bir ihtimal daha var
o da ölmek mi dersin
söyle canım ne dersin
vuslatın başka âlem
sen bir ömre bedelsin ah
sen bir ömre bedelsin
sükût etme nazlı yâr
beni mecnun edersin
beni mecnun edersin
resul dindar
devamını gör...

işte en en büyük olmanın tek keyif veren hali.
3'ünü de dövdüm. ta ki onlar beni dövmeye başlayana kadar.
erkek kardeşim, ilkokulda iken elinde oklava ile beni kovalardı. sonra ben bunun peşine bir dönerdim. elinde oklava ile kaçardı.
bir kere ortanca kızkardeşimin alnına blr tekme attım kız bayılacak gibi oldu.
bir küçük kızkardeşiminin sivri takunyaları ile kafasını kanattım.
işte bunlar hep annemle babam gezmelere gidip bizi evde yalnız bırakınca olan işler.
içimde bir yerlerde şiddet seven biri var.
devamını gör...

yazarın kendisince girilen entrysini beğenmesine sözlüğün müsaade etmeme dürümüdür(soslu)

instagramda kendi attığım postu beğenebilirken, sözlükte kendi girdiğim entyleri beğenemiyorum.

en beğendiklerim de kendi girdiklerim aksi gibi.

acaba yanlış mı giriyoruz.
devamını gör...

öğretmenlerin normal insanlar olmadığı düşüncesi. daha doğrusu olağanüstü varlıklar ve hiç hata yapmazlar düşüncesi.

bir öğretmenimi sigara içerken gördüğüm için dünyam başıma yıkılmıştı. akşam yatağımda gizli gizli ağlamıştım.*
devamını gör...

benimdir. bu sözlükte yazan kimseyi reelde tanımıyorum. ne yani şimdi gidip herkesle buluşup mu nickaltı gireyim?
devamını gör...

beyoğlu istanbul
buradan
devamını gör...

moderatör.
devamını gör...

tofaş ile mercedes arabalarını kıyaslamak gibi bir versustur.

hasan denilen kişi cem yılmazın kesip attığı tırnağı olamaz bence.
devamını gör...

yobaz kelimesinin anlamını tam olarak bilmeyenlerin yapmış olduğu yanlışlık. zira yobaz kelimesinin iki anlamı var;

1. din konusunda başkalarına baskı yapmaya yönelen, dinsel bağnazlığı aşırılığa vardıran (kimse).
2. bir inanca, bir düşünceye körü körüne, aşırı ölçüde bağlı olan, hoşgörüden yoksun (kimse).

1. anlama göre müslüman, hristiyan veya yahudi olup din konusunda bağnaz tavır sergileyenlere yobaz denilebilir, doğrudur.

fakat 2. anlama göre kişinin dindar, müslüman, gayrimüslim olmasına bakmaksızın bir düşünceye körü körüne bağlanması ve bağnaz tavır sergilemesi de yobazlık olarak değerlendirilmelidir. yani bir kişi hem atesit hem yobaz olabilir veya agnostik yobaz olabilir veya deist yobaz olabilir.

iki tanıma da bakacak olursak ortak nokta bağnazlık olarak görünüyor.

o yüzden yobaz kelimesinin dindarlar için değil her konuda bağnaz tavır sergileyenler için kullanılması çok daha doğru olacaktır.

edit: yobaz kelimesinin 2. anlamına takılıp (güya 2. anlamı mecaz anlam imiş) sadece dindarların yobaz olabileceğini savunan yazar arkadaşlar için 3. bir anlamı daha mevcut.
'3. hlk. kaba saba, inceliksiz (kimse).'
(bu anlamından sonra da hala sadece dindarların yobaz olabileceğini iddia etmek ne derece doğru olur onu da sözlük ahalisine bırakıyorum.)
devamını gör...

"ifade edilmemiş duygular asla ölmez. diri diri gömülürler ve daha sonradan, en kötü halleri ile ortaya çıkarlar."
devamını gör...

looney tunes girisini bir kenara birakaraktan *, cocuklugumun introsu asagidaki gibidir, arz ederim.

pooo keee mooon gotta catch eem alll.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
can evlat köpük
devamını gör...

küçük, parlak sarı-turuncu renkli, kolombiya’nın nemli ormanlarında ve panama’nın ormanlık bölgelerinde yaşayan omurgalı hayvanlardır. ektotermik, amfibik canlılardır. günümüzde soyu tükendiği düşünülen bir kurbağa türüdür. altın dart kurbağası olarak da bilinir. kolombiyanın endemik bir türüdür. oldukça zehirlidir, bir miligram zehri on bin fare veya bir çift fili öldürebilir.
devamını gör...

en sevdiğim ötekileştirme ifadesidir.
devamını gör...

1994 yapımı amerikan filmi. yönetmenliğini frank darabont yapmıştır ve senaryosu, stephen king'in yazdığı "kuşku mevsimi" adlı kitabın "rita hayworth'u seven adam" bölümünden uyarlanmıştır. kitapla ilgili olarak şunu söyleyeyim ki, türkiye'de yayınlanan versiyonunda bu bölüm nedense bulunmamaktadır.

filmin bana düşündürdükleri ise şöyledir:

bu filmi beğenen birçok kişi gibi benim de içime halen sindiremediğim şey ödülleri forrest gump'a kaptırmış olması. tom hanks en sevdiğim erkek oyunculardan birisi o ayrı. forrest gump en sevdiğim filmlerden biridir o da ayrı. ama iki filmi önüme koyup hangisi dediklerinde tartışmasız bu film derim. ama gelin görün ki ödülleri kaptırmış olması bir hayli üzücü.

hayattaki en nefret ettiğim şeylerden biri kıyas konusudur. herkes gibi her şey de birbirinden farklıdır arkadaş. dolayısıyla bu iki filmi kıyaslamak yanlış olacaktır. ama ister istemez kıyaslamak durumunda kalıp sonuna kadar bu film diyorum.

bir kere bu film daha çok şey öğretiyor insana. en başta zaten afişinde de yazdığı gibi umut etmenin aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyor. durumun ne kadar berbat ve zor olursa olsun umudu bırakmamak gerektiğini, hayatının tıpkı andy dufrasne gibi bir anda tepe takla olması durumunda bile umut etmek gerektiğini anlatıyor.

bira sahnesini yazmaya cesaret edemiyorum. çünkü o sahnedeki güzelliği her ne kadar anlatmak istesem de yazdıklarım yetmez açıkçası. o nedenle anlatamıyorum. (bu sahneyi yazıyla değil de sözlü olarak birine anlatmaya kalksam sanırım "into the wild" filminde mccandless'in bardaki o top sakallı arkadaşına "ben alaska'ya gidiyorum, ta oralara ta uzaklara" derken yaşadığı mutluluk sarhoşluğuna bürünürüm sanırım)

bir diğer öğrettiği şey ise dostluk. aslında fazla arkadaşın olmasa bile sahip olduğun gerçek bir dostun varsa başka bir arkadaşa ihtiyacının olmadığını, bunun yanında zor şartlarda zor insanlarla beraberken o zorluğu paylaştığın bir dost varsa üstesinden sırt sırta vererek aşılabileceğini anlatıyor.

boş beyinli olmamak, bir şeyleri iyi derecede bilmek ve bir şeylere tutku duymak gerektiği de benim çıkardığım bir diğer sonuç. andy eğer taşlara ilgi duymasaydı ve onların yapısından anlamasaydı o duvarı kazmayacaktı. ama bu konudaki bilgisini eyleme döküp duvarı kazmayı ve oradan ayrılmayı başardı. veya oradayken zamanı geçirebilmek adına devamlı bir şeylerle uğraşması, satranç takımı hazırlamaktan tutun da kütüphaneyi adama benzetmesine kadar devamlı bir meşguliyet içinde olması boktan durumlarda olduğumuz anlarda geçmek bilmeyen zamanı hızlandırmak ve zaman algımıza müdahale edebileceğimize iyi bir örnek.

ve belki de en önemlisi müzik dinlemek denen şeyin aslında basit gibi görünse de hiç de öyle basit bir şey olmadığı, müzik dinlemenin aslında çok büyük bir lüks olduğu ve müziğe aç olmanın en büyük açlıklardan biri olduğunu anlatıyor. gardiyan odasında dayak yeme pahasına bütün mahkumlara hoparlörden yaptığı müzik yayını bunu oldukça iyi anlatıyordu.

özgürlüğü anlatmasını söylemeye gerek yok. onu diğer hapishane filmleri de işliyor zaten. ama bu film hayatın içinde bulunan ama aslında basit gibi görünen şeylerin esasında ne denli önem sahibi olduğunu adeta gözümüze sokuyor ve ders gibi anlatıyor. varsın ödül alamasın. ben ve benim gibi birçok insanın içinde öyle görünüyor ki kalıcı olarak bir numarada kalacak.

iyi ki böyle bir film var, iyi ki izledim ve iyi ki içimde yer etti. yeri her daim özel olacaktır içimde.
devamını gör...

ne yazık ki bir çok yazarımızın henüz keşfetmediği bir sözlük özelliği.
devamını gör...

şimdi ananı laciverde boyadım.
devamını gör...

ismini "high fidelity"'nin kısaltması olan "hi-fi" teriminden almış grup.
devamını gör...

dışarıda yemek yemeye gidince kola yerine ayran söylediğin o an.

(bkz: o an)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim