lens solüsyonu
yıllık lens siparişi verdiğimde iki adet 360 ml.hediye olarak gelen olmazsa olmazım.
devamını gör...
yazarların sürekli aldığı sorular
-kaç yaşındasınız?
-46, kırk altı
-göstermiyorum ama değil mi?
-vallahi göstermiyorsunuz.
-biliyorum.
-46, kırk altı
-göstermiyorum ama değil mi?
-vallahi göstermiyorsunuz.
-biliyorum.
devamını gör...
menzil cemaati üyeleri
cehaletin, yobazlığın, bağnazlığın ve kandırılmışlığın en net tasvirini görebileceğiniz dedeler. anksiyete krizinizi depreştirebilecek bir video doğrusu.
devamını gör...
siyah kan
jean christophe grange tarafından 2004 yılında yayınlanmış polisiye-gerilim kitabı. kitabın arka tarafında yazan yazıyı kitap hakkında fikir sahibi olun diye alıntılıyorum.
güneydoğu asya’da, yengeç dönencesi ile ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
siyah kanla çizilmiş bir yol.
korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
paris. ilk temas. kuala lumpur. hayat yolu. uçuşan ve çoğalan. sonsuzluğun işaretleri. kamboçya. bal ve fresk. tayland. arınma odası. dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! bangkok. gerçeğin rengi aynı zamanda yalanın da rengi’dir!
ve paris. her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
çabuk saklan, baba geliyor!
kitap kapağı:
şahsi fikrime gelirsek. okuduğum en iyi kitaplar lisetesinde ilk 10'a kesin girer. benim gibi bir psikopatın iç dünyasını şekillendiren kitaptır ayrıca. polisiye,bilimsel dayanaklar,olay örgüsü o kadar iyi ki anlatacak kelime bulamıyorum. okunmasını şiddetle öneriyorum.
güneydoğu asya’da, yengeç dönencesi ile ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
siyah kanla çizilmiş bir yol.
korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
paris. ilk temas. kuala lumpur. hayat yolu. uçuşan ve çoğalan. sonsuzluğun işaretleri. kamboçya. bal ve fresk. tayland. arınma odası. dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! bangkok. gerçeğin rengi aynı zamanda yalanın da rengi’dir!
ve paris. her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
çabuk saklan, baba geliyor!
kitap kapağı:

şahsi fikrime gelirsek. okuduğum en iyi kitaplar lisetesinde ilk 10'a kesin girer. benim gibi bir psikopatın iç dünyasını şekillendiren kitaptır ayrıca. polisiye,bilimsel dayanaklar,olay örgüsü o kadar iyi ki anlatacak kelime bulamıyorum. okunmasını şiddetle öneriyorum.
devamını gör...
gölge etme başka ihsan istemem
kinik filozof, sinoplu diyojen'in* büyük iskender'e söylediği meşhur sözdür.
ilk entry'de bahsedilenin aksine büyük iskender şehirde gezerken diyojen'e tesadüfen rastlamaz. halihazırda aristoteles'in öğrencisi olan büyük iskender, felsefeye meraklı ve dönemindeki filozofara çok değer veren bir hükümdardır. kinizm ekolü hakkında da bilgi sahibidir.
bu yüzden, toplumun kanıksadığı normların dışında yaşayan diyojen hakkında da pek çok şey duymuştur. bizzat kendisini görmek ve tanışmak için ayağına kadar gider. makedon imparator, arkasındaki kalabalıkla birlikte diyojen'in yaşadığı fıçıya yaklaşır ve "ben, büyük iskender'im." diyerek kendisini tanıtır.
yattığı yerden biraz doğrularak kalabalığa bakan diyojen, imparatora dönüp "ben de köpek diyojen'im." der. bu cevap karşısında şaşıran büyük iskender, filozoflara değer verdiğinden dolayı ona samimiyetle kendisinden bir isteği olup olmadığını sorar. bu soruyu evet, diye yanıtlayan diyojen dünyevi istekleri umursamadığını ima eden bu cevabı verir.
bu olay, pek çok ressam tarafından resmedilmiş, ancak ben fransız ressam nicolas-andre monsiau'nun bu eserini ayrı tutuyorum. diğer tablolardakinin aksine burada diyojen'in büyük makedonya imparatoru'nun yüzüne bile bakmamış olması, atlanılmaması gereken bir detay.

son olarak büyük iskender'in de filozofla yaşadığı bu diyaloğun ardından "eğer iskender olmasaydım, diyojen olurdum." dediği rivayet edilir.
ilk entry'de bahsedilenin aksine büyük iskender şehirde gezerken diyojen'e tesadüfen rastlamaz. halihazırda aristoteles'in öğrencisi olan büyük iskender, felsefeye meraklı ve dönemindeki filozofara çok değer veren bir hükümdardır. kinizm ekolü hakkında da bilgi sahibidir.
bu yüzden, toplumun kanıksadığı normların dışında yaşayan diyojen hakkında da pek çok şey duymuştur. bizzat kendisini görmek ve tanışmak için ayağına kadar gider. makedon imparator, arkasındaki kalabalıkla birlikte diyojen'in yaşadığı fıçıya yaklaşır ve "ben, büyük iskender'im." diyerek kendisini tanıtır.
yattığı yerden biraz doğrularak kalabalığa bakan diyojen, imparatora dönüp "ben de köpek diyojen'im." der. bu cevap karşısında şaşıran büyük iskender, filozoflara değer verdiğinden dolayı ona samimiyetle kendisinden bir isteği olup olmadığını sorar. bu soruyu evet, diye yanıtlayan diyojen dünyevi istekleri umursamadığını ima eden bu cevabı verir.
bu olay, pek çok ressam tarafından resmedilmiş, ancak ben fransız ressam nicolas-andre monsiau'nun bu eserini ayrı tutuyorum. diğer tablolardakinin aksine burada diyojen'in büyük makedonya imparatoru'nun yüzüne bile bakmamış olması, atlanılmaması gereken bir detay.

son olarak büyük iskender'in de filozofla yaşadığı bu diyaloğun ardından "eğer iskender olmasaydım, diyojen olurdum." dediği rivayet edilir.
devamını gör...
22 ekim 2021 sözlük mağazası indirim kampanyası
geçen de olmayan çocuğum bana baba benim neden yeşil mahlasım yok dedi. karma puanlari meyhanede yiyorum şuan. destek olmaya geldim.
devamını gör...
6 şubat 2021 fenerbahçe galatasaray maçı
çocukluk dönemimden fanatik bir galatasaray taraftarıydım, lise dönemimin sonuna kadar da devam etti. sonrasında bu sevdam azalarak bitti. denk gelmediğim müddetçe oturup maç bile izlemem.tek kötü alışkanlığım ''beyaz futbol'' izlemek, zaten bu program futbol ile alakasız, sadece goygoy üzerine yapılıyor. bir haftadır her yerde bu maç ile ilgili bilgiler görüyordum fakat dikkatlice okumadım-izlemedim. zihnimde önemli iki bilgi kalmış; biri maç tarihinin 6 şubat olduğu bir diğeri ise mesut'un oynayacağı haberi. dün gece gördüğüm bir rüya ile ''6 kasım'' tarihinin benim için bir travma olduğunu fark ettim. o talihsiz maçı ağlayarak izlemiştim, çok üzülmüştüm hatta ertesi gün okula gitmemiştim. sonradan unutmuştum yani bugün biri bana ''galatasarayın hayatında bıraktığı kötü anılar nedir'' diye sorsa ''arda'yı çok seviyordum ve bir formamın arkasında arda yazıyordu'' der, utanç içerisinde kafamı öne eğerdim.
dün gece skandal bir rüya gördüm. televizyonda gs:6 karşı takım:1 yazıyordu, sevinçle çığlık atıyordum. ohhh be tarih ''6 şubat'' olmasına rağmen ''kasım'' gibi olmadı, biz öndeyiz diyerek kahkaha atıyordum, '' eee mesut musunuz'' diye kendi kendime saçma cümleler kuruyordum. içeriden gelen kardeşim ''abla bu maç başakşehir ile oynanıyor, bugün ayın 5'i' diyordu, çok fazla üzülüyordum. bir takım iki gün arka arkaya nasıl büyük maça çıkar diye söylenirken; kardeşim, ''pandemi sebebiyle'' sıkıştırılmış program diyordu.
bugün maçı izlemek sanırım farz oldu ve umarım galatasaray kazanır, ameno.
dün gece skandal bir rüya gördüm. televizyonda gs:6 karşı takım:1 yazıyordu, sevinçle çığlık atıyordum. ohhh be tarih ''6 şubat'' olmasına rağmen ''kasım'' gibi olmadı, biz öndeyiz diyerek kahkaha atıyordum, '' eee mesut musunuz'' diye kendi kendime saçma cümleler kuruyordum. içeriden gelen kardeşim ''abla bu maç başakşehir ile oynanıyor, bugün ayın 5'i' diyordu, çok fazla üzülüyordum. bir takım iki gün arka arkaya nasıl büyük maça çıkar diye söylenirken; kardeşim, ''pandemi sebebiyle'' sıkıştırılmış program diyordu.
bugün maçı izlemek sanırım farz oldu ve umarım galatasaray kazanır, ameno.
devamını gör...
çok çabuk biten şeyler
hayat, aşk... güzel her şey.
devamını gör...
sigara külü kadar yalnızlık
sezai karakoç'un ve monna rosa adlı şiirinden -yalnızlığı en güzel tanımı olduğu söylenen- bir dize.**
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
sana da monna rosa, taş bebeği bıraktık.
ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi...
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve monna rosa
[elbarto ukdesi.]
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
sana da monna rosa, taş bebeği bıraktık.
ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi...
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
[elbarto ukdesi.]
devamını gör...
kaç para lan bir tanım
ucuza gitmişiz diye düşündüren soru. başlık başına 1 tl alsam 555 tl param olacakmış ne güzel.
başlık başımda dumaaaan, ilk aşkım ilk heyecaaan...
başlık başımda dumaaaan, ilk aşkım ilk heyecaaan...
devamını gör...
kendi başlığına gelen tüm tanımlara favori atan yazar
ev sahipliği yapıyordur. misafirini de kesin en iyi şekilde ağırlar.
devamını gör...
çift sayıların tek sayılara göre daha olumlu hissettirmesi
insanların çoğu için doğru olan önerme.
çift sayılar ile tek sayılar arasında benim kendi adıma söyleyebileceğim en büyük fark "güven"dir.
evet çift sayılar daha güvenilir, aileden biri gibi.
mesela 2 sayısı çok şirin, çok candan. 4, 6, 8 kahvede çay ısmarladığımız hasan abi ya da komşumuz emine teyze gibi. 16 sayısı çok babacan bir sayı. tam anlamıyla ahmet amca gibi.
bir de 3, 5, 7 sayılarına bakın. yolda görsem yolumu değiştiririm.
neden acaba ?
çift sayılar ile tek sayılar arasında benim kendi adıma söyleyebileceğim en büyük fark "güven"dir.
evet çift sayılar daha güvenilir, aileden biri gibi.
mesela 2 sayısı çok şirin, çok candan. 4, 6, 8 kahvede çay ısmarladığımız hasan abi ya da komşumuz emine teyze gibi. 16 sayısı çok babacan bir sayı. tam anlamıyla ahmet amca gibi.
bir de 3, 5, 7 sayılarına bakın. yolda görsem yolumu değiştiririm.
neden acaba ?
devamını gör...
içli köfte
malatyada genelde önce haşlanıp sonra kızartılarak yenilir. kıymalı harca ceviz de konur. lezzeti uçurur.
devamını gör...
islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
sözlüğü bırakma sebebim olacak şey.
ekşi sözlükte böyle. islam'a dair her türlü saldırı olur. her şeyi kötülenir. ama diğer dinlere gelince medeniyet beşiği oluverirler birdenbire!
ergen irisi gibisiniz çekilmiyorsunuz.
ekşi sözlükte böyle. islam'a dair her türlü saldırı olur. her şeyi kötülenir. ama diğer dinlere gelince medeniyet beşiği oluverirler birdenbire!
ergen irisi gibisiniz çekilmiyorsunuz.
devamını gör...
isimlerle ilgili genellemeler
tanıdığım tüm aleynalar şeytandı.
bekir ismindekiler de genelde konuşkan oluyor.
bekir ismindekiler de genelde konuşkan oluyor.
devamını gör...
kuran’ın insan yapısı olduğu gerçeği
meryem suresinde isa'nın annesi bakire meryem'den uzun uzun bahsederken 28. ayette birden bire "ey harun'un kız kardeşi" şeklinde bir giriş yapar. halbuki harun ve musa'nın kardeşi olan meryem ile isa'nın annesi olan meryem farklı kişilerdir. hatta aralarında 1500 yıl falan var. burada açıkça muhammed'in tarihi bir olaydan bahsederken kişileri karıştırdığı görülüyor.
garanik hadisesi olarak geçen olayda muhammed peygamber, o sıralar halen putperest olan kureyş kabilesinin desteğini almak için kabe'deki 3 büyük putu öven ayetler (necm 19-20-21) okumuş ve bunun üzerine müşrikler de secde etmiş fakat bir grup mümin putlara tapılmasını kabul etmeyince ortalık karışmış bunun üzerine ayetlere tekzip getirilmiş ve muhammed'in şeytan tarafından yanıltıldığı için bu ayetleri okuduğu ifade edilmiştir.
kuran'daki miras ayetleri matematiksel olarak hatalıdır. mirasçıların paylarını topladığınızda çoğu zaman 1'den büyük bazen de 1'den küçük çıkar, nadiren 1'e eşit çıkar. bu hata daha ilk zamanlar farkedilmiş ama kimse ağzını açıp da bu hatalıdır diyememiş fakat sorun öylesine içinden çıkılmaz bir hal almış ki çok geçmeden daha hz. ömer'in halifeliği sırasında (muhammed'in ölümünden bir kaç yıl sonrası) avliye yöntemi denen bir yöntemle sorun giderilmeye çalışılmış. fakat bu yöntemin sorunu kuran'da vadedilen oranları değiştirmesidir. yani aslında kuran'ın apaçık emrine karşı gelmektedir. öte yandan matematiğin de şakası yoktur.
hz muhammed'in pek çok eşi var. sayıları tam bilinmiyor fakat cariyeleri hariç en az 9 evlilik yaptığı düşünülüyor. 16 diyen de var. bütün eşlerin bir sırası var, her geceyi farklı biriyle geçiriyor. eşleri içinde en çok bildiğimiz ve bence çok ilginç bir karakter olan ayşe biraz inatçı, sözünü asla sakınmıyor. muhammed ile daha fazla gece geçirmek için ayrıcalık istediğinde bir anda ahzab 51 suresi iniyor: "(ey muhammed) onlardan (yani karılarından) diledigini geriye bırakır, diledigini öne alabilirsin..." yani kişiye özgü ve cimayla ilgili bir ayet iniyor?!?!
peygambere helal kılınan kadınlar muhteviyatlı ahzab 50 inince ise hz. ayşe dayanamıyor ve "görüyorum ki rabbin senin keyfine koşturuyor" diyor. ahzab 50 o günün standartlarına göre bile skandal bir ayet: "ey peygamber! mehirlerini verdigin eşlerini , allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve peygamber nikâhlamayı diledigi takdirde -müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere- kendisinin mehrini peygambere hibe eden mü'min kadını almanı helâl kılmışızdır..”
peygamber, cariyesi mariya ile cima halindeyken eşlerinden biri ve aynı zamanda hz. ömer'in de kızı olan hafsa tarafından basılır. olay hafsa'nın evinde ve hatta hafsa'nın yatağında gerçekleştiği için hafsa hakarete uğramış hisseder ve bu olaydan sonra deyim yerindeyse çarşı karışır. hz muhammed bir daha mariya ile yatmayacağına dair hafsa'ya yemin eder, olayı da kimseye anlatma der ama hafsa gidip ayşe'ye anlatır. hz muhammed eşlerini terkeder. onları boşadığı dedikodusu yayılır. bunun üzerine bir anda tahrim suresi'nin ilk beş ayeti iner. kaynak: taberi, camiu’l-beyân, 28/102
peygamber evlat edindiği zeyd'in karısını beğenir. zeyd bunu anlayınca durumu kendine yediremez ve karısını boşar. normalde o günün arap toplumu için bile yuh denebilecek bir girişim olan kendi evladının hanımıyla evlenme olayının önünü açmak için ahzab 37 iner.
pek çok ayette "allah'a andolsun ki" diyerek allah kendine and içer: meryem 68, mearic 40, nahl 56, nahl 63. bu ayetlerin apaçık bir insan tarafından söylendiği ortadadır.
hicr 72'de allah peygambere and içmektedir: “resulüm! ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı”
kuran'da kimin konuştuğu belli değil. bazı yerlerde allah konuşuyor. bazı yerlerde "o" diyor. bazı yerlerde muhammed konuşurken bazı yerlerde biz diyor?!?!
kaf 1 "şanı yüce kur’an’a yemin olsun!" diye başlar. fakat ortada henüz bir kuran yoktur. ayetlerin toplanıp ciltlenmesi ve kuran adının verilmesi çok sonraları olduğundan bu ayet ciltleme sırasında eklenmiş olabilir.
pek çok ayette gündüze, geceye, güneşe, aya, göğe, şafağa yemin etmektedir. allah niçin bunlara yemin etmektedir ki?
kuran sayısız yerde yemin ediyor, bazen yeminler yetmiyor olacak ki pekiştirme ihtiyacı hissediyor: "nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?" (fecr 5)
tevbe 30: "yahudiler üzeyir allah’ın oğludur dediler, hıristiyanlar da "mesih (isa) allah’ın oğludur" dediler. bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. allah onları kahretsin! (gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!" bu ayette allah, "allah onları kahretsin" diyor?!?
kalem ve müdessir surelerinde velid için pek çok kereler sövüyor. soysuz diyor, aşağılık diyor, piç diyor, kaba saba diyor, saldırgan diyor. peki kim bu velid? acaba o mu? evet ta kendisi: halid bin velid. müminlerin yenilmez komutanı. aslında babasından bahsediyor ama ayette oğlundan da bahis var. kendisi olmasa bu kadar yayılamayacak olan, mükemmel bir askeri kariyeri olan, islami perspektiften bakınca çok değerli ve mübarek bir şahıs olması gereken halid bin velid'in islam sancağını zaferlere taşıyacağını önceden göremiyor allah ve babasına küfrediyor!
ay, güneş, dünya ve bunların hareketlerine dair son derece kafa karıştırıcı bilgiler vermektedir. bırakın sıradan bir insanı, eğitimli bir insanın dahi bu ayetleri okuyup bütünlüklü bir sonuca ulaşması imkansızdır. zaten ayetlerin tefsiri konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. muhammed'in astronomi bilgisinin kulaktan dolma olduğu barizdir.
sperm ve yumurta hücrelerinin kaynağını yanlış vermektedir. (tarık 5-7)
göğü tıpkı antik filozoflar ve pagan dinlerindeki gibi tasvir etmektedir. yani dik duran ve düşmeyen bir kubbe gibi. hacc 65 "görmüyor musun ki, allah yeryüzündekileri ve o’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da o’dur."
bakara 62'de yahudilere ve hristiyanlara korkmasınlar, onlar da doğru yolda derken diğer pek çok ayette bu dedikleriyle çelişiyor. örneğin ali imran 85, tevbe 30, maide 64
nahl 101'de açıkça ayetlerin değişebileceğinden bahsediyor. bu da haliyle pek çok ayetin değiştirilmiş olabileceğine işarettir.
pek çok ayette göğü ve yeri 6 günde yarattığından bahsediyor. burada klasik savunma orada zaman algısı farklıdır şeklinde. peki bir de şu ayetlere bakalım:
mearic 4: “melekler ve ruh, miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar”
hacc 47: “..muhakkak ki, rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”
secde 5: “allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.”
fussilet 9-10'da sabit dağlar yerleştirdiğinden bahsediyor fakat dağlar sabit değildir, jeolojik oluşumlardır.
anlayın diye arapça indirdik diyor. zaten araplara inen bir kitap için neden bunu söylüyor? evrensel bir dinse o zaman neden arapça indiriyor?
kamer suresi ayın yarılmasından bahseder. ne var ki islam alimleri 1400 yıldır bu işin içinden çıkamamıştır. ayeti herkes farklı yorumlamakta ve bir sonuca varılamamaktadır. kuran'da bunun gibi yüzlerce ihtilaflı ayet vardır. mezhepler de zaten böyle doğmuştur. birinin ak dediğine diğeri kara demektedir. oysa ki kuran bizzat kendi ifadesiyle apaçıktır. hiçbir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. pratikte ise bir satırlık ayetler paragraflarca süren tefsirlerle açıklanmaktadır. üstelik her mezhep ve mezheplerin de her kolu kendi bildiğince açıklamaktadır.
ahzab 53'te zırt pırt peygamberin evine gelip de çok oturmayın der. peygamber kendisi söylemekten çekindiği için allah'a söyletiyor.
kuran'da 29 ayet sadece harflerden oluşmaktadır. evet bildiğiniz harfler. yani kelime, cümle falan yok. elif lam mim (e-l-m) ya da ya sin (y-s) gibi. bunların ne olduğuna dair bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılmış değil. kimileri bunları allah ile elçisi arasında şifreli bir mesajlaşma olarak kabul ediyor. kimilerine göreyse bunlar hz muhammed'in sara krizlerine girdiği sırada ağzından çıkan anlamsız sözler. bu konuda bir kanıt yok fakat her konuda soru sormaktan çekinmeyen, gusül nasıl alınır bize göstersene diye hz ayşe'nin kapısına bile giden müminlerin bu harflerin anlamlarını bir kere bile sormaması ilginç.
kuran'da en sık geçen ve tekrardan ibaret olan ayetlerin sayısı yaklaşık 2 bin. toplam 6 bin küsür ayet olduğunu düşünürsek çok fazla boşluk doldurma var diyebiliriz. "her şey kuran'da anlatılamazdı, bu bir biyoloji ya da astronomi kitabı değil" diyenler için üzerinde düşünülmesini gerektirecek kadar büyük bir sayı.
bunların haricinde kuran'da pek çok gramer hatası var, arapça bilmediğim için o konulara girmek istemedim.
garanik hadisesi olarak geçen olayda muhammed peygamber, o sıralar halen putperest olan kureyş kabilesinin desteğini almak için kabe'deki 3 büyük putu öven ayetler (necm 19-20-21) okumuş ve bunun üzerine müşrikler de secde etmiş fakat bir grup mümin putlara tapılmasını kabul etmeyince ortalık karışmış bunun üzerine ayetlere tekzip getirilmiş ve muhammed'in şeytan tarafından yanıltıldığı için bu ayetleri okuduğu ifade edilmiştir.
kuran'daki miras ayetleri matematiksel olarak hatalıdır. mirasçıların paylarını topladığınızda çoğu zaman 1'den büyük bazen de 1'den küçük çıkar, nadiren 1'e eşit çıkar. bu hata daha ilk zamanlar farkedilmiş ama kimse ağzını açıp da bu hatalıdır diyememiş fakat sorun öylesine içinden çıkılmaz bir hal almış ki çok geçmeden daha hz. ömer'in halifeliği sırasında (muhammed'in ölümünden bir kaç yıl sonrası) avliye yöntemi denen bir yöntemle sorun giderilmeye çalışılmış. fakat bu yöntemin sorunu kuran'da vadedilen oranları değiştirmesidir. yani aslında kuran'ın apaçık emrine karşı gelmektedir. öte yandan matematiğin de şakası yoktur.
hz muhammed'in pek çok eşi var. sayıları tam bilinmiyor fakat cariyeleri hariç en az 9 evlilik yaptığı düşünülüyor. 16 diyen de var. bütün eşlerin bir sırası var, her geceyi farklı biriyle geçiriyor. eşleri içinde en çok bildiğimiz ve bence çok ilginç bir karakter olan ayşe biraz inatçı, sözünü asla sakınmıyor. muhammed ile daha fazla gece geçirmek için ayrıcalık istediğinde bir anda ahzab 51 suresi iniyor: "(ey muhammed) onlardan (yani karılarından) diledigini geriye bırakır, diledigini öne alabilirsin..." yani kişiye özgü ve cimayla ilgili bir ayet iniyor?!?!
peygambere helal kılınan kadınlar muhteviyatlı ahzab 50 inince ise hz. ayşe dayanamıyor ve "görüyorum ki rabbin senin keyfine koşturuyor" diyor. ahzab 50 o günün standartlarına göre bile skandal bir ayet: "ey peygamber! mehirlerini verdigin eşlerini , allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve peygamber nikâhlamayı diledigi takdirde -müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere- kendisinin mehrini peygambere hibe eden mü'min kadını almanı helâl kılmışızdır..”
peygamber, cariyesi mariya ile cima halindeyken eşlerinden biri ve aynı zamanda hz. ömer'in de kızı olan hafsa tarafından basılır. olay hafsa'nın evinde ve hatta hafsa'nın yatağında gerçekleştiği için hafsa hakarete uğramış hisseder ve bu olaydan sonra deyim yerindeyse çarşı karışır. hz muhammed bir daha mariya ile yatmayacağına dair hafsa'ya yemin eder, olayı da kimseye anlatma der ama hafsa gidip ayşe'ye anlatır. hz muhammed eşlerini terkeder. onları boşadığı dedikodusu yayılır. bunun üzerine bir anda tahrim suresi'nin ilk beş ayeti iner. kaynak: taberi, camiu’l-beyân, 28/102
peygamber evlat edindiği zeyd'in karısını beğenir. zeyd bunu anlayınca durumu kendine yediremez ve karısını boşar. normalde o günün arap toplumu için bile yuh denebilecek bir girişim olan kendi evladının hanımıyla evlenme olayının önünü açmak için ahzab 37 iner.
pek çok ayette "allah'a andolsun ki" diyerek allah kendine and içer: meryem 68, mearic 40, nahl 56, nahl 63. bu ayetlerin apaçık bir insan tarafından söylendiği ortadadır.
hicr 72'de allah peygambere and içmektedir: “resulüm! ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı”
kuran'da kimin konuştuğu belli değil. bazı yerlerde allah konuşuyor. bazı yerlerde "o" diyor. bazı yerlerde muhammed konuşurken bazı yerlerde biz diyor?!?!
kaf 1 "şanı yüce kur’an’a yemin olsun!" diye başlar. fakat ortada henüz bir kuran yoktur. ayetlerin toplanıp ciltlenmesi ve kuran adının verilmesi çok sonraları olduğundan bu ayet ciltleme sırasında eklenmiş olabilir.
pek çok ayette gündüze, geceye, güneşe, aya, göğe, şafağa yemin etmektedir. allah niçin bunlara yemin etmektedir ki?
kuran sayısız yerde yemin ediyor, bazen yeminler yetmiyor olacak ki pekiştirme ihtiyacı hissediyor: "nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?" (fecr 5)
tevbe 30: "yahudiler üzeyir allah’ın oğludur dediler, hıristiyanlar da "mesih (isa) allah’ın oğludur" dediler. bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. allah onları kahretsin! (gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!" bu ayette allah, "allah onları kahretsin" diyor?!?
kalem ve müdessir surelerinde velid için pek çok kereler sövüyor. soysuz diyor, aşağılık diyor, piç diyor, kaba saba diyor, saldırgan diyor. peki kim bu velid? acaba o mu? evet ta kendisi: halid bin velid. müminlerin yenilmez komutanı. aslında babasından bahsediyor ama ayette oğlundan da bahis var. kendisi olmasa bu kadar yayılamayacak olan, mükemmel bir askeri kariyeri olan, islami perspektiften bakınca çok değerli ve mübarek bir şahıs olması gereken halid bin velid'in islam sancağını zaferlere taşıyacağını önceden göremiyor allah ve babasına küfrediyor!
ay, güneş, dünya ve bunların hareketlerine dair son derece kafa karıştırıcı bilgiler vermektedir. bırakın sıradan bir insanı, eğitimli bir insanın dahi bu ayetleri okuyup bütünlüklü bir sonuca ulaşması imkansızdır. zaten ayetlerin tefsiri konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. muhammed'in astronomi bilgisinin kulaktan dolma olduğu barizdir.
sperm ve yumurta hücrelerinin kaynağını yanlış vermektedir. (tarık 5-7)
göğü tıpkı antik filozoflar ve pagan dinlerindeki gibi tasvir etmektedir. yani dik duran ve düşmeyen bir kubbe gibi. hacc 65 "görmüyor musun ki, allah yeryüzündekileri ve o’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da o’dur."
bakara 62'de yahudilere ve hristiyanlara korkmasınlar, onlar da doğru yolda derken diğer pek çok ayette bu dedikleriyle çelişiyor. örneğin ali imran 85, tevbe 30, maide 64
nahl 101'de açıkça ayetlerin değişebileceğinden bahsediyor. bu da haliyle pek çok ayetin değiştirilmiş olabileceğine işarettir.
pek çok ayette göğü ve yeri 6 günde yarattığından bahsediyor. burada klasik savunma orada zaman algısı farklıdır şeklinde. peki bir de şu ayetlere bakalım:
mearic 4: “melekler ve ruh, miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar”
hacc 47: “..muhakkak ki, rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”
secde 5: “allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.”
fussilet 9-10'da sabit dağlar yerleştirdiğinden bahsediyor fakat dağlar sabit değildir, jeolojik oluşumlardır.
anlayın diye arapça indirdik diyor. zaten araplara inen bir kitap için neden bunu söylüyor? evrensel bir dinse o zaman neden arapça indiriyor?
kamer suresi ayın yarılmasından bahseder. ne var ki islam alimleri 1400 yıldır bu işin içinden çıkamamıştır. ayeti herkes farklı yorumlamakta ve bir sonuca varılamamaktadır. kuran'da bunun gibi yüzlerce ihtilaflı ayet vardır. mezhepler de zaten böyle doğmuştur. birinin ak dediğine diğeri kara demektedir. oysa ki kuran bizzat kendi ifadesiyle apaçıktır. hiçbir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. pratikte ise bir satırlık ayetler paragraflarca süren tefsirlerle açıklanmaktadır. üstelik her mezhep ve mezheplerin de her kolu kendi bildiğince açıklamaktadır.
ahzab 53'te zırt pırt peygamberin evine gelip de çok oturmayın der. peygamber kendisi söylemekten çekindiği için allah'a söyletiyor.
kuran'da 29 ayet sadece harflerden oluşmaktadır. evet bildiğiniz harfler. yani kelime, cümle falan yok. elif lam mim (e-l-m) ya da ya sin (y-s) gibi. bunların ne olduğuna dair bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılmış değil. kimileri bunları allah ile elçisi arasında şifreli bir mesajlaşma olarak kabul ediyor. kimilerine göreyse bunlar hz muhammed'in sara krizlerine girdiği sırada ağzından çıkan anlamsız sözler. bu konuda bir kanıt yok fakat her konuda soru sormaktan çekinmeyen, gusül nasıl alınır bize göstersene diye hz ayşe'nin kapısına bile giden müminlerin bu harflerin anlamlarını bir kere bile sormaması ilginç.
kuran'da en sık geçen ve tekrardan ibaret olan ayetlerin sayısı yaklaşık 2 bin. toplam 6 bin küsür ayet olduğunu düşünürsek çok fazla boşluk doldurma var diyebiliriz. "her şey kuran'da anlatılamazdı, bu bir biyoloji ya da astronomi kitabı değil" diyenler için üzerinde düşünülmesini gerektirecek kadar büyük bir sayı.
bunların haricinde kuran'da pek çok gramer hatası var, arapça bilmediğim için o konulara girmek istemedim.
devamını gör...
ateistlerin zeka seviyesi
istisnalar kaideyi bozmaz diyerek şu şekilde anlatmaya çalışayım.
ilkokul mezunu ateist göremezsiniz, hayatında hiç kitap okumamış ateist göremezsiniz, hayvanlara işkence yapan ateist göremezsiniz, bilmediği konu hakkında atıp tutan ateist de göremezsiniz. yani ateistler zeki insanlardır, etrafına da zarar veren tipler değillerdir.
ilkokul mezunu ateist göremezsiniz, hayatında hiç kitap okumamış ateist göremezsiniz, hayvanlara işkence yapan ateist göremezsiniz, bilmediği konu hakkında atıp tutan ateist de göremezsiniz. yani ateistler zeki insanlardır, etrafına da zarar veren tipler değillerdir.
devamını gör...
kanlı şaka
1972 yılı birleşik krallık ve abd ortak yapımı film. gizemli ve heyecanlı bir eserdir. her sonraki sahnede ne olacağını merakla beklersiniz. 70'ler sineması kültürüm fena sayılmaz ve bu eserin dönemin öne çıkan işlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. bolca akıl oyunu döner film süresince. teatral yönü kuvvetli ve renkli diyalogların konuyu sürüklediği enfes bir filmdir.
laurence olivier ve michael caine adeta gövde gösterisi yaparlar başrollerde. ilginçtir dev aktör caine, bundan sadece birkaç yıl önceki bir filmde gene manyak, esmer tenli ve kendisinden yaşlı bir adamla zihin savaşına girmek zorunda kalmıştı (the magus - 1968). sanırım film yönetmenlerinin usta aktöre bir garezi var. keheh. ama michael caine ağır taştır, kaldırması zordur. üstelik kendi de her taşın altından çıkabilir, her türlü role bürünebilir, her yükün altından kalkabilir sinemada. burada da onu izlemek gerçekten büyük keyif, her filminde olduğu gibi.
filmin geçtiği mekanlar sınırlıdır ama bu yapıma daha teatral bir hava katmaktadır ve bu hava da biraz asfiksanttır. bu izleyici için "boğucu", "klostrofobik" bir etkiye neden olmaz tabii ki. neticede sapkın ve dehşetli durumları kurgularda deneyimlemek güzeldir, zevk verir ve eğlencelidir.
filmde uzunca süren bir sahnede bana göre net bir "dramatik ironi" (dramatic irony) vardır ve bunu fark ederseniz o kısmı izlemek daha bile keyifli olabilir. (spoiler yokkkkk...)
yapıtta sınıf farkı, kimi zenginlerin paralarıyla insanlara etik dışı şeyler yaptırtmaktan zevk almaları, böyle durumlarda "kurban"ın yer yer kendini sorgulaması gibi temalar ve konular işlenmektedir ama tüm bunlar seyir zevki hayli yüksek biçimde ve teatral bir havada sunulmaktadır. izleyiciye de bunun tadını çıkarmak kalır.
not: bu filmin bir "remake"i geldi (aynı isimle - sleuth) ve başrollerinde jude law, harold pinter ve yeniden michael caine var. bu yapımı henüz izlemediğim için bu konuda yorum yapamıyorum.
laurence olivier ve michael caine adeta gövde gösterisi yaparlar başrollerde. ilginçtir dev aktör caine, bundan sadece birkaç yıl önceki bir filmde gene manyak, esmer tenli ve kendisinden yaşlı bir adamla zihin savaşına girmek zorunda kalmıştı (the magus - 1968). sanırım film yönetmenlerinin usta aktöre bir garezi var. keheh. ama michael caine ağır taştır, kaldırması zordur. üstelik kendi de her taşın altından çıkabilir, her türlü role bürünebilir, her yükün altından kalkabilir sinemada. burada da onu izlemek gerçekten büyük keyif, her filminde olduğu gibi.
filmin geçtiği mekanlar sınırlıdır ama bu yapıma daha teatral bir hava katmaktadır ve bu hava da biraz asfiksanttır. bu izleyici için "boğucu", "klostrofobik" bir etkiye neden olmaz tabii ki. neticede sapkın ve dehşetli durumları kurgularda deneyimlemek güzeldir, zevk verir ve eğlencelidir.
filmde uzunca süren bir sahnede bana göre net bir "dramatik ironi" (dramatic irony) vardır ve bunu fark ederseniz o kısmı izlemek daha bile keyifli olabilir. (spoiler yokkkkk...)
yapıtta sınıf farkı, kimi zenginlerin paralarıyla insanlara etik dışı şeyler yaptırtmaktan zevk almaları, böyle durumlarda "kurban"ın yer yer kendini sorgulaması gibi temalar ve konular işlenmektedir ama tüm bunlar seyir zevki hayli yüksek biçimde ve teatral bir havada sunulmaktadır. izleyiciye de bunun tadını çıkarmak kalır.
not: bu filmin bir "remake"i geldi (aynı isimle - sleuth) ve başrollerinde jude law, harold pinter ve yeniden michael caine var. bu yapımı henüz izlemediğim için bu konuda yorum yapamıyorum.
devamını gör...

