şebnem ferah.
devamını gör...

sevgili dışınızdaki irlandalı ve miko hanımefendiler, en kısa bu kadar oluyor kusura bakmayın.

hayatımda yalnızca bir kez içip içip eski sevgiliyi aramak isimli güzide eylemimizde bulundum, yıllağğğğr önce. kendisi çok mantıklı bir insan evladı olduğundan, gecenin bir yarısı ex manit’ten gelen bu telefonu açmadı. peki ben durdum mu? durmadım. sms attım.
“şeni şöyle seviyorum balım, böyle yaptım hatalarım vardı işte heeerrrrşeyi yaparım (gerekirse sarhoş olduğum için kelimeyi birleşik de yazarım yani o derece) bak, toparlarız. sen ne dersen de, seni hala çok seviyorum lan allahsız"

ertesi gün facebook üzerinden yanıtladı. onun ss’leri aşağıda (mesajlar mail kutuma da geldiğinden, benimkilerin kaydı yok malesef ama yine de belgelerle geldim.)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
- yani, gerçekten bu mesajda buna mı odaklandın? sarhoştum kusura bakma ama mesajın odak noktası orası değildi sanki.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
- tamam, özür dilerim o kelime için. ama şu an dünyanın en ayık adamı benim, sabahtan beri sadece çay içtim inanmıyorsan ev arkadaşıma sor. mesajın orası hariç tamamının altına da imzamı atıyorum. hath bakalım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o günden beri hanımefendinin benim nezdimdeki nickname'i allahsız. yolda falan görsem nabün lan allahsız derim.
devamını gör...

can bonomo - bir hikâyem var. saatlerce dinlediğim oluyor.
devamını gör...

amerika’da ki yargı sistemini ülkemize alsak ya? amerika’nın işe yaramaz bir çok geleneğini ve hayat tarzını alıyoruz da ağır cezalar veren yargı sistemini neden almıyoruz? bu kişi izolasyonda müebbet yemeliydi. sonradan vatandaş olmuş ise, vatandaşlığı alınıp ülkesine deport bile edilmeli ki, vergilerimiz ziyan olmasın.
devamını gör...

yürümek
devamını gör...

tuttu tutmadı oynadığımız başlık...

ismin perihan?..
devamını gör...

ankara bahçelievler'de bulunan bir tane liseliler için, üç tane üniversiteliler için, bir tane de akademisyenler için çalışma salonu barındıran kocaman kütüphanedir. ayrıca sol frame'de adını görür görmez beni fazlasıyla duygulandıran yerdir. kendisi benim hüzünlü tıplı kekimdir.

özel günler harici 7/24 açıktır. çok büyük olmasına rağmen belli bir saatten sonra hep sıra olur ve insanlar birisi çıkınca onun yerine girer. ciddi ciddi saatlerce sıra bekleyenler vardır.
güzel bir sistemi vardır. içinde birden fazla wc, yemek yiyebileceğiniz görece daha pahalı kantini, abur cuburlardan tutun hayatınızda içtiğiniz ennn kötü kahveye kadar bulunan otomatları, küçük sigara içilmeyen bir terası, evden yemek getirenler için iki küçük odacığı, bilgisayar bölümü vardır.
geldiğinizde kartınızı okutup salon seçersiniz ve rastgele bir numara verir. kartla içeri giriş yaparsınız, dilerseniz 2 kere yer değiştirme hakkına sahipsiniz. sonrası için belli bir süre beklemen gerekiyordu ama şu an hatırlamıyorum. dışarıya çıkmak istiyorsanız mola yarım saatlik ve bir saatlik alabileceğiniz molalar mevcuttur. eğer moladan vaktinde dönmezseniz otomatik olarak sizi atar ve sırada bekleyen başka biri sizin yerinize girer. tabii bu molaları da alma sınırı var, öyle zırt pırt alamıyorsunuz. önceden aralarda koltuklar da vardı, sonradan kaldırdılar. yine de aralarda sohbet eden birçok insan vardır. geceleri uyumaya gelen bile olur. girişinde güvenlik de vardır. belli bir saat sonra içerideki hava artık dayanılmaz olur, o yüzden en ideali sabah saatleridir. halide salonu daha küçük, ışıklandırması daha güzel, masaları daha kaliteli ve daha havadar olması sebebiyle kapış kapış gider.
anlayacağınız disiplin ve düzen konusunda epey gelişmiş bir kütüphanedir. pandemi öncesi arkadaşlarımla sabahtan girip akşam çıktığım yerdi. o ders aralarında merdivene oturup ettiğim sohbet ya da terasa çıkıp aldığın temiz havanın ne kadar güzel olduğunu anlatamam. terasta da birçok güvercin vardır, insana alıştıkları için yanında yürürler.
bir insan kütüphaneyle arasında duygusal bağ kurar mı, kuruyormuş işte...
devamını gör...

ne yazık ki bu da olmuştur. dunyasozluk.com/dunya-sozlu... artık tüm yazarları buraya gelir sanırım. 9 yıldır yazarıydım kötü oldum.
şimdi ordaki tanımlar başka yere yazılmaz da namaz ile ilgili bir tanım yazacaksın başka sözlükte hemen ateistler atlıyor. bozuyor ortamı. orası dindar yazarların çoğunlukta olduğu tek yerdi. manevi ve milli değerlerden taviz verilmiyordu.

edit:2.5 ay sonra yeni yazılımla tekrar açılacakmış.
devamını gör...

oldukça işlevli olan bir kısaltma aynı zamanda çok iyi bir bkz olabilir.
devamını gör...

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından
devamını gör...

balıkçı esnafının zaman zaman tombik balığını palamut diye vatandaşa çaktığını aklıma getiren başlık. arada bariz farklar vr dikkatli olunması şart.
devamını gör...

budist felsefenin kurucusu. (budizm'in kurucusu.) prens sidarta veya śākyamuni (sakya kabilesinden gelen bilge) de denmektedir kendisine. lakin biz onu buda olarak biliriz. ki sanskritçe "uyanmış kişi" manasına gelir buda.
devamını gör...

dizi izleyememe sebep olan durum.
sonraki sahnesini tahmin ettiğim diziyi izleyemiyorum.
az yorun bizi az şaşıralım.
senaryo işine girsem diye düşünüyorum bazen.
kendi dizini kendin yaz,
(bkz: kendin pişir kendin ye) gibi.
devamını gör...

ne zaman bu yazara nickaltı girilse bana girildi sanıyorum. kısacası nicklerimizin benzediği yazar.
edit: değerli yazar gel seninle sözlükte kendi partimizi açalım. bir ortaklık kuralım yani. *
devamını gör...

mezarlığa ölüler şehri denir, burası dünyevi yaşamı bitenlerin ebedi sığınağıdır. orada her zaman sessiz ve sakindir, böyle bir yerde bağırmak veya yüksek sesle konuşmak alışılmış değildir, ruhta üzüntü, üzüntü ve korku sınırında bilinmeyen bazı korkulara neden olur. batıl inançlı, açıklanamaz bir duygu, özellikle geceleri hemen hemen her insan tarafından hissedilir. ancak mezarlığın yakınında yaşamak ya da içinden geçmek zorunda olanlar, onu çok parlak ve güçlü bir şekilde deneyimliyorlar.

mezarlıktan neden korkuyoruz? akşamları yanından geçerken neden ruhlarımızda dondurucu bir soğukluk hissederiz? ve bu olur çünkü bilinmeyen çitinin arkasında başlar, yani bilmediğimiz şey ve öğrendikten sonra asla geri dönmeyeceğiz ve kimseye bir şey söylemeyeceğiz. bu, kendi içinde insan doğasına aykırı olan ve açıklanamayan panik dehşetine ilham veren bir çıkmazın, umutsuzluğun ve hatta reddedilmenin, ölülerin önündeki içsel uyuşmanın gerçekleşmesidir. burada önemli bir rol, mezarlığın yakınındayken hoş olmayan hikayelerin yaşandığı görgü tanıklarının hikayeleri tarafından oynanır. ama bundan korkulmamalı.

insan anlamlandıramadığı, tanımlanmadığı herşeyden korkar. gerçeklerle yüzleşmekten korkar.
gece yaşadığımız evin karanlık odasında yalnız olmaktan korkarız.
dibini görmediğimiz bir kuyudan korkarız.

mistik olarak orası acıların, zorlukların, dertlerin, gunahların, yalanların ve geçici her hevesin sona erdiğine inanırız... ve içten içe hepimiz cennet ile kendimizi ödüllendirir sonsuzluk hayatın bahçesinde sonsuz mutluluğa inanıyorsak neden korkalım?

korkuyoruz evet! çünkü ölüm ve sonrası, ölüm ve toprak altı, ölüm ve sonsuzluk, beden ve ruh.
mezarlık ve ruhlar şehrin alemi.
sorular cevapsız kaldıkça, hurafe cevaplar tanımsız mistik olaylar ile birleştikçe bize ruhsal korku içsel soğukluk hissi verir.
devamını gör...

mahlasinin aksine fazlasiyla parlayan, ışıltısından gözlerimi alamadığım, takip edilesi ve okunası yazar *
devamını gör...

resmi dil ile anadilde eğitimin hukuken alakası yok yalnız. türkiye'de ingilizce, almanca, fransızca eğitim veren kurumlar var, yıllar önce kapatılmaları gerekirdi bu mantığa göre. özetle, hukuk bilmiyorsanız pek oralara girmeyin derim.

insan hakları düzleminde bakılması yanlış. insan hakkı olan şey anadilini öğrenme hakkıdır. bu da seçmeli kürtçe dersi verilerek sağlanabilir. gerçi bu da şart değil. anadili öğrenmeyi ya da yaymayı kısıtlayan uygulamaları kaldırırsın olur biter. eskiden kürtçe dil kursu bile açılamıyordu örneğin. şu an durum nedir bilmiyorum.

lingua francası türkçe olan bir ülkede herkese anadilinde eğitim vermek kaosa yol açar. eğitimini türkçe almış kişilerin istihdamda daha fazla tercih edileceği bir ortam doğar. yani sorunu çözmez daha çok sorun yaratmış olursunuz. 50'lerin abd'sinde otobüste ayakta kalmasın diye* zencilere özel otobüs yapmak gibi bir şey bu. bununla sorunu çözmez, daha çok ayırıcı çizgi koymuş olursunuz toplum hayatında.

kanada, isviçre gibi çok dilli eğitim de veremezsiniz. çünkü burası bir federasyon değil. ama en mühimi de eğitimde bu kadar sorun varken dilin problem edilmesi. çağdışı bir eğitim verdikten sonra hangi dil olduğu önemli değil. önce temel sorunlarımızı çözmemiz lazım. evrim müfredattan çıkarıldı bu ülkede. kürtçe meselesinden daha büyük problem bu bence.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu da bizim kapının önündeki aynısefa çiçeği. her baktıkça iyi ki dikmişiz diyorum. insanın içini açıyor.
devamını gör...

var oluşun anlamı tüketmektir.

homo dünya sahnesine girdiği günden itibaren, kendi türü dahil olmak üzere, başka canlıları da tüketerek ayakta kaldı. şu bilgi dahi homo sapiens’in tür olarak başarısızlığını göstermekte yeterli: toplumsal barış denen, düşlenebilen, ancak var kılınamayan olgu, henüz insanlık tarihinde sağlanabilmiş değil. zira yaşatmak değil, tüketmektir amaç.

günümüz insanı çalışır, ekmeğini ideolojisi ile böler yer; onlara inanmasından gayrıca bir varlık sebebi olmayan güçlere hizmet eder.

kitleler halinde türü yakıp kül püskürten bacaları olan fabrikalar, çıkış kapılarından tonlarca mal püskürtür. bu nesnelerin temel tüketim gereği, ihtiyaç malzemeleri olmaları değil; tüketenin ihtiyaç duyması. toplama kampları göstermektedir ki homo sapiens çok az yiyecekle dahi ayakta durabilmekte ve hizmet edebilmekte.

arzu, nesnelerle ilişkilerde ihtiyaçların ötesinde güce sahip. arzunun nesnesini bulmak da zor değil, herhangi bir insanı çocukluktan yaşlılığa incelemek yeterli. insan, insanlarsız kendi benliğini anlamlandıramıyor.

nesneler önce sembolik değere sahip. kredi kartları, sizin harcayabilme gücünüzü, yani sanal zenginliğinizi ifade etmedikçe önem arz etmiyor.

kredi kartları: metal tanrıların sunağı’na açılan kapı.

vahşi kapitalizme eklemlenme sürecinde gördü bu yurdun çocuğu:

görsel imgelerle bombalandı, arzuladı, aldıkça ne kadar güzel, ne kadar güçlü olacaktı. hepsi de tek bir nesne ile mümkündü aslında. adios dedi eski hayatına! artık her şey bedavaydı.

ne de olsa kâğıt ya da metal nesneler değil, plastik ve bakırın mükemmel bir karışımı ona istediği her şeyi sunabiliyordu. cennettin anahtarı avucundaydı.

hem de bedava! adios eski hayat!

bedava aldığı kartı harcadı, harcadı, borçlandı, borçlandı. borçlarını ödemek için çalışabiliyordu. çalışmak da yeterliydi bir süre. borçlarını ödeyebiliyordu. daha da aldı, daha da aldı. bir süre sonra almak için değil, borçlanmak için çalışmak başladı. sonra yalnızca borçlarını ödemek için çalışmak…

eline birazcık kağıt para gerekse, gidiyordu otomaton’un mabedine, avcunu açıyordu ve alıyordu. daha ne gerekti ona?

homo sapiens’i yönetmek kolay. ona arzulatın, arzuladığını verin.

insanlar üremedikçe ve tüketmedikçe bu dünyayı yönetemeyeceklerini biliyor tepedekiler. üremenin amacı önce bu başarısız türün devamı içindi.

artık doğal tek bir hücresi kalmamış homo sapiens’te üreme tehdit altınca olunca artar. tehdit altında üreriz, tehdit altında metali, barutu tüketiriz.

doygun bir kitle tüketmez, doygun bir tür belli bir miktarın üzerinde üremez.

biz ise kabımıza sığamayacak kadar üredikçe birbirimizi tüketiyoruz. insanlığın üremesinin tek amacı kendini üretmek ve kendini tüketmektir artık. başka bir canlının var oluşuna katkıda bulunmanın hazzı, diğer arzular gibi yönetilebilir ve denetlenebilir.
devamını gör...

(bkz: y.a b.i s.g)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim