delikanlım
yıldız tilbe'nin 1994 yılında çıkardığı ve tabiri caizse şöhreti yakaladığı şarkısı. klibinde o dönemin yakışıklı oyuncusu cenk torun yer almıştır. şarkısının söz ve müziği yine yıldız tilbe'ye ait. şarkının dönemin müzik insanı uzay heparıya ithafen yazıldığı söylenir. uzay heparı o dönem sezen aksu ile birliktedir ama sezen'i yıldızla aldatır. şöhreti sezen aksu sayesinde bulan yıldız tilbe gerçekleri sezen' e anlatacak ve ikili uzun süre küs kalacaktır. sonraki yıllarda sezen aksu'nun çıkardığı 'onu alma beni al' şarkısı yıldız' a nispettir *)
ben magazinin yalancısıyım ...
ben magazinin yalancısıyım ...
devamını gör...
burcu bulanmak
ağlamaklı hüzünlü olmak anlamını taşır.
devamını gör...
kolay gibi görünen ama çok zor olan şeyler
(bkz: yaşamak)
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
gece saat 3-4 civarı durduk yere uyandım. evde tektim kimse yoktu. karşımda beni izleyen orta boylarda, uzun saçlı,kadın silueti vardı ama yüzü hem karanlıktan hem de saçlarından pek görünmüyordu . "sen kimsin ne işin var burda? "dedim.kısık ama duyabileceğim bir ses tonuyla "korkma ve uyumaya devam et" dedi.önce rüya görüyorum sandım sonra elimle gözlerimi yokladım baktım hala karşımda , aynı soruyu tekrar sordum "ne işin var burda?" dedim. "ben seni koruyorum,korkma benden uyu" dedi. uyumamak için direndim arkamı döndüm ama yok hem korkuyorum hem hala rüya mı değil mi bilmiyorum sonra içim geçmiş uyumuşum. sabah uyandığımda onu gördüğüm yerdeki sandalyemin yönü bana doğru dönmüştü. bazi eşyaların yönü değişmişti. başka zaman da özellikle uyuma aşamasında 1,2 defa da siluetini görmüştüm. sonra da uğramaz oldu. arada evde tek kaldığımda garip garip sesler duysam da bir yerden sonra alıştım..
devamını gör...
green day
son albümleri ile kendilerine bile uzak düşmüş olan grup. gözlerimi kapattığımda kafamda hâlâ when i come around çalar.
edit: link bırakmadan geçmek olmaz when i come around
--- alıntı ---
no time to search the world around
cause you know where i’ll be found
when i come around
--- alıntı ---
edit: link bırakmadan geçmek olmaz when i come around
--- alıntı ---
no time to search the world around
cause you know where i’ll be found
when i come around
--- alıntı ---
devamını gör...
eğitim hayatında alınmış en düşük sınav notu
16 almanca sinirdem yüzümü çizmiştim annemle babam okula gelip birinin beni dövdüğünü sanmışlardı.
hayır almancadan 16 aldığıma mı üzüleyim ailemin dayak yemedim dediğim halde bana inanmamasına mı bilemedim.
birdaha hiç almacayı sevmedim ama ingilizceyi çok seviyorum.
hayır almancadan 16 aldığıma mı üzüleyim ailemin dayak yemedim dediğim halde bana inanmamasına mı bilemedim.
birdaha hiç almacayı sevmedim ama ingilizceyi çok seviyorum.
devamını gör...
mahrem
elif şafak tarafından yazılmış, başarılı bir kurguya sahip, görmek ve görülmek üzerine yazılmış, en güzel elif şafak romanlarından birisidir. nazar sözlüğü vardır mahrem'de. mükemmeldir.
devamını gör...
nedir bu kadar zor olan sorusu
belirsizlik, akademik kaygılar, insanların anlayışsızlığı, ülke meseleleri...
kısaca yaşamak
kısaca yaşamak
devamını gör...
claranın dağdan aşağı yuvarlanan tekerlekli sandalyesi
doğum günüsü kutlu olsuun nice güzel yaşlara. iyi ki doğmuşsun*
devamını gör...
zaman yolculuğu mümkün olsaydı gitmek istenilen zaman dilimi
ailemin beni yaptığı güne gidip onları durdurmak isterdim.
devamını gör...
psikanalitik gelişim kuramı
oral dönem 'id' egemenliğindedir bu yüzden dürtülerin karşılanması çok önemli bunda da en büyük rolü anne-bebek ilişkisi oynuyor.
anal dönemde çevreyle çatışma artar.
fallik dönem cinsel kimliğin temellendirildiği dönemdir. ödipus kompleksi,elektra kompleksi gibi durumlar fallik dönemde görülebilir. yani çocuk karşıt cins ebeveyni sever aynı cinsten ebeveyni rakip gibi görür.
latent dönemde ise ego egemenliği almaya başlar yani haz gider yerini gerçeklik ilkesi alır.
genital dönemde bireyselleşme süreci başlar.
anal dönemde çevreyle çatışma artar.
fallik dönem cinsel kimliğin temellendirildiği dönemdir. ödipus kompleksi,elektra kompleksi gibi durumlar fallik dönemde görülebilir. yani çocuk karşıt cins ebeveyni sever aynı cinsten ebeveyni rakip gibi görür.
latent dönemde ise ego egemenliği almaya başlar yani haz gider yerini gerçeklik ilkesi alır.
genital dönemde bireyselleşme süreci başlar.
devamını gör...
büyük granüler lenfositik lösemi
stat-3 mutasyonu ile ilişkili, romatolojik hastalıklarla birlikteliği sık lösemidir.
örnek olarak felty sendromuna bağlı görülebilir.
örnek olarak felty sendromuna bağlı görülebilir.
devamını gör...
tanrı ile ilgili ateistlerin müslümanlardan daha çok başlık açmasının nedeni
"inkarcılar" bu kadar gülmemiştim *, teşekkürler. herkes istediğine tapabilir ama bizim gibiler ise tapma gereği duymaz. biz buna akıl diyoruz ama maalesef tapanlar da akıl bulunmuyor.
devamını gör...
türkiye'de yapılmış zamanının ötesindeki parçalar
dönence-barış manço
devamını gör...
askerde zimmetli silahı kaybetmek
bir askerin başına gelebilecek en vahim olaydır. ceza olarak uygulanan yaptırımı tam olarak bilmiyorum fakat bu durumun bir benzerini yaşadığımdan, başımdan geçen hikayeyi anlatmak isterim;
askerlik yaptığım bölge, kış aylarında inanılmaz kar yağışı alan bir bölgeydi. dağın başına konumlanmış bir jandarma karakolu idi.
yine kar yağışının etkili olduğu gece saatlerinde, göz gözü görmeyecek şekilde bir tipi hakimdi. tabii şans bu ya, tam da benim nöbete gideceğim saatler...
sonrasında nöbet vakti geldi. doldur-boşalt istasyonuna gittik, nöbetçi astsubay gözetiminde silahlarımıza şarjörlerimizi taktık, başladık nöbet yerlerimize doğru gitmeye. üç nöbetçiyiz, üçümüz de ayrı mevzilere, ayrı yönlere doğru yürüyoruz. kar yerde bir metreye varan yükseklikte, haliyle penguen gibi yamuk yumuk zor bela yürüyorum. eninde sonunda nöbeti devralacağım mevziye geldiğimde, omzuma astığım 1972'lik g3'ümü çıkarıp, elime almamla birlikte ne göreyim? şarjör yok!
kar fırtınası esnasında, soğuktan elim ayağım tutmuyor ve haliyle silahı doldururken şarjörü yuvasına tam oturtamamışım. şarjör büyük olasılıkla mevziye doğru yürürken yere düşüvermiş. hücum yeleğimden başka bir şarjör takarak nöbeti bitirdim. nöbet biter bitmez o kar fırtınasında, yürüdüğüm rotayı resmen karış karış taradım, karı ellerimle yoklayarak... ama yok! yer yarıldı içine girdi sanki.
sonrasında durumu nöbetçi astsubaya bildirdim. tabii bildirir bildirmez tutanak tutuldu. imzamızı attık. ertesi günü karakol komutanı çağırdı yanına. bir hafta içinde şarjörü bulamadığım takdirde askeri mahkemeye tutanağın yollanacağını söyledi. tutanak, askeri mahkemeye ulaşırsa altı aylık bir hapis cezası alabileceğimi söyledi. sonuçta dolu şarjör, boru değil...
doğuda bir karakolda askerlik yaptığımdan mütevellit, batıda olduğu gibi silahlığa teslim etme falan yok. yani silahı sana zimmetledikleri gün, hücum yeleği ile birlikte askerliğin bitene kadar yanından ayırmıyorsun. yatarken yattığın ranzaya asıyorsun. devamlı yanında, yörende oluyor. tabii böyle olmasının avantajı şu ki kaybolan şarjörümün yerine bir başkasının şarjörünü alabilirim. ama almadım. bir arkadaşımın güzelliği ile onun şarjörünü sanki benimkiymiş gibi karakol komutanına gösterdik. karakol komutanı böyle bir tezgah çevireceğimizi düşünmediğinden olsa gerek hemen inandı ve şarjörü boşaltıp mermileri kurutmamı istedi.
bu olaydan tam iki ay sonra, mart ayı geldi, kar eridi. benimse askerliğimin bitimine tam iki gün kala şarjör ortaya çıktı...
tabii benim artık askerliğim neredeyse bittiğinden, artık nöbete çıkmıyor, zaman geçsin diye devamlı uyuyorum. şarjörü bulan alt devreden bir çocuk, bulur bulmaz gitmiş karakol komutanının yanına. tabii hemen ben de çağırıldım. sonrası küfür kıyamet...
sonra karakol komutanı baktı gariban bir askerim, kalmış şunun şurasında iki günüm, şarjörde de fiziki bir hasar yok, çalışmayacak durumda da değil. sadece paslanmış vaziyette. adam baktı bana şöyle, dedi ki "al bu şarjörü, pasını kirini iyice temizle, pırıl pırıl et, sonra da s.git" emredesiniz komutanım dedim çıktım odasından. iki gün sonra da koşa koşa çıktım nizamiye kapısından...
askerlik yaptığım bölge, kış aylarında inanılmaz kar yağışı alan bir bölgeydi. dağın başına konumlanmış bir jandarma karakolu idi.
yine kar yağışının etkili olduğu gece saatlerinde, göz gözü görmeyecek şekilde bir tipi hakimdi. tabii şans bu ya, tam da benim nöbete gideceğim saatler...
sonrasında nöbet vakti geldi. doldur-boşalt istasyonuna gittik, nöbetçi astsubay gözetiminde silahlarımıza şarjörlerimizi taktık, başladık nöbet yerlerimize doğru gitmeye. üç nöbetçiyiz, üçümüz de ayrı mevzilere, ayrı yönlere doğru yürüyoruz. kar yerde bir metreye varan yükseklikte, haliyle penguen gibi yamuk yumuk zor bela yürüyorum. eninde sonunda nöbeti devralacağım mevziye geldiğimde, omzuma astığım 1972'lik g3'ümü çıkarıp, elime almamla birlikte ne göreyim? şarjör yok!
kar fırtınası esnasında, soğuktan elim ayağım tutmuyor ve haliyle silahı doldururken şarjörü yuvasına tam oturtamamışım. şarjör büyük olasılıkla mevziye doğru yürürken yere düşüvermiş. hücum yeleğimden başka bir şarjör takarak nöbeti bitirdim. nöbet biter bitmez o kar fırtınasında, yürüdüğüm rotayı resmen karış karış taradım, karı ellerimle yoklayarak... ama yok! yer yarıldı içine girdi sanki.
sonrasında durumu nöbetçi astsubaya bildirdim. tabii bildirir bildirmez tutanak tutuldu. imzamızı attık. ertesi günü karakol komutanı çağırdı yanına. bir hafta içinde şarjörü bulamadığım takdirde askeri mahkemeye tutanağın yollanacağını söyledi. tutanak, askeri mahkemeye ulaşırsa altı aylık bir hapis cezası alabileceğimi söyledi. sonuçta dolu şarjör, boru değil...
doğuda bir karakolda askerlik yaptığımdan mütevellit, batıda olduğu gibi silahlığa teslim etme falan yok. yani silahı sana zimmetledikleri gün, hücum yeleği ile birlikte askerliğin bitene kadar yanından ayırmıyorsun. yatarken yattığın ranzaya asıyorsun. devamlı yanında, yörende oluyor. tabii böyle olmasının avantajı şu ki kaybolan şarjörümün yerine bir başkasının şarjörünü alabilirim. ama almadım. bir arkadaşımın güzelliği ile onun şarjörünü sanki benimkiymiş gibi karakol komutanına gösterdik. karakol komutanı böyle bir tezgah çevireceğimizi düşünmediğinden olsa gerek hemen inandı ve şarjörü boşaltıp mermileri kurutmamı istedi.
bu olaydan tam iki ay sonra, mart ayı geldi, kar eridi. benimse askerliğimin bitimine tam iki gün kala şarjör ortaya çıktı...
tabii benim artık askerliğim neredeyse bittiğinden, artık nöbete çıkmıyor, zaman geçsin diye devamlı uyuyorum. şarjörü bulan alt devreden bir çocuk, bulur bulmaz gitmiş karakol komutanının yanına. tabii hemen ben de çağırıldım. sonrası küfür kıyamet...
sonra karakol komutanı baktı gariban bir askerim, kalmış şunun şurasında iki günüm, şarjörde de fiziki bir hasar yok, çalışmayacak durumda da değil. sadece paslanmış vaziyette. adam baktı bana şöyle, dedi ki "al bu şarjörü, pasını kirini iyice temizle, pırıl pırıl et, sonra da s.git" emredesiniz komutanım dedim çıktım odasından. iki gün sonra da koşa koşa çıktım nizamiye kapısından...
devamını gör...
eftalitler
devamını gör...
yazarların en sevdiği yabancı şarkı
the cranberries - zombie
what's up ? - 4 non blondes
what's up ? - 4 non blondes
devamını gör...


