okuya okuya ezberliyorum yazılanları. uzun bir aradan sonra akışta adımı görünce de korkmuyor değilim.

(bkz: nickaltına tanım gelince korkmak)
devamını gör...

seni her özlediğimde sevgilim,
gökyüzüne bakıyorum;
göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
seni her özlediğimde bir tanem,
denizlere bakıyorum.
ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
seni her özlediğimde bir tanem,
kuşlara bakıyorum.
o kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
ve aşkım, seni her özlediğimde,
adında isyan ediyorum.
seni özlemek istemiyorum ben,
ben seni yaşamak istiyorum,
seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
ve seni sende görmek sadece

behçet necatigil
devamını gör...

bana, sanat sanat için midir sanat toplum için midir sorunsalını hatırlatan başlıktır.
devamını gör...

inanmayanların çürütemediği değil, inananların, inanmayanlar tarafından çürütüldüğüne bir türlü inanamadığı, teori olmayan iddia.

bilimsel çalışma aşamaları:
1. problemi tanımlayıp ortaya koymak
2. bilgi/veri toplamak
3. hipotez kurmak
4. tahmin yapmak
5. kontrollü deney yapmak
6. teori üretmek
7. sonucu kanun haline getirmek

öncelikle 1. maddeden başlarsak, dünya'nın şekline ilişkin herhangi bir problem yok. elimizde neye benzediği çoktan * kanıtlanmış bir şekil dururken, dünyanın şekli, üzerinde çalışılması gereken bir problem değil.

hadi diyelim ki emin olmak istiyoruz ve bunu bir problem olarak kabul ettik. aradaki basamakların hiçbirini usulüne uygun şekilde halletmeden teori aşamasına nasıl geçildiği soru işareti. o nedenle bu konuyu teori olarak anmak çok da doğru değil.

***

kelimelere takılmayalım dedik ve konuya başka yanından bakmak istedik diyelim.

- atmosferin gözümüze "oynadığı oyunlar" küreselliğin bir sonucudur.

- kuzey yarım küre, güney yarım küre ve tam ekvator üzerinde görebileceğiniz yıldızlar birbirinden farklıdır. bunların kaç saat gökyüzünde kaldığı, ne zaman doğup ne zaman battığı, hiç doğmayan ya da batmayan yıldızların neden bu hareketlere sahip olduğu gibi soruların cevapları küresel geometri ile çok rahat biçimde açıklanabilmektedir. dünya'nın düz olması durumunda tüm ülkelerden aynı yıldızları görmeniz gerekirdi.

- yıldız izi fotoğrafları, bulunduğunuz yarım küreye göre farklılık gösterir. düz bir dünyada böyle bir fark göremezsiniz.

- ay tutulmaları esnasında dünya'nın gölgesi ay'ın üzerine düşer. bu gölgenin yuvarlak olduğu net şekilde görülür. tutulmalar sırasında ay'ın ya da güneş'in önüne gizemli bir cisim geçmez. neyin, hangi cisim önüne ne zaman geçeceği, geometrik olarak hesaplanabildiğinden, hangi tutulmanın ne zaman, hangi biçimde gerçekleşeceği önceden bilinir. gök olayları yıllığında da sıralı şekilde verilir.

neyse, uzun uzun tüm astronomi konularını, neyin hangi model ve hesaplamalarla nasıl yapıldığını sayıp dökecek değilim. bilim dünyasındaki insanlar bu tür asılsız iddialara gülüp geçmeyi tercih eder ve bunlara tek tek cevap vermeyi vakit kaybı sayarlar. o nedenledir ki düz dünyacılar, kimse kendilerine cevap veremiyor zanneder. sosyal medyada kurdukları gruplarda cevap verenleri de dakika geçmeden gruptan atarlar (tecrübeyle ve tanıdıkların tecrübeleriyle sabit.)

bu insanlara inandıkları şeyin yanlış olduğunu kanıtlamanın bir yolu yok çünkü kanıtın kanıtlığını kabul etmiyorlar. bu paradokstan kurtulamazsınız.

***

"nasa bizi kandırıyor" mevzusuna gelince... diyelim ki öyle, tamam. sizin hiç mi kendi ülkenizin bilim insanlarına saygınız, inancınız yok? bakın bu entryde anlattığım keşif, bizzat tanıdığım hocalar tarafından, inanmadığınız fizik ve matematik hesapları kullanılarak yapılan gözlemlerle bulundu.

düz dünyacıların çoğuna göre newton fiziği falan da yalanmış. beğenmediğiniz o mekanik formüllerini mühendisler de kullanıyor, mimarlar da, benzer meslek sahipleri de... bunlar toptan yalan olsaydı sağlam binalar, köprüler yapılamaz, her şey yalan olurdu. ayrıca tüm bu mesleklerde çalışanlar için de "mühendisler bizi kandırıyor" gibi cümleler kurmanız gerekirdi.

***

son olarak... bunlardan biri, bir youtuber dünyanın dönmediğini kanıtlamaya çalıştığı bir videosunda dünyanın döndüğünü kanıtladı. "bu kabul edilemez" diye çıldırıyordu en son gördüğümde...

yine newton fiziğini beğenmeyen bir tanesi de kendi yaptığı roketle uzaya gitmeye kalkıştığında yere çakılıp öldü geçen yıl.

bilimi çok fazla küçümsüyorsunuz. yapmayın. sorgulamak, uyanık olmak, akıllı olmak bu değil.

edit: neil degrasse tyson'ın o sözleri söylemesinin nedeni farklı. "kütle çekimini tarif edebiliriz, cisimlere ne yaptığını söyleyebiliriz, onu ölçebiliriz ama kütle çekimi nedir diye sorarsanız cevap bilmiyorum olur." şeklinde bir ifadesi var. kütle çekiminin kuantum kuramıyla uzlaştırılamıyor oluşu, graviton adlı teorik parçacığın gözlenememiş olması, kuantum köpüğü teorisini gözlemlerle kanıtlayamamış olmamız gibi bazı nedenleri var kütle çekiminin ne olduğunu tam olarak bilmiyor oluşumuzun.

neyse...
devamını gör...

açıkçası okuduğum yorumlardan sonra heyecanla açtığım ancak hayal kırıklığına uğradığım bir film oldu.
film dedim ancak dizi şeklinde olacakmış sonradan değiştirilmiş sanırım, kişisel olarak bence dizi olsaydı daha efektif olurdu.

ilk kısım bana red kit'i canlandırmıştı dedim ki güzel bir şey çıkacak ancak sonradan hiç bir bağlantı olmayan kısa filmler arasında dikkatin çok dağıldığını düşünüyorum.

tabi ki kişiden kişiye değişebilse de ben hiç keyif almadığımı üzülerek dile getirmek istiyorum ancak kızılderili, film eski wild amerikan havasının hakim olması eski stili sevenler için ilgi çekici olacaktır.
devamını gör...

güzel bir soru çözüm uygulaması. üniversiteye hazırlık sürecindeki öğrencilere destek için çok faydalı. ayrıca eğitmen olarak alanınızla ilgili olarak soru çözebiliyorsunuz.
devamını gör...

kadiri tarikatının üstadı, büyük evliya.

bağdat'ta büyük alimlerden fıkıh, belagat, usul-u fıkıh tahsil etmiş, yine bağdatlı büyük evliya müslim el debbas'tan halifelik almıştır. daha sonra kendisi de insanlara şer'i ilimleri öğretmiş, irşada çalışmıştır. günümüzde dahi evliya denince ilk akla gelen isimlerdendir.

meşreb-i sufilerin dediği gibi, allah şefaatine nail eylesin.
devamını gör...

almanya'da yapılan bir araştırma, kanatlı böceklerin son 25 yılda yüzde 75 azaldığını ortaya koymuş. yeryüzündeki hayatın üçte ikisini oluşturan böcek sayısındaki hızlı düşüş ekolojik kıyamet belirtisi olarak isimlendiriliyor.
devamını gör...

ekşi'de kimse birbirini tanımıyor. burası küçük olduğundan herkes birbirini üç aşağı beş yukarı tanıyor.
(bkz: biz bir aileyiz)*
devamını gör...

bir filmin başına neler gelebilir, bu film neden sükselidir, türk sineması için neden önemlidir kısaca bahsetmek isterim.

1963 yılında yapılıyor film. dikkat edilirse 61 anayasası yürürlükte o tarihte. görece özgürlükçü bir anayasa. öncekine kıyasla ise fazlaca özgürlükçü. metin erksan belki de buna güvenerek daha önce sansürün izin vermediği öğeler yerleştiriyor filme. 61 öncesi filmlere bakılırsa “sansür ile sinemanın anasını nasıl ağlatırız” uygulaması net olarak görülür.

fakat gelin görün ki o tarihte bile film sansür yiyor. şu an filmi izleyince “bunun neyini sansürlemişler ulan” diyebilirsiniz ama oluyor işte. milli ahlaka aykırı sahneler var diyerek yapılabilir. nedir bu milli ahlak? bilmem ki, her şey olabilir. neyse nihayetinde film gösterime sokulmuyor. gösterilmeyi bırakın neredeyse imha edip kökünü kurutacaklar.

daha sonra filmin yapımcı ortaklarından, aynı zamanda başrol oyuncularından biri olan ulvi doğan isimli, şeytana pabucunu ters giydirme yeteneğine sahip adam filmi avrupa’ya kaçırıyor. berlin film festivalinde görücüye çıkıyor film ve hayatın cilvesi bu ya altın ayı’yı alıyor. festival ödül gerekçesinde “dünyanın en eski konularından birini, habil-kabil hikayesini, çok çarpıcı ve modern bir şekilde anlatıyor” diyor.

film avrupa’nın en önemli festivallerden birinden ödülle ayrılınca bizim devlet ayıyor, filmi sahiplenmeye niyetleniyor fakat ulvi doğan filmi ülkeye getirmiyor. ülkeye getirmediği gibi türlü çakallıkların peşine düşüyor. bazı yerlerde yönetmenin ismini değiştirerek gösteriyor filmi. kullandığı isim de “ismail metin”. ismail ise aslında erksan’ın göbek adı. ama asıl şeytanlığı filme ek sahneler koyarak yapıyor. buluyor oyunculara benzeyen dublörleri, çekiyor sahneleri, ekliyor filme. hem de ne sahneler. erotiğin üstü, pornografinin bir tık altı. özellikle amerikalıların pek hoşuna gidiyor bu köylü pornosu. hatta ve hatta bazı ülkelerde şu isimle bile izlettiriliyor , “ı had my brother’s wife”, kardeşimin karısına sahip oldum. ne isim ama. eğer sağda solda hülya koçyiğit eskiden porno filmde oynamış diye duyduysanız işte o duyduğunuz bu film olabilir. izlediyseniz de onun dublörü.

film sadece ulvi doğan ile metin erksan’ın arasını açmıyor. öykünün yazarı necati cumalı ile erksan’ın da arasını bozuyor. cumalı hikayeye bağlı kalmamak ile suçluyor yönetmeni. yönetmen yıllar sonra bu suçlamayı cevaplıyor. evet bağlı kalmadım, eklemeler yaptım diyor. yönetmenin eklemeler yapması bana çok normal gelse de, aralarında geçenleri bilemem.

yıllar sonra ise filmin negatifleri bulunuyor. bulunma işine de fatih akın öncülük ediyor. martin scorsese’nin vakfı tarafından restore edilerek, 2008 cannes film festivalinde “klasik filmler” kategorisinde gösteriliyor. bu gösterime ulvi doğan’da katılıyor. filmi banka kasasında saklamış yıllarca. fatih akın araya girince vermiş. son 20 dakikası eksikmiş ama o kısım da almanya’da devlet arşivinde bulunmuş. alman dediğin her şeyi saklar neticede. ulvi doğan, filmi ismail metin ismiyle gösterime sokması hususunda “almanlar metin erksan’ın komünist olmasını gerekçe göstererek filmi gösterime sokmak istemediler, biz de zaruretten ismi değiştirdik” diyor. metin erksan nasıl bir komünist, burası merak konusu. bu arada film ulvi doğan’ın bildiğim kadarıyla oyuncu olarak tek filmi.

son olarak şunları söyleyeyim. günümüzde izlediğimizde ve günün şartları ile değerlendirirsek çok ilgi çekici gelmeyebilir film ama içerik ve teknik açıdan ilkleri yapmıştır. örneğin erol taş’ın sapıkça inek memesi emmesi cüretkarlık bakımından öncü olabilir. yılan sokulan bacağı emmek şu an klişe gelse de o zaman için yeniydi. tabii ki ilkler hep emmek ile ilgili konular değil. kameranın bir tekerleğe bağlanarak dairesel çekimin yapıldığı sahne de teknik açıdan farklılıklara bir örnektir. ve erol taş’ın boğularak suyun içinde sürüklenmesi gerçekten ikoniktir.

kamu spotu: yılan ve akrep sokulan bacağı sakın emmeyin. erol taş değilsiniz, unutmayın.
devamını gör...

arkadaş bu nasıl ucu açık bir başlık dediğim harf.
devamını gör...

ben kadına değil de ona bu parayı kazandıran sisteme şaşıyorum hala. yıl 2021 milenyum ulan. ama hala insanlar iki süzme yoğurt torbasına zaaf gösteriyorlar üstüne bir de kredi kartlarını boşaltıyorlar. gerçekten anlamıyorum. yeterince görmediniz mi şu dişi organlarını? daha fazlasını görürseniz dile mi gelecekler? vajinaların ekşi tadına vakıf olamadınız mı hala? bu nasıl tükenmek bilmeyen bir zaaftır. ehlileşin. aynı şey futbol için de geçerli. 10 bilmem kaç kişi bir topun peşinden koşuyor ama her yıl milyon dolarlar dönüyor ortalıkta öyle ki 1 yıllık sponsor maliyetlerinin afrikadaki açlığı bitirebileceğini okumuştum. bazı insanlar gerçekten evrilememiş ne yazık ki çoğunluğu da erkek bu zaaflar sahip olanların. üzgünüm my boys.
devamını gör...

itiraf ettiği cinayetten ceza yememesi ayrı bir ironi. dün kendisini öldürmeye çalışan kocasını öldürdü diye hapse atıldı biri. gerçekten yazık. bu kadar kötü olmamalı adalet sistemimiz, bu kadar insaniyetimizi kaybetmiş olamayız.
devamını gör...

fatma girik'in 1969 tarihinde oynadığı, beşikteki bebeği kartalın kapıp kaçırdığı filmin ismi.
devamını gör...

ince ve zekice işlenmiş, şaşırtmaçlı kurguya sahip film. bizler alışmışız katil kim, suçlu kim onu çözmeye çalışmaya ama bu filmi izlerken yapılmaması gerekenlerden birisi de katili bulmaya çalışmak aslında. filmi akışına bırakıp izlemek gerekiyor.

bu film için yapılacak en büyük kötülük de spoiler vermek olacaktır. vakit ayırıp izlenmesi gerekli filmlerden. ispanyol yapımı diğer filmlere olan ilgimi de arttırmıştır ayrıca...
devamını gör...

votkamı aldım dinliyorum, ne demek kahve veya bira. rusları zor tutuyorum, putin hatta! skandal, votkaya yapılan tarihi bir hakaret söz konusu!!
devamını gör...

beni kaybettiğine göre aptala benziyor
devamını gör...

diğer narenciye türlerinin aksine güney ve doğu asya kökenli olmayıp karayip kökenlidir. 17. yüzyılda avrupa'ya karayipler'den getirilmiştir.
devamını gör...

sözlüğün en güzel teyzesi olarak torunuma almak istediğim yazardır. ssk var mı?
devamını gör...

sadece 2020 değil tüm geçen yıllara edeceğim bir kelime var boşluk.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim