yakışıklı olmanın zararları
yakışıklı olmak suçsa, ben kurallara uyan bir vatandaşım.
devamını gör...
sevdiği erkeğe çiçek alan kadın
adam çiçekleri seviyorsa normal bir iş yapan insan.
ben saksı çiçeği sevdiğimden adama da ondan alırım. işine geliyorsa...
ben saksı çiçeği sevdiğimden adama da ondan alırım. işine geliyorsa...
devamını gör...
dünyanın insanlardan kurtulmaya karar vermesi
doğada canlılar arasında denge vardır. bir alanda avcı popülasyonu artarsa av azalır, yiyecek kıtlığı olduğu için bu defa avcı sayısı azalır, avcılar azaldığı için avların sayısı artmaya başlar ve bu şekilde sistem dengede kalır. insanoğlu da fazla çoğaldı ve dünyada doğal dengeyi bozacak fiziki müdahalelerde bulunuyor. bu gidişle ya tamamen canlılık yok olur veya bir şekilde denge yeniden kurulur. virüslerin insan popülasyonunu azaltması da dengeye katkıda bulunur, kaynakların yetersiz gelmesi nedeniyle insanların birbirini kırması da, insanların zekasını kullanıp yapay et üretmek vb aksiyonlar alması da. deprem, sel gibi felaketlerin insanoğlunu yok etme amacı taşıdığını düşünmüyorum. dünyanın böyle bir bilinci yok. ama çok güzel işleyen bir denge var. herhangi bi olgu tek başına iyi ya da kötü de değil. taşkınlar yüzünden insanlar takvimi icat etti, alüvyon nehrin yukarı kesimlerinden gelip yine taşkınlar sayesinde düzlüklerde birikti ve verimli ovalar oluştu.
kimyager james lovelock’un bir hipotezi var: (bkz: gaia hipotezi). diyor ki, dünya üzerindeki biyosfer (canlı), atmosfer, litosfer (kara) ve hidrosfer (su) birlikte canlı bir organizmayı oluşturur. dünya yüzeyindeki her şey canlılığın devam edebilmesi için homeostatik bir denge halindedir. atmosferdeki gaz oranlarının, dünya yüzey sıcaklığının, okyanuslardaki tuzluluğun milyonlarca yılda değişmemesi bu denge sayesindedir. örneğin *, açık ve koyu renk papatyanın olduğu bir bölgede ortalama sıcaklık arttığında beyaz papatyaların sayısı artıyor, koyular azalıyor, böylece ısıyı daha çok yansıtıp dengeyi sağlıyorlar.
gaia hipotezi yaygın olarak kabul görmemiş (çünkü yeryüzü ısısı, deniz tuzlulukları aslında değişmiş) ama ben de bir şekilde tüm dünyanın bir süper organizmanın bileşenlerini oluşturduğunu hissediyorum.
kimyager james lovelock’un bir hipotezi var: (bkz: gaia hipotezi). diyor ki, dünya üzerindeki biyosfer (canlı), atmosfer, litosfer (kara) ve hidrosfer (su) birlikte canlı bir organizmayı oluşturur. dünya yüzeyindeki her şey canlılığın devam edebilmesi için homeostatik bir denge halindedir. atmosferdeki gaz oranlarının, dünya yüzey sıcaklığının, okyanuslardaki tuzluluğun milyonlarca yılda değişmemesi bu denge sayesindedir. örneğin *, açık ve koyu renk papatyanın olduğu bir bölgede ortalama sıcaklık arttığında beyaz papatyaların sayısı artıyor, koyular azalıyor, böylece ısıyı daha çok yansıtıp dengeyi sağlıyorlar.
gaia hipotezi yaygın olarak kabul görmemiş (çünkü yeryüzü ısısı, deniz tuzlulukları aslında değişmiş) ama ben de bir şekilde tüm dünyanın bir süper organizmanın bileşenlerini oluşturduğunu hissediyorum.
devamını gör...
türk'üm demenin ırkçılık olma ihtimali
(bkz: bir pkk'lı ağlıyor gözü yaşlı)
türk demek suç, ama ateşin çocuklarını korumak için entry girmek, fake fotoğraflar kullanmak suç değil. aynen aynen. vatan hainisiniz. başka bir şey değil.
türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türktür.
türk demek suç, ama ateşin çocuklarını korumak için entry girmek, fake fotoğraflar kullanmak suç değil. aynen aynen. vatan hainisiniz. başka bir şey değil.
türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türktür.
devamını gör...
okuldan kaçmak
arada sırada yaptığımız iş.
fakat bizimki biraz daha güvenli suda yüzmek şeklindeydi. evleri arar, derslere girmeyeceğimizi söyler, "şurada oluruz" diye yer bildirir, sonra gezer tozardık. yani öyle kimsenin haberi olmadan takılmak şeklinde değildi bizimki. bir nevi izinli kaçış... çok da doğru yapıyormuşuz düşününce. en azından başımıza bir iş gelse nerede arayacağını bilirdi ailelerimiz.
1-2 de anımız var unutamadığım, sabahçı olduğumuz için o saatte kaçmanın anlamsızlığıyla beraber aklıma gelen. karum'un önünde hep duran bir simitçi vardı o zamanlar. sabah sabah gittik, simit alalım diye. baktık adam yok. simitleri alıp parayı bırakalım derken biri geldi "ne kadar simit?" diye bize sordu. ayaküstü simit sattık soran kişiye. o ara gören birkaç kişi daha geldi. simitçi gelene kadar 5-6 simit satmıştık sanırım. adam geldi, durumu anlattık, parayı verdik. teşekkür etti, güle eğlene vedalaştık falan...
diğer anımız da tunalı'daki bir fast food dükkânında geçmişti. okul formalarımıza galatasaray rozeti iliştirirdik arada. o gün de rozetlerimiz yakamızdaydı. soğuk sandviç alalım dedik, sosislisinden... gittik, siparişi verdik, içinde malzemelerin olduğu büfenin önünde duruyoruz. adam da ekmeklerin arasını dolduruyor güzelim mezelerle. rozetlerimizi gördü o sırada "aaa, kızlar galatasaraylı mısınız siz!" dedi ve ekledi "ben de öyleyim. durun size torpilli vereyim o zaman..." ekmekleri kapanmayacak şekilde sosisle doldurup vermişti bize.
güzel günlerdi...
fakat bizimki biraz daha güvenli suda yüzmek şeklindeydi. evleri arar, derslere girmeyeceğimizi söyler, "şurada oluruz" diye yer bildirir, sonra gezer tozardık. yani öyle kimsenin haberi olmadan takılmak şeklinde değildi bizimki. bir nevi izinli kaçış... çok da doğru yapıyormuşuz düşününce. en azından başımıza bir iş gelse nerede arayacağını bilirdi ailelerimiz.
1-2 de anımız var unutamadığım, sabahçı olduğumuz için o saatte kaçmanın anlamsızlığıyla beraber aklıma gelen. karum'un önünde hep duran bir simitçi vardı o zamanlar. sabah sabah gittik, simit alalım diye. baktık adam yok. simitleri alıp parayı bırakalım derken biri geldi "ne kadar simit?" diye bize sordu. ayaküstü simit sattık soran kişiye. o ara gören birkaç kişi daha geldi. simitçi gelene kadar 5-6 simit satmıştık sanırım. adam geldi, durumu anlattık, parayı verdik. teşekkür etti, güle eğlene vedalaştık falan...
diğer anımız da tunalı'daki bir fast food dükkânında geçmişti. okul formalarımıza galatasaray rozeti iliştirirdik arada. o gün de rozetlerimiz yakamızdaydı. soğuk sandviç alalım dedik, sosislisinden... gittik, siparişi verdik, içinde malzemelerin olduğu büfenin önünde duruyoruz. adam da ekmeklerin arasını dolduruyor güzelim mezelerle. rozetlerimizi gördü o sırada "aaa, kızlar galatasaraylı mısınız siz!" dedi ve ekledi "ben de öyleyim. durun size torpilli vereyim o zaman..." ekmekleri kapanmayacak şekilde sosisle doldurup vermişti bize.
güzel günlerdi...
devamını gör...
tony montana
al pacino'nun neden mükemmel bir oyuncu olduğunu dünya'ya kanıtlamış olan scarface filminde canlandırdığı kurgusal karakter.
o nasıl bir oyunculuktur, kokain kafasını nasıl yansıtmaktır be kardeşim. halen ara ara açıp izlerim ve tekrar tekrar hayran olurum al pacino'ya.
o nasıl bir oyunculuktur, kokain kafasını nasıl yansıtmaktır be kardeşim. halen ara ara açıp izlerim ve tekrar tekrar hayran olurum al pacino'ya.
devamını gör...
çaylakların ezildiği gerçeği
yoktur öyle bir gerçek dediğim başlıktır.
mantıklı tanım giren çaylaklara basıyorum artıyı basıyorum sevgiyi.
herkes böyle yaparsa gül gibi yaşar gideriz.
mantıklı tanım giren çaylaklara basıyorum artıyı basıyorum sevgiyi.
herkes böyle yaparsa gül gibi yaşar gideriz.
devamını gör...
safsata
diğer adı yanıltmacalar olan, hatalı mantık yürütmek anlamına gelen, mantık terimidir.
devamını gör...
mutlu evliliğin sırları
karşılıklı saygı ve özveri ile birbirlerini kırmamaya azami özen göstermek.
iletişim olabildiğince iyi seviyelerde tutmak.
iki tarafın da alttan almayı bilmesi.
iletişim olabildiğince iyi seviyelerde tutmak.
iki tarafın da alttan almayı bilmesi.
devamını gör...
ağzını şapırdatarak yemek yemek
tüm iştahımı kaçıran, tabağı fırlatma isteği uyandıran eylem. yapan kişiler çoğunlukla farkında olmuyor ama efsane sinir bozucu.
(bkz: misophonia (mizofoni))
(bkz: misophonia (mizofoni))
devamını gör...
kafa sözlük
şu gündem ve özellikle futbol haberleri için eğer talep olursa el atarım.
şu 1 ay bir geçsin, insanlar yavaş yavaş yaz mevsimini bitirsin, okullar açılmaya yaklaşsın, bu mevzuya vakit harcarım inşallah.
kimse de " sözlük şuraya gidiyor, buraya gidiyor, yok efendim ters yola saptı " vesaire düşünmesin.
yeni kurulan her internet platformuna en az 2 sene vermek lazımdır. ondan sonra zaten yazarıyla, yönetimiyle kemikleşir.
bu süreç de böyle geçecektir. gönüllülük esasıyla bu işi yürütmeyi başaran insanlara köstek yerine destek olmak lazım.
gün gelecek burası da kurumsal bir yönetime kavuşacaktır, buna canı gönülden inanıyorum.
o zaman memnuniyet katsayısı da daha hızlı artacaktır. empati yapalım dostlar lütfen...
şu 1 ay bir geçsin, insanlar yavaş yavaş yaz mevsimini bitirsin, okullar açılmaya yaklaşsın, bu mevzuya vakit harcarım inşallah.
kimse de " sözlük şuraya gidiyor, buraya gidiyor, yok efendim ters yola saptı " vesaire düşünmesin.
yeni kurulan her internet platformuna en az 2 sene vermek lazımdır. ondan sonra zaten yazarıyla, yönetimiyle kemikleşir.
bu süreç de böyle geçecektir. gönüllülük esasıyla bu işi yürütmeyi başaran insanlara köstek yerine destek olmak lazım.
gün gelecek burası da kurumsal bir yönetime kavuşacaktır, buna canı gönülden inanıyorum.
o zaman memnuniyet katsayısı da daha hızlı artacaktır. empati yapalım dostlar lütfen...
devamını gör...
otobüs
bir tunç okan filmidir.
1975 yılında yayınlanan filmin senaristliğini de yapan tunç okan filmde rol de almıştır. birçok uluslararası ödül kazanan filmin don quijote ödülü kazanması türkiye’de yıllarca yasaklı kalan bir film için oldukça anlamlı bence. film aynı zamanda tunç okan’ın oyunculuktan yönetmenliğe geçiş yaptığı filmdir.

yol filmleri konusunda ne kadar yetkin bir yönetmen olabileceğinin izlerini bulduğumuz film aynı zamanda yönetmenliğini yine tunç okan’ın yaptığı sarı mercedes’in de habercisidir.
tam bir başrol söylemek mümkün olur mu bilemiyorum film için ama tuncel kurtiz, aras ören ve tunç okan’ı sayabiliriz sanırım başrol oyuncuları için.
film daha önce köylerinden dışarı hiç çıkmamamış, küçücük dünyalarında yaşamaya çalışan insanların bir insan kaçakçısı tarafından isveç’e götürülmesini anlatıyor.

filmin otobüste geçen kısmı oldukça etkileyici olsa da asıl hikaye kaçak göçmenlerin isveç’e vardıktan ve ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmadıktan, pasaportlarını da kaptırdıktan sonra yaşadıkları kısımda başlıyor.
görsel olarak çok iyi bir film olmasa da sinema dili, anlatımı ve oyunculukları ile takdire şayan bir filmdir. modern bir köyden indim şehire yorumu olarak da okuyabileceğimiz filmde çaresizlik, yeni karşısında duyulan şaşkınlık, büyük bir dünyaya ayak uydurma çabasını tüketiciliği müthiş işlenmiştir filmde.
az sayıdaki tunç okan filmlerinden biridir ve bence mutlaka izlenmelidir.
1975 yılında yayınlanan filmin senaristliğini de yapan tunç okan filmde rol de almıştır. birçok uluslararası ödül kazanan filmin don quijote ödülü kazanması türkiye’de yıllarca yasaklı kalan bir film için oldukça anlamlı bence. film aynı zamanda tunç okan’ın oyunculuktan yönetmenliğe geçiş yaptığı filmdir.

yol filmleri konusunda ne kadar yetkin bir yönetmen olabileceğinin izlerini bulduğumuz film aynı zamanda yönetmenliğini yine tunç okan’ın yaptığı sarı mercedes’in de habercisidir.
tam bir başrol söylemek mümkün olur mu bilemiyorum film için ama tuncel kurtiz, aras ören ve tunç okan’ı sayabiliriz sanırım başrol oyuncuları için.
film daha önce köylerinden dışarı hiç çıkmamamış, küçücük dünyalarında yaşamaya çalışan insanların bir insan kaçakçısı tarafından isveç’e götürülmesini anlatıyor.

filmin otobüste geçen kısmı oldukça etkileyici olsa da asıl hikaye kaçak göçmenlerin isveç’e vardıktan ve ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmadıktan, pasaportlarını da kaptırdıktan sonra yaşadıkları kısımda başlıyor.
görsel olarak çok iyi bir film olmasa da sinema dili, anlatımı ve oyunculukları ile takdire şayan bir filmdir. modern bir köyden indim şehire yorumu olarak da okuyabileceğimiz filmde çaresizlik, yeni karşısında duyulan şaşkınlık, büyük bir dünyaya ayak uydurma çabasını tüketiciliği müthiş işlenmiştir filmde.
az sayıdaki tunç okan filmlerinden biridir ve bence mutlaka izlenmelidir.
devamını gör...
dünya küçüldü türkiye büyüdü
biraz önce a haber'de görüp kendi kendime türkiye'de yaşamıyorum herhalde ben dememe sebep olan bir haber.
devamını gör...
maruz kalınmak istenmeyen sorular
"bergen yok mu biri?" yok ulan yok. sorup durmayın işte. ha bir de bunun evlilik versiyonu var.
aaa şeyi unuttum.. "boyun kaç? neden bu kadar zayıfsın?" allah böyle yaratmış kanka sorma.
aaa şeyi unuttum.. "boyun kaç? neden bu kadar zayıfsın?" allah böyle yaratmış kanka sorma.
devamını gör...
the dreamers
eva green'in cüretker sahneleriyle boy gösterdiği bertolucci yapımı.
türkçe'ye düşler,tutkular ve suçlar olarak çevrilmiştir.
türkçe'ye düşler,tutkular ve suçlar olarak çevrilmiştir.
devamını gör...
her ilde üniversite olması
birbiriyle yakından alakalı başlıklar. (bkz: üniversite mezunlarının iş bulamaması)
devamını gör...
erkeklerin kadınları sinir eden özellikleri
annelik beklemeleri, sorumluluk sahibi olmamaları.
devamını gör...
nazım hikmet ran
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
hayatı olduğu gibi karşılamazsan,
iliklemez önünü asla karşında.
korkmayacaksın çarpıp düşsen bile.
dipçik gibi sağlam duracaksın ayakta
saniyorum hayata dair yapilan en guzel tespitlerden olsa gerek...
iliklemez önünü asla karşında.
korkmayacaksın çarpıp düşsen bile.
dipçik gibi sağlam duracaksın ayakta
saniyorum hayata dair yapilan en guzel tespitlerden olsa gerek...
devamını gör...
duşta iki elini duvara yaslayıp suyun altında seksi olmak
her babayiğide nasip olmayan ekşın. dalyan gibi boy pos girersin kaynar suyun altına, kollarını açıp ellerini duvara yaslarsın. hafif öne eğdiğin başından su kaslı sırtına doğru kayıp gider, oradan kuyruk sokumuna yol alır. kolların sert, vücudun diridir. 2 buçuk saat o şekilde durursun. seksilik böyle bir şeydir.
devamını gör...