kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
üniversitedeyiz erkek yurdunun halı sahası var, 150-200 m ileride kız yurdu, onun da 100-150 m ilerisi tıp fakültesi idi. futbol maçı yaparken arkadaşın bacağı kırıldı, şurdan şuraya zaten ölmez zaten hadi sırtlayalım, omuzlayalım şunu da hemen götürelim dedik. kız yurdunun önünden geçerken kapıda 2 tane ambulans gördük. güvenlikleri kendi arasında konuşurken: yine biri sevgilisinden ayrıldı galiba falan diyordu.
bizler ambulansları gereksiz meşgul etmeyelim durumu daha acil olan hastalara yetişsinler diye düşünürken, babalarının prensesinin yurduna, ambulansın biri giriyordu biri çıkıyordu.
bizler ambulansları gereksiz meşgul etmeyelim durumu daha acil olan hastalara yetişsinler diye düşünürken, babalarının prensesinin yurduna, ambulansın biri giriyordu biri çıkıyordu.
devamını gör...
3 aralık dünya engelliler günü
buraya yazılacak aslında bir dünya şey geliyor aklıma ama sanırım ben bu başlık altına bizim günlük hayatta neler yapabileceğimiz ile ilgili birşeyler yazacağım.
engelli bir çocuğun doğacağı öğrenen ebeveynler ciddi bir şok ve sarsıntı yaşayarak durumu anlamlandırmaya çalışıyor bu süreçte sosyal çevrelerinin ciddi anlamda hassasiyet göstermesi gerekiyor. bu noktada çevresinde ki insanların aileyi daha fazla yıpratacak ve üzecek ''annesinin ailesinde engelli çocuklar varmış'' ,''allahın takdiri böyleymiş'' vs gibi aileyi hırpalayacak ,bir birine düşürecek veya kendilerini suçlu hissetmelerine sebep olabilecek her türlü söylemen kaçınmaları gerektiği gibi bunu durumu kabullendirmeye yönelik ''kader'' veya ''sınav'' gibi söylemlerden de kaçınmaları gerekiyor çünkü ailenin bu durumu kader olarak görmesi ilerleyen süreçlerde çocuğunun hayata tutunması için göstereceği çabanın değersiz olduğunu telkin ediyor ve ailede umutsuzluğa sebep oluyor. bunun dışında da bu durumu zaten her saniye düşünen insanlara daha fazla yükleyerek sosyal hayattan kopmalarına sebep oluyor. kendisinin bile bilmediği bir süreci insanlara açıklamak mecburiyetinde kalıyor bu süreçte mümkün mertebe ebevenylere durumu açıklamaları için baskı ve ısrarda bulunulmaması gerekiyor.
çocuğun doğumunun ardından yine çocuğun gelecekte nelerle karşılaşacağı ile ilgili olumsuz telkinlerde bulunmaktan kaçınılmalı ve aileye , aile istediği noktada yardımcı olunacağına dair destek mesajları verilmesi çok önemli. yine özellikle okul çağına gelmiş engelli çocuklara ise okullarda uygulanan mobbing ve baskı hayata tutunmaları noktasında ciddi motivasyon kaybına sebep olabileceği için öğretmenlerin ve uzman kişilerin yönlendirmeleri takip edilmeli. korkmayın engeller bulaşıcı değil piremseslerinize ve piremslerinize bi bok olmayacak. okumayı unutmayacaklar yada aniden evde camları falan indirmeyecekler. ha eğer fırsatını bulduğunu fırsatı değerlendirip cam pencere indiren * şımarık çocuk yetiştirdiyseniz bunun sorumluluğunu da kimseye yüklemeden en kısa sürede uzman kişiler ile iletişime geçebilirsiniz zira bunun faturasını hayata tutunma mücadelesi anne karnında başlamış ve ömür boyu olumsuz şartlara rağmen engelli çocuklara kesmeyin. hatta unutmayın ki hiç bir öğretmen,arkadaş veya akademisyen bir çocuğa merhamet duygusunu engelli bir çocuktan daha iyi öğretemez. ha yok ben illa çirkefleşcem diyorsanız 5378 sayılı özürlüler kanunu ve bir de şey var hah! hatırladım beğenmiyorsanız kıymetlinisssi de alıp kendinize yeni okul arayabilirsiniz çünkü engellilerin eğitim hakkı engellenemez güle güle paşam.
zorlu eğitim süreçlerini tamamlayan engelli bireylerin sosyal hayata katılımı konusunda da, allahını seven defansa gitmiyorsa da insanların gözlerinin içine çirkin çirkin bakmasın. konuşmak zorunda değilsiniz yada yardım etmek ancak rahatsız etmemekte çok zor olmasa gerek. görme engelli birini göründüğünüz anda gidip yakasına yapışmayın mesela yardım edeyim karşıya geçireyim diye usulca gidip yardım teklif edebilir ancak red ediyorsa lütfen üstelemeyin. insanları bunaltmayın. insanları salın. yine otizmli birinin öfke nöbetine denk geldiyseniz başına dikilmeyin az öte çekilin rahatlamasına izin verin. iş hayatına başladığında iş yerinde gelişen sıradan aksaklıklara engelli çalışanlara yıkmaktan vazgeçin.
ailelerde dahil olmak üzere unutmayın : bu durumu yaşayan siz değilsiniz onlar!
engelli bir çocuğun doğacağı öğrenen ebeveynler ciddi bir şok ve sarsıntı yaşayarak durumu anlamlandırmaya çalışıyor bu süreçte sosyal çevrelerinin ciddi anlamda hassasiyet göstermesi gerekiyor. bu noktada çevresinde ki insanların aileyi daha fazla yıpratacak ve üzecek ''annesinin ailesinde engelli çocuklar varmış'' ,''allahın takdiri böyleymiş'' vs gibi aileyi hırpalayacak ,bir birine düşürecek veya kendilerini suçlu hissetmelerine sebep olabilecek her türlü söylemen kaçınmaları gerektiği gibi bunu durumu kabullendirmeye yönelik ''kader'' veya ''sınav'' gibi söylemlerden de kaçınmaları gerekiyor çünkü ailenin bu durumu kader olarak görmesi ilerleyen süreçlerde çocuğunun hayata tutunması için göstereceği çabanın değersiz olduğunu telkin ediyor ve ailede umutsuzluğa sebep oluyor. bunun dışında da bu durumu zaten her saniye düşünen insanlara daha fazla yükleyerek sosyal hayattan kopmalarına sebep oluyor. kendisinin bile bilmediği bir süreci insanlara açıklamak mecburiyetinde kalıyor bu süreçte mümkün mertebe ebevenylere durumu açıklamaları için baskı ve ısrarda bulunulmaması gerekiyor.
çocuğun doğumunun ardından yine çocuğun gelecekte nelerle karşılaşacağı ile ilgili olumsuz telkinlerde bulunmaktan kaçınılmalı ve aileye , aile istediği noktada yardımcı olunacağına dair destek mesajları verilmesi çok önemli. yine özellikle okul çağına gelmiş engelli çocuklara ise okullarda uygulanan mobbing ve baskı hayata tutunmaları noktasında ciddi motivasyon kaybına sebep olabileceği için öğretmenlerin ve uzman kişilerin yönlendirmeleri takip edilmeli. korkmayın engeller bulaşıcı değil piremseslerinize ve piremslerinize bi bok olmayacak. okumayı unutmayacaklar yada aniden evde camları falan indirmeyecekler. ha eğer fırsatını bulduğunu fırsatı değerlendirip cam pencere indiren * şımarık çocuk yetiştirdiyseniz bunun sorumluluğunu da kimseye yüklemeden en kısa sürede uzman kişiler ile iletişime geçebilirsiniz zira bunun faturasını hayata tutunma mücadelesi anne karnında başlamış ve ömür boyu olumsuz şartlara rağmen engelli çocuklara kesmeyin. hatta unutmayın ki hiç bir öğretmen,arkadaş veya akademisyen bir çocuğa merhamet duygusunu engelli bir çocuktan daha iyi öğretemez. ha yok ben illa çirkefleşcem diyorsanız 5378 sayılı özürlüler kanunu ve bir de şey var hah! hatırladım beğenmiyorsanız kıymetlinisssi de alıp kendinize yeni okul arayabilirsiniz çünkü engellilerin eğitim hakkı engellenemez güle güle paşam.
zorlu eğitim süreçlerini tamamlayan engelli bireylerin sosyal hayata katılımı konusunda da, allahını seven defansa gitmiyorsa da insanların gözlerinin içine çirkin çirkin bakmasın. konuşmak zorunda değilsiniz yada yardım etmek ancak rahatsız etmemekte çok zor olmasa gerek. görme engelli birini göründüğünüz anda gidip yakasına yapışmayın mesela yardım edeyim karşıya geçireyim diye usulca gidip yardım teklif edebilir ancak red ediyorsa lütfen üstelemeyin. insanları bunaltmayın. insanları salın. yine otizmli birinin öfke nöbetine denk geldiyseniz başına dikilmeyin az öte çekilin rahatlamasına izin verin. iş hayatına başladığında iş yerinde gelişen sıradan aksaklıklara engelli çalışanlara yıkmaktan vazgeçin.
ailelerde dahil olmak üzere unutmayın : bu durumu yaşayan siz değilsiniz onlar!
devamını gör...
ahlat ağacı
derinlemesine izlenirse çok güzel mesajları olan filmdir. film demek biraz ayıp oluyor aslında. bildiğin sanat eseri çünkü. diyaloglar, çekim kareleri, karakterler, senaryo... her biri özenle oluşturulmuş, üzerine baya kafa patlatılmış şeyler. izlemeyene şiddetle tavsiye ederim. hayat üzerine düşünmeyi, insanları gözlemlemeyi filan seviyorsanız bu filme bayılacaksınız. ancak böyle şeyleriniz yoksa filmden nefret bile edebilir ve yarıda çıkabilirsiniz. işte! kim olduğunuzu öğrenmeniz için harika bir fırsat!
devamını gör...
kendi çocukluğunu evlat edinmek
çocukluk travması olan tüm yetişkin bireylerin yapmasını tavsiye ettiğim birşeydir.
nasıl yapacağız bunu derseniz onu karşınıza alıp dinleyin, sevin, şefkat gösterin, onu anlayın
sonrada onu annesi/babası gibi sahiplenin üzülmesine izin vermeyin üzülürse de herşeyin gelip geçici olacağına onu inandırın, elini hiç bırakmayın
nasıl yapacağız bunu derseniz onu karşınıza alıp dinleyin, sevin, şefkat gösterin, onu anlayın
sonrada onu annesi/babası gibi sahiplenin üzülmesine izin vermeyin üzülürse de herşeyin gelip geçici olacağına onu inandırın, elini hiç bırakmayın
devamını gör...
sarı mercedes
ben yolda midemi bozmuşum sen bana sadece yoğurtla çorba getir.
mercedes'in benim olduğunu bilse hemen altıma yatar.
benzin de bitti burada da avrupası pek bulunmaz.
yıldız gitti, olağan şeymiş.içine ederim böyle olağan şeyin.
bayram'ın karaktersizliği ve iki yüzlülüğünü özetler bu cümleler.
mercedes'in benim olduğunu bilse hemen altıma yatar.
benzin de bitti burada da avrupası pek bulunmaz.
yıldız gitti, olağan şeymiş.içine ederim böyle olağan şeyin.
bayram'ın karaktersizliği ve iki yüzlülüğünü özetler bu cümleler.
devamını gör...
her kitabı dizi olan psikiyatri uzmanı
(bkz: gülseren budayıcıoğlu)
bildiğim kadarıyla senaryolar, kitaplarından esinlenilerek yazılıyor ama değişik olan, kitapta var olmayan kısımlar da varmış. mesela han adlı karakterin kitapta olmadığını yazmıştı birisi. konuların ana hatlarına sadık kalınarak üzerine eklemeler yapılıyor sanırım.
bu arada evet, hastalardan izin alındığını budayıcıoğlu kendisi söylemişti. bazılarının zaten artık hayatta bile olmadığına ilişkin yorumlar da okumuştum.
yine de tabii birçok kişinin bu konuların kullanılmasını hoş karşılamadığı muhakkak.
bildiğim kadarıyla senaryolar, kitaplarından esinlenilerek yazılıyor ama değişik olan, kitapta var olmayan kısımlar da varmış. mesela han adlı karakterin kitapta olmadığını yazmıştı birisi. konuların ana hatlarına sadık kalınarak üzerine eklemeler yapılıyor sanırım.
bu arada evet, hastalardan izin alındığını budayıcıoğlu kendisi söylemişti. bazılarının zaten artık hayatta bile olmadığına ilişkin yorumlar da okumuştum.
yine de tabii birçok kişinin bu konuların kullanılmasını hoş karşılamadığı muhakkak.
devamını gör...
sizin hiç babanız öldü mü
şiirin yazılma nedeniyle ilgili iki ihtimalden söz edilmekte:
1) babasının sevdiği kadınla evlenmesine izin vermemesi sonrasında bu şiiri kaleme aldığı iddia edilir.
2) babasının, cemal süreya'nın istemediği, onaylamadığı bir kadınla evlenmesi sonucunda yazıldığı söylenir.
babasını şiirinde öldürmüştür cemal süreya, babası ise bu şiir yazıldıktan yıllar sonra göçmüştür.
1) babasının sevdiği kadınla evlenmesine izin vermemesi sonrasında bu şiiri kaleme aldığı iddia edilir.
2) babasının, cemal süreya'nın istemediği, onaylamadığı bir kadınla evlenmesi sonucunda yazıldığı söylenir.
babasını şiirinde öldürmüştür cemal süreya, babası ise bu şiir yazıldıktan yıllar sonra göçmüştür.
devamını gör...
gece gece canının hamburger çekmesi
her gece değil ama makyaj videosu izlerken cidden bu istek beni yokluyor.
iyice garip bi insan oldum ya..
en yakın zamanda kafa dinlemem lazım ayrıca çanakkale'ye taşınmam lazım.
iyice garip bi insan oldum ya..
en yakın zamanda kafa dinlemem lazım ayrıca çanakkale'ye taşınmam lazım.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
insanı küçük görmek, yaptığı her şeyi küçümsemek, her davranışında, her sözünde aşağılamak ve değersizleştirmek, özgüvenini yıkmak amacıyla saldırmak.
devamını gör...
haziran 2021 köy okulları yardım projesi
yine kafa sözlük ve yine güzel bir düşünce. emeği geçenlere kocaman teşekkürler. içinde bulunmaktan mutluluk duyacağım bir proje.
devamını gör...
haşlanmış yumurta vs rafadan yumurta
vay efendim sunny side up bir yandan, over easy diğer yandan, karşısında kayısı kıvamı yumurta, yok olmadı rafadan. hayatı süper zorlaştırıyoruz gibime geliyor ya. bakın almanlara; bauernfrühstück gibi bir kelime ile her şeyi tek seferde hallediyorlar.
devamını gör...
gök gürültüsü
küçükken tanrı'nın öksürmesi zannettiğim doğa olayıdır.
devamını gör...
hicri takvim
bir diğer ismiyle islami takvim. hz. muhammed'in medine hicreti bu takvimde 1. yıl olarak kabul edilir. bu takvim, ay'ın, dünya çevresindeki dolanımını esas alır. ay takvimini(hicri takvim de bir ay takvimidir) bilinen kadarıyla ilk babilliler kullanmıştır. islâm öncesi müşrikler ise, kusay bin kilâb'ın ölümünü tarihin başlangıcı olarak kabul ederlerdi. çünkü kusay bin kilâb'a önem verirlerdi. ayrıca kusay bin kilâb, hz. muhammed'in baba tarafından dördüncü dedesidir. daha sonra fil olayı gerçekleştiğinde, tarihin başlangıcı olarak bu olay kabul edilmiştir.
müslümanlar uzun zamandır, hatta hz. ömer devrinde bile bazı önemli olayları alır ve bunları tarihin başlangıcı olarak kabul eder, böylelikle zamanlarını tayin ederlerdi. kimi fil olayını, kimi veda haccı yılını veya önemli şahsiyetlerin ölümü gibi olayları tarihin başlangıcı olarak kabul ederlerdi. takdir edersiniz ki, bu şekilde bir zaman karmaşası, bazı sorunlara yol açabiliyordu. işte hz. ömer de bu sebeple konuyu diğer sahabelere danıştı. daha sonra başka bir önemli sorun da ortaya çıkınca artık bir takvime gerek duyulduğu anlaşıldı. sahabiler yunan, iran gibi ülkelerin takvimlerini benimsemeyi teklif ettiler. fakat bunlar kabul edilmedi.
hz. ali, takvimin, hicretin başlangıcı olması gerektiğini söyledi. onun bu görüşü hemen kabul edilmişti. hicri takvim ayları:
1. muharrem - haram (mübarek) kılınmış olan.
2. safer ayı - boş.
3. rebiülevvel - ilk bahar.
4. rebiülahir - son bahar.
5. cemaziyelevvel - ilk çorak toprak/ilk don.
6. cemaziyelahir - son çorak toprak/son don.
7. recep - onur, saygı.
8. şaban - dağılmış.
9. ramazan - sıcak olma.
10. şevval - yükselmiş.
11. zilkade - barışa sahiplik yapan.
12. zilhicce - hacca sahiplik yapan.
aslında bu aylara verilen isimlerin anlamı vardır.
şimdi üstte ayların türkçe anlamlarını yazdık ya, şimdi bu anlamlara göre altta yazılanları okuyun;
1. muharrem - bu ayda günah işlemek yasaktır.
2. safer - bu ayda savaş için ya da besin için yola çıkılmıştı ve evler boş bırakılmıştı. bunu câhiliye döneminde araplar yapmıştı.
3. rebiülevvel - bahar mevsimi.
4. rebülahir - "bahar ayı"(rebülevvel)den sonraki ay, dolayısıyla son bahar.
5. cemaziyelevvel - bu ayın isminin anlamı konusunda ihtilaf vardır: ya yaz mevsimi olduğu için bu isim verildi ya da kış mevsiminde suların donması sebebiyle.
6. cemaziyelahir - cemaziyelevvel ilk çorak toprak dönemi olduğu için dolayısıyla bu da ondan sonra gelir. dolayısıyla son çorak toprak dönemidir.
7. recep - mübarek aylardandır.
8. şaban - bu ayda araplar su temin etmek için gruplara ayrılırlardı, ondan bu isim verildi. ya da ramazan ve receb aylarını birbirinden ayırdığı için bu isim verildi. bu konu ihtilaflıdır.
9. ramazan - en fazla kabul gören yoruma göre, bu aya, rastladığı mevsim sebebiyle çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu isim verilmiştir.
10. şevval - bu aya neden bu ismin verildiği konusu da ihtilaflıdır. ya develerin çiflteşme mevsiminde kuyruklarını kaldırmalarından dolayı ya da hava çok sıcak olduğu için develerin sütünün azalması sebebiyle bu aya bu isim verilmiştir.
11. zilkade - mübarek aylardandır.
12. zilhicce - mübarek aylardandır, hac ayıdır.
müslümanlar uzun zamandır, hatta hz. ömer devrinde bile bazı önemli olayları alır ve bunları tarihin başlangıcı olarak kabul eder, böylelikle zamanlarını tayin ederlerdi. kimi fil olayını, kimi veda haccı yılını veya önemli şahsiyetlerin ölümü gibi olayları tarihin başlangıcı olarak kabul ederlerdi. takdir edersiniz ki, bu şekilde bir zaman karmaşası, bazı sorunlara yol açabiliyordu. işte hz. ömer de bu sebeple konuyu diğer sahabelere danıştı. daha sonra başka bir önemli sorun da ortaya çıkınca artık bir takvime gerek duyulduğu anlaşıldı. sahabiler yunan, iran gibi ülkelerin takvimlerini benimsemeyi teklif ettiler. fakat bunlar kabul edilmedi.
hz. ali, takvimin, hicretin başlangıcı olması gerektiğini söyledi. onun bu görüşü hemen kabul edilmişti. hicri takvim ayları:
1. muharrem - haram (mübarek) kılınmış olan.
2. safer ayı - boş.
3. rebiülevvel - ilk bahar.
4. rebiülahir - son bahar.
5. cemaziyelevvel - ilk çorak toprak/ilk don.
6. cemaziyelahir - son çorak toprak/son don.
7. recep - onur, saygı.
8. şaban - dağılmış.
9. ramazan - sıcak olma.
10. şevval - yükselmiş.
11. zilkade - barışa sahiplik yapan.
12. zilhicce - hacca sahiplik yapan.
aslında bu aylara verilen isimlerin anlamı vardır.
şimdi üstte ayların türkçe anlamlarını yazdık ya, şimdi bu anlamlara göre altta yazılanları okuyun;
1. muharrem - bu ayda günah işlemek yasaktır.
2. safer - bu ayda savaş için ya da besin için yola çıkılmıştı ve evler boş bırakılmıştı. bunu câhiliye döneminde araplar yapmıştı.
3. rebiülevvel - bahar mevsimi.
4. rebülahir - "bahar ayı"(rebülevvel)den sonraki ay, dolayısıyla son bahar.
5. cemaziyelevvel - bu ayın isminin anlamı konusunda ihtilaf vardır: ya yaz mevsimi olduğu için bu isim verildi ya da kış mevsiminde suların donması sebebiyle.
6. cemaziyelahir - cemaziyelevvel ilk çorak toprak dönemi olduğu için dolayısıyla bu da ondan sonra gelir. dolayısıyla son çorak toprak dönemidir.
7. recep - mübarek aylardandır.
8. şaban - bu ayda araplar su temin etmek için gruplara ayrılırlardı, ondan bu isim verildi. ya da ramazan ve receb aylarını birbirinden ayırdığı için bu isim verildi. bu konu ihtilaflıdır.
9. ramazan - en fazla kabul gören yoruma göre, bu aya, rastladığı mevsim sebebiyle çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu isim verilmiştir.
10. şevval - bu aya neden bu ismin verildiği konusu da ihtilaflıdır. ya develerin çiflteşme mevsiminde kuyruklarını kaldırmalarından dolayı ya da hava çok sıcak olduğu için develerin sütünün azalması sebebiyle bu aya bu isim verilmiştir.
11. zilkade - mübarek aylardandır.
12. zilhicce - mübarek aylardandır, hac ayıdır.
devamını gör...
depresyon
hissedilen her duygu bir şeyler anlatır. o duyguyu okumayı bilmek lazım. nasıl ki vücutta bir anormallik olduğunda vücut bunu çeşitli belirtilerle belli ediyorsa (örneğin; ağrı, ateş vs gibi), ruh da duygularla bir şeyleri anlatmaya çalışır. duygu denen şey zaten ruhumuzun sinyal sistemidir. işte depresyon da bunlardan biri. ancak korkmamak lazım, çünkü eğer kendinizi tanır, duygularınızı okumayı başarır ve kendi kendinizin yöneticisi olursanız üstesinden de rahatlıkla gelebilirsiniz. üstesinden gelmek tabiri de doğru değil aslında. çünkü sorun denen şeyin üstesinden gelinir. depresyonsa sorun değildir aslında. dediğim gibi, ruhunuzun size anlatmak istediği bir şeyleri iletme yoludur. eğer kendinizle iletişime geçebilirseniz, zaten onun da ortadan kaybolduğunu görürsünüz. ve inanın, hayata depresyondaki biri olarak gelmediğiniz gibi, depresyona girdiğinizde de çıkma şansınız var. sonuçta hayata o şekilde gelmediniz ve yaşam sırasında depresyona girersiniz. çıkması da kesinlikle mümkün.
geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:
"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.
hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.
hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:
"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.
hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.
hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
gökyüzünde sirius bulutları görüyorsanız 1 - 2 güne yağmur geliyordur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kilometrelerce yol.
kilometrelerce müzik.
zamanı durdurmaya yetmiyor oysa melodiler.
ve gözler takılıyor bir beyaz spor ayakkabısına.
ve gözler takılıyor bir demir parçasına.
ve kapaklar iniyor kirpiklerin ardından.
küskün olamıyoruz hayata.
izin vermiyor.
nefes alıp vermemiz izin vermiyor bu oyunu bozmaya.
ufak bir kağıda bunları karaladığında gün ağarmak üzereydi. masanın üzerinde akşamdan kalan kahve bardaklarının lekelerine bakıyor bir yandan da yazıyordu. bir kedi geçti, bir köpek havladı.
oldukça sıkılan bu insanı kim canlandıracaktı.
kendi kelimelerinden bile uzaklaşmış... kurtaracak benzeri insan var mıydı?
bir ıstakoz, bir kaplumbağa, bir balık…
göreceğini görmüştü.
şimdi sahile gitme zamanıydı.
dalgalarla konuşma vakti.
su dinlerdi.
su dururdu.
su dalgalanırdı.
kilometrelerce müzik.
zamanı durdurmaya yetmiyor oysa melodiler.
ve gözler takılıyor bir beyaz spor ayakkabısına.
ve gözler takılıyor bir demir parçasına.
ve kapaklar iniyor kirpiklerin ardından.
küskün olamıyoruz hayata.
izin vermiyor.
nefes alıp vermemiz izin vermiyor bu oyunu bozmaya.
ufak bir kağıda bunları karaladığında gün ağarmak üzereydi. masanın üzerinde akşamdan kalan kahve bardaklarının lekelerine bakıyor bir yandan da yazıyordu. bir kedi geçti, bir köpek havladı.
oldukça sıkılan bu insanı kim canlandıracaktı.
kendi kelimelerinden bile uzaklaşmış... kurtaracak benzeri insan var mıydı?
bir ıstakoz, bir kaplumbağa, bir balık…
göreceğini görmüştü.
şimdi sahile gitme zamanıydı.
dalgalarla konuşma vakti.
su dinlerdi.
su dururdu.
su dalgalanırdı.
devamını gör...
etkin piyasalar hipotezi
bir piyasanın her türlü etkiye anında ve doğru tepki vereceği hipotezidir.
bu hipoteze göre ideal bir piyasada kar elde etmek imkansızdır. örneğin dolar'ı ele alalım. diyelim ki bir şekilde euro'da ani bir düşüş olacağını öngördünüz, ve derhal dolara geçtiniz. eğer öngörünüz doğruysa ve piyasadan önce davrandıysanız tebrikler, diğer yatırımcıların euro'dan kaçıp dolara geçmesiyle bu para biriminin değer kazanması trendini yakaladınız ve kar elde ettiniz. etkin piyasalar hipotezi ise, ideal bir piyasanın sizin de görebileceğiniz her ihtimali önceden öngörüp ona göre çoktan şekillenmesi kavramını ortaya atar. bu sebeple ideal bir piyasada, piyasa genelinden önce davranmanız mümkün değildir.
fakat elbette ideal bir piyasa yoktur, her enstrüman çeşitli faktörlerle yanlış veya geç fiyatlanabilir. ayrıca bu konuyla ilgili bir iktisatçı fıkrası derki; bir iktisatçı yolda yürürken yerde bir 10 dolar görmüş. fakat eğilip almamış, çünkü şöyle düşünmüş, "muhtemelen ben hayal gördüm, çünkü gerçekten öyle bir para olsaydı bunu çoktan biri almış olmalıydı".
bu hipoteze göre ideal bir piyasada kar elde etmek imkansızdır. örneğin dolar'ı ele alalım. diyelim ki bir şekilde euro'da ani bir düşüş olacağını öngördünüz, ve derhal dolara geçtiniz. eğer öngörünüz doğruysa ve piyasadan önce davrandıysanız tebrikler, diğer yatırımcıların euro'dan kaçıp dolara geçmesiyle bu para biriminin değer kazanması trendini yakaladınız ve kar elde ettiniz. etkin piyasalar hipotezi ise, ideal bir piyasanın sizin de görebileceğiniz her ihtimali önceden öngörüp ona göre çoktan şekillenmesi kavramını ortaya atar. bu sebeple ideal bir piyasada, piyasa genelinden önce davranmanız mümkün değildir.
fakat elbette ideal bir piyasa yoktur, her enstrüman çeşitli faktörlerle yanlış veya geç fiyatlanabilir. ayrıca bu konuyla ilgili bir iktisatçı fıkrası derki; bir iktisatçı yolda yürürken yerde bir 10 dolar görmüş. fakat eğilip almamış, çünkü şöyle düşünmüş, "muhtemelen ben hayal gördüm, çünkü gerçekten öyle bir para olsaydı bunu çoktan biri almış olmalıydı".
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri

9 kapı, biri banyo wc.
onu sayma.
6 sı dolu, sadece 2 türk varız bu katta, o en başta ben en sondaki odadayım. ikimiz sabit, ara odalar somali'lere ait, daha büyük o odalar, onlar da daha kalabalık zaten.
şu saat, kimse uyumamış, buranın saatine göre öğleden sonra / akşam kıvamı, her odadan sesler geliyor, somalice öğreniyorum yavaş yavaş, bunlardan önce salavatladığımız mali'lilerden de fransızca kapmıştım biraz.
şeytan diyor çal rastgele bir kapıyı, selam sabah vermeden gir içeri, boş bir yatağa vur kafayı ve uyu. onlar ben yokmuşum, hiç olmamışım gibi konuşma ve hayallerine devam etsinler, son durak ve son hayalleri belçika bu tayfanın, geçen gün oradan haber geldi ama, bazıları başarmış.yey!
sezen'in gülümse dediği zamanlar da az önce önümden geçti sanırım, o kadar da dikkatli dinliyordum oysa, tuhaf?
tanrım, ya güneşi hiç söndürme ya da bırak hep kapalı kalsın, arada kalınca olamıyorum ben.
canım patates salatası istiyor ve deli gibi koşarak koridorun sonundaki pencereden uçarak çıkmak şu an hiç de mantıksız gelmiyor.
devamını gör...

