normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

çektikten hemen sonra baştan aşağı ıslatan ve öyle gezmek zorunda bırakan fotoğraftır.
kuzenim ve arkadaşıyla, amasra’ya hiç tanımadığım birinin düğününe gitmiştik. hatta amasra’ya düğüne gittiğimizi de yolda öğrenmiştim. onca yolu 24 saat bile geçiremeden dönmüştük bir de. ne gerek vardı, ben de bilmiyorum.
devamını gör...
6 mayıs 1972
"yenilmişsem
elim kolum bağlı
boynumda yağlı ip
gelip dayanmışsam
darağacına
dudaklarımda yarın
gözlerim yarınlarda"
kendi eşyaları arasından çıkan not defterine karaladığı şiiri.
elim kolum bağlı
boynumda yağlı ip
gelip dayanmışsam
darağacına
dudaklarımda yarın
gözlerim yarınlarda"
kendi eşyaları arasından çıkan not defterine karaladığı şiiri.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük pişmanlığı
pişmanlık dediğimiz şey aslında yaşarken genellikle farkında olmadığımız ama geçip gittikten sonra, hele ki artık telafi etme şansımız da yoksa hatırladıkça canımızı daha da yakan vicdan azaplarımız, keşkelerimizdir.
benimse hiç olmayacak yerde, hiç olmayacak zamanda, hiç olmayacak insanın yanında yaşadığım o öfke krizidir en büyük pişmanlığım. istemeden acılar içinde kendi canıyla uğraşan anneme yaşattığım o korku dolu anlardır. oysa öfkem çaresizliğimeydi ama annem de bunu anlayacak durumda değildi. öyle pişmanım ki.
benimse hiç olmayacak yerde, hiç olmayacak zamanda, hiç olmayacak insanın yanında yaşadığım o öfke krizidir en büyük pişmanlığım. istemeden acılar içinde kendi canıyla uğraşan anneme yaşattığım o korku dolu anlardır. oysa öfkem çaresizliğimeydi ama annem de bunu anlayacak durumda değildi. öyle pişmanım ki.
devamını gör...
reis genç joseph
şef joseph ile ilgili iki kitap önermek isterim. bunlardan birincisi ''chief joseph & the flight of the nez perce: the untold story of an american tragedy'', kent nerburn'un yazdığı bu kitapta hin-mah-too-yah-lat-kekt'in ve nez perce kabilesinin yaşadıkları güzel bir dille anlatılmış.
ikincisi ise ''chester anders fee, chief joseph: the biography of a great indian'' adlı 1936 yılında yayınlanan bir kitap.
kanımca kendisi ile ilgili yazılmış en önemli kaynaktır. bu kitabı okuduğunuzda hin-mah-too-yah-lat-kekt'in ne kadar önemli bir ruhani lider olduğunu anlıyorsunuz. kitapta kendisinin yaşanan her olayla ilgili görüşlerini direkt kendi ağızından okuma şansına erişiyorsunuz ki bu da kendisini daha iyi tanımanıza katkı sağlıyor.
başlığı açan değerli yazar arkadaşıma ek olarak da bir iki şey yazayım.
hin-mah-too-yah-lat-kekt adı nez perce dilinden ''gümbürdeyen gök gürültüsü'' olarak da çevrilmektedir. açıkçası bu isim benim daha çok hoşuma gidiyor.
nez perce kabilesi, diğer kabilelere nazaran beyaz adamın isteklerine daha çabuk boyun eğmiştir. toplu halde hristiyanlığı kabul etmiş ve vaftiz olmuşlardır. ancak buna rağmen, beyaz adamın gazabından kurtulamamışlardır. topraklarının tamamı ellerinden alınmak istenmiş ve idaho'da bir rezervasyon alanına kapatılmalarına karar verilmiştir. hal böyle olunca nez perce kabilesinden bir grup savaşçı -ki bunların arasında beyaz kuş ve aynaya bakan da vardır- isyan etmişlerdir. bu isyan sonrası şef joseph'in amerikan hükümetinin baskılarının iyice artması nedeni ile kendilerine verilen incili yaktığı söylenir.
bu olaylar sırasında da şu sözleri söyler; ''durumumuzu düşündükçe kalbim ağırlaşıyor. kendi halkımdan bazılarını kanun kaçağı olarak gösteriyorlar, onları ülkenin bir ucundan bir ucuna sürüyorlar yada hayvanlar gibi vurup avlıyorlar.
amerikan hükümeti isyanı gerekçe göstererek, nez percelerin üzerine iki süvari birliği gönderince, hin-mah-too-yah-lat-kekt, oturan boğa gibi kanada'ya göç etmek zorunda kalmıştır. bu göç esnasında arkalarında iki süvari birliği vardır. zaman zaman sıcak çatışmalar yaşanmış. her defasında nez perce'ler amerikan birliklerini püskürterek, isyancı grupla birleşmeyi başarmışlardır.
bu seferde, general nelson a. miles tarafından yönetilen ve cheyenne izcilerini kullanan yeni bir birlik, göç eden grubun peşine düşmüş ve ayı pençesi dağlarında nez perceleri sıkıştırmıştır. bu sırada nez percelerin savaş şefi olan hin-mah-too-yah-lat-kekt'in kardeşi ollikut öldürülmüştür. dondurucu soğukta aç ve susuz 5 gün direnmişlerdir. teslim olduklarında sayıları sadece 87'dir. teslim olduğunda şu meşhur konuşmayı yapar;
general howard’a söyleyin onun kalbini biliyorum. daha önce bana, bende bir kalbe sahibim demişti. savaşmaktan yoruldum. şeflerimiz öldürüldü. looking glass öldü. yaşlı adamların hepsi öldü. tu-hul-hil-sote öldü. gençlerin lideri ollikut öldü. hava soğuk ve battaniyemiz yok. çocuklar donuyor. halkımın bazıları tepelere kaçtı. yiyecek ve battaniyeleri yoktu. kimse nerede olduklarını bilmiyor. belki de donarak öldüler. çocuklarımı aramak, ve onlardan kaçını kurtarabileceğimi görmek için zamanım olsun istiyorum. belki onları ölüm yakaladığı sırada bulacağım...
dinleyin beni ! şeflerim ! yoruldum. kalbim hasta ve üzgün. yine de güneş nereden şimdi doğuyorsa orada beyaz adama karşı durup savaşacağım.
bu olaydan sonra hin-mah-too-yah-lat-kekt 27 yıl boyunca rezervasyon alanında tutsak olarak yaşadı ve orada hayata gözlerini yumdu.
rezervasyon alanları ile ilgili sözleri ise can yakıcıdır;
eğer beyaz adam huzur içinde yaşayan kızılderililerle barış içinde yaşamak istiyorsa, bu kadar zor kullanmaya ihtiyaçları yok. bize kendi insanlarına davrandıkları şekilde davranmalı, hepimize eşit şekilde yaşama ve büyüme şansı vermeli.
tüm insanlar büyük ruh tarafından yaratılmıştır. hepsi kardeştir. doğa ana tüm insanların annesidir ve tüm insanlar onun üzerinde eşit haklara sahiptir.
atları kazıklara bağlarsanız onların iyi büyüyeceğini umabilir misiniz? eğer kızılderilileri dünyadaki küçük bir leke gibi görür ve rezervasyın alanlarında kalmaya zorlarsanız, o zaman ne memnun olacaktır ne de gelişip başarılı olacaktır.
bazı beyaz adam şeflerine sordum, kızılderililere sadece bir tek yerde yaşamalarını söyleyebilecek otoriteyi kimden aldılar, bana bunun cevabını veremediler.
özgür bir adam olmama izin verin, özgür seyahat etmeme, özgür alışveriş yapmama, özgür çalışmama, seçtiğim yerde özgürce ticaret yapmama, özgürce kendi öğretmenlerimi seçebilmeme, özgürce büyüklerimin inançlarını takip edebilmeme, özgürce konuşmama, düşünmeme ve kendimce hareket etmeme...
ancak böylelikle sizin kanunlarınıza uyabilirim.
ikincisi ise ''chester anders fee, chief joseph: the biography of a great indian'' adlı 1936 yılında yayınlanan bir kitap.
kanımca kendisi ile ilgili yazılmış en önemli kaynaktır. bu kitabı okuduğunuzda hin-mah-too-yah-lat-kekt'in ne kadar önemli bir ruhani lider olduğunu anlıyorsunuz. kitapta kendisinin yaşanan her olayla ilgili görüşlerini direkt kendi ağızından okuma şansına erişiyorsunuz ki bu da kendisini daha iyi tanımanıza katkı sağlıyor.
başlığı açan değerli yazar arkadaşıma ek olarak da bir iki şey yazayım.
hin-mah-too-yah-lat-kekt adı nez perce dilinden ''gümbürdeyen gök gürültüsü'' olarak da çevrilmektedir. açıkçası bu isim benim daha çok hoşuma gidiyor.
nez perce kabilesi, diğer kabilelere nazaran beyaz adamın isteklerine daha çabuk boyun eğmiştir. toplu halde hristiyanlığı kabul etmiş ve vaftiz olmuşlardır. ancak buna rağmen, beyaz adamın gazabından kurtulamamışlardır. topraklarının tamamı ellerinden alınmak istenmiş ve idaho'da bir rezervasyon alanına kapatılmalarına karar verilmiştir. hal böyle olunca nez perce kabilesinden bir grup savaşçı -ki bunların arasında beyaz kuş ve aynaya bakan da vardır- isyan etmişlerdir. bu isyan sonrası şef joseph'in amerikan hükümetinin baskılarının iyice artması nedeni ile kendilerine verilen incili yaktığı söylenir.
bu olaylar sırasında da şu sözleri söyler; ''durumumuzu düşündükçe kalbim ağırlaşıyor. kendi halkımdan bazılarını kanun kaçağı olarak gösteriyorlar, onları ülkenin bir ucundan bir ucuna sürüyorlar yada hayvanlar gibi vurup avlıyorlar.
amerikan hükümeti isyanı gerekçe göstererek, nez percelerin üzerine iki süvari birliği gönderince, hin-mah-too-yah-lat-kekt, oturan boğa gibi kanada'ya göç etmek zorunda kalmıştır. bu göç esnasında arkalarında iki süvari birliği vardır. zaman zaman sıcak çatışmalar yaşanmış. her defasında nez perce'ler amerikan birliklerini püskürterek, isyancı grupla birleşmeyi başarmışlardır.
bu seferde, general nelson a. miles tarafından yönetilen ve cheyenne izcilerini kullanan yeni bir birlik, göç eden grubun peşine düşmüş ve ayı pençesi dağlarında nez perceleri sıkıştırmıştır. bu sırada nez percelerin savaş şefi olan hin-mah-too-yah-lat-kekt'in kardeşi ollikut öldürülmüştür. dondurucu soğukta aç ve susuz 5 gün direnmişlerdir. teslim olduklarında sayıları sadece 87'dir. teslim olduğunda şu meşhur konuşmayı yapar;
general howard’a söyleyin onun kalbini biliyorum. daha önce bana, bende bir kalbe sahibim demişti. savaşmaktan yoruldum. şeflerimiz öldürüldü. looking glass öldü. yaşlı adamların hepsi öldü. tu-hul-hil-sote öldü. gençlerin lideri ollikut öldü. hava soğuk ve battaniyemiz yok. çocuklar donuyor. halkımın bazıları tepelere kaçtı. yiyecek ve battaniyeleri yoktu. kimse nerede olduklarını bilmiyor. belki de donarak öldüler. çocuklarımı aramak, ve onlardan kaçını kurtarabileceğimi görmek için zamanım olsun istiyorum. belki onları ölüm yakaladığı sırada bulacağım...
dinleyin beni ! şeflerim ! yoruldum. kalbim hasta ve üzgün. yine de güneş nereden şimdi doğuyorsa orada beyaz adama karşı durup savaşacağım.
bu olaydan sonra hin-mah-too-yah-lat-kekt 27 yıl boyunca rezervasyon alanında tutsak olarak yaşadı ve orada hayata gözlerini yumdu.
rezervasyon alanları ile ilgili sözleri ise can yakıcıdır;
eğer beyaz adam huzur içinde yaşayan kızılderililerle barış içinde yaşamak istiyorsa, bu kadar zor kullanmaya ihtiyaçları yok. bize kendi insanlarına davrandıkları şekilde davranmalı, hepimize eşit şekilde yaşama ve büyüme şansı vermeli.
tüm insanlar büyük ruh tarafından yaratılmıştır. hepsi kardeştir. doğa ana tüm insanların annesidir ve tüm insanlar onun üzerinde eşit haklara sahiptir.
atları kazıklara bağlarsanız onların iyi büyüyeceğini umabilir misiniz? eğer kızılderilileri dünyadaki küçük bir leke gibi görür ve rezervasyın alanlarında kalmaya zorlarsanız, o zaman ne memnun olacaktır ne de gelişip başarılı olacaktır.
bazı beyaz adam şeflerine sordum, kızılderililere sadece bir tek yerde yaşamalarını söyleyebilecek otoriteyi kimden aldılar, bana bunun cevabını veremediler.
özgür bir adam olmama izin verin, özgür seyahat etmeme, özgür alışveriş yapmama, özgür çalışmama, seçtiğim yerde özgürce ticaret yapmama, özgürce kendi öğretmenlerimi seçebilmeme, özgürce büyüklerimin inançlarını takip edebilmeme, özgürce konuşmama, düşünmeme ve kendimce hareket etmeme...
ancak böylelikle sizin kanunlarınıza uyabilirim.
devamını gör...
kavgam
adolf hitler'in otobiyografisidir. aynı zamanda bir manifestodur. biz her ne kadar onu öğrenmek, bir insanın nasıl o hâle geldiğini anlamak için okusak da (en azından benim amacım buydu) bu kitap zamanında propaganda amaçlı yazılmış.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
her gün 15 yaşından beri cuma namazı kılıyorum.(bkz: muharrem ince)
terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıyorum diyorsam bir bildiğim var herhalde.
(bkz: kemal kılıçdaroğlu)
küba'yı müslümanlar keşfetti, küba'ya cami yakışır. (bkz: recep tayyip erdoğan)
önümüzdeki dönemi türkiye açısından çok daha karanlık bir dönem olarak görmek istiyoruz.
(bkz: devlet bahçeli)
milletimiz şaşmaz ferasetiyle bugünleri gördüğü için ak parti'yi kurdu. (bkz: meral akşener)
terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıyorum diyorsam bir bildiğim var herhalde.
(bkz: kemal kılıçdaroğlu)
küba'yı müslümanlar keşfetti, küba'ya cami yakışır. (bkz: recep tayyip erdoğan)
önümüzdeki dönemi türkiye açısından çok daha karanlık bir dönem olarak görmek istiyoruz.
(bkz: devlet bahçeli)
milletimiz şaşmaz ferasetiyle bugünleri gördüğü için ak parti'yi kurdu. (bkz: meral akşener)
devamını gör...
kadınların 25 yaşından sonra çökmeye başlaması
25 yaşına gelince kafasında tek tel saç kalmayan, götündeki kıllar kadayıf olan erkeklerin kendini teselli etme şekli.
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
pizzayı daire şeklinde yapıp kare kutuya koyup üçgen kesmeyi kim akıl etti merak ediyorum açıkçası. nasıl bir beyin bunu düşündü acaba.*
devamını gör...
nickaltı
benim nickaltım çok sessiz ve sakin bir ortamdır. aslında doğal çünkü kimseyle en ufak polemiğe girmedim. ona rağmen tarihle kafayı bozmuş diyenler oldu nickaltımda. ayrıca tarih dışına çıkıp günlük konulardan da fikir belirtmek istiyorum ancak nedense hiç ilgi görmedi tarih dışında yazdıklarım :))
devamını gör...
betsy
oylarıyla verdiği mutluluk yetmiyormuş gibi güzel samimi ve tatlı sözleriyle daha da mutlu etmiştir beni . her tanımını gerçekten severek okudum . umarım daha bi sürü tanım yazar çünkü ben beğenmek ve okumak için burda bekliyor olacağım tatlı yazarımızı.
devamını gör...
yolda görsem selam vermem diyeceğimiz ünlüler
demet akalın.
devamını gör...
faust
“ne güzelsin dur ey zaman!”
dr.faust çok eski bir öyküden alınarak goethe tarafından yeniden yazılmıştır. daha önce christopher marlowe tarafından da yazılan dr. faust bu öyküde şeytanla girdiği bahsi kaybetmiştir.
ancak goethe kendi faust’unun bu bahsi kaybetmesine izin vermemiştir.
öyküde bilimin derinliklerine dalmış olan dr. faust karamsar bir kişiliğe sahiptir. bir türlü mutlu olamamaktadır. başka bir boyutta ise şeytan ve tanrı faust üzerine bahse tututuşurlar. şeytan faust’u günahkar bir ruh yapabileceğini iddia ederken tanrı insanların doğaları gereği kötü olamayacaklarını söyler. bahsi kazanan faust’un ruhunu alacaktır.
daha sonra bir bahis de faust ve şeytan arasında gerçekleşir- ki bu bahsi sonunda şeytan kaybedecektir. eğer dr. faust şeytanın onu çıkardığı yolculukların bir yerinde “ne güzelsin dur ey zaman verweile doch du bist schon derse bahsi işeytan kazanacaktır ama dr. fasut öyle bir yerde kullanır ki bu sözü hem insanoğlu hem de tanrı şeytana- kitaptaki adıyla mefistoya üstün gelir.
dr.faust şeytana “zavallı şeytan bana ne verebilirsin ki?” diye sorar.
goethe bu kitabı altmış senede bitirmiştir ve kitap klasikler arasında çok önemli bir yere sahiptir.1994 yılında sürrealist yönetmen jan svankmajer tarafından beyazperdeye de aktarılmıştır.
kitabın ithaf bölümünde denir ki;
“gençlik yıllarımda bulanık olarak gördüğüm hayaller!yine nazarlarıma yaklaşıyorsunuz.acaba, bu sefer, sizi yakalamama izin verecek misinz?yoksa, vaktiylekalbimde uyandırdığınız evhamıdaha da artıracak mısınız?heyhet!işti, tahayyüller kanatlanmış etrafımda uçuşuyor.tahayyül evhamsız olur mu?peki, buharların ve sislerin içinden çıkıp etrafımda yükselin bakalım…”
kitap okunmaya ve üzerinde düşünülmeye değer bir başyapıttır.
dr.faust çok eski bir öyküden alınarak goethe tarafından yeniden yazılmıştır. daha önce christopher marlowe tarafından da yazılan dr. faust bu öyküde şeytanla girdiği bahsi kaybetmiştir.
ancak goethe kendi faust’unun bu bahsi kaybetmesine izin vermemiştir.
öyküde bilimin derinliklerine dalmış olan dr. faust karamsar bir kişiliğe sahiptir. bir türlü mutlu olamamaktadır. başka bir boyutta ise şeytan ve tanrı faust üzerine bahse tututuşurlar. şeytan faust’u günahkar bir ruh yapabileceğini iddia ederken tanrı insanların doğaları gereği kötü olamayacaklarını söyler. bahsi kazanan faust’un ruhunu alacaktır.
daha sonra bir bahis de faust ve şeytan arasında gerçekleşir- ki bu bahsi sonunda şeytan kaybedecektir. eğer dr. faust şeytanın onu çıkardığı yolculukların bir yerinde “ne güzelsin dur ey zaman verweile doch du bist schon derse bahsi işeytan kazanacaktır ama dr. fasut öyle bir yerde kullanır ki bu sözü hem insanoğlu hem de tanrı şeytana- kitaptaki adıyla mefistoya üstün gelir.
dr.faust şeytana “zavallı şeytan bana ne verebilirsin ki?” diye sorar.
goethe bu kitabı altmış senede bitirmiştir ve kitap klasikler arasında çok önemli bir yere sahiptir.1994 yılında sürrealist yönetmen jan svankmajer tarafından beyazperdeye de aktarılmıştır.
kitabın ithaf bölümünde denir ki;
“gençlik yıllarımda bulanık olarak gördüğüm hayaller!yine nazarlarıma yaklaşıyorsunuz.acaba, bu sefer, sizi yakalamama izin verecek misinz?yoksa, vaktiylekalbimde uyandırdığınız evhamıdaha da artıracak mısınız?heyhet!işti, tahayyüller kanatlanmış etrafımda uçuşuyor.tahayyül evhamsız olur mu?peki, buharların ve sislerin içinden çıkıp etrafımda yükselin bakalım…”
kitap okunmaya ve üzerinde düşünülmeye değer bir başyapıttır.
devamını gör...
sözlükçülerin hatun düşürdükleri en garip yer
yaş 12 kuran kursuna gidiyorum arkadaşlarla. tabi ki haremlik selamlık var. kızlar üst katta biz alt kattayiz. birlikte kuran kursuna gittiğim arkadaşım beğendiği kızın ayakkabısının içine not yazarak iletişim kurup sevgili olmuştu.
sabah benimle gitmek yerine sevdiceği ile buluşup geliyorlardı camiye. şadırvanda* veda ediyorlardı ertesi güne kadar.
yani isteyen bir yolunu bulup yazıyor arkadaşlar.
sabah benimle gitmek yerine sevdiceği ile buluşup geliyorlardı camiye. şadırvanda* veda ediyorlardı ertesi güne kadar.
yani isteyen bir yolunu bulup yazıyor arkadaşlar.
devamını gör...
coğrafya kaderdir
ibn-ı haldun'un 14.yüzyilda söylediği, günümüzde de bir çok durumu açıklayabilecek güçlü bir tespit.
devamını gör...
yazarların göz renkleri
yeşil.
devamını gör...
köftehor
1-köfte+hor kelimesindeki ''hor'' farsça kökenli bir sözcüktür. anlamı "yiyen, içen, tüketen" anlamını taşır. çiğnenmiş et yiyen olarak tdk sözlüğünde açıklanmış.
2-geçmiş zaman ola ki; ''köftehor kanlığı'' diye bir para cezasından bahsedilmekte.... mecazi olarak “şuna buna kadın götüren adam'' yada ''muhabbet tellalı'' anlamına gelmekte köftehor. kaynağınıda verelim dergipark.org.tr/tr/downloa...
2-geçmiş zaman ola ki; ''köftehor kanlığı'' diye bir para cezasından bahsedilmekte.... mecazi olarak “şuna buna kadın götüren adam'' yada ''muhabbet tellalı'' anlamına gelmekte köftehor. kaynağınıda verelim dergipark.org.tr/tr/downloa...
devamını gör...



