayrılırken "iyi ki türkiye'de yok böyle şeyler" dedim.
güzel bir şey değil.. isteklerinizin suyunu çıkarmayın..
gayet medeni biri olmama rağmen garipsediğimi itiraf etmeliyim. bir kabinin boşalması için yanınızdaki bir kadınla sıra beklemek; çıktığınızda başka bir kadının makyaj tazelediğini görmek -kadın tuvaleti davranışlarını bilmediğim için- alışkın olmadığım bir durumdu. hatta tuvaletten ayrılırken "iyi ki türkiye'de yok böyle şeyler" dedim.
güzel bir şey değil.. isteklerinizin suyunu çıkarmayın..
devamını gör...
arven
tanımlarını beğendiğim ve takibe aldığım yazar arkadaşımızdır kendileri, nice güzel tanımlara.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının birbirlerini övmesi
yadsınamaz bir gerçektir.
yıllardır profesyonel bir sözlük okuyucusu olduktan sonra* kafa, benim ilk sözlük yazarı deneyimini tattığım bir mecra oldu. başlarda bu nickaltı övgü muhabbeti hemen dikkatimi çekti. "aa, ne kadar kibar insanlar, güzel ifadelerle beğendikleri yazarları motive ediyorlar." demiştim. ilk kez sözlük yazarı olan kişilerin de bu klişeye dahil olmasıyla birlikte bu "övgü yarışı" bambaşka bir noktaya ulaştı.
bir süre sonra, kendimce yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuca göre, aslında gerçekten kıymetli yazarlar için başladığını düşünüdüğüm bu övgü işinde, ipin ucunun çoktan kaçırılmış olduğunu fark ettim. öyle ki, bazı yazarların bir diğerini överken kullandıkları cümleleri görünce, cıvık olarak nitelendirebileceğim bu yazarları, sanki smokin giymiş, önünü iliklemiş de öyle yazıyor gibi tahayyül etmeye başladım.
hatta yazarların pek çoğu, birbirlerini överken basmakalıp sözler kullanmaktan bile kaçınmamaya başladı. birbirini tekrar eden övgüler peş peşe yığılmaya başlayınca, bu işin samimiyetini sorgulamak durumunda kaldım. çünkü bazı yazarlar, bir başkasını överek kendini ön plana çıkarmaya çabalıyor gibiydi. her sosyal mecrada olduğu gibi burada da "tık"* alma hevesinin, nitelik ve kaliteyi talan ettiğine tanıklık ettikten sonra bu hususu fazla önemsememeye başlayıp, akışına bıraktım.
hatta başlarda irrite olduğum bu övgü yarışında benim kafamı rahatlatan olay, seri artı oy veren melekler oldu. parmağıyla ekranda bulunan bazı piksellere seri bir şekilde dokunmayı becerebilen kişilerin övgülere mazhar olduğunu gördükten sonra, bu işin samimi bir beğeniyi ifade etmekten çok, sözlük içi lobicilik olduğunu fark ettim. yeni yazarlar, bir süre takıldıktan sonra bu beğeni-övgü-takip lobiciliğini tecrübe edebilirler. belki de bu zaten sosyal medyanın doğasında olan bir şeydir, kullanmadığım için ben yeni fark etmiş olabilirim.
kimseye nereye, ne yazacaklarını tembihleyecek değilim. istediklerini yazıp çizebilirler. istedikleri yazarların tanımlarını okumadan beğenebilirler. karşılığında o yazarların içi boş övgülerinden tatmin olabilyorlarsa, ne mutlu onlara. ancak dışarıdan bakılınca bence* komik duruma düştüklerinin farkında değiller.
epeydir bu konuda söyleyeceklerimi biriktirip bir anda patlattıktan sonra, son sözüm de bu konudan rahatsızlık duyan yazarlara gelsin. burası kamuya açık bir platform, çeşit çeşit yazar var ve hepsi kuralları ihlal etmeden istediklerini yapmakta özgürler.* o yüzden şu övmüş şu beğenmiş gibi detaylara çok takılmayın. beğendiğiniz yazarlar için tabii ki övgü dolu tanımlar girin ama bunu yaparken... neyse siz daha iyisini bilirsiniz.
yıllardır profesyonel bir sözlük okuyucusu olduktan sonra* kafa, benim ilk sözlük yazarı deneyimini tattığım bir mecra oldu. başlarda bu nickaltı övgü muhabbeti hemen dikkatimi çekti. "aa, ne kadar kibar insanlar, güzel ifadelerle beğendikleri yazarları motive ediyorlar." demiştim. ilk kez sözlük yazarı olan kişilerin de bu klişeye dahil olmasıyla birlikte bu "övgü yarışı" bambaşka bir noktaya ulaştı.
bir süre sonra, kendimce yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuca göre, aslında gerçekten kıymetli yazarlar için başladığını düşünüdüğüm bu övgü işinde, ipin ucunun çoktan kaçırılmış olduğunu fark ettim. öyle ki, bazı yazarların bir diğerini överken kullandıkları cümleleri görünce, cıvık olarak nitelendirebileceğim bu yazarları, sanki smokin giymiş, önünü iliklemiş de öyle yazıyor gibi tahayyül etmeye başladım.
hatta yazarların pek çoğu, birbirlerini överken basmakalıp sözler kullanmaktan bile kaçınmamaya başladı. birbirini tekrar eden övgüler peş peşe yığılmaya başlayınca, bu işin samimiyetini sorgulamak durumunda kaldım. çünkü bazı yazarlar, bir başkasını överek kendini ön plana çıkarmaya çabalıyor gibiydi. her sosyal mecrada olduğu gibi burada da "tık"* alma hevesinin, nitelik ve kaliteyi talan ettiğine tanıklık ettikten sonra bu hususu fazla önemsememeye başlayıp, akışına bıraktım.
hatta başlarda irrite olduğum bu övgü yarışında benim kafamı rahatlatan olay, seri artı oy veren melekler oldu. parmağıyla ekranda bulunan bazı piksellere seri bir şekilde dokunmayı becerebilen kişilerin övgülere mazhar olduğunu gördükten sonra, bu işin samimi bir beğeniyi ifade etmekten çok, sözlük içi lobicilik olduğunu fark ettim. yeni yazarlar, bir süre takıldıktan sonra bu beğeni-övgü-takip lobiciliğini tecrübe edebilirler. belki de bu zaten sosyal medyanın doğasında olan bir şeydir, kullanmadığım için ben yeni fark etmiş olabilirim.
kimseye nereye, ne yazacaklarını tembihleyecek değilim. istediklerini yazıp çizebilirler. istedikleri yazarların tanımlarını okumadan beğenebilirler. karşılığında o yazarların içi boş övgülerinden tatmin olabilyorlarsa, ne mutlu onlara. ancak dışarıdan bakılınca bence* komik duruma düştüklerinin farkında değiller.
epeydir bu konuda söyleyeceklerimi biriktirip bir anda patlattıktan sonra, son sözüm de bu konudan rahatsızlık duyan yazarlara gelsin. burası kamuya açık bir platform, çeşit çeşit yazar var ve hepsi kuralları ihlal etmeden istediklerini yapmakta özgürler.* o yüzden şu övmüş şu beğenmiş gibi detaylara çok takılmayın. beğendiğiniz yazarlar için tabii ki övgü dolu tanımlar girin ama bunu yaparken... neyse siz daha iyisini bilirsiniz.
devamını gör...
doğalgaza yüzde 25 elektriğe yüzde 52 zam güncellenmesi
zaten gülmek eğlenmek bizim neyimize. üç kişilik bir aileyiz. geçen ay 400 lira ödedim. bu ay aynı kullanıma yaklaşık 1000 lira vereceğim. peki maaşlar aynı oranda artıyor mu? delirmeme az kaldı. yaşamayalım mı. 30 yaşındayım ve ilk defa bir yıla bu kadar umutsuz giriyorum.
devamını gör...
monaco'da ev fiyatları
genel olarak monako prensliği'nin vatandaşlarını, multi milyoner insanlar oluşturuyor.
yani bizim gibi insanların oradan bırak ev almayı, otelde 2 gün kalma imkanı bile %0.00005 falan.
yani bizim gibi insanların oradan bırak ev almayı, otelde 2 gün kalma imkanı bile %0.00005 falan.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
devamını gör...
küçük ağa
tarık buğra tarafından yazılan ve kurtuluş savaşını anlatan bir romandır.
devamını gör...
eski fotoğraflara bakarken hissedilenler
yüzünde acıyla karışık tatlı bir tebessüm ve fotoğraflardaki masum insanın eskisi kadar masum olmadığını, hayatın kargaşasına, kirine, zorluğuna bir şekilde onunda karıştığını fark etmen.
içten içe fotoğraftaki zamana dönmek istemek, o zamanların çok daha güzel olduğunu bilmek ve buna rağmen elinden hiçbir şey gelmemesinin verdiği burukluk...
içten içe fotoğraftaki zamana dönmek istemek, o zamanların çok daha güzel olduğunu bilmek ve buna rağmen elinden hiçbir şey gelmemesinin verdiği burukluk...
devamını gör...
bilimsel zırvalık
az önce bir yazar arkadaş tarafından literatüre kazandırılan terim. benim yazdıklarımın da öyle olduğunu öğrenmiş oldum bu arada kendisinden. *
şakası bir tarafa, bilimsel zırvalık olarak nitelenecek bir şey varsa o da bence bir zamanlar etkisi tam olarak bilinemeyen şeylerin insanlara "bu faydalıdır" iddiası altında kakalanmış olmasıdır. sigara, eroin ve benzeri maddelerin bir dönem eczanelerde "sağlığa yararlı" diye satıldığını göz önüne alır ve o dönem bu açıklamaları yapanların da bilim insanı olduğunu aklımıza getirirsek, bu tür işleri bilimsel zırvalık olarak değerlendirebiliriz bence.
şakası bir tarafa, bilimsel zırvalık olarak nitelenecek bir şey varsa o da bence bir zamanlar etkisi tam olarak bilinemeyen şeylerin insanlara "bu faydalıdır" iddiası altında kakalanmış olmasıdır. sigara, eroin ve benzeri maddelerin bir dönem eczanelerde "sağlığa yararlı" diye satıldığını göz önüne alır ve o dönem bu açıklamaları yapanların da bilim insanı olduğunu aklımıza getirirsek, bu tür işleri bilimsel zırvalık olarak değerlendirebiliriz bence.
devamını gör...
sen kimsin radyo yayını
duyurusu bile modumu yükselten program.
bu hafta bir da pastırmalı çöreğimiz varmış. hürrem rozetlerini ve orkideleri konuşacaksak ben de geleyim mi? havanın niye bu kadar soğuk olması hakkında birkaç şey söylerim belki ek olarak?
ha bir de miko, ocak bitiyor ama şubat güzel olacak? söz?*
bu hafta bir da pastırmalı çöreğimiz varmış. hürrem rozetlerini ve orkideleri konuşacaksak ben de geleyim mi? havanın niye bu kadar soğuk olması hakkında birkaç şey söylerim belki ek olarak?
ha bir de miko, ocak bitiyor ama şubat güzel olacak? söz?*
devamını gör...
bisiklet sürme nedenleri
çok iyi bir kardiyo egzersizi olması,
bacak ve sırt kaslarına iyi gelmesi,
eğlenceli olması,
mutluluk vermesi.
bacak ve sırt kaslarına iyi gelmesi,
eğlenceli olması,
mutluluk vermesi.
devamını gör...
köyde yaşamak
herkesin ulaşabileceği ama bir ütopya gibi bahsedip durduğu hayal.
öyle romantize edildiği kadar kolay iş değildir sobadan kül almak, sobayı sabahın ayazında kaldırıp yakmak hayvana vs bakıp tarla biçmek o yüzden hiç niyetlenmeyin yazları 10 gün gidin yeter.
öyle romantize edildiği kadar kolay iş değildir sobadan kül almak, sobayı sabahın ayazında kaldırıp yakmak hayvana vs bakıp tarla biçmek o yüzden hiç niyetlenmeyin yazları 10 gün gidin yeter.
devamını gör...
ahlat ağacı
roman tadında, durgun/dingin bir ritmi olan ama arada beklenmedik bir şekilde izleyenin dengesini sarsabilecek kadar da dinamik bir nuri bilge ceylan filmi.
[[spoiler]]
şahsen bir tek takıldığım nokta, murat cemcir ve doğu demirkol baba-oğuldan ziyade amca-yeğen gibi olmuşlar sanki.
[/spoiler]]
[[spoiler]]
şahsen bir tek takıldığım nokta, murat cemcir ve doğu demirkol baba-oğuldan ziyade amca-yeğen gibi olmuşlar sanki.
[/spoiler]]
devamını gör...


