alan turing
rivayet mi gerçek mi bilmiyorum ama gerçek olmasını istediğim bir şey olduğu için öyleymiş gibi yazıyorum.
apple logosunun esin kaynağı olan adam, ruhu şad olsun.
apple logosunun esin kaynağı olan adam, ruhu şad olsun.
devamını gör...
orhan kemal
asıl ismi mehmet reşit öğütçü olan yazarımız askerliği esnasında yazmış olduğu şiirler yüzünden komünizm propagandası yaptığı öne sürülerek 5 yıl hapse mahkum edilmiştir. bu süreç içerisinde 3 cezaevi değiştirmiş ve bursa cezaevinde nazım hikmet ran ile tanışınca yazarlığının dönüm noktasını yaşamıştır.
gelin dönüm noktası nasıl yaşanmış biraz ona bakalım:
bir gün koğuştakiler nazım hikmet'e orhan kemal'in şiirlerinden bahsediyor. nazım hikmet, ''okuyun, dinleyelim.'' diyor. orhan kemal utanıp sıkılarak da olsa okumaya başlıyor ve daha ilk dizeden nazım hikmet söylenilenlere göre ''yeter kardeşim yeter..'' diyerek bir diğer şiire geçmesini istiyor. bir başka şiir okunurken nazım hikmet'in dudaklarından çıkan söz ''berbat...'' oluyor. tabii nazım hikmet, orhan kemal'i böyle bırakmıyor, birçok konuda ona öncülük edip yardımda bulunuyor ve orhan kemal o severek okuduğumuz, edebiyatımızda çok başka yeri olan romanlarını yazmaya başlıyor, yani romana yöneliyor.
eğer nazım hikmetle yolları kesişmeseydi ne olurdu acaba... şiir yazmak için büyük bir uğraş verip beğenmediği için sıkılıp bırakır mıydı dersiniz yazma macerasını? yoksa ne olursa olsun pes etmeyip bir şekilde roman türüne giriş yapıp o çok önemli eserlerini bizlerle yine buluşturur muydu? yolları kesişmeseydi diye düşünmek yersiz aslında, sonuçta kesişmiş ve orhan kemal edebiyatımıza büyük katkıları olan ve orada çok özel bir yere sahip olan bir yazar haline gelmiş.
gelin dönüm noktası nasıl yaşanmış biraz ona bakalım:
bir gün koğuştakiler nazım hikmet'e orhan kemal'in şiirlerinden bahsediyor. nazım hikmet, ''okuyun, dinleyelim.'' diyor. orhan kemal utanıp sıkılarak da olsa okumaya başlıyor ve daha ilk dizeden nazım hikmet söylenilenlere göre ''yeter kardeşim yeter..'' diyerek bir diğer şiire geçmesini istiyor. bir başka şiir okunurken nazım hikmet'in dudaklarından çıkan söz ''berbat...'' oluyor. tabii nazım hikmet, orhan kemal'i böyle bırakmıyor, birçok konuda ona öncülük edip yardımda bulunuyor ve orhan kemal o severek okuduğumuz, edebiyatımızda çok başka yeri olan romanlarını yazmaya başlıyor, yani romana yöneliyor.
eğer nazım hikmetle yolları kesişmeseydi ne olurdu acaba... şiir yazmak için büyük bir uğraş verip beğenmediği için sıkılıp bırakır mıydı dersiniz yazma macerasını? yoksa ne olursa olsun pes etmeyip bir şekilde roman türüne giriş yapıp o çok önemli eserlerini bizlerle yine buluşturur muydu? yolları kesişmeseydi diye düşünmek yersiz aslında, sonuçta kesişmiş ve orhan kemal edebiyatımıza büyük katkıları olan ve orada çok özel bir yere sahip olan bir yazar haline gelmiş.
devamını gör...
19 ekim 2021 normal sözlük'te yaşanan korkunç facia
yoldaş evinde baş ucunda portakalla ölü bulundu zannettim. bu nasıl başlık ismail.
devamını gör...
psikoz
kişiyi gerçeklerden yani dış dünyadan koparan; düşünce, algılama, konuşma ve davranış sorunlarına neden olan bir beyin hastalığıdır.
kişinin çevresinde olup bitenleri algılama şekli, olaylara bakış açısı ve diğer insanlarla olan ilişkileri psikozun etkisiyle yeni bir hal alır. psikozda olan kişi gerçek dünya ile kendi bozulmuş olan düşünce ve duygudurum dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. düzgün algılama ve değerlendirme onun için yabancıdır. kişinin önceden değer verdiği kavramlar anlamını birer birer yitirirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular, düşünceler ve diğer kavramlar ön plana çıkar.
çoğu zaman psikoz ve şizofreni halk arasında birbirinin yerine kullanılsa da psikoz kavramı şizofreninin de içerisinde olduğu bir grup ruhsal bozukluğun yarattığı gerçeklerden kopuk, kaotik ve kendine özgü ortak ruhsal durumu tanımlar. bu ruhsal durum şizofreninin yanı sıra bipolar bozuklukta, psikotik depresyonda, paranoid bozuklukta ve başka bazı hastalıklarda da izlenebilir. belirtiler kişiden kişiye değiştiği için psikoz farklı şekillerde tecrübe edilebilir.
uyku düzeninde ve iştahta değişiklikler, toplumsal yaşamdan uzaklaşma, kişisel temizliği aksatma, günlük rutinlerin bozulması, dikkat dağınıklığı ve dalgınlık, anlam verilemeyen hareketlilik veya durağanlık, ilişki kurma biçiminde değişiklikler ve huy değişiklikleri gibi belirtiler erken uyarı işaretleridir.
sanrı ve halüsinasyon ise en kritik psikotik belirtilerdendir. halüsinasyon tecrübe eden hasta kişi, "kafasının içinde sesler duyabilir" ya da "derisinin altında ilerleyen bir şey" gibi var olmayan şeyleri görebilir veya hissedebilir. kendine dokunulduğunu, bir şeyler yapıldığını düşünebilir. sanrılar ise değiştirilmesi güç yanlış inanışlardır. hasta kişi, eşinin kendini aldattığını hatta bunu çok yakınlarıyla yaptığı gibi yanlış inanışlara saplanıp kalabilir. hatta uzaylılar tarafından hamile bırakıldığını ya da içinde çip olduğunu düşünmek gibi çok daha saçma şeylere inanabilir. sanrılar insanı huzursuz etmekle birlikte bunları yaşayan kişinin karşısındaki insana düşmanca davranmasına veya iletişim kurmamasına sebep olabilir. bazen bu gerçekle hayalin karışması, kendini güçlü hissetme şeklinde de meydana gelebilir. kişi, kendini bir ünlü bir film yıldızı, toplumsal veya manevi bir önder, evliya ya da bir mehdi, peygamber ya da tanrı sanabilir. televizyonda kendi hakkında konuşulduğunu veya şarkıların özel olarak kendi için gizli mesajlar içerdiğini ya da kendinin özel güçlere sahip olduğunu düşünebilir. başka insanların düşüncelerini okuyabiliyordur veya kendi düşünceleri başkaları tarafından okunuyordur. kişi, takip edildiğini, kendine tuzak kurulduğunu ya da çeşitli güçler ve kişilerce kontrol edildiğini düşünebilir.
kişinin çevresinde olup bitenleri algılama şekli, olaylara bakış açısı ve diğer insanlarla olan ilişkileri psikozun etkisiyle yeni bir hal alır. psikozda olan kişi gerçek dünya ile kendi bozulmuş olan düşünce ve duygudurum dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. düzgün algılama ve değerlendirme onun için yabancıdır. kişinin önceden değer verdiği kavramlar anlamını birer birer yitirirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular, düşünceler ve diğer kavramlar ön plana çıkar.
çoğu zaman psikoz ve şizofreni halk arasında birbirinin yerine kullanılsa da psikoz kavramı şizofreninin de içerisinde olduğu bir grup ruhsal bozukluğun yarattığı gerçeklerden kopuk, kaotik ve kendine özgü ortak ruhsal durumu tanımlar. bu ruhsal durum şizofreninin yanı sıra bipolar bozuklukta, psikotik depresyonda, paranoid bozuklukta ve başka bazı hastalıklarda da izlenebilir. belirtiler kişiden kişiye değiştiği için psikoz farklı şekillerde tecrübe edilebilir.
uyku düzeninde ve iştahta değişiklikler, toplumsal yaşamdan uzaklaşma, kişisel temizliği aksatma, günlük rutinlerin bozulması, dikkat dağınıklığı ve dalgınlık, anlam verilemeyen hareketlilik veya durağanlık, ilişki kurma biçiminde değişiklikler ve huy değişiklikleri gibi belirtiler erken uyarı işaretleridir.
sanrı ve halüsinasyon ise en kritik psikotik belirtilerdendir. halüsinasyon tecrübe eden hasta kişi, "kafasının içinde sesler duyabilir" ya da "derisinin altında ilerleyen bir şey" gibi var olmayan şeyleri görebilir veya hissedebilir. kendine dokunulduğunu, bir şeyler yapıldığını düşünebilir. sanrılar ise değiştirilmesi güç yanlış inanışlardır. hasta kişi, eşinin kendini aldattığını hatta bunu çok yakınlarıyla yaptığı gibi yanlış inanışlara saplanıp kalabilir. hatta uzaylılar tarafından hamile bırakıldığını ya da içinde çip olduğunu düşünmek gibi çok daha saçma şeylere inanabilir. sanrılar insanı huzursuz etmekle birlikte bunları yaşayan kişinin karşısındaki insana düşmanca davranmasına veya iletişim kurmamasına sebep olabilir. bazen bu gerçekle hayalin karışması, kendini güçlü hissetme şeklinde de meydana gelebilir. kişi, kendini bir ünlü bir film yıldızı, toplumsal veya manevi bir önder, evliya ya da bir mehdi, peygamber ya da tanrı sanabilir. televizyonda kendi hakkında konuşulduğunu veya şarkıların özel olarak kendi için gizli mesajlar içerdiğini ya da kendinin özel güçlere sahip olduğunu düşünebilir. başka insanların düşüncelerini okuyabiliyordur veya kendi düşünceleri başkaları tarafından okunuyordur. kişi, takip edildiğini, kendine tuzak kurulduğunu ya da çeşitli güçler ve kişilerce kontrol edildiğini düşünebilir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kimseye itiraf edemediğim büyük bir hedefim var kendime göre. insanların tepkisinden ve kötü söylemlerinden korkuyorum.(yapamazsın gibi) bunu hayata geçirebilmek için çabalıyorum ama insanlar etkiliyor. günün birinde bu hedefimi gerçekleştirip yakın bir zamanda aileme söyleyebilirim inşallah.
devamını gör...
seri artı oy veren melek
yaşadığımda çok mutlu olduğum bir durum. görüyorum ki başkaları da mutlu oluyor. birilerini mutlu etmek bu kadar basitse neden yapmaya devam etmeyim diyorum.
ayrıca kendisine "hoşgeldin melek, sefalar getirdin." demek istiyorum.
ayrıca kendisine "hoşgeldin melek, sefalar getirdin." demek istiyorum.
devamını gör...
yazarların kişisel çöküşünün başladığı yıl
2020 tabii ki. ne dostluklarım kaldı, ne sevdiğim insan kaldı, ne psikoloji kaldı.
devamını gör...
frustrasyon
gayret gösterdiği halde amaca ulaşamamanın sebep olduğu ruhsal gerilim hali.
devamını gör...
anti-ego muhalifliği sendromu
hayatını adadığı alanda başarı elde edememiş, eserleri beğeni kazanamamış ve eleştiri almış sanatçıların içine düştüğü psikolojik sorundur. ileri düzeyde yaşayan kişilerin çok beğenilen ve önemli eserlere zarar verme eğiliminde olabileceği de saptanmıştır. bilimsel olarak tanımlanmamış olmasına rağmen hakkında çalışmalar yapılmaktadır.
sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.
kaynak
edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.
kaynak
edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
devamını gör...
denge
hayatımızda var olan şeylerin birbirine uygun bir biçimde tamamlanmıdır.
insanların; düşüncelerinin,aşklarının paralarının ve yaşama tarzlarının birbirine uymasıdır. gerçek hayatta duygularının dengeli olabilmesi için sevdiğin kişinin sana uymasıdır. sende olmayan gerçeklerin onda var olmasıdır.sen de biraz olanın fazlasıyla olup senin açık yanını kapatmasıdır. senin görmediklerini görmesi, yapmadıklarını yapmasıdır. iki kişinin karşılığını beklemeden yoğunluğuna yaşamasıdır. hayatı yaşam tarzlarının uymasıdır. ikisi de sevmelidir gezmeyi, ikisi de sevmelidir balığı, biri balığı izlerken diğeri ekmek parçasıyla doyurmasıdır balığın karnını. bir seyahate çıktıklarında gezilecek yerleri aynı anda düşünmektir. karşı taraftakiyle senin kültür seviyenin aynı hızda olmasıdır.
sen konuşurken onun gurur duyması o düşünürken senin sevinmendir. toplumdayken kalabalığa kol kola, dimdik adım atabilmektir. gözlerine baktığında aynı şeyi düşünmenin adıdır. doğruyu da yanlışı da bilmemektir.düşüncelerinle farklı olanı aygıt edebilmektir. bu ayrımda
iki tarafında aynı şeyi düşüne bilmesidir. sevmektir. doyasıya sarılmaktır. yanın da olmasa bile özlemeyi bilmektir. özlemenin adıdır. denge insanın var eden duygularının bir arada olmasıdır. nefret etmesini de bilmektir. yoksa nasıl tamamlanır kafamızdaki düşünceler bakmayı bazen de göz önünde bulundurmamaktır. izlemeyi,bazen de kafa çevirmeyi bilmektir. insanlara sevgiyle yaklaşırken,kendini savunacağın zaman kavga etmesini de bilmektir. yoğunluğuna yaşarken bazen de bir orada sessizce düşünebilmektir.
insanların; düşüncelerinin,aşklarının paralarının ve yaşama tarzlarının birbirine uymasıdır. gerçek hayatta duygularının dengeli olabilmesi için sevdiğin kişinin sana uymasıdır. sende olmayan gerçeklerin onda var olmasıdır.sen de biraz olanın fazlasıyla olup senin açık yanını kapatmasıdır. senin görmediklerini görmesi, yapmadıklarını yapmasıdır. iki kişinin karşılığını beklemeden yoğunluğuna yaşamasıdır. hayatı yaşam tarzlarının uymasıdır. ikisi de sevmelidir gezmeyi, ikisi de sevmelidir balığı, biri balığı izlerken diğeri ekmek parçasıyla doyurmasıdır balığın karnını. bir seyahate çıktıklarında gezilecek yerleri aynı anda düşünmektir. karşı taraftakiyle senin kültür seviyenin aynı hızda olmasıdır.
sen konuşurken onun gurur duyması o düşünürken senin sevinmendir. toplumdayken kalabalığa kol kola, dimdik adım atabilmektir. gözlerine baktığında aynı şeyi düşünmenin adıdır. doğruyu da yanlışı da bilmemektir.düşüncelerinle farklı olanı aygıt edebilmektir. bu ayrımda
iki tarafında aynı şeyi düşüne bilmesidir. sevmektir. doyasıya sarılmaktır. yanın da olmasa bile özlemeyi bilmektir. özlemenin adıdır. denge insanın var eden duygularının bir arada olmasıdır. nefret etmesini de bilmektir. yoksa nasıl tamamlanır kafamızdaki düşünceler bakmayı bazen de göz önünde bulundurmamaktır. izlemeyi,bazen de kafa çevirmeyi bilmektir. insanlara sevgiyle yaklaşırken,kendini savunacağın zaman kavga etmesini de bilmektir. yoğunluğuna yaşarken bazen de bir orada sessizce düşünebilmektir.
devamını gör...
ilkokul öğretmenine söylemek istenenler
sen adaletsiz bir kadındin..
allah seni affeder mi bilmem..
allah seni affeder mi bilmem..
devamını gör...
telsiz kullanım ücreti
fatura ödüyoruz vergi ödüyoruz bide bunu ödüyoruz. yakında daha absürd vergiler ile karşilaşmamız çok olası diye düşünüyorum.
devamını gör...
wilbur wants to kill himself
başrolünde yakın zamanda the chernobyl dizisinde de izlediğimiz jamie sives’ın oynadığı lone scherfig filmidir.
film babasının ölümü ile birlikte ondan miras kalan bir sahaf dükkanını onu sürekli koruyup kollayan ve hayatta tutmaya çalışan abisi ile birlikte işletmeye çalışan wilbur’un hikayesini anlatıyor.

wilbur hayattan bıkmış ve intihara meyilli bir adam. aklında sürekli bir intihar isteği ile geçirmekte günlerini. ta ki bir gün sahaf dükkanına küçük kızıyla birlikte gelen alice’e aşık olana kadar.
alice ile konuşması bana tasvir-i şikayet şarkısındaki bir dizeyi hatırlatır her zaman. bir iki tatlı söz çeler başındaki darağacını. sonrasını filmi izlediğiniz zaman göreceksiniz zaten.

filmin benim hayatımda bıraktığı anı ise taşralı bir gencin büyük şehirde yaşamaya başlamasının bir özeti gibi. ben bu filmin afişine rastladığım zaman veronika ölmek istiyor kitabını daha yeni bitirmiştim. filmi görünce biraz bocaladım çünkü filmin oynadığı sinema bana hep korkutucu gelmişti. o sinemada sanki filmler paravan olarak kullanılıyormuş gibi gelirdi bana her zaman.
sanki oraya girince bana eroin vereceklermiş, vücuduma dövmeler yapacak, beni bir tarikata sokacak, elime orak ve çekiç verip beni barikata yollayacak insanlarla karşılaşacakmışım gibi hissederdim.
o an bu filmi izleme isteği ile taşralı şüpheciliğim arasında kalıp büyük bir cesaret göstererek biletimi aldım. meğer o sinema sadece festival filmleri gösteren bir yermiş. içeri girerken insanolunbiraz wants to kill himself diyerek çıkacağımı düşündüğüm salondan müthiş bir film izlemiş olarak çıktım.

bu arada filmin bonus ödülünün de mads mikkelsen olduğunu da belirteyim.
film babasının ölümü ile birlikte ondan miras kalan bir sahaf dükkanını onu sürekli koruyup kollayan ve hayatta tutmaya çalışan abisi ile birlikte işletmeye çalışan wilbur’un hikayesini anlatıyor.

wilbur hayattan bıkmış ve intihara meyilli bir adam. aklında sürekli bir intihar isteği ile geçirmekte günlerini. ta ki bir gün sahaf dükkanına küçük kızıyla birlikte gelen alice’e aşık olana kadar.
alice ile konuşması bana tasvir-i şikayet şarkısındaki bir dizeyi hatırlatır her zaman. bir iki tatlı söz çeler başındaki darağacını. sonrasını filmi izlediğiniz zaman göreceksiniz zaten.

filmin benim hayatımda bıraktığı anı ise taşralı bir gencin büyük şehirde yaşamaya başlamasının bir özeti gibi. ben bu filmin afişine rastladığım zaman veronika ölmek istiyor kitabını daha yeni bitirmiştim. filmi görünce biraz bocaladım çünkü filmin oynadığı sinema bana hep korkutucu gelmişti. o sinemada sanki filmler paravan olarak kullanılıyormuş gibi gelirdi bana her zaman.
sanki oraya girince bana eroin vereceklermiş, vücuduma dövmeler yapacak, beni bir tarikata sokacak, elime orak ve çekiç verip beni barikata yollayacak insanlarla karşılaşacakmışım gibi hissederdim.
o an bu filmi izleme isteği ile taşralı şüpheciliğim arasında kalıp büyük bir cesaret göstererek biletimi aldım. meğer o sinema sadece festival filmleri gösteren bir yermiş. içeri girerken insanolunbiraz wants to kill himself diyerek çıkacağımı düşündüğüm salondan müthiş bir film izlemiş olarak çıktım.

bu arada filmin bonus ödülünün de mads mikkelsen olduğunu da belirteyim.
devamını gör...
senden nefret ediyor olabilirim
sanırım şu sözlük camiasında kanımın en ısındığı yazarlardan biri bu çocuk. üslubü aslında hiç benlik değil ama "la vallahi haklı" dediğim enteresan bir tip. dikkatinizi çekerim, kime bulaşıyorsa ya bir nanesi ortaya çıkıyor, yada eleman uçuyor. tatlış mito'nun uçmasıyla durum artık daha da tastiklenmiş durumda. 6. hissi kuvvetli mi desem, insan sarrafımı desem bu çocukta var bir şeyler. bu arada kendisini övmeme falan bakmayın pek haz ettiğini benden söylenemez. en son "hastasın sen, senin cocukların falan olur korkunç bir şey" diyip sanıyorum engelledi. yani belki dediği gibi olduğumdan mı seviyorum onu bilemedim.
dipnot: kırıştırdığınız naneleriniz varsa bu çocuğa dikkat edin iyi geçinin. belki de sıra sizdedir?
dipnot: kırıştırdığınız naneleriniz varsa bu çocuğa dikkat edin iyi geçinin. belki de sıra sizdedir?
devamını gör...
hamile bir kadın anne midir anne adayı mıdır sorunsalı
hak ehliyeti tanımını aklıma getiren başlık .
hak ehliyeti: insanın sağ ve tam doğmak şartıyla hak ve borç sahibi olabilme iktidarıdır. insanlar tam ve sağ doğmak kaydıyla anne karnına düştüğü andan itibaren hak ehliyeti kazanılır. insanlar hak ehliyetinden vazgeçemezler. hakların kazanılmasını ifade eder.
annelik doğduktan sonra başlıyor ama doğmadan önce de annelik haklarına sahip ama anne değil.
hak ehliyeti: insanın sağ ve tam doğmak şartıyla hak ve borç sahibi olabilme iktidarıdır. insanlar tam ve sağ doğmak kaydıyla anne karnına düştüğü andan itibaren hak ehliyeti kazanılır. insanlar hak ehliyetinden vazgeçemezler. hakların kazanılmasını ifade eder.
annelik doğduktan sonra başlıyor ama doğmadan önce de annelik haklarına sahip ama anne değil.
devamını gör...
hazlar ve günler
bir marcel proust kitabıdır.
kendisinin efsane serisi olan "kayıp zamanın izinde" serisine başlamak istediğim için önce bu kitabı okudum. o kitap öncesi bir hazırlık kitabı gibi okunabilirmiş.
kitabı okudum ve genel olarak çok beğendim. bir roman değil anlatı gibi. duygular, hazlar, hayat, insan, ruh, psikoloji, felsefe gibi bir çok konuyu yazar kısa kısa hikayelerle, şiirlerle anlatıyor.
yazar bu eseri 20 yaşında kaleme alıyor ve anlatmak istediklerini kısa hikayelerle ve şiirlerle anlatıyor. genç yaşına göre bence harika bir kitap yazmış. çok başarılı ve lezzetli buldum.
okuduğum diğer kitaplara göre yani alıştığımız türlere göre farklıydı. uzun cümleler ve ilginç betimlemeler vardı. üslubu çok güzeldi. insana ve duygulara daha doğrusu hazlara olan gözlemleri çok yerindeydi. bildiğimiz şeyleri anlatıyordu ama çok eşsiz şekilde anlatıyordu. kayıp zamanın izinde serisinden önce beni baya heyecanlandırdı.
en çok hoşuma giden tarafı ise yazarın zaman ile ilgili anlattıklarıydı. çok ilgimi çekti. zaman kavramını bir çok yazar incelemiştir üzerinde kafa patlatmıştır ama proust bir başka geldi. yine ilgimi çeken bir başka konu ise hastalık konusuydu. yazar astım hastalığından mustarip olduğu için o konuları biraz hüzünlü şekilde aktarmış. kitabı okumadan önce yazarın hayatına bir kısa göz atarsak kitap daha keyifli ve anlamlı hale gelecektir.
alışılanın dışında bir kitap olduğu için okuyan kişi yer yer sıkılabilir. pes etmeyin ve okumaya devam edin. benim sıkılmama sebebim bu seriyi ve bu kitabı okumaya çok önceden karar vermiş olmamdı sanırım. bayadır proust ve eserlerini araştırıyorum nasıl okunması gerektiğini ve sırasını araştırıyorum. neyle karşılaşacağımı bildiğim için bana güzel geldi ve zorlanmadım. yazarın tarzını ve tavrını öğrenip okumaya başlamak en mantıklısı olacaktır.
özellikle içimizde bulunan hazları çok güzel betimlemiş proust. daha doğrusu içimizde olan ve fark edemediğimiz hazlar çok güzel anlatılmış. okurken değerini biliyor insan, önemini kavrıyor. doğa, sanat, insan gözlemlemesi olarak da nefisti. dediğim gibi okuyan bazı kişilere uzun betimlemeler yorucu gelecektir ama devam etmeliler tavsiyem bu yönde olur.
bizi mutlu eden insanlara minnet duyalım; onlar ruhumuza çiçek açtıran sevimli bahçıvanlardır.
sen istemesen de, dedi, senin boynunla benim dudaklarım, senin kulaklarınla benim bıyığım, senin ellerinle benim ellerim arasında özel, mahrem dostluklar var.
henüz aşkı tanımıyordu. kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.
kendisinin efsane serisi olan "kayıp zamanın izinde" serisine başlamak istediğim için önce bu kitabı okudum. o kitap öncesi bir hazırlık kitabı gibi okunabilirmiş.
kitabı okudum ve genel olarak çok beğendim. bir roman değil anlatı gibi. duygular, hazlar, hayat, insan, ruh, psikoloji, felsefe gibi bir çok konuyu yazar kısa kısa hikayelerle, şiirlerle anlatıyor.
yazar bu eseri 20 yaşında kaleme alıyor ve anlatmak istediklerini kısa hikayelerle ve şiirlerle anlatıyor. genç yaşına göre bence harika bir kitap yazmış. çok başarılı ve lezzetli buldum.
okuduğum diğer kitaplara göre yani alıştığımız türlere göre farklıydı. uzun cümleler ve ilginç betimlemeler vardı. üslubu çok güzeldi. insana ve duygulara daha doğrusu hazlara olan gözlemleri çok yerindeydi. bildiğimiz şeyleri anlatıyordu ama çok eşsiz şekilde anlatıyordu. kayıp zamanın izinde serisinden önce beni baya heyecanlandırdı.
en çok hoşuma giden tarafı ise yazarın zaman ile ilgili anlattıklarıydı. çok ilgimi çekti. zaman kavramını bir çok yazar incelemiştir üzerinde kafa patlatmıştır ama proust bir başka geldi. yine ilgimi çeken bir başka konu ise hastalık konusuydu. yazar astım hastalığından mustarip olduğu için o konuları biraz hüzünlü şekilde aktarmış. kitabı okumadan önce yazarın hayatına bir kısa göz atarsak kitap daha keyifli ve anlamlı hale gelecektir.
alışılanın dışında bir kitap olduğu için okuyan kişi yer yer sıkılabilir. pes etmeyin ve okumaya devam edin. benim sıkılmama sebebim bu seriyi ve bu kitabı okumaya çok önceden karar vermiş olmamdı sanırım. bayadır proust ve eserlerini araştırıyorum nasıl okunması gerektiğini ve sırasını araştırıyorum. neyle karşılaşacağımı bildiğim için bana güzel geldi ve zorlanmadım. yazarın tarzını ve tavrını öğrenip okumaya başlamak en mantıklısı olacaktır.
özellikle içimizde bulunan hazları çok güzel betimlemiş proust. daha doğrusu içimizde olan ve fark edemediğimiz hazlar çok güzel anlatılmış. okurken değerini biliyor insan, önemini kavrıyor. doğa, sanat, insan gözlemlemesi olarak da nefisti. dediğim gibi okuyan bazı kişilere uzun betimlemeler yorucu gelecektir ama devam etmeliler tavsiyem bu yönde olur.
bizi mutlu eden insanlara minnet duyalım; onlar ruhumuza çiçek açtıran sevimli bahçıvanlardır.
sen istemesen de, dedi, senin boynunla benim dudaklarım, senin kulaklarınla benim bıyığım, senin ellerinle benim ellerim arasında özel, mahrem dostluklar var.
henüz aşkı tanımıyordu. kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.
devamını gör...
kocasının parasıyla hava atan hanımlar
net görgüsüzdür. kütahyada öğrenci yurdunda kaldığım zamanlar oda arkadaşım sevgilisi için sürekli ''bana onu aldı bana bunu aldı''... yahu bana ne arkadaşım, elin çocuğunu dinlemek zorunda mıyım? yok şurda dükkanları var yok merkezde evleri var vsvsvsvs...
çiçek alırdı çocuk, çürüyene kadar odada tutardı. evlerine giderdi gelir kayınvalidesini anlatır da anlatırdı.
yarının zulümkarlarıdır velhasılı. duyduğum kadarıyla çocuğu kafalayıp evlenmişti. allah sabır versin.
çiçek alırdı çocuk, çürüyene kadar odada tutardı. evlerine giderdi gelir kayınvalidesini anlatır da anlatırdı.
yarının zulümkarlarıdır velhasılı. duyduğum kadarıyla çocuğu kafalayıp evlenmişti. allah sabır versin.
devamını gör...
normal sözlük 1. izmir zirvesi
"asla zirveye katılmam" diyen beni yalancı çıkararak katıldığım, çok tatlı insanlarla çok keyifli bir sohbetin döndüğü zirvedir.
ps: evet hristiyanismail dezenfektan içmeyi tercih ederek bizleri şaşırtmamıştır.
ps: evet hristiyanismail dezenfektan içmeyi tercih ederek bizleri şaşırtmamıştır.
devamını gör...
her şeyin aslında benim zihnimin ürünü olması
devamını gör...
sfenks kedisi
kedinin diğer bir ismi de bambino kedisi. kanada kökenli olup 1960'lı yıllarda genetik mutasyon sonucu ortaya çıkmış, tüysüz ve zayıf, diğer kedilere nazaran farklı ve tuhaf, ama bunun dışında da korkutucu ve şaşırtıcı bir zarafetli görüntüye sahiptir.
tüysüz görünümüyle dikkat çeken bir kedi. "evde kedi beslemek istiyorum ama tüylerine karşı alerjim var " gibi şikayette bulunanların tercih edebileceği bir cinstir. kedi alerjisi olanlar için alerjiye sebep olma riskleri düşüktür. çünkü alerjenleri etrafa yayacak olan tüyleri hiç yoktur.
sfenks kedisinin, tüyü yoktur ama kıl kökleri vardır. bu köklerden de diğer kedilerde de olduğu gibi yağ çıkar. tüysüz olduğundan dolayı da bu yağ tabakası derinin üzerinde kaybolmaz. bu yağ tabakasının kötü kokuya sebebiyet vermesinden dolayı da haftada bir defa yıkanması gerekir. diğer cinsleri tüylü olduklarından kendilerini yalayarak temizlerler. bu kedilerde tüy olmadığından kendilerini yalama imkanları da yoktur.
yine bu tüysüzlüklerinden dolayı dış etmenlerden çabuk etkilenirler. bu etmenlerin en güçlüsü olan soğuğa karşı sıkı korunmalıdır.
tüysüz görünümüyle dikkat çeken bir kedi. "evde kedi beslemek istiyorum ama tüylerine karşı alerjim var " gibi şikayette bulunanların tercih edebileceği bir cinstir. kedi alerjisi olanlar için alerjiye sebep olma riskleri düşüktür. çünkü alerjenleri etrafa yayacak olan tüyleri hiç yoktur.
sfenks kedisinin, tüyü yoktur ama kıl kökleri vardır. bu köklerden de diğer kedilerde de olduğu gibi yağ çıkar. tüysüz olduğundan dolayı da bu yağ tabakası derinin üzerinde kaybolmaz. bu yağ tabakasının kötü kokuya sebebiyet vermesinden dolayı da haftada bir defa yıkanması gerekir. diğer cinsleri tüylü olduklarından kendilerini yalayarak temizlerler. bu kedilerde tüy olmadığından kendilerini yalama imkanları da yoktur.
yine bu tüysüzlüklerinden dolayı dış etmenlerden çabuk etkilenirler. bu etmenlerin en güçlüsü olan soğuğa karşı sıkı korunmalıdır.
devamını gör...