platon
felsefe ve bilimde bir çok tartışmanın temellerini atmış seyrini değiştirmiş, sokratesin en gözde öğrencisi diye belirttiği düşünürdür. bir çok eserini yaktığı için şu yarım kalmış dizelere sahiptir;
"seni görmek için, gök kubbe gibi,
göz, göz olmak isterdim."
"seni görmek için, gök kubbe gibi,
göz, göz olmak isterdim."
devamını gör...
sevgilin ya da eşin tarafından aldatılsan affeder misin sorunsalı
söz konusu başlığı konu edinen stajyer adlı, aile tadındaki filmi öneririm. işte o zaman, büyük konuşmak yerine olaya, duruma ve konuma göre karar verilebilecek bir cevabı olduğunu anlıyorsunuz.
devamını gör...
ırkçılığın gerekli olması
ırkçı değilim. tüm mültecileri eşit bir şekilde sevmiyorum. çünkü mülteci sevmemek ile ırkçılığın çok bir alakası yok. ha eğer sen sırf arap olduğu için sevmiyorsan o ayrı konu.
bazı milletlerin kültürünü ve zihniyetini sevmemek de normaldir. ama bir de şu açıdan bakalım: iki adet insan farz edelim. sen aynı kültür, eğitim seviyesi ve entelektüel birikime sahip ki adet insandan birini bağrına basıp, diğerini ise sırf doğduğu yerden, ait olduğu etnisiteden veya renginden dolayı sevmiyorsan ırkçısındır. mesela ben hint kültüründen zerre hoşlanmam. ama ingiltere ve amerika gibi ülkelerde yetişmiş hintlilere hayranımdır. bu da ırkçılığa girmez.
gayet anlaşılır, gayet basit. aslında insanları çoğu; ırkları değil de, kültürleri ve anlayışları sevmediğinin farkında dahi değil. biz söylemiş olalım...
bazı milletlerin kültürünü ve zihniyetini sevmemek de normaldir. ama bir de şu açıdan bakalım: iki adet insan farz edelim. sen aynı kültür, eğitim seviyesi ve entelektüel birikime sahip ki adet insandan birini bağrına basıp, diğerini ise sırf doğduğu yerden, ait olduğu etnisiteden veya renginden dolayı sevmiyorsan ırkçısındır. mesela ben hint kültüründen zerre hoşlanmam. ama ingiltere ve amerika gibi ülkelerde yetişmiş hintlilere hayranımdır. bu da ırkçılığa girmez.
gayet anlaşılır, gayet basit. aslında insanları çoğu; ırkları değil de, kültürleri ve anlayışları sevmediğinin farkında dahi değil. biz söylemiş olalım...
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
1920'li yılların ilk yarısında kaleme alınmış bir stefan zweig kitabıdır. bir çırpıda okunabilir, son derece akıcıdır. 'romantik' öykülerden çok hoşlanmayan beni bile içine çekmiştir.
mektubu yazan kadının aşkına asla karşılık bulamayacağının farkında olması ama buna rağmen sevmekten vazgeçememesi, o çaresizliği, duygularının o yoğunluğu kelimelere çok güzel dökülmüş. eğer birini karşılıksız sevdiyseniz, işte o zaman kitabı çok daha hissederek ve ruhunuzda geçmek bilmeyen bir buruklukla okursunuz.
mektubu yazan kadının aşkına asla karşılık bulamayacağının farkında olması ama buna rağmen sevmekten vazgeçememesi, o çaresizliği, duygularının o yoğunluğu kelimelere çok güzel dökülmüş. eğer birini karşılıksız sevdiyseniz, işte o zaman kitabı çok daha hissederek ve ruhunuzda geçmek bilmeyen bir buruklukla okursunuz.
devamını gör...
edebiyatçıların ilginç ölümleri
hallac mansur, "enel hak" yani "ben allah' ım " dediği için idam edilerek öldürülmüştür. aslında söylemek istediği, kendi nefsini yok ettiği, ondan bir parça kalmadığı ve artık allah'ın bir yansıması olduğudur. tabii şeriata göre bu söylediği allah'a şirk koşmak olduğu için cezası idam olmuş, o da asla sözünden dönmemiştir. ölümünün ardından tüm eserleri yok edilmiş, saklayanlara da ağır cezalar verilmiştir. ancak tasavvuf öğretisini yaymak üzere 25 bin kilometre yürümüş olan mansur'un öğretileri sözlü gelenek ile saklanmış birçok tasavvuf şairine de ilham olmuştur.
devamını gör...
5 ayda 15 milyon lira kazanmak
devamını gör...
yazarların memleketleri
devamını gör...
eşine 12 lira bırakarak canına kıyan genç
bu başlığın sebebi siyasiyken ne demek siyaset konuşmayın?!! tam bir aktroll zırvalaması. buna sebep olanlar aynı acılarla sınanır umarım.
devamını gör...
direkt samimileşen insan
direklerin samimileşen bir insan olması ihtimali olmayacak olan bir durumdur. anca filmlerde ve oyunlarda olur olsa olsa.
ha eğer 'direkt' samimileşen insanı kastediyorsak bu kişilerden uzak durmak gerekir şahsımca. cıvık hareketler sergilemeleri muhtemeldir.
ha eğer 'direkt' samimileşen insanı kastediyorsak bu kişilerden uzak durmak gerekir şahsımca. cıvık hareketler sergilemeleri muhtemeldir.
devamını gör...
akdeniz iklimi
uzun bir güneşlenme süresi, mavi gökyüzü, sıcak bir deniz, kışı yağışlı ve ılık, yazı da kurak geçen bir yaz mevsimi, hakim olduğu sahillerde de deniz turizminin önünü açmasında rol oynamıştır.
devamını gör...
dondurma baş ağrısı
devamını gör...
yazmak için girilen başlığa yazamadan çıkmak
şöyle ufak bir göz gezdirdikten sonra yazacaklarıma benzer şeyler görünce başıma gelen durum. yazılanları beğenip çıkıyorum.
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına girecek olması
yakında sözlük radyosunda bir çınnn sesi duyabilirsiniz.*
devamını gör...
anın fotoğrafı
#1157814
chivas regal vardı da paylaşmadık mı? hıh!!
teessüf ediyorum, adımız hıdır elimizden gelen budur! *
sağlığına melting melting!
chivas regal vardı da paylaşmadık mı? hıh!!
teessüf ediyorum, adımız hıdır elimizden gelen budur! *
sağlığına melting melting!
devamını gör...
covid-19 salgınının biteceği tarih
covid-19 salgını bitmeyecek. bilim insanları söylemekten bıkmadı, bizim milletimiz duymazdan gelmekten bıkmadı.
arkadaşlar, bu işin şöyle olunacağı söyleniyor: önce tüm halk aşılanacak, akabinde ilaç sektörü devreye girecek. covid-19 kaptığında aile hekimin sana bir reçete yazacak, gidip o ilacı içeceksin bir iki gün burnun akar ya da akmaz, sonra işine devam edeceksin.
virüsün de zamanla bulaşım ve etki gücü azalacak. ama bitmeyecek. bugün çiçek hastalığı bitti mi? hayır. ama hasta oluyor muyuz? yine hayır. doğduğunda yapıyorlar aşıyı, mesele bitiyor.
arkadaşlar, bu işin şöyle olunacağı söyleniyor: önce tüm halk aşılanacak, akabinde ilaç sektörü devreye girecek. covid-19 kaptığında aile hekimin sana bir reçete yazacak, gidip o ilacı içeceksin bir iki gün burnun akar ya da akmaz, sonra işine devam edeceksin.
virüsün de zamanla bulaşım ve etki gücü azalacak. ama bitmeyecek. bugün çiçek hastalığı bitti mi? hayır. ama hasta oluyor muyuz? yine hayır. doğduğunda yapıyorlar aşıyı, mesele bitiyor.
devamını gör...
meja (yazar)
aşağıdaki iki tanımda da çelişkiye düşmüş yazardır.
#1369764
#1449969
yeni hem ege de küçük bir sahil kasabasına gitmek isterim demiş hem de hiç bir yere gidemem demiş
eyyyy yazar önce ne yapmak istediğine bir karar ver istersen.
şaka bir yana, yani benim gözlemlediğim kadarıyla on numara bir yazar kendisi çok afedersiniz at-avrat-silah kombinaysonu gibi
hem yazılımcı hem bilgili hem kadın*, tanımlarını ilgiyle okuyorum, daim olsun.
ek olarak; yani yazarlardan beklenti nedir bilmiyorum, burada okuduklarınızdan nasıl bir gerçeklik çıkarabiliyorsunuz, yeri geliyor güne bir ayet bırakıyoruz, yeri geliyor başı boşlara kapılıyoruz, kime tutarlılık borcumuz var? kime böyle bir taahhüdümüz var? demiyorum ki bir dediğimiz bir dediğimizi tutmasın elbet makul ölçüde bir tutarlılık sergilemeliyiz ancak tanımıma konu olan hadise bir şahsı toptan tutarsız yapacak bir şey değil, kaldı ki biz gelişen değişen bir varlık değil miyiz, ağzımızdan çıkanlar yada yazdıklarımız bizi ömür boyu esir mi alacak? sözlüğe girdiğimiz gibi çıkacaksak, sözlük bize ne katmış olacak? böyle motivasyon bozacak keyif kaçıracak işlerle uğraşmayın.
#1369764
#1449969
yeni hem ege de küçük bir sahil kasabasına gitmek isterim demiş hem de hiç bir yere gidemem demiş
eyyyy yazar önce ne yapmak istediğine bir karar ver istersen.
şaka bir yana, yani benim gözlemlediğim kadarıyla on numara bir yazar kendisi çok afedersiniz at-avrat-silah kombinaysonu gibi
hem yazılımcı hem bilgili hem kadın*, tanımlarını ilgiyle okuyorum, daim olsun.
ek olarak; yani yazarlardan beklenti nedir bilmiyorum, burada okuduklarınızdan nasıl bir gerçeklik çıkarabiliyorsunuz, yeri geliyor güne bir ayet bırakıyoruz, yeri geliyor başı boşlara kapılıyoruz, kime tutarlılık borcumuz var? kime böyle bir taahhüdümüz var? demiyorum ki bir dediğimiz bir dediğimizi tutmasın elbet makul ölçüde bir tutarlılık sergilemeliyiz ancak tanımıma konu olan hadise bir şahsı toptan tutarsız yapacak bir şey değil, kaldı ki biz gelişen değişen bir varlık değil miyiz, ağzımızdan çıkanlar yada yazdıklarımız bizi ömür boyu esir mi alacak? sözlüğe girdiğimiz gibi çıkacaksak, sözlük bize ne katmış olacak? böyle motivasyon bozacak keyif kaçıracak işlerle uğraşmayın.
devamını gör...
islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
islamı bildiğini iddia eden bir yazarın fos iddiası.
birisi sizin iyi olduğuna inandığınız bir şeyin iyi olduğunu ezberlemek zorunda değil. siz islamı iyi yayabilmiş olsaydınız zaten hakkında kötüdür diye konuşulmazdı. islam, zamanın şartlarında iyi veya kötü niyetle bir şekilde türemiş, türetilmiş, aptal inançlardan biridir.
gelinen şu dönemde geçmişe değil geleceğe bakan insan daha aklı selimdir ve 21. yy.'da islam muhabbeti yapmaktansa, yapmayan daha evladır. sanki dini siz bulmuşsunuz, kural maddelerini siz koymuşsunuz gibi bilmediğiniz açık kaynaklı kod olan ve hurafe anlatan bir dini canhıraş savunmayın derim.
senin için iyidir, kimse sana iyi diyorsun diye laf etmez, o sebeple sen de haddini bil ve çeneni kes.
birisi sizin iyi olduğuna inandığınız bir şeyin iyi olduğunu ezberlemek zorunda değil. siz islamı iyi yayabilmiş olsaydınız zaten hakkında kötüdür diye konuşulmazdı. islam, zamanın şartlarında iyi veya kötü niyetle bir şekilde türemiş, türetilmiş, aptal inançlardan biridir.
gelinen şu dönemde geçmişe değil geleceğe bakan insan daha aklı selimdir ve 21. yy.'da islam muhabbeti yapmaktansa, yapmayan daha evladır. sanki dini siz bulmuşsunuz, kural maddelerini siz koymuşsunuz gibi bilmediğiniz açık kaynaklı kod olan ve hurafe anlatan bir dini canhıraş savunmayın derim.
senin için iyidir, kimse sana iyi diyorsun diye laf etmez, o sebeple sen de haddini bil ve çeneni kes.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...

