kafa sözlük yazarlarını yarış atı yapmaya yemin etmiş başlıklardan biri.
en iyi yazan,en çok yazan,en çok beğenilen.instagram hesabı açmışım gibi hissetmeye başladım.
yapmayın,etmeyin romalılar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ince düşünceli olmak ilk adımdır. eğer amaç bu ise defaatle yapınız zira uzun sürmeyecektir.
devamını gör...

upton sinclair in (bkz: the jungle) (şikago mezbahalari) romanında geçen söz: “ evet, burada domuzun çığlığından başka her şeyini kullanıyorlar.”
ötesi yok benim için.
devamını gör...

ilk kez 1862 yılında victor hugo'nun ülkemizde sefiller adıyla yayınlanan kitabıdır.
farklı yaşlarda farklı basım versiyonlarını okuduğum bu kitabın en sevdiğim basımı iletişim yayınlarından cenap karakaya'nın çevirisiyle iki cilt şeklinde yayınlanan versiyonudur.

iki ciltlik bu dev klasiği anlatan tek bir cümle seçmem gerekseydi aşağıdaki cümleyi seçerdim.


"ölmek bir şey değil; korkunç olan yaşamamaktır."
devamını gör...

yaklaşık iki buçuk hafta önce, günlük 23'e yakın küp şeker aldığım düzenimi geride bıraktım.
sürekli şekerli sıcak içecek içtiğim için hem uyku problemleri hem de yeme bozuklukları, boşaltım sorunları çekiyordum.
19 gündür iki ufak kaçamak (tatlandırıcılı birkaç bir şey) ve suşi pilavındaki eser miktardaki şeker haricinde hiçbir işlenmiş şeker türevini ağzıma sürmedim. ilk iki gün çaya bal karıştırdım ama.

bu süreç içerisinde gittiğim doktor kontrollerinden birinde bozulmuş açlık glukozuna (glikoz?) sahip olduğumu, birinde ise farklı bir sebepten dolayı kafein ve tuz tüketimimi azaltmam gerektiğini öğrendim.

bunlar sayesinde gün içinde içtiğim fincan çaylar, kupa kahveler eskisine nazaran oldukça azaldı (topladığımda) en fazla 5 kupa içer oldum, tamamen şekersiz ve içtiğim çayların kafeini düşük, kullandığım kahve decaf.

öğün atlama huyum vardı, düzensiz ve şeker yüklemesiyle kendimi doyuruyordum bunlarla birlikte.

bu düzene girdiğim günden itibaren acıkma duygusunu hissetmeye başladım. uyku problemlerim biraz olsun azaldı ve hazımsızlık durumum neredeyse tamamen çözüldü.
neredeyse her gün oluşan karın şişliğim yok oldu.

şekeri bırakmadan önce kilom 51'di, şu an 48. yaşım henüz genç.

hayatımda ilk defa enerjisiz kalmadan, motive bir şekilde ve istediğim her şeyi (paketlenmiş gıda, yüklü karbonhidrat içerikli besinler, ekmek hariç) yiyerek kilo verdim. az da olsa daha önce bulimik biri olduğum için gözümde nimet gibi şu an bu durum.

her şeyi bir kenara bırakıyorum, sanırım psikolojik etkilerini de hissetmeye başladım. belki plasebodur benim için ancak bu yıl hiç bu kadar motive bir hafta geçirmemiştim.

artık bir şeyler yoluna girmeye başladı sanırım, umarım. girmese de bir hoş ilerliyor böyle.
devamını gör...

eserlerini fransızca yazan rumen yazar e.m. cioran'ın 1949 yılı çıkışlı kitabı. kitap, 1996 yılından itibaren metis yayınları tarafından ''çürümenin kitabı'' adıyla basılmaktadır. fransızca'dan başarıyla çeviren haldun bayrı, kitaba herhangi bir önsöz eklemeyi gerek görmemiş haklı olarak. metis basımının kapağında yer verilen resim micheal mathias prechti'nin portakallar adlı tablosudur.

eser cioran'ın bir kesim okura göre ''ergen aforizmalar dolu kitabı'', bir kısım okura göre ise ''başucu kitabı'' olarak nitelendirilmektedir. ilk okur kesimi genelde kitap hakkında ''yarıya kadar okuyamadım'', ''okudum ancak gereksizdi'' şeklinde yorumlar yapmakta iken; ikinci okur kesimi ''dikkate değer kişisel yargıları barındıran ve her zaman açıp okunabilecek bir kitap'' şeklinde yorumlar yapmaktadır.

esere ilk okuduğumda cioran'ın ben açıkçası nihilizmin de ötesinde durduğunu düşünmüştüm. son derece yokoluşçu yargılarla doldurmuştu kitabı*... ikinci ve üçüncü okuyuşumda hak verdim cioran'a ancak hakkında kapıldığım niçe'den daha hiç'çi düşüncesi yerini başka bir şeye bıraktı. çünkü o, sorgulamalarını değil yargılarını yazmıştı. çünkü cioran bu kitabı 1936 yılında yazmayı bitirmiş, ancak okuyup evirip çevirdikçe bazı yerlerini yeniden yazmış ve düzeltmişti. bu da eseri sadece bir ''kitap'' olmaktan öte bir noktaya koymuştur. eser, okuyucuya herhangi bir öğreticilikle gitmiyor. cioran her cümleyi son derece bencil bir içtenlikle, bireysel olarak kaleme almış. size herhangi bir fikri empoze etme amacı gütmüyor. 'bak evlat bu hayatta bunlar böyle böyledir' demiyor. buna karşılık 'bence' kelimesine de kitabın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değil. bazı okur kısımının hayat enerjisini elinden aldığı yönündeki söylentiler doğru olabilir çünkü anlatılar komple bir dürüstlük içinde yazılmış. bu da kişinin kendi varoluşuyla, insan türünün karakteriyle ilgili ciddi yargılar barındırmasından mütevellit yüzleşmesini sağlıyor. doğal olarak okuyucu da bu yüzleşmeden memnun kalmıyor: ''ne güzel takılıyordum kendi dalgamda'' durumunu yerle bir etmece... konforu bozmaca... rahatınızı elinizden almaca...

cioran, kitabın ''dolaylı hayvan'' bölümünde şöyle der: tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, hayatın içinde kaybolmuş, yaradılış içinde tuhaf kaçan bir yaratık olmayı sürdürmektedir.

''kurtuluş yoluyla iptal'' bölümünde ise şöyle der: bir kez selamete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir?

''unsurlarla dönüş'' bölümünde felsefeye ilişkin düşündürücü bir yargı belirmiştir: sokrates-öncesi düşünürlerden beri felsefe hiçbir ilerleme kaydetmeseydi, şikayet edilecek bir durum olmazdı.


''vardım, varım, ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil.''



'' çünkü her dehanın içinde bir marsilyalı'yla* bir tanrı beraber yaşar.''


(* marsilyalılar, palavracılıklarıyla ünlüdür.)

insanın kendi ile olan yüzleşmesine farklı açılardan ve acılardan yaklaştığını söylemek mümkün. ya da cioran'ın marsilyalılığı fazla kalmış olabilir; emin değilim. esas saplantısı, kayıp nesil, oluşturduğumuz siteler (sistem), iyilik ve kötülük, felsefenin olmayışı, trajedinin koşullar, bilinç, doğanın küstahlığı, melankoli, müzik, özgürlük, metafizik hayvan, itaatsizlik, yaşamak alanındaki tüm yargılarınızı tekrar düşünmeye sevk ettiği ciddi bir gerçek.

en sevdiğim pasajlarından biri ise şudur (ne zaman kendini bir şey zanneden bir hiç ile karşılaşsam gelir aklıma) : her şeyi horgören kişi mükemmel bir asalet havası üstlenmeli, ötekileri hatta kendini bile yanıltmalıdır: sahte canlı görevini böylece daha rahat yerine getirecektir.

bu eserin başucumda durmasının sebeplerinden biri cioran'ın geçmişte nazizim ile ilişkililiği ve kitabın ''hayatın pazarları adlı bölümünde, evreni bir pazar öğleden sonrasına dönüştürmesidir -ki pasaj sonu olmayan bir sonluluğu, sonsuz olmayan bir sonluluğu çok iç gıcıklayıcı şekilde ifade etmektedir-

(bkz: bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren)


''pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk lanetin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? yaşanmaya değer bir tecrübe olurdu bu. tek eğlencenin cinayet olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği hayli muhtemel. zamanın sınırsızlığı duygusu, her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, darağacına çevirirdi. şiirle dolu yüreklere şevksiz bir yamyamlık, bir sırtlan hüznü yerleştirirdi; kasap ve cellatlar bitkin düşüp tükenir, kiliseler ve genelevler iç çekişlerle dolardı. bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren... sıkıntının tasviridir bu - evrenin de sonu...''


okumadıysanız, kendinize benim gibi başucunuzda tutmama sözü vererek okuyabilirsiniz. en azından sevdiğiniz yada sevmediğiniz bir şey daha olur.
devamını gör...

tersten açılırsa kötü olduğu rivayet edilir.
devamını gör...

müzikkk, karikatür, varsa gerçek bir dost..
devamını gör...

bunu yapan başka insanların olduğunu görmek beni memnun etti. düzenli olarak günlük tutmayan biri olmama rağmen rüyalarım için böyle bir defter edinmem biraz ilginç gelmiyor değil. bir yerde okuduğum kadarıyla, uyandıktan sonraki ilk 10 dakika içinde rüyalarımızın yüzde 90' ı kadarını unutuyoruz. bu nedenle defteri her zaman başucumda tutarım ki, uyanır uyanmaz gördüğüm rüyaları en ufak detaylarıyla yazabileyim. diğer yazarların da belirttiği gibi, bilinçaltında olan bitenleri yorumlayabilmek açısından oldukça faydalı bir yöntem. ayrıca gelecekteki pek çok projeniz için ilham kaynağı olabilecek kadar zengin bir dünya.
devamını gör...

otabanda kalmışım yine tüm dertler üzerimde
yalnızım demekten dilimde tüy bitti yine
duşakabin bile paklamaz beni bu gidişle.*
devamını gör...

çok sıkıldığım zamanlarda bir mağara bile olabilir. kimse olmasa, hiçbir şey yapmasan sadece boş duvara baksam tüm gün anca rahatlarım.
devamını gör...

tavanı seyretmek
devamını gör...

azar azar acıtmadan zamcık zamcık yapın, yaz da geldi sessiz sedasız geçirelim mirim!
devamını gör...

dogrulugunun tartisilmasi bile gereksiz onerme.

siz boyle basliklar actikca sinyal geliyor cipimize, hemen nasil damliyoruz saniyorsunuz?* bugun sozluk’te herkes buyuk resmi goruyor arkadas, butun sirrimiz ifsa oldu.
devamını gör...

sıklıkla hatalı bir şekilde sabahattin ali'ye ithaf edilen şiir bilinenin aksine ona ait değildir. mesam taramasında müellifi belirsiz olarak geçen türkü aslında anonimdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaynak
devamını gör...

1-adaletliydi
2-güvenilirdi
3-affediciydi
4-cesaretliydi
5-mütevazıydı
6-hoşgörülüydü
7-yardımseverdi
8-merhametliydi
9-israfı sevmezdi
10-güzel ahlaklıydı
11-doğru sözlüydü
12-kusurları örterdi
13-yalanı sevmezdi

hayatını oryantalistlerden bile okusanız neler neler öğrenirsiniz. bazen kendisine söylenen şeyleri ve iftiraları duyunca anneme iftira atılmış gibi hissediyorum. allah onun kardeşlerim dediği insanlar olarak yaşamayı nasip etsin.
devamını gör...

geceye kıyamıyor insan diyordum. gün artığı bir zaman dilimi için... fotoğraflardaki dinginliğe bakarsan, sessizliğe duyduğumuz heyecan biraz çocuk, biraz da kadın olduğumuzu çiziyor ama öyle değil dedim, sözcükler yere düşene kadar hafifliyor sadece. yoksa huzur'un bizimle ne işi olur?

"o büyük ölüm ve bizden ağır ağır dökülür. komşu düşmanlar,
eğrilmiş resimler, eyvallah, yüz binlerce gözün girer olduğu
üç kapılı kapılar pencere eskizleri, eyvallah, kepenkleri yaşamın,
tahta yahu tahta, birtakım sesleri iç içe bitiriyordu ki,
ömrüne müstefâ ilen bürhân biçiliyordu hepsinin kendiliğinden." / hulki aktunç


çokta güzel ölmüştüm, bitmiyor ölmek. yaşamakta bitmiyor. ta ki soluğum toprağın altına serilsin, o zaman.
amin.
devamını gör...

anamla içtiğimiz son kahveler.. buyrun beklerim. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendini entel sanan takintili restoran sahibinin kiz arkadasi ustundeyken yasadigi erken bosalma sorununu anlatan film.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim