söylenecek çok şey varken susmayı tercih etmek
yapılması gerekendir. bir kere konuşursun, karşındaki seni anlamıyorsa konuşmazsın artık. konuşmamalısın çünkü. insan ne kadar az konuşursa o kadar iyi.
şimdi düşünüyorum da, keşke daha az konuşsaydım, daha az anlatsaydım kendimi. insan değişken çünkü. ne ben geçen seneki kendimim, ne de aynı şeyleri hissediyorum. hep böyle olacak belki, ya da kalacağım şu anki halim daim olacak, ama olay bu değil. olay, karşındakinin gözünde olan değerin.
sen dert anlatırsın, seni güçsüz sanarlar. sen dediklerinin arkasında durursun, inatçı sanarlar. başkası için kendini paralamazsın, bencil olursun. cahile laf anlatmaya çalışırsın, bilgisiz olursun. ne cevap vereceksin ki bunlara? vermeyeceksin. kendi pisliğinde illaki boğulur çünkü bu insanlar. yaşadıkları kendilerine ağır geldiği için size aynısını yaşatmaya çalışırlar. aşağıda tek olmayı gururlarına yediremez, aşağı başkalarını da çekmeye çalışırlar. kendilerine kızamadıkları için başkasına kızarlar. ya da kendilerine çok kızmışlardır, artık bünyeleri bunu kaldırmaz, beyin de bu acıya karşı bir savunma mekanizması geliştirir: suçu başkalarına atmak. her şeyin sebebi başkalarıdır. ondan gelirler üstünüze, çünkü suçlusunuz o kişinin gözünde.
cevap vermezsen üstte kalırsın, ister karşındaki algılasın ister algılamasın, yoluna bakar, bedenen uzaklaşmazsın o kişiden belki, her gün görebilirsin de, ama ruhen aranızda kilometrelerle ölçülemeyecek mesafeler vardır. kişiyi de o mesafeler korur. seni suçlamasının seni etkilemediğini görünce demek ki suçlu o değilmiş der, ya da daha çok köpürür içinde. ancak ne olursa olsun karşısından tepki alamadığı için başka arayışlara girer.
yani benim nadide düşüncelerim böyle.
şimdi düşünüyorum da, keşke daha az konuşsaydım, daha az anlatsaydım kendimi. insan değişken çünkü. ne ben geçen seneki kendimim, ne de aynı şeyleri hissediyorum. hep böyle olacak belki, ya da kalacağım şu anki halim daim olacak, ama olay bu değil. olay, karşındakinin gözünde olan değerin.
sen dert anlatırsın, seni güçsüz sanarlar. sen dediklerinin arkasında durursun, inatçı sanarlar. başkası için kendini paralamazsın, bencil olursun. cahile laf anlatmaya çalışırsın, bilgisiz olursun. ne cevap vereceksin ki bunlara? vermeyeceksin. kendi pisliğinde illaki boğulur çünkü bu insanlar. yaşadıkları kendilerine ağır geldiği için size aynısını yaşatmaya çalışırlar. aşağıda tek olmayı gururlarına yediremez, aşağı başkalarını da çekmeye çalışırlar. kendilerine kızamadıkları için başkasına kızarlar. ya da kendilerine çok kızmışlardır, artık bünyeleri bunu kaldırmaz, beyin de bu acıya karşı bir savunma mekanizması geliştirir: suçu başkalarına atmak. her şeyin sebebi başkalarıdır. ondan gelirler üstünüze, çünkü suçlusunuz o kişinin gözünde.
cevap vermezsen üstte kalırsın, ister karşındaki algılasın ister algılamasın, yoluna bakar, bedenen uzaklaşmazsın o kişiden belki, her gün görebilirsin de, ama ruhen aranızda kilometrelerle ölçülemeyecek mesafeler vardır. kişiyi de o mesafeler korur. seni suçlamasının seni etkilemediğini görünce demek ki suçlu o değilmiş der, ya da daha çok köpürür içinde. ancak ne olursa olsun karşısından tepki alamadığı için başka arayışlara girer.
yani benim nadide düşüncelerim böyle.
devamını gör...
anadolu'nun çiğdeme çekirdek demesi
çiğdem, süsengiller familyasına ait bir bitki türüdür. belki de çiğdem veya çekirdek için en doğru kullanım günebakandır. olabilir mi? *
devamını gör...
türklerin başarılı olduğu alanlar
en iyisinden başlayarak, sırasıyla;
(bkz: gastronomi) türk mutfağı dünyadaki en hacimli ve lezzetli mutfaklarından, son yıllarda bunu dışarıya çok daha iyi pazarlamaya başladık. nusret, cznburak vs. gibi internet fenomenleri türk mutfağına ilgiyi arttırdı.
(bkz: konfeksiyon) konfeksiyon diyerek geçmeyin, türkiye bu alanda avrupa'nın en büyük ihracatçı ülkelerinden ve avrupaya ihraç ettiğimiz ürünler gerçekten kaliteli. bu alanda başarılı olduğumuzu söylebilirim.
(bkz: halıcılık) özellikle avrupa'nın yüzyıllardır sürmekte olan ilgisi sayesinde halen en önde olduğumuz alanlardan. avrupa'da en kaliteli halılar türk halısı olarak kabul görüyor. dokuma sanayimiz ihracat yaptığından dolayı gelişmiş durumda , tabi türklerin bu sektörde 2500 yıldır olduğunu da belirtmeliyiz.
(bkz: otomotiv yedek parça üretimi) onlarca tesisimizle yedek parça üretim ve imalatında başarılı bir konumdayız. son yıllarda büyük markaların yatırımdan kaçmasından dolayı sektör yavaşlasa da hala üretim durmadan devam ediyor. otomotivin yanında beyaz eşya parça üretiminde de başarılı bir konumdayız. tabi burada beyaz eşya üretimine de ayrı bir parantez açmak gerekir.
(bkz: beyaz eşya üretimi) türkiye bu alanda avrupa'nın en büyük üreticisi konumunda, dünyada ise ikinciyiz. beko (arçelik) özellikle avrupa'da prestijli bir marka.
(bkz: savunma sanayi) uzun uzun yazılabilir, ama şunu bilelim ki artık türk silahlı kuvvetleri büyük ölçüde ihtiyaçlarını kendisi karşılıyor. bu dışa bağımlı olmama durumu da ortaya çıkardığı özgün savunma ürünlerini satabilmesine imkan vermekte. özellikle bu alanda yurt içinde ve yurt dışında ilk akla gelen sihalar oluyor, ama perde arkasında elektronik sistemlerden yazılımlara daha bir çok ürün bulunmakta. son yıllarda devlet bu alana yatırımı hiç esirgemiyor. yerli üretimleri överek anlatmak, şova dökmek amacında değilim ama yapılan doğru adımların da arkasındayım.
(bkz: turizm sektörü) çok planlı ve düzenli gelişmese de türkiye'nin en büyük nimetlerinden biri turizm. avrupa'lıların türkiye denilince ilk aklına gelen şey (en azından birçoğu için diyelim) deniz, kum, güneş. milyonlarca turist türkiye'ye geliyor, tekrar geliyor, döviz artıyor "eh bir daha gelelim" diyor. otelcilikte de hiç fena durumda değiliz. genel anlamda turizm'de başarılı sayılırız ama bu yeterli değildir. türkiye'nin problemlerinden azcık sıyrılması, lanet virüsün bitmesi ve düzgün turizm politikaları ile turizm en parlak sektörlerimizden biri olabilir. hatta, cennet vatanımda olmaması hiçten bile değil.
(bkz: gastronomi) türk mutfağı dünyadaki en hacimli ve lezzetli mutfaklarından, son yıllarda bunu dışarıya çok daha iyi pazarlamaya başladık. nusret, cznburak vs. gibi internet fenomenleri türk mutfağına ilgiyi arttırdı.
(bkz: konfeksiyon) konfeksiyon diyerek geçmeyin, türkiye bu alanda avrupa'nın en büyük ihracatçı ülkelerinden ve avrupaya ihraç ettiğimiz ürünler gerçekten kaliteli. bu alanda başarılı olduğumuzu söylebilirim.
(bkz: halıcılık) özellikle avrupa'nın yüzyıllardır sürmekte olan ilgisi sayesinde halen en önde olduğumuz alanlardan. avrupa'da en kaliteli halılar türk halısı olarak kabul görüyor. dokuma sanayimiz ihracat yaptığından dolayı gelişmiş durumda , tabi türklerin bu sektörde 2500 yıldır olduğunu da belirtmeliyiz.
(bkz: otomotiv yedek parça üretimi) onlarca tesisimizle yedek parça üretim ve imalatında başarılı bir konumdayız. son yıllarda büyük markaların yatırımdan kaçmasından dolayı sektör yavaşlasa da hala üretim durmadan devam ediyor. otomotivin yanında beyaz eşya parça üretiminde de başarılı bir konumdayız. tabi burada beyaz eşya üretimine de ayrı bir parantez açmak gerekir.
(bkz: beyaz eşya üretimi) türkiye bu alanda avrupa'nın en büyük üreticisi konumunda, dünyada ise ikinciyiz. beko (arçelik) özellikle avrupa'da prestijli bir marka.
(bkz: savunma sanayi) uzun uzun yazılabilir, ama şunu bilelim ki artık türk silahlı kuvvetleri büyük ölçüde ihtiyaçlarını kendisi karşılıyor. bu dışa bağımlı olmama durumu da ortaya çıkardığı özgün savunma ürünlerini satabilmesine imkan vermekte. özellikle bu alanda yurt içinde ve yurt dışında ilk akla gelen sihalar oluyor, ama perde arkasında elektronik sistemlerden yazılımlara daha bir çok ürün bulunmakta. son yıllarda devlet bu alana yatırımı hiç esirgemiyor. yerli üretimleri överek anlatmak, şova dökmek amacında değilim ama yapılan doğru adımların da arkasındayım.
(bkz: turizm sektörü) çok planlı ve düzenli gelişmese de türkiye'nin en büyük nimetlerinden biri turizm. avrupa'lıların türkiye denilince ilk aklına gelen şey (en azından birçoğu için diyelim) deniz, kum, güneş. milyonlarca turist türkiye'ye geliyor, tekrar geliyor, döviz artıyor "eh bir daha gelelim" diyor. otelcilikte de hiç fena durumda değiliz. genel anlamda turizm'de başarılı sayılırız ama bu yeterli değildir. türkiye'nin problemlerinden azcık sıyrılması, lanet virüsün bitmesi ve düzgün turizm politikaları ile turizm en parlak sektörlerimizden biri olabilir. hatta, cennet vatanımda olmaması hiçten bile değil.
devamını gör...
bir merminin iki buçuk lira olması
insanın kendine çok da fazla güvenmemesi gerektiğini açık açık anlatan fiyatlandırmadır. zira bir mermi iki buçuk liradır.
devamını gör...
utopia
(bkz: utopia)
bu diziyi sevdiğim insanlara cebren izletiyorum. *
2x6 on iki bölümlük yarıda kalmış olmasına rağmen mükemmel bir ingiliz dizisidir. sanat sevenler için renk paleti müthiştir. siyaset, küresel güç, ırkçılık, kara mizah ve ihanet kavramları güzel işlenmiştir. müzikleri de iyidir, kurgu da gayet iyidir.
bu, dizinin soundtracki
bu renk paleti

bu da dizinin taptığım karakteri

diziyi hbo satın aldığı için apar topar final vermiştir. daha sonra amazon'a satılmış ve iğrenç bi şekilde baştan çekilmiştir.
(bkz: amerikanların her şeyi bok etmesi)
bu diziyi sevdiğim insanlara cebren izletiyorum. *
2x6 on iki bölümlük yarıda kalmış olmasına rağmen mükemmel bir ingiliz dizisidir. sanat sevenler için renk paleti müthiştir. siyaset, küresel güç, ırkçılık, kara mizah ve ihanet kavramları güzel işlenmiştir. müzikleri de iyidir, kurgu da gayet iyidir.
bu, dizinin soundtracki
bu renk paleti

bu da dizinin taptığım karakteri

diziyi hbo satın aldığı için apar topar final vermiştir. daha sonra amazon'a satılmış ve iğrenç bi şekilde baştan çekilmiştir.
(bkz: amerikanların her şeyi bok etmesi)
devamını gör...
insan sarrafı olmak
insan sarrafı değilim ama narsist sarrafıyım. birinin narsist olduğunu anlamam, 2 dakikamı alır zira narsist ebeveynlerle 40 yıl geçirip halen intihar etmemiş olmam ve kendi ayaklarım üzerinde durabiliyor olmam, bunun en büyük göstergesidir.
devamını gör...
insani gelişme endeksi
insani gelişme endeksi (human development ındex), dünya'daki ülkeler için yaşam uzunluğu, okur yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçüm. bu araştırma sonucunda bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan ya da gelişmemiş bir ülke olduğu; bunun yanı sıra ekonomisindeki etkinin, yaşam niteliğini ne düzeyde etkilediğini gösteriyor.
dağılım ilk olarak 1990 yılında pakistanlı ekonomist mahbub ul haq tarafından geliştirilmiş ve 1993 yılından bu yana birleşmiş milletler gelişme programı tarafından yıllık gelişme raporu'nda sunuluyor. *
peki hangi parametrelere göre hesaplanıyormuş bu dalga diye soracak olursak: ortalama yaşam süresi, okur yazar oranının (2/3'ü yani %66.6), ilkokul, lise ve üniversite kayıtlarının (1/3'ü yani %33.3) ile bulunan eğitim dağılımı ile kişi başına düşen gelir ve alım gücünün amerikan doları'ndan hesaplanmasıyla gerçekleştiriliyordu. fakat bu sistem yeni yeni güncelleniyor.
yeni hesaplama sistemi, eğitimde geçen ve geçmesi beklenen süre, doğumda yaşam beklentisi ve satın alma gücü pariteli milli geliri esas almakta.
ayrıca merak edenler için, 2018 verilerine göre norveç, isviçre ve irlanda'nın başı çektiği listede türkiye 189 ülke arasında 59. sırada yer alıyor.
dağılım ilk olarak 1990 yılında pakistanlı ekonomist mahbub ul haq tarafından geliştirilmiş ve 1993 yılından bu yana birleşmiş milletler gelişme programı tarafından yıllık gelişme raporu'nda sunuluyor. *
peki hangi parametrelere göre hesaplanıyormuş bu dalga diye soracak olursak: ortalama yaşam süresi, okur yazar oranının (2/3'ü yani %66.6), ilkokul, lise ve üniversite kayıtlarının (1/3'ü yani %33.3) ile bulunan eğitim dağılımı ile kişi başına düşen gelir ve alım gücünün amerikan doları'ndan hesaplanmasıyla gerçekleştiriliyordu. fakat bu sistem yeni yeni güncelleniyor.
yeni hesaplama sistemi, eğitimde geçen ve geçmesi beklenen süre, doğumda yaşam beklentisi ve satın alma gücü pariteli milli geliri esas almakta.
ayrıca merak edenler için, 2018 verilerine göre norveç, isviçre ve irlanda'nın başı çektiği listede türkiye 189 ülke arasında 59. sırada yer alıyor.
devamını gör...
ekim devrimi
çarlık rusyasında jülyen takvimi kullanılmaltaydı. miladi takvim ile jülyen takvimi arasında 13 gün fark vardır.
büyük ekim sosyalist devrimi miladi takvime göre 7 kasım 1917 de yapılmıştır ama rus jülyen takvimine göre 25 ekim 1917'de olduğu için ekim devrimi olarak geçer.
şubat devrimide aynıdır. miladi takvime göre 8 mart dünya kadınlar gününde başlamış fakat o dönemde rusya’da kullanılan jülyen takvimine göre 23 şubat 1917′a denk geldiği için “şubat devrimi” olarak tarihe geçmiştir.
büyük ekim sosyalist devrimi miladi takvime göre 7 kasım 1917 de yapılmıştır ama rus jülyen takvimine göre 25 ekim 1917'de olduğu için ekim devrimi olarak geçer.
şubat devrimide aynıdır. miladi takvime göre 8 mart dünya kadınlar gününde başlamış fakat o dönemde rusya’da kullanılan jülyen takvimine göre 23 şubat 1917′a denk geldiği için “şubat devrimi” olarak tarihe geçmiştir.
devamını gör...
yanlış telaffuz etmekten hoşlanılan kelimeler
(bkz: laylon)
devamını gör...
pavlov'un göbeği
başlığını anlık böyle okuduğum yönetici.

bugünkü olaydan bağımsız, kurallara uygun olmayan bir şey yapınca, her defasında günah keçisi ilan edilmeye çalışılan bir insan aynı zamanda. iletişim tarzı resmi* olduğu için böyle olduğunu düşünüyorum. yoksa o ya da bir başkası kural dışı bir şey olunca müdahale etmek için oradalar. başka ne yapsınlar?

bugünkü olaydan bağımsız, kurallara uygun olmayan bir şey yapınca, her defasında günah keçisi ilan edilmeye çalışılan bir insan aynı zamanda. iletişim tarzı resmi* olduğu için böyle olduğunu düşünüyorum. yoksa o ya da bir başkası kural dışı bir şey olunca müdahale etmek için oradalar. başka ne yapsınlar?
devamını gör...
çöpten yemek toplayan kişinin oyum erdoğan'a demesi
" zalimlerin saltanatı, cahillerin omuzlarında yükselir." *
"geceyi aç geçirip, gündüz kılıcını çekmeyene şaşarım!" *
özgürlüğün anlamını, kölenin ağzında aramak; beyhude bir çabadır. videoda görülen amcamız hayatından memnun. çünkü başka bir hayata şahit olmamış.
eleştirimiz; sadece günümüz iktidarını kapsamamalı. asıl eleştiri; bu adamın, muktedir güce bağlılığını yenilemesine sebep olan sebepler silsilesinin sorgulanması meselesidir.
çöpten birşeyler toplayan adamın, muktedir güce neden bu kadar bağlı olduğu, ülkece merak konusu olmalıdır. eğer bunun sebebini anlayabilirsek, geleceğimiz için, yol haritası belirlenmiş olur.
"geceyi aç geçirip, gündüz kılıcını çekmeyene şaşarım!" *
özgürlüğün anlamını, kölenin ağzında aramak; beyhude bir çabadır. videoda görülen amcamız hayatından memnun. çünkü başka bir hayata şahit olmamış.
eleştirimiz; sadece günümüz iktidarını kapsamamalı. asıl eleştiri; bu adamın, muktedir güce bağlılığını yenilemesine sebep olan sebepler silsilesinin sorgulanması meselesidir.
çöpten birşeyler toplayan adamın, muktedir güce neden bu kadar bağlı olduğu, ülkece merak konusu olmalıdır. eğer bunun sebebini anlayabilirsek, geleceğimiz için, yol haritası belirlenmiş olur.
devamını gör...
sevgilinin dizinde uyumak
başımı dizine koyup yattığımda baya güzel huzur verici bir eylemdi ama uyuyabilecek kadar vaktim olmadı hiç malum zar zor uyuyabilen bi insanım zaten kafamı koyar koymaz uyuyabilenlerden olsaydım asla kaldırmazdım başımı dizinden
devamını gör...
kadınların kışın mini etek giymesi
herkesin aklındaki bir soruyu çözmek için bu başlığı açmak zorundaydım.
bu entryi okuyan çoğu türk genci astrolojide bahsedilen kova yani aydınlanma çağına giriş yapacak sayemde erkekler, kadınlara 100 yıl daha yaklaşabilecek medeniyet konusunda.
kadınlar kışın mini etek ve çorap giyince üşümüyor mu diye soran erkeklerimizin olduğunu biliyorum malum kendileri kadınlarla konuşamaz ama sorsan hepsi tam bir don juan, fındık kıran...
kışın giydiğimiz o çoraplar aslında termal olduğu için üşümüyoruz ama erkekler o çoraplara bakarken maddenin arkasını görmeye yani bacaklarımızı görmeye çalıştıklarından ( suphanallah her biri bi süperman sanki) bu ayrıntıyı hiç anlamayacaklar onlar sadece hafızalarını gördüğü görüntüyü nakşedip akşam için stok görüntü atıyorlar.
bu entryi okuyan çoğu türk genci astrolojide bahsedilen kova yani aydınlanma çağına giriş yapacak sayemde erkekler, kadınlara 100 yıl daha yaklaşabilecek medeniyet konusunda.
kadınlar kışın mini etek ve çorap giyince üşümüyor mu diye soran erkeklerimizin olduğunu biliyorum malum kendileri kadınlarla konuşamaz ama sorsan hepsi tam bir don juan, fındık kıran...
kışın giydiğimiz o çoraplar aslında termal olduğu için üşümüyoruz ama erkekler o çoraplara bakarken maddenin arkasını görmeye yani bacaklarımızı görmeye çalıştıklarından ( suphanallah her biri bi süperman sanki) bu ayrıntıyı hiç anlamayacaklar onlar sadece hafızalarını gördüğü görüntüyü nakşedip akşam için stok görüntü atıyorlar.
devamını gör...
kadının beyanı esastır
bu konuda başımdan geçen bir olayı anlatmamda fayda var.
kesinlikle katılmıyorum.
küfür etmeden önce okumanızı tavsiye ederim.
bu tikko pandemiden önce bir toplantıdan çıktım aracıma doğru yürüyorum. 30 metre kadar önümde kadının bir tanesi yan yoldan ana yola çıkacak ama çıkacağı yer bayır. arabayı geri kaçırmadan hızlı bir şekilde yola atlaması gerekiyor. 4-5 metre gerisinde de 30 bin liralık bir arabada genç bir delikanlı var. kadın ise, kırmızı kocaman topuklu, dudaklarına ne bulduysa sürmüş, sarı saçlı "kokoş" tipli birisi.
olay şöyle,
kadın yola hızlıca çıkması gerekirken aracı fazlasıyla geriye kaçırdı ve "normal mesafede" duran genç delikanlıya vurdu. sonrasında kadın arabadan indi, çocuk ta indi. aramızdaki mesafe 10 metre falan kaldı. kadın arabaya baktı, sonra bağırmaya başladı.
"taciz var, sizin gibiler yüzünden kadınlar trafiğe çıkamıyor. gelip arkadan vuruyorsun, taciz ediyorsun. bıktım sizden. adi, köpek, şerefsiz, senin annene yapılsa hoşuna gider mi vs.."
çocuk sessizce kadının ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyor. normal takip mesafesinde duruyorsun, kadın "beceriksizliğinden" dolayı geliyor sana çarpıyor. "haklı" olan sen olmana rağmen, orada toplanan insanlar seni linç etmek için üzerine yürüyor. mahkemelik bir durumda ise, kadının beyanı esas..
bu bir saçmalıktır. kadına yapılan şiddet, nasıl şerefsizlikse, kadının da 2 dudağı arasına verilen bu yetki ile birilerine çok rahatlıkla iftira atabiliyor olması o derece şerefsizliktir.
kimse kusura bakmasın. insan olan bunu kabullenemez.
kesinlikle katılmıyorum.
küfür etmeden önce okumanızı tavsiye ederim.
bu tikko pandemiden önce bir toplantıdan çıktım aracıma doğru yürüyorum. 30 metre kadar önümde kadının bir tanesi yan yoldan ana yola çıkacak ama çıkacağı yer bayır. arabayı geri kaçırmadan hızlı bir şekilde yola atlaması gerekiyor. 4-5 metre gerisinde de 30 bin liralık bir arabada genç bir delikanlı var. kadın ise, kırmızı kocaman topuklu, dudaklarına ne bulduysa sürmüş, sarı saçlı "kokoş" tipli birisi.
olay şöyle,
kadın yola hızlıca çıkması gerekirken aracı fazlasıyla geriye kaçırdı ve "normal mesafede" duran genç delikanlıya vurdu. sonrasında kadın arabadan indi, çocuk ta indi. aramızdaki mesafe 10 metre falan kaldı. kadın arabaya baktı, sonra bağırmaya başladı.
"taciz var, sizin gibiler yüzünden kadınlar trafiğe çıkamıyor. gelip arkadan vuruyorsun, taciz ediyorsun. bıktım sizden. adi, köpek, şerefsiz, senin annene yapılsa hoşuna gider mi vs.."
çocuk sessizce kadının ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyor. normal takip mesafesinde duruyorsun, kadın "beceriksizliğinden" dolayı geliyor sana çarpıyor. "haklı" olan sen olmana rağmen, orada toplanan insanlar seni linç etmek için üzerine yürüyor. mahkemelik bir durumda ise, kadının beyanı esas..
bu bir saçmalıktır. kadına yapılan şiddet, nasıl şerefsizlikse, kadının da 2 dudağı arasına verilen bu yetki ile birilerine çok rahatlıkla iftira atabiliyor olması o derece şerefsizliktir.
kimse kusura bakmasın. insan olan bunu kabullenemez.
devamını gör...
balına 1.nesil yazar olup çaylaklara ustalık taslayanlar
gerçekçi olalım ki pek çoğumuz orhan veli veya yaşar kemal değiliz. balına yeni bir sözlük olan kafa sözlüğe üye olduk. azimle klavyelediğimiz için 1. nesil yazar olduk. çaylak arkadaşlar arasında da illaki bizden daha yetenekli olanlar var. ekşici gibi davranıp lütfen azimlerini şey etmeyelim.
bazılarınız napayım kral, onlarda cingöz mütahit gibi doluşsaydı diyebilir. doğru, çakal olsalardı onlarda 1.nesil olabilir, benjamin reyiz ile aynı kayıkta yol alabilirdi. ama olmadı, yeni girişimlerde şansınız bol olsun.
bazılarınız napayım kral, onlarda cingöz mütahit gibi doluşsaydı diyebilir. doğru, çakal olsalardı onlarda 1.nesil olabilir, benjamin reyiz ile aynı kayıkta yol alabilirdi. ama olmadı, yeni girişimlerde şansınız bol olsun.
devamını gör...
hoşlanılan sözlük yazarından ilk mesajı beklemek
hala yaptığım eylem. nöbetteyik...
bir hanımefendi var ki sözlükte; tanımlarıyla, üslubuyla ve kelime seçimleriyle adeta bitiriyor beni. yazım çeşidinden kendisinin çok sevimli ve alımlı olduğunu tahmin etmek istiyorum.
adı şimdilik bende kalsın. lakin o beklediğim gün geldiğinde ilan-ı aşkımı bu tanımıma editleyeceğim. heyecanı kaçmasın diye de ilk mesajı atmayı hiç düşünmeyeceğim bile. olur da o zamana dek diğer birçok sevdiğim yazar gibi sözlüğü bırakırsa ne kötü...
ama en azından birkaç yazarın "acaba o ben miyim?" diye bana mesaj atacağına eminim. en kötü yalandan "evet, o sensin" diyip yedeğe alacağım. her türlü win-win situation yani. sizlere de tavsiye ederim sayın yazarlar... **
bir hanımefendi var ki sözlükte; tanımlarıyla, üslubuyla ve kelime seçimleriyle adeta bitiriyor beni. yazım çeşidinden kendisinin çok sevimli ve alımlı olduğunu tahmin etmek istiyorum.
adı şimdilik bende kalsın. lakin o beklediğim gün geldiğinde ilan-ı aşkımı bu tanımıma editleyeceğim. heyecanı kaçmasın diye de ilk mesajı atmayı hiç düşünmeyeceğim bile. olur da o zamana dek diğer birçok sevdiğim yazar gibi sözlüğü bırakırsa ne kötü...
ama en azından birkaç yazarın "acaba o ben miyim?" diye bana mesaj atacağına eminim. en kötü yalandan "evet, o sensin" diyip yedeğe alacağım. her türlü win-win situation yani. sizlere de tavsiye ederim sayın yazarlar... **
devamını gör...
5 bin tl sevilen iş vs 20 bin tl sevilmeyen iş
20 bin tl ye sevilmeyen iş tabiki de. işkence olabilir ama bu devirde kim 20 bin liraya işkence ediyor? amerikada bile en yüksek bin dölara işkence ediyorlar.
devamını gör...
awake (2007)

adı türkçeye "anestezi" olarak çevrilmiş, tıpta anestezik farkındalık (anestezik bilinçlilik) olarak bilinen ameliyat sırasında hastanın bilincini geri kazanması durumunu işleyen, 2007 yapımı hollywood filmidir. yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını joby harold'ın yaptığı psikolojik gerilim türündeki filmin bazı bölümleri, fordham üniversitesi'nin lincoln center kampüsünde çekilmiştir. (lowenstein hall hastane gibi görünecek şekilde dönüştürüldü)
kısaca konusundan bahsedeyim:
genç milyarder clay (hayden christensen), annesinin özel asistanı güzel samantha'ya (jessica alba) aşıktır.
clay hastadır ve kendisine kalp nakli gerekmektedir, ameliyat için hastaneye gider. ameliyat başlar ve clay anestezi farkındalığı ile karşılaşır. ameliyat sırasında şahit olduğu şeylere yürekler dayanmaz efenim, olaylar olaylar, ne entrikalar...
şimdi neresinden anlatsam spoiler yiyecek, kolanın asidi kaçar gibi sürprizi kaçacak; bu kadarı kafi olsun.
bence izlenebilir bir film, ağır eleştiriler de almış, googlelayıp şöyle bir bakabilirsiniz hakkındaki eleştirilere, işte "polisiye kısmına bu kadar ağırlık verilmese de ameliyat masasında şöyle daha çok kesme biçme görseydik" diyenlerden "klişelere düşüyor efenim, ben biliydim böyle olacağını" "ya gerilim diye geldik, film duygusala bağladı, ben yeteri kadar gerilemedim olmamış bu" diyenine kadar mevcut. bana soracak olursanız, izlenebilir, öyle de berbat bir film değil asla ama ellerindeki şahane ilginçli konuyu biraz dağıttıklarını da söylemeden edemeyeceğim.
beni ters köşe yapmayı başardı. sam kızımızın aşkına inanmıştım, beni de kandırdı munafıh kadın. işte insanoğlu çiğ süt emmiş azizim.
aah ah ağlarsa anan ağlar gerisi yalan ağlar be clay'ım.
yalnız o kadar para var; yanında çalışanların seceresini çıkarır araştırırsın bi, değil mi ama? clay'in annesi öyle safkoloz bir kadın da değil, oğlunun başındaki belayı fark ediyor zaten ve ona göre davranıyor ama sam'i işe alırken, yanında tutarken bu zekasını niye kullanamıyor onu anlayamadım.
hala daha izlemediyseniz; akşama ne izlesek dediğiniz bi anda, boşluk doldurmaya gider bir filmdir.
"bir buçuk saatimi geri istiyorum!" diye tutturmazsınız en azından.
keyifli seyirler.
devamını gör...

