cougar tipi bir helikopterle yaşanmış elim kazadır.

google'da biraz araştırdım ve ordu envanterine 1977 yılında girdiğini gördüm. yani tam 44 yıl önce. savunmaya bu kadar bütçe ayrılıyor, ihalarımız, sihalarımız, yerli üretim helikopterlerimiz falan var ama 9 tane gencecik askerimiz uçan bir tabutta şehit oluyor.

bu işin uzmanları "o helikopterlerin bakımı ve modernizasyonu sürekli yapılıyor." diyecektir. inanırım, sürekli yapılıyordur. ama 1977 model bir aracı ne kadar modernleştirebilirsiniz?

maalesef ateş yine düştüğü yeri yakacak. ailelerin çektiği acıyı tahmin edemiyorum. çok zor çok.

edit: işimbu'nun uyarısıyla cougar'ın ordu envanterine 95-96 yılında girdiğini düzeltmek isterim. ilk üretim yılı 1977'ymiş. ama cougar'ın sabıkası kabarık. link
devamını gör...

congratulations
devamını gör...

acilen bir kararname ile isminin cumhurbaşkanlığı kabilesi olarak düzenlenmesi gereken toplantı.
devamını gör...

bilgisayar önce masaüstüne, sonra dizimize daha sonra da cebimize girdi. bir sonra gireceği yerin düşüncesi bile beni ürkütüyor.
devamını gör...

sayende kazandığımız bütün hakları ellerimizden tek tek almaya çalıştıkları için çok üzgünüm. yine de minnettarım. hiç tatmamış olabilirdik!
devamını gör...

macar yazar arthur koestler'ın 40'lı yıllarda yayımladığı yarı-otobiyografik eseri. hepimiz arthur koestler'ın scum of the earth'ünde aşağılandık! güvensizliğin, aynı fikirleri paylaşıp aynı mücadeleyi versen de ırkı senden olmayanı hapsetmenin, ne tür bir çılgınlık olduğunu bildiği halde savaşa büyük bir açlık ile atılan insanoğlunun utanç madalyası olarak ingiliz edebiyatında yerini almıştır. savaş sırasında fransa'da olan koestler ingiltereye gidene kadar geçen süreçte ve sonrasında uğradığı haksız ve çirkin tutumun tüm detaylarını büyük bir ustalıkla kaleme alır bu eserde. eserin insana dair çıkarımları bir kenara altta dönen savaş etkileri de büyük bir huzursuzlukla beraber hissediliyor. zamanının bilinen en büyük faşizm karşıtlığını yapmış olan adamlardan biri olan koestler gittiği her yerde neredeyse bir suçlu gibi muamele görmüş ve neredeyse aşağılanmıştır. elbette söz konusu savaş şartarı olduğunda belki bu şaşılacak bir şey değil fakat insanın en çirkin yüzünün göründüğü kaotik bir ortamda dönemin politikalarına güzel bir bakış sağlıyor ve fransanın nasıl kendi kendini çökme noktasına getirdiğini görmek için de ideal bir okuma sağladığını söylemek yanlış olmaz. bu eser yalnızca bir ulusun onurunu nasıl kaybettiğinin değil insanoğlunun da ne denli kaotik bir yapıda olduğunun portresi.

yaşamının sonlarına doğru neredeyse 180 derece değişen düşüncelerini desteklemiyor olsam bile edebiyata - darkness at noon gibi bir şaheser bile tek başına yeter- bilime ve felsefeye tartışılmayacak kadar önemli katkıları olan bir sanatçının gördüğü muamele acınacak derecede kötü. eser hakkında ilginç olan bir diğer detay koestler'ın bu eseri yazdıktan yıllar sonra eseri sıkıcı ve kanıt eksikliğinden muzdarip bir eser olarak tanımlamasıdır ki eser aynı zamanda yazarın ingilizce olarak yazdığı ilk eser olma özelliğini de taşıyor. koestler çok sevdiğim bir alıntısında şöyle diyor: ""nothing is more sad than the death of an illusion." belki de savaş sonrası tutumunun değişikliği kendi yazdığı eseri; kızgınlık ile yazılmış haksız bir tutum, abartılı bir ön yargı ve ölmesi şart olan bir illüzyon olarak görmesine sebep olmuştur kim bilir ama koestler ne söylerse söylesin günün sonunda biliyoruz; hepimiz arthur koestler'ın scum of the earth'ünde aşağılandık!


“the communists at the works said that it was a purely imperialist war, that daladier and chamberlain were just as much enemies of the people as hitler, and that the duty of the proletariat was to fight against its enemies at home, instead of serving as gun-fodder for their purposes. put into practice, that would mean to surrender france to hitler and the french working class to the gestapo. but if you said so to a member of the c.p., you were a lackey of the bourgeoisie and a traitor. half a year ago they had said exactly the contrary; they had issued fiery proclamations, urging the entire french nation, workers and bosses, to unite for the fight against the nazi, and if you said anything critical about it, you were a gestapo agent and a traitor. ıt was impossible to argue with communists, they had a different party line every six months, and they were so fanaticized that they genuinely forgot what the last one had been; and if you reminded them, you were a trotskyist provocateur and a traitor.”
devamını gör...

değişik bir isim almış olan çaylak arkadaşımız. insanın ''harf alayım'' diyesi geliyor.

en kısa zamanda yazar olmasını dilerim.
devamını gör...

beni de yazın. 6 yıllık ekşi üyeliğim var fakat 150 entry yazmadım toplamda. hele şu son 2-3 yıldır ekşi sözlüğün durumu malum. arada bi bakıp çıkıyordum. umarım burası malum tiplere geçit vermez...
devamını gör...

gün geçmiyor ki nick altına yazmadığımı farkedip hüzünlere gark olduğum bir yazara rastlamayayım. ezelden beri beğenileri beni memnun eden, tarzı olan tanımlarımı artık kanıksadığım beğenisi bile özgün olan yazar kişisi. hatta geçen şimdiye kadar nasıl sohbet etmediğime hayıflanıp özür babında yazdım kendisine, tanımlar aracılığıyla zaten on numara bir sohbetimiz olduğunu söyleyerek mest etmiştir beni. var olsundur.
devamını gör...

olmayan şeydir. olsaydı haberlerde dövülen doktorlar görmezdik ya da korona döneminde tüm gün çalışan doktorlar için 'işin bu' deyip bir teşekkürü çok gören insanlar çoğunlukta olmazdı.
devamını gör...

ev işi. çok kolay gözükür ama çok yorucudur.
devamını gör...

türkiye'nin en büyük gsm operatörü ve internet servis sağlayıcısıdır. gerçi türkiye'nin derken insan birkaç kez düşünüyor zira lübnanlılara verilip özelleştirildiğinde çok güzel şekilde tokatlandı, içi boşaltıldı. bildiğim kadarı ile lübnanlılar türk bankalarından borç alarak türk telekom'u satın alıyorlar. yüklü miktarda kar edip sonra tokata geçiyorlar ve borçlarını ödemeyerek kaçıyorlar. lübnan'ın cumhurbaşkanı hariri'nin oger telekom'u tarafından alındığını okumuştum vaktiyle. hariri bu olaydan sonra bir de türk tarafını tehdit ediyor rüşvet yiyenleri açıklarım tarzından. muz cumhuriyeti'nde sıradan bir gün işte anlayacağınız.

sonuç olarak bankaların el koyduğu türk telekom borç içinde ve bundan dolayı yapması gereken altyapı yatırımlarını yapmıyor. eee, türk vatandaşısın sen. senin neyine yüksek hızda internet kullanmak, değil mi? adsl'i bağlatabilirsen öp başına koy. 2021 yılında yaşadığımız halde 8 mbps, 12 mbps, 16 mbps gibi hızları fiber başlığı altında satabilen garip bir internet servis sağlayıcısıdır türk telekom. düşük hız verdiği halde fahiş seviyede ücret isterler. türk telekom'un diğer bir berbat yanı ise ülkeye yatırım yapacak olan turkcell sol, vodafone gibi diğer sağlayıcıların önüne taş koymasıdır. vodafone ve turkcell sol fiber nereye giriyor ise türk telekom'u tokatlıyor, müşteri bırakmıyor. bundan dolayı türk telekom gerek btk yoluyla gerek yerel yönetimler ile diğer sağlayıcı firmaların yatırım yapmasını elinden geldiğinde önlüyor.

bu piyasada neredeyse tekel sayılacak yaygınlığa sahip olduğundan ve diğer rekabet eden firmaları engellediğinden el mahkum başka alternatifine de geçemiyorsunuz kolay kolay. ne diyeyim? allah 1000 kere belalarını versin. 2021 senesinde 94 lira fatura ödüyorum 16 mbps (bana gelişi 12 mbps) internete ve kardeşimle beraber kullandığımda ikimize de yeterli gelmiyor. yurtdışı ping süreleri de berbat. allah belalarını versin. umarım starlink bir zaman sonra yaygınlaşır da muz cumhuriyeti internet alanında biraz kalkınmış olur.
devamını gör...

merhabalar sevgili portakallar,
her hafta sizlerin sayesinde harika zaman geçirdiğimiz yayınımızın bu haftaki temasını açıklamaya geldim!
uzun zamandır aklımda olan ama araya farklı temalar alarak ertelediğim yayınlardan sonra bu haftaki konseptimiz "türkü gecesi". şimdiden bu tema ile ilgili gelecek anonslar ve yapılacak kayıtlar için heyecanlanmaya başladım. sizler de seçtiğiniz türküyü anons etmek ve yayınımıza dahil olmak isterseniz yapmanız gerekenler çok basit:
-seçtiğiniz türkünün anonsunu ses kaydı alarak bana discord ya da mail yoluyla ulaştırıyorsunuz, hepsi bu.
ses kaydı atmak için son günümüz çarşamba olup seçtiğiniz türküyü anons etmeden önce "istendi mi?" diye sormanızı rica etmekteyim. böylelikle daha önceden istenen şarkıyı istemeyerek karışıklığın önüne geçmiş oluruz. herhangi bir sorunuz olduğunda bir mesaj kadar uzağınızdayım, sevgiler ve mutlu haftalar diliyorum!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ps: afiş için başının etini yemenin ne kadar güzel olduğunu bir kez daha hatırladığım kaptanımız gomercan'a çoklu, aşırılı teşekkürler ve sevgiler efendim.
devamını gör...

dizi izlerken kemiririm diye darı patlatmıştım. annemin yeri incelemesiyle ben de merak ettim veee...
+ neye bakıyon kız?
- yere. bişey var sanki.
+ darıdır ya düşürdüm sanırım.
- bu yürüyo. sen hiç yürüyen darı gördün mü?
+ anne ya sdghkl.
devamını gör...

"hain kostok!"
devamını gör...

adını duyunca komutan logar mı onun ben ... diye devamı gelmesi gereken dünyalılardan nefret eden kişi. aslında haklı kişidir.
devamını gör...

biz her şeye,
esirgeyen ve bağışlayan,
çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan,
hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.

büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.

sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.

piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.

işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.

insaf et anna!

gidelim buradan.

senin masumiyetini,
bilgelik zamanlarından kalma sırları,
dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.

hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.

ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna.

sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların...

tamam sustum.

gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.
şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle,
sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak.

gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler, sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.

gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler...

bekleyişler anna. köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.

hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.

gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.

sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

tanrı bizimle de konuşur belki.
devamını gör...

bazen tüm çıplaklığı fazla gelen. sonra bünye kaldırmıyor. katmanlar halinde yüzüne çarpıyor. kaçış yok.
devamını gör...

dünyada uygulanan ucuz pazarlama yöntemleri ile bulunduğu noktanın, bilimsel metodolojinin ve düşünce tarihi öğretim tekniklerinin kıymetini düşürerek 'popüler' olmayı tercih etmemiş; kendi alanında dünyanın sayılı isimlerinden olan, özellikle bu coğrafyayı merak eden, tarihi farklı bir perspektiften öğrenmek isteyen istisnasız herkesin okuması, okurken kıymetini bilmesi gereken, uzunca bir dönem harvard university 'de direktörlük yapmış tarihçimiz.

princeton university 'de görev aldığı sıralar, özellikle 'yakın doğu tarihi' üzerine yaptığı çalışmalar ile kendi konusunda ve akademi dünyasında en çok atıfta bulunulan kişiler arasına girmiştir.

özellikle objektif tarih anlatımı ve yorumlama şekil farklılığı, en az kitapları kadar değerli olan ve paylaşmakta beis görmediği kaynakçaları ile muhakkak ama muhakkak okunması; daha doğrusu ciddiyetle okunması, altının çizilmesi, kenara not edilmesi gereken bir kişidir cemal hoca.

varsın biz onu youtube'da 'hozam' edalarıyla dinlemeyelim, oyun tavsiyeleri istemeyelim; akademik düsturuna ilaveten herkese hitap edebilecek ölçüdeki tarih anlatımı ve eşsiz entelektüel / tarihi birikimi ile tanışmak isteyenler, muhakkak bir şekilde kitapları, makaleleri ile tanışacaklardır.

iyi ki vardır, hep var olsun'dur.

(bkz: iki cihan âresinde: osmanlı devleti'nin kuruluşu)
(bkz: kim var imiş biz burada yoğ iken: dört osmanlı : yeniçeri, tüccar, derviş ve hatun)
devamını gör...

cessna 172, tek motorluydu fakat canavar gibiydi. bakkala gidip gazete ve ekmek almak için idealdi.
puslu kıtalar atlası aracılığı ile kıtalar arası araçlar kullanamadık!
durumumuz yoktu, boeing 787 dreamliner ile öğrenemedik!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim