istifa etmek
çok güzel bir harekettir.
atarsın kağıda imzayı, arkana bakmadan çeker gidersin.
kimseye eyvallahın yoktur. bu işin duygusal kısmı.
işin realitesine gelince olması gereken süreç, şu şeklide ilerlemedir;
* iş yerinde sıkıntı başladığı anda iş aramaya başlanılmalıdır.
*kimseye bu konudan bahsedilmemelidir.
* iş görüşmesi olumlu geçip, anlaşmaya varılınca o zaman istifayı vermek için doğru vakittir.
* ne olursa olsun 6 ay işsiz kalmaya göre hazırlık yapılmalıdır.
atarsın kağıda imzayı, arkana bakmadan çeker gidersin.
kimseye eyvallahın yoktur. bu işin duygusal kısmı.
işin realitesine gelince olması gereken süreç, şu şeklide ilerlemedir;
* iş yerinde sıkıntı başladığı anda iş aramaya başlanılmalıdır.
*kimseye bu konudan bahsedilmemelidir.
* iş görüşmesi olumlu geçip, anlaşmaya varılınca o zaman istifayı vermek için doğru vakittir.
* ne olursa olsun 6 ay işsiz kalmaya göre hazırlık yapılmalıdır.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
yarın cuma, bu da demektir ki hafta sonu geliyor. çalışan bir insan olarak ben de hafta sonu geldiği için mutlu oluyorum elbette. perşembeden başlıyorum mutlu olmaya, küçük şeylerle mutlu olan insanız hamdolsun. *
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
korona olan karşı komşumuza sokaktan geçen herkesin geçmiş olsun dilekleri ve onun maskeyle pencereden sağ olun sağ olun demesi. odamızın karşılıklı olması sonucunda da arada sırada konuşmamız. tatlı bir birlik beraberliği anımsatır bana.
devamını gör...
takip edilesi sözlük yazarları
pek kıymetli okudukça okunan yazarlarım.
isim vermem çok zor. 160 civarı takip ettiğim yazar var. içlerinden tabi bazılarına özellikle her gün ya da iki, üç günde bir uğruyor tanımlarını okuyorum. keyifle hemde.
onun dışında bana hitap eden fikirlerime aşağı yukarı uyan, kaliteli espriler yapan mizah anlayışı kuvvetli, bilgi veren ama kendini okutan yazarlar diyebilirim. zaten az buçuk onlar kendilerini bilir diye düşünüyorum.
tabi şu da var yolumun düşmediği denk gelmediğim bir çok yazar olduğuna eminim. en yakın zamanda onlarla da karşılaşıp güzel tanımlarını okuma şansım olur umarım.
isim vermem çok zor. 160 civarı takip ettiğim yazar var. içlerinden tabi bazılarına özellikle her gün ya da iki, üç günde bir uğruyor tanımlarını okuyorum. keyifle hemde.
onun dışında bana hitap eden fikirlerime aşağı yukarı uyan, kaliteli espriler yapan mizah anlayışı kuvvetli, bilgi veren ama kendini okutan yazarlar diyebilirim. zaten az buçuk onlar kendilerini bilir diye düşünüyorum.
tabi şu da var yolumun düşmediği denk gelmediğim bir çok yazar olduğuna eminim. en yakın zamanda onlarla da karşılaşıp güzel tanımlarını okuma şansım olur umarım.
devamını gör...
seri oylamanın sözlüğe zarar verdiği gerçeği
katılmadığım tespit.insanların özgürlüğünü kısıtlayamazsınız isteyen seri ,isteyen tek tek beğenir buna da karışıp kulp takmayın.
edit:ayrıca diyelim ki kota geldi ve ben sevdiğim tanımları beğenmek istediğimde kota bitmiş olsun o zaman ne olacak ? beğenmiyorlar diye başlık açarsınız o zaman.
edit 2: sözlük alemlerinde olmayan bir şey artılamaya sınır getirmek onun yerine başlık açmaya sınır getirelim ,nitelik artsın nasıl?
edit 3:kimseye seri artı basmayan biriyim onu da belirteyim elim bonkör değildir.bu arada başlığı açan arkadaşa iyi beğeni gelmiş,kıskandım*
edit:ayrıca diyelim ki kota geldi ve ben sevdiğim tanımları beğenmek istediğimde kota bitmiş olsun o zaman ne olacak ? beğenmiyorlar diye başlık açarsınız o zaman.
edit 2: sözlük alemlerinde olmayan bir şey artılamaya sınır getirmek onun yerine başlık açmaya sınır getirelim ,nitelik artsın nasıl?
edit 3:kimseye seri artı basmayan biriyim onu da belirteyim elim bonkör değildir.bu arada başlığı açan arkadaşa iyi beğeni gelmiş,kıskandım*
devamını gör...
örs ve çekiç

çekiç ağırlığı yaklaşık 7 kg fakat çalışan işçiyi asla yormayan çok daha uzun süre verimli çalışmasını sağlayan bir mekanizma..
1880lerden kalma bir sistem..
işin acı tarafı bir çok şehirde bir çok sıcak demirci var ve halen çekiçle sıcak demiri döverek çeşitli tarım aletleri vs. yapıyorlar..
sene 2021 ve halen böyle bir sistemi düşünüp yapıp kullanan bir usta yok..
modern sistemler fabrikasyon üretimler elbette var ama sıcak demircilik mesleği halen devam ettiğine göre demek ki ürettikleri şeylere halen talep var demektir..
şimdi biraz düşünelim..
sene 1880 yapılan basit ama işlevsel alet ortada bizim demircilerinde çalışma şekli halen ortada..
bu aletin veya buna benzer aletlerin ülkesine kattığı nedir diye soracak olursanız cevaplıyayım.
1)dünyanın en prestijli madencilik ve metarujli (metal malzeme bilimi) üniversitelerinden biri bu aletin yapıldığı şehirde..
2) şu anda kullandığımız hızlı yada normal tren rayları bu şehirden geliyor.2015 ithalatımız 5 milyar dolar..
3) şu anda savunma sanayimizin güç grupları ( motor) teknolojisi bu ülkeden geliyor.
4) 2023 aya gitme projesindeki roket motor teknolojisi bu ülkeden geliyor.
yukarıdaki 4 örnek sadece bildiğim okuduğum duyduğum bilgiler bilmediğim daha neler var bilmiyorum..
anlatmak istediğim teknolojik gelişim bir basamaklar meselesi kaybettiğimiz yüzlerce yılı geri getirme şansımız yok.
yeniden örs ve çekiç yapmamıza gerekte yok.
ama bu günkü bilimsel gelişmeler ışığında orijinal fikirlere orijinal düşünceye çok ihtiyacımız var..
devamını gör...
meja (yazar)
kraliyet armasında farkı açık ara açmış olan.
haftanın birincisi gibi duruyor, bakalım.
haftanın birincisi gibi duruyor, bakalım.
devamını gör...
geceye bir para tasarrufu taktiği bırak
evden dışarı çıkmamak. zira kapının önüne çıksanız 50 tl uçuyor.
daha da işinize yarayacak olan da ; alışverişe tok karnına çıkın. böylelikle daha az şey dikkatinizi çeker.
daha da işinize yarayacak olan da ; alışverişe tok karnına çıkın. böylelikle daha az şey dikkatinizi çeker.
devamını gör...
sevgili arsız ölüm
bu romanı belli bir kalıba sokmak, işte bu türe girer deyip bir etiket yapıştırmak gerçekten çok zor. zira, lamba şişesi kadar bir kızcağızın gelenek görenekler, batıl inanışlar, aile ve çevre baskısı altında büyümesinin, sancılı öyküsü sevgili arsız ölüm.
bu haliyle psikolojik; ailenin değişimi, kente göçü ve çevre ile etkileşimleri dolasıyla sosyolojik içerikli olduğunu söyleyebiliriz.
köyün birinde başlar hikayemiz, sıkı sıkıya bağlıdır eskiye sakinler. her şey onlar için yabancıdır, bu bazen bir otobüs, bir tulumba ya da okula atanan bir öğretmen olabilir.
kuşku ve korku içlerine sinmiş bu insanlar içinde büyüme mücadelesi verir dirmit. ne yapsa aykırıdır, otu, böceği dost edir, yapayalnız dünyasını onlara anlatır, onlarla avunur.
anne atiye, beceriklidir çokça. kendi yöntemleri ile ayakta tutmaya çalışır aileyi. yine rehberi batıl inançları,gelenekten gelen değerleridir.ne çocuklarından ne de kocasından değer görmektedir öte yandan.
baba figürü daha zayıftır; kişiliğinin oturmamış olduğu açıktır. yeni bir nesneye, siyasete ya da tarikata verir kendini.çevresinin her değişiminde ailesini de o çevreye uydurmaya çalışsa da yine kendi kabuğunda yaşamayı sürdürür.yeşil kitaplarıyla köşede oturan bir adama dönüşür zamanla.
diğer çocuklar ve onların da hayat mücadelelerini de izleriz kitapta.
latife tekin, anadolu’daki adetlere
değinir, yöresel sözcükler kullanır köpek karı gibi; motiflerden, otlardan da bahseder.
elti eltiye küstü( motif)

kuşkuş otu

her anlatı yeni bir maceradır, şimdiye kadar okuduklarımın hiçbirine benzemiyor; dili, şiirsel anlatımı, kurgusu ile.
bu yüzden ikinci kez bitirilen kitaplarım arasına aldım onu.
kendi öz değerlerimi, dilimi ve birlikte doğup büyüdüğüm insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır.
latife tekin
bu haliyle psikolojik; ailenin değişimi, kente göçü ve çevre ile etkileşimleri dolasıyla sosyolojik içerikli olduğunu söyleyebiliriz.
köyün birinde başlar hikayemiz, sıkı sıkıya bağlıdır eskiye sakinler. her şey onlar için yabancıdır, bu bazen bir otobüs, bir tulumba ya da okula atanan bir öğretmen olabilir.
kuşku ve korku içlerine sinmiş bu insanlar içinde büyüme mücadelesi verir dirmit. ne yapsa aykırıdır, otu, böceği dost edir, yapayalnız dünyasını onlara anlatır, onlarla avunur.
anne atiye, beceriklidir çokça. kendi yöntemleri ile ayakta tutmaya çalışır aileyi. yine rehberi batıl inançları,gelenekten gelen değerleridir.ne çocuklarından ne de kocasından değer görmektedir öte yandan.
baba figürü daha zayıftır; kişiliğinin oturmamış olduğu açıktır. yeni bir nesneye, siyasete ya da tarikata verir kendini.çevresinin her değişiminde ailesini de o çevreye uydurmaya çalışsa da yine kendi kabuğunda yaşamayı sürdürür.yeşil kitaplarıyla köşede oturan bir adama dönüşür zamanla.
diğer çocuklar ve onların da hayat mücadelelerini de izleriz kitapta.
latife tekin, anadolu’daki adetlere
değinir, yöresel sözcükler kullanır köpek karı gibi; motiflerden, otlardan da bahseder.
elti eltiye küstü( motif)

kuşkuş otu

her anlatı yeni bir maceradır, şimdiye kadar okuduklarımın hiçbirine benzemiyor; dili, şiirsel anlatımı, kurgusu ile.
bu yüzden ikinci kez bitirilen kitaplarım arasına aldım onu.
kendi öz değerlerimi, dilimi ve birlikte doğup büyüdüğüm insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır.
latife tekin
devamını gör...
aşk acısı çekenlere tavsiyeler
unutmayın; ayrılıklar da sevdaya dahil.
çekmeniz gerekiyorsa çekin, teselliyi başka kollarda, başka bedenlerde aramayın.
çekmeniz gerekiyorsa çekin, teselliyi başka kollarda, başka bedenlerde aramayın.
devamını gör...
yazmaktan keyif almak
can sıkıntısından, normalde pek fazla arkadaş edinemediğim için ortaokulda yazmaya başlamıştım. insanları ve çevreyi fazla gözlemlememin de bir faydası oldu tabii yazmamamda. yeni karakterler ve tiplemeler yaratıp onları istediğim olay çevrçevesine göre şekillendirmek dışarı çıkıp gezmekten daha çok keyif veriyor bana. kafam rahatlıyor. bir şekilde her şeyi kafasına takan biri için herhangi bir konuda veya edebi olarak bir metin yazmak en büyük nimet. ama benim için bir öykü ya da deneme metini yazmak ne kadar kolay ve keyifliyse şiir yazmakta bir o kadar zor. belki biraz daha yaşım ilerleyince bunu da başarırım. iyi yazıyor muyum bilmiyorum fakat okuyan çoğu kişi beğeniyor da yazdıklarımı. umarım bırakmam.
devamını gör...
sean connery
sinemanın ilk james bondu, karizmatik, seksi adam, koyu bir iskoç milliyetçisi yakın zamanda 90 yaşında terk-i diyar eyledi..
ufak tefek rollerle başladığı sinema hayatında 1962 de ilk kez dr. no filmi ile sinemada bond karakterini canlandırmıştır, kanaatimce gelmiş geçmiş en iyi james bond' dur.(ikinci sırada da roger moore gelir, geri kalan hepsi çöp, kimi tipsiz, kimi velet, kimi de cüce)
1963 de from russia with love filmi ile ikinci kez bu rolü oynamıştır, filmin bir kısmı istanbul'da geçer. artık james bond filmleri seriye bağlanmıştır her sene bir film çekilir.
1964 de goldfinger çekilir bunu 1965 de thunderball izler. 1962 den 1965 e kadar dört yılda peşpeşe dört bond filmi çekilir. sonra bir sene ara verilir 1967 de you only live twice çekilir. 1971 de diamonds are forever da son kez oynar 007 yi. bu filmde 6. kez bond rolünde oynamış ve “bundan sonra asla bond rolü oynamayacağım” demiştir. ama hayatta hiçbir şey hakkında kesin konuşmamak lazım. rolü bir diğer efsane roger moore a devreder.
1983 yılına gelindiğinde never say never again ile gene son kez bond olur. yukarıda belirttiğim gibi “bundan sonra asla bond rolü oynamayacağım” demiştir; öyle mi der yapımcılar filmin adını never say never again yani "asla, asla deme" koyarlar.
bond denilince ; kültürlü, centilmen, sürekli "çalkala ama karıştırma" ile votka-martini içen , kadınları baştan çıkarmayı beceren, kumar masasında her zaman kazanan, boylu poslu yiğit bir delikanlı yani sean connery aklımıza gelir.
bond ile ilgili son not : rahmetli, 21 yaşında kelleşmeye başladığı için oynadığı tüm james bond filmlerinde peruk takmıştır.
iskoç milliyetçisi olduğu için braveheart filminde nasıl oynamadığı ya da oynatılmadığı benim için tam bir hayal kırıklığıdır. ayrıca lotr serisinde gandalf rolü önce sean connery'e teklif edilmiş ama sonra "fantezi hikayelerden pek anlamam" diye rolü reddetmiştir. ( 1986 ve 1991 de iki kez oynadığı highlander filmleri fantastik değil miydi ?) ian mc kellen da fena oynamadı gandalfı ama ne bileyim "you shall not pass" repliğini rahmetliden dinlemek daha iyi olurdu gibime geliyor.
genelde herkes onu bond filmleri ile tanır ama aşağıda belirteceğim seyrettiğim filmlerde oyunculuğu ve karizması ile öne çıkmayı başarmış, 1988 akademi ödüllerinde the untouchables ile en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü almıştır.
akılda kalan diğer iyi filmleri:
marnie (1964)
the hill (1965)
murder on the orient express (1974)
a bridge too far (1977)
der name der rose (1986)
indiana jones and the last crusade (1989)
the hunt for red october (1990)
ufak tefek rollerle başladığı sinema hayatında 1962 de ilk kez dr. no filmi ile sinemada bond karakterini canlandırmıştır, kanaatimce gelmiş geçmiş en iyi james bond' dur.(ikinci sırada da roger moore gelir, geri kalan hepsi çöp, kimi tipsiz, kimi velet, kimi de cüce)
1963 de from russia with love filmi ile ikinci kez bu rolü oynamıştır, filmin bir kısmı istanbul'da geçer. artık james bond filmleri seriye bağlanmıştır her sene bir film çekilir.
1964 de goldfinger çekilir bunu 1965 de thunderball izler. 1962 den 1965 e kadar dört yılda peşpeşe dört bond filmi çekilir. sonra bir sene ara verilir 1967 de you only live twice çekilir. 1971 de diamonds are forever da son kez oynar 007 yi. bu filmde 6. kez bond rolünde oynamış ve “bundan sonra asla bond rolü oynamayacağım” demiştir. ama hayatta hiçbir şey hakkında kesin konuşmamak lazım. rolü bir diğer efsane roger moore a devreder.
1983 yılına gelindiğinde never say never again ile gene son kez bond olur. yukarıda belirttiğim gibi “bundan sonra asla bond rolü oynamayacağım” demiştir; öyle mi der yapımcılar filmin adını never say never again yani "asla, asla deme" koyarlar.
bond denilince ; kültürlü, centilmen, sürekli "çalkala ama karıştırma" ile votka-martini içen , kadınları baştan çıkarmayı beceren, kumar masasında her zaman kazanan, boylu poslu yiğit bir delikanlı yani sean connery aklımıza gelir.
bond ile ilgili son not : rahmetli, 21 yaşında kelleşmeye başladığı için oynadığı tüm james bond filmlerinde peruk takmıştır.
iskoç milliyetçisi olduğu için braveheart filminde nasıl oynamadığı ya da oynatılmadığı benim için tam bir hayal kırıklığıdır. ayrıca lotr serisinde gandalf rolü önce sean connery'e teklif edilmiş ama sonra "fantezi hikayelerden pek anlamam" diye rolü reddetmiştir. ( 1986 ve 1991 de iki kez oynadığı highlander filmleri fantastik değil miydi ?) ian mc kellen da fena oynamadı gandalfı ama ne bileyim "you shall not pass" repliğini rahmetliden dinlemek daha iyi olurdu gibime geliyor.
genelde herkes onu bond filmleri ile tanır ama aşağıda belirteceğim seyrettiğim filmlerde oyunculuğu ve karizması ile öne çıkmayı başarmış, 1988 akademi ödüllerinde the untouchables ile en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü almıştır.
akılda kalan diğer iyi filmleri:
marnie (1964)
the hill (1965)
murder on the orient express (1974)
a bridge too far (1977)
der name der rose (1986)
indiana jones and the last crusade (1989)
the hunt for red october (1990)
devamını gör...
800 tanım giren 100 yazara kitap hediye edilmesi
an itibariyle daha 80 kişilik kontenjan boş. yazmaya devam edebilirsiniz kitapseverler.
ama ama ama lütfen ilkokuldaki sözlük tanımları gibi olmasın tanımlarımız. olabildiğince kendi yorumlarımızı katmaya çalışalım. ha bir de 800 tanım olunca kenara çekilivermezseniz güzel olur, burada bir emek var, bir büyüme hedefi var, çorbada sizin de tuzunuz olsun. saygılar ve sevgiler sözlük!
ama ama ama lütfen ilkokuldaki sözlük tanımları gibi olmasın tanımlarımız. olabildiğince kendi yorumlarımızı katmaya çalışalım. ha bir de 800 tanım olunca kenara çekilivermezseniz güzel olur, burada bir emek var, bir büyüme hedefi var, çorbada sizin de tuzunuz olsun. saygılar ve sevgiler sözlük!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
güne çok iyi başladım ve devam ediyordum ancak şimdi dibe doğru inmeye başladım. çoğu hislerimi buraya yazmaktan çekinmedim. ama bu konu cidden ürkütücü. çok cesur ve korkusuz olmama rağmen her insan gibi zayıf yönlerim var. o korkuyu yenmem için bırakıp gitmem lazım. ama ben zoru görünce kaçan birisi değilim. önce kendime sonra ona ihanrt etmiş olurum. vicdan azabım korkularımdan daha şiddetli. bu duruma girerken neler olacağını neler yaşayacağımı hepsini hesapladım. ama ne olursa olsun bu korku ile yaşayacağım. hayatta her kararın bir bedeli var. düşündüğüm şeylerin olmaması dileği ile herkese mutlu akşamlar.
devamını gör...
sinirlenip yemek yemek
sıklıkla yaptığım eylemdir. sonra yediğim için daha çok sinirlenirim.
bizi her şey sinirlendirir çünkü paramız yok.
bizi her şey sinirlendirir çünkü paramız yok.
devamını gör...
güneş'in tayfı
geç de olsa* soruları yanıtlamaya çalışayım.
1- bu sorunun yanıtına ilişkin çok net bir cevabım yok açıkçası. birçok kaynağa baktım daha önce ama tam da aradığım yanıtı bulamadım. yine de kendimce bir yorum yapabilirim sanırım.
kirchhoff yasaları ışığında baktığımızda, arka planda yer alan sıcak bir ışınım kaynağı ve daha önde bulunan, görece olarak daha soğuk bir gaz kütlesinin ya da düşük basınç altındaki yüksek sıcaklıktaki bir gazın, bize yıldızların yapısını iyi kötü anlattığını görüyoruz. kara deliklere gelince... bunların elektromanyetik tayfın hiçbir bölgesinde ışınım yaymadıklarını söylüyoruz. yani ihtiyacımız olan sıcak arka plan cismi koşulunu sağlamıyorlar. hatta bazı kişilerin yanılgısının aksine, kara deliğin kendisi oldukça soğuktur ve sıcaklığı mutlak sıfıra yakındır.
kara deliğin kendisi soğuk olsa da etrafındaki birikim diskinde bulunan gazlar oldukça sıcaktır ve bölgenin sıcaklığı yaklaşık 1 milyon kelvini bulur. bu iki durumu birlikte göz önüne aldığımızda, klasik anlamda bir tayf görüntüsü beklemek pek de mümkün değil. yalnız kuantum spektrumu ya da termal spektrum denilen ve hawking ışınımı olayını yansıtıyor olabileceği tahmin edilen bir tayflarının olduğu kanıtlandı. yani her ne kadar, yukarıda olduğu gibi, tayfın hiçbir bölgesinde ışınım yaymadıklarını söylesek de bu durum %100 doğru değil. tek sorun, sıcak bir ışınım kaynağı olmamaları ve tayf konusunda bize zorluk çıkarmaları.
2- çift yıldızlar da güneş'ten pek farklı değil. sonuçta hepsi birer yıldız ve tayfları da temelde birbirine benziyor. yani bol bol soğurma çizgisi içeriyorlar.
3- içerik olarak tayfı değişen bir cisim duymadım * ama yıldızlarda tayf çizgilerinin yerleri, yıldızın hareketinden kaynaklı doppler kayması nedeniyle değişebilir periyodik olarak. bu özellik sayesinde çift yıldız sistemlerini yakalayabiliyoruz bazen. tayfsal çiftler diyoruz bunlara.
aşağıdaki şekil üzerinden daha iyi anlaşılır bu durum:

görselin kaynağı
sisteme tam karşısından baktığımızı düşünün. resimdeki gibi üstten baktığımızı değil. buna göre:
1. şekilde a yıldızı bize doğru gelirken b bizden uzaklaşıyor. bu durum tayf üzerinde a için maviye kayma, b için kırmızıya kayma olarak gözleniyor. bu da tayf üzerinde a çizgisinin maviye yakın, b çizgisinin kırmızıya yakın görünmesine yol açıyor.
2. şekilde yıldızlar yörüngeleri üzerinde, onlara tam karşıdan baktığımızı farz ettiğimiz için, birbirleriyle çakışıyorlar. bu durumda sanki tek bir çizgi varmış gibi görüyoruz tayfta. tabii yaklaşma ya da uzaklaşma durumu olmadığından, çizgi ortalama bir yerde ve toplam bir çizgi gibi davranıyor.
3. şekilde bu kez a uzaklaşırken b yaklaşıyor. ilk şeklin tam tersi olduğundan tayfta da tam ters yerlerde görüyoruz çizgileri.
4. şekilde ikinci şekildeki durumla aynı durumu görüyoruz.
tayfın normal şartlarda değişmesi çok olası olmasa da son soruyu bununla bağlantılı olarak cevaplayayım.
4- tayflar, üçüncü soruya verdiğim cevaptan bağımsız olarak, zaman içerisinde değişir.
kafa karışıklığını gidermek için şunu söyleyeyim; yıldızlar kütleleri ile bağlantılı şekilde evrim geçirirler. evriminin belirli bir aşamasındayken yıldızın tayfının durduk yere, olağanüstü bir durum olmadan değişmesi pek olası değil. örneğin güneş şu an anakol yıldızı ve tayf yapısı genel olarak aynı.
yıldız anakol evresinden çıkıp diğer evrelere geçtikçe kimyasal kompozisyonu da değişebilir. cisim, yıldız rüzgârları ile uzaya madde savurduğu için yıldızın iç bölgeleri ortaya çıktıkça daha önce görmediğimiz elementleri görmeye başlayabiliriz. bu durum tayf çizgilerinin de yerini değiştirebilir. zira o çizgilerin yerleri, elementlerin parmak izi gibidir. hepsinin yeri kesin bir şekilde bellidir ve birbirlerinden farkldır.
genel olarak soğurma çizgileri gördüğümüz bir tayf, süpernova geçiren bir yıldızda salma çizgileri de gösterebilir. özetle tayfın genel görünümü yıldızın evrimine ve kimyasal kompozisyonunun değişip değişmemesine göre farklılık gösterebilir.
1- bu sorunun yanıtına ilişkin çok net bir cevabım yok açıkçası. birçok kaynağa baktım daha önce ama tam da aradığım yanıtı bulamadım. yine de kendimce bir yorum yapabilirim sanırım.
kirchhoff yasaları ışığında baktığımızda, arka planda yer alan sıcak bir ışınım kaynağı ve daha önde bulunan, görece olarak daha soğuk bir gaz kütlesinin ya da düşük basınç altındaki yüksek sıcaklıktaki bir gazın, bize yıldızların yapısını iyi kötü anlattığını görüyoruz. kara deliklere gelince... bunların elektromanyetik tayfın hiçbir bölgesinde ışınım yaymadıklarını söylüyoruz. yani ihtiyacımız olan sıcak arka plan cismi koşulunu sağlamıyorlar. hatta bazı kişilerin yanılgısının aksine, kara deliğin kendisi oldukça soğuktur ve sıcaklığı mutlak sıfıra yakındır.
kara deliğin kendisi soğuk olsa da etrafındaki birikim diskinde bulunan gazlar oldukça sıcaktır ve bölgenin sıcaklığı yaklaşık 1 milyon kelvini bulur. bu iki durumu birlikte göz önüne aldığımızda, klasik anlamda bir tayf görüntüsü beklemek pek de mümkün değil. yalnız kuantum spektrumu ya da termal spektrum denilen ve hawking ışınımı olayını yansıtıyor olabileceği tahmin edilen bir tayflarının olduğu kanıtlandı. yani her ne kadar, yukarıda olduğu gibi, tayfın hiçbir bölgesinde ışınım yaymadıklarını söylesek de bu durum %100 doğru değil. tek sorun, sıcak bir ışınım kaynağı olmamaları ve tayf konusunda bize zorluk çıkarmaları.
2- çift yıldızlar da güneş'ten pek farklı değil. sonuçta hepsi birer yıldız ve tayfları da temelde birbirine benziyor. yani bol bol soğurma çizgisi içeriyorlar.
3- içerik olarak tayfı değişen bir cisim duymadım * ama yıldızlarda tayf çizgilerinin yerleri, yıldızın hareketinden kaynaklı doppler kayması nedeniyle değişebilir periyodik olarak. bu özellik sayesinde çift yıldız sistemlerini yakalayabiliyoruz bazen. tayfsal çiftler diyoruz bunlara.
aşağıdaki şekil üzerinden daha iyi anlaşılır bu durum:

görselin kaynağı
sisteme tam karşısından baktığımızı düşünün. resimdeki gibi üstten baktığımızı değil. buna göre:
1. şekilde a yıldızı bize doğru gelirken b bizden uzaklaşıyor. bu durum tayf üzerinde a için maviye kayma, b için kırmızıya kayma olarak gözleniyor. bu da tayf üzerinde a çizgisinin maviye yakın, b çizgisinin kırmızıya yakın görünmesine yol açıyor.
2. şekilde yıldızlar yörüngeleri üzerinde, onlara tam karşıdan baktığımızı farz ettiğimiz için, birbirleriyle çakışıyorlar. bu durumda sanki tek bir çizgi varmış gibi görüyoruz tayfta. tabii yaklaşma ya da uzaklaşma durumu olmadığından, çizgi ortalama bir yerde ve toplam bir çizgi gibi davranıyor.
3. şekilde bu kez a uzaklaşırken b yaklaşıyor. ilk şeklin tam tersi olduğundan tayfta da tam ters yerlerde görüyoruz çizgileri.
4. şekilde ikinci şekildeki durumla aynı durumu görüyoruz.
tayfın normal şartlarda değişmesi çok olası olmasa da son soruyu bununla bağlantılı olarak cevaplayayım.
4- tayflar, üçüncü soruya verdiğim cevaptan bağımsız olarak, zaman içerisinde değişir.
kafa karışıklığını gidermek için şunu söyleyeyim; yıldızlar kütleleri ile bağlantılı şekilde evrim geçirirler. evriminin belirli bir aşamasındayken yıldızın tayfının durduk yere, olağanüstü bir durum olmadan değişmesi pek olası değil. örneğin güneş şu an anakol yıldızı ve tayf yapısı genel olarak aynı.
yıldız anakol evresinden çıkıp diğer evrelere geçtikçe kimyasal kompozisyonu da değişebilir. cisim, yıldız rüzgârları ile uzaya madde savurduğu için yıldızın iç bölgeleri ortaya çıktıkça daha önce görmediğimiz elementleri görmeye başlayabiliriz. bu durum tayf çizgilerinin de yerini değiştirebilir. zira o çizgilerin yerleri, elementlerin parmak izi gibidir. hepsinin yeri kesin bir şekilde bellidir ve birbirlerinden farkldır.
genel olarak soğurma çizgileri gördüğümüz bir tayf, süpernova geçiren bir yıldızda salma çizgileri de gösterebilir. özetle tayfın genel görünümü yıldızın evrimine ve kimyasal kompozisyonunun değişip değişmemesine göre farklılık gösterebilir.
devamını gör...
stres altında vücudun verdiği garip tepkiler
ben kaskatı kesiliyorum. çünkü o sırada beynimde fırtınalar kopuyordur.
devamını gör...
francis danby
1793-1861 tarihleri arasında yaşamış romantizm temsilcilerinden, irlandalı ressam.
çiftçi bir ailede büyüyen danby 1807'de dublin'e taşındı, burada royal dublin society okulu’nda resim dersleri aldı. bu dönem manzara resimleri çizmeye başladı.
daha sonra londra'ya taşınan sanatçı, bu dönemden itibaren bir çok eserini royal academy'de sergilemeye ve eserleri rağbet görmeye başladı. 1824'te sergilenen ‘'sunset at sea after a storm’' eseri çok yüksek bir fiyata satıldı, 1825'te associate of academy'e kabul edildi. bu muhteşem eseri hemen aşağıya iliştireyim.
sunset at sea after a storm (1824)
eşi başka bir ressamla kaçıp onu terkedince aniden paris'e taşındı. 1841'de ingiltere'ye tekrar dönene kadar akademi'de sergilenecek kadar önemli eserler üretmedi. 1840'ta yaptığı ''the deluge'' isimli eserinin dışında, bu eser akademi'de tek başına sergilenmiş. aşağıya ekliyorum.
the deluge (1840)
gün batımlarını, kocaman dağları, bazen sakin nehirleri, denizleri bazen de dev dalgaların arasında boğuşan gemileri, göz korkutacak derecede görkemli doğa manzaralarını resmetmiş kendisi. eserleri john martin'in tablolarına çok benziyor zaten. insan tablolarından gözlerini alamıyor.
shipwreck (1850)
daha fazla eserini incelemek isterseniz buradan
kaynak
çiftçi bir ailede büyüyen danby 1807'de dublin'e taşındı, burada royal dublin society okulu’nda resim dersleri aldı. bu dönem manzara resimleri çizmeye başladı.
daha sonra londra'ya taşınan sanatçı, bu dönemden itibaren bir çok eserini royal academy'de sergilemeye ve eserleri rağbet görmeye başladı. 1824'te sergilenen ‘'sunset at sea after a storm’' eseri çok yüksek bir fiyata satıldı, 1825'te associate of academy'e kabul edildi. bu muhteşem eseri hemen aşağıya iliştireyim.

eşi başka bir ressamla kaçıp onu terkedince aniden paris'e taşındı. 1841'de ingiltere'ye tekrar dönene kadar akademi'de sergilenecek kadar önemli eserler üretmedi. 1840'ta yaptığı ''the deluge'' isimli eserinin dışında, bu eser akademi'de tek başına sergilenmiş. aşağıya ekliyorum.

gün batımlarını, kocaman dağları, bazen sakin nehirleri, denizleri bazen de dev dalgaların arasında boğuşan gemileri, göz korkutacak derecede görkemli doğa manzaralarını resmetmiş kendisi. eserleri john martin'in tablolarına çok benziyor zaten. insan tablolarından gözlerini alamıyor.

daha fazla eserini incelemek isterseniz buradan
kaynak
devamını gör...
hem atatürk'e hem erdoğan'a aşığım
hem ayranım dökülmesin, hem gözüm dikilmesin ayarında açıklama. ben de leninist ülkücüyüm. yersen.
devamını gör...