boş ders
sadece öğrencileri değil öğretmenleri de ilgilendiren başlıktır. çok güzel ve verimli bir şekilde değerlendirilebilir.
benim boş ders için tercih ettiğim çeşitli etkinlikler vardır ve emin olun öğretmenler de öğrenciler kadar mutlu olur bu ders saatlerinde.
boş derste tercih ettiğim ilk aktivite öğrencilerle spor salonunda ilk tercih olarak futbol ama duruma göre voleybol ya da basketbol oynamak bunlardan biridir. ama maalesef okul idarecileri genelde öğretmenlerin boş derslerde böyle etkinliklerden uzak durmasını istiyorlar. zira kan ter içinde kalmış bir öğretmenin derse girmesi hoş bir şey olarak görülmüyor.
diğer bir etkinlik ise kitap okumak. okulun arkasındaki yeşillik alanda kahvemi yanıma alarak yapmaya çalıştığım bu etkinlik boş dersi olan bir başka öğretmen ya da “ hocam sorum vardı” diyerek fellik fellik beni arayıp bulan bir öğrenci gelene kadar sürebilir.
üçüncüsü en keyifsiz etkinlik. hazırlanması gereken evraklar, atılması gereken imzalar ve benzeri işler. ben bunları katip bartleby’den özenerek “ yapmamayı tercih ederim” şeklinde geçiştirip bir şekilde idarecilere unutturmaya çalışıp her seferinde de başarılı oluyorum.
dördüncü etkinlik ise öğrenciler için en keyifsiz etkinlik olmalı çünkü boş dersi olan bir sınıfın dersine giren boş dersi olan öğretmen sevilmez ve sevinmez. bundan kaçınmak için her türlü hile ve desiseye başvururum.
eğer bir okulda iseniz ve söz konusu boş ders ise gerisi teferruattır.
benim boş ders için tercih ettiğim çeşitli etkinlikler vardır ve emin olun öğretmenler de öğrenciler kadar mutlu olur bu ders saatlerinde.
boş derste tercih ettiğim ilk aktivite öğrencilerle spor salonunda ilk tercih olarak futbol ama duruma göre voleybol ya da basketbol oynamak bunlardan biridir. ama maalesef okul idarecileri genelde öğretmenlerin boş derslerde böyle etkinliklerden uzak durmasını istiyorlar. zira kan ter içinde kalmış bir öğretmenin derse girmesi hoş bir şey olarak görülmüyor.
diğer bir etkinlik ise kitap okumak. okulun arkasındaki yeşillik alanda kahvemi yanıma alarak yapmaya çalıştığım bu etkinlik boş dersi olan bir başka öğretmen ya da “ hocam sorum vardı” diyerek fellik fellik beni arayıp bulan bir öğrenci gelene kadar sürebilir.
üçüncüsü en keyifsiz etkinlik. hazırlanması gereken evraklar, atılması gereken imzalar ve benzeri işler. ben bunları katip bartleby’den özenerek “ yapmamayı tercih ederim” şeklinde geçiştirip bir şekilde idarecilere unutturmaya çalışıp her seferinde de başarılı oluyorum.
dördüncü etkinlik ise öğrenciler için en keyifsiz etkinlik olmalı çünkü boş dersi olan bir sınıfın dersine giren boş dersi olan öğretmen sevilmez ve sevinmez. bundan kaçınmak için her türlü hile ve desiseye başvururum.
eğer bir okulda iseniz ve söz konusu boş ders ise gerisi teferruattır.
devamını gör...
normal bir kadıköy beyefendisi
söndürün kalbimi
gidiyor gönlümün efendisi
durdurun onsuz olamam artık
yaktığın gururumu
uzaktan uzağa dayanamam
hiç kimselere yaramam artık
bu şarkı benden sana gelsin güzel insan çok duygulandım. elveda güzel insan elveda...
gidiyor gönlümün efendisi
durdurun onsuz olamam artık
yaktığın gururumu
uzaktan uzağa dayanamam
hiç kimselere yaramam artık
bu şarkı benden sana gelsin güzel insan çok duygulandım. elveda güzel insan elveda...
devamını gör...
aşk bu kızıl ötesi yaralı müzesi hareket edemem
serdar ortaç cupid'in okuyla yaralanmış ve yarası aşırı kanadığı için her yer kan olmuştur. ahmet haşim gibi batan güneşi ömrünün bitişi ile bağdaştıran serdar bu her yerin kan gölü olmasını akşam güneşinin kızıllığına benzetme bayrağını ileri taşıyarak kızıldan da öte kızıl ötesi olarak tasvir etmiştir.
insanlar müzelere giderek eski insanların yaşayışları hakkında fikir sahibi olurlar ve böylelikle onların hatalarını tekrarlamazlar. işte serdar da diyor ki benim bu ahvalim aşk yarası sonucu bu hale düşenler durumu görüp ibret alsın diye aşk yaralıları müzesinde sergilensin ve ben de balmumu bir heykel gibi durarak yeni kuşaklara bir ibret hikayesi olayım.
(bkz: eyyorlamam bu kadar)
insanlar müzelere giderek eski insanların yaşayışları hakkında fikir sahibi olurlar ve böylelikle onların hatalarını tekrarlamazlar. işte serdar da diyor ki benim bu ahvalim aşk yarası sonucu bu hale düşenler durumu görüp ibret alsın diye aşk yaralıları müzesinde sergilensin ve ben de balmumu bir heykel gibi durarak yeni kuşaklara bir ibret hikayesi olayım.
(bkz: eyyorlamam bu kadar)
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
birgün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
birgün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurlardan sonra büyürmüş başak
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
.
devamını gör...
sen çok farklısın
(bkz: ilk kez böyle hissediyorum)
devamını gör...
ölüm
ölüm düşünüldüğünde geriye kalan her şey anlamsızlaşır.
gerçekten de din ve ahlak felsefesi okumasını ve araştırmasını seviyorsanız belirli bir süre sonra bütün olayın "ölüm" kavramına tosladığını görürsünüz. her şeyin sonunda ölmek hayattayken yaptığımız hareketlerin ve bağlı olduğumuz yasaların geçerliliğini ortadan kaldırır. kısacası o, eğer teist biri değilseniz bağlı olduğunuz bütün değer yargılarını anlamsız kılar. yaşam dediğimiz şeye anlamı sadece dinler katabilir, sizler dinler olmadan sadece amaçlar edinebilirsiniz fakat anlam arayışınız dinler olmadan sonuçsuz kalır.
ölümün insana bir diğer etkisi de onu çıldırtıyor oluşudur. her insan ölüm üzerine kafa yormuştur, ölümünü hayal etmiştir, sonrasını düşünmüştür, korkmuştur. çünkü bilinmezdir. insanlığın hafızasında tamamen karanlıktır, hatta varsayımlar üzerine kuruludur bile diyebilirim.
ölümden korkmak kısmına gelirsek bu konuda en tatmin edici cevabı gördüğüm kadarıyla epikuros vermiştir.
ölümden korkmamalıyız çünkü ölümü deneyimleyemiyoruz. ben sadece ben olmayı bilirim. ben sadece ben olabilirim. ben asla sen olamam. ben sadece benim bilincimde olabilirim, beni hissedebilirim, beni tanımlayabilirim beni yaşayabilirim. seni de ancak kendi üstümden tanımlarım. sen canım acıyor dersin ben de kendi tecrübelerime dayanarak hissederek acıyı kendi üstümden tanımlar ve seni o şekilde anlayabilirim. sen bana benim bilmediğim bir hisle gelirsen ben onun ne olduğunu bilemem. mesela bana ölümün nasıl hissettirdiğini anlatabilir misiniz? veya ölümün nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz? daha önce hiç yaşamadığınız için bilmiyorsunuz. bana daha önce tatmadığım bir yemeğin tadını nasıl daha önce yediğim yemekler üzerinden anlatmaya ve o tatmadığım yemeğin tadını daha önce yediğim bir yemeği kast ederek "şuna benziyor" gibisinden açıklamaya başlayacaksanız bu, benim dış dünyayı kendi üzerimden ele alışımın bir kanıtıdır.
ölüm gerçekleştiğinde siz orada olmayacaksınız çünkü ölüm hayattaki bir olay değildir. bu da onu deneyimleme olanağını ortadan kaldırır, bilincinde olabileceğiniz bir şekilde "ölümü yaşama"nızı engeller.
ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum.
epikuros'un ve müritlerinin yaptığı şey gelecek hakkında hissettiklerimizle geçmiş hakkında hissettiklerimiz arasındaki farka işaret etmekti. biz bu iki zamandan sadece birini önemseriz. doğumumuzdan önceki zamanı düşünün, var olmadığınız dönemi. annenizin karnında geçirdiğiniz haftaları, hatta anne babanız için sadece bir ihtimal olduğunuz gebelik öncesi zamanı değil, dünyaya gelmeden önceki trilyonlarca yılı. doğumunuzdan önceki onca bin yıl oyunca var olmamakla ilgili endişemiz yoktur. niye biri var olmadığı tüm o zamanı önemsesin ki? fakat bu doğruysa, o zaman ölümden sonra var olmayacağımız tüm o sonsuz zamanı neden bu kadar çok düşünüyoruz ki? düşünme şekillerimiz asimetriktir. nedense doğumdan önceki dönemle ilgili değil de, ölümden sonraki dönemle ilgili endişelenmeye yatkınız. epikuros bunun bir hata olduğunu düşünüyordu. bunu gördüğünüzde ise ölümünüzden sonraki zamanı, doğumunuzdan önceki zamanla aynı şekilde düşünmeye başlarsınız. o zaman ölüm de büyük bir endişe olmaktan çıkar.*
epiküros, kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ölü bedende ne olursa olsun hissetmeye devam edecek bir parçamızın geride kaldığını düşünme hatası yaptığımızı söyler. kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ortama kendi bakış açımızdan bakarız, sanki orda bir yükseklikten mesela ağaçtan veya cenazeye katılanların arsından bakarız. o ortamı düşünüp hüzünleniriz; sevdiklerimiz ağlar, yalnızızdır, hayallerimizi gerçekleştirme olanağımız olmaz... oysa ölünce hayattayken hissettiğimiz duyguları hissedebilecek miyiz, hayattayken sahip olduğumuz duygulara sahip olabilecek miyiz, öldükten sonra tıpkı hayal ettiğimiz gibi gömülüşümüzü izleyebilecek miyiz? evet tüm bu soruların cevabı muğlak ve bilinmez. aslında korkumuzun sebebi de bir noktada burada yatar ve yaşama devam etmemizi sağlayan şey de bu bilinmezliktir.
gerçekten de din ve ahlak felsefesi okumasını ve araştırmasını seviyorsanız belirli bir süre sonra bütün olayın "ölüm" kavramına tosladığını görürsünüz. her şeyin sonunda ölmek hayattayken yaptığımız hareketlerin ve bağlı olduğumuz yasaların geçerliliğini ortadan kaldırır. kısacası o, eğer teist biri değilseniz bağlı olduğunuz bütün değer yargılarını anlamsız kılar. yaşam dediğimiz şeye anlamı sadece dinler katabilir, sizler dinler olmadan sadece amaçlar edinebilirsiniz fakat anlam arayışınız dinler olmadan sonuçsuz kalır.
ölümün insana bir diğer etkisi de onu çıldırtıyor oluşudur. her insan ölüm üzerine kafa yormuştur, ölümünü hayal etmiştir, sonrasını düşünmüştür, korkmuştur. çünkü bilinmezdir. insanlığın hafızasında tamamen karanlıktır, hatta varsayımlar üzerine kuruludur bile diyebilirim.
ölümden korkmak kısmına gelirsek bu konuda en tatmin edici cevabı gördüğüm kadarıyla epikuros vermiştir.
ölümden korkmamalıyız çünkü ölümü deneyimleyemiyoruz. ben sadece ben olmayı bilirim. ben sadece ben olabilirim. ben asla sen olamam. ben sadece benim bilincimde olabilirim, beni hissedebilirim, beni tanımlayabilirim beni yaşayabilirim. seni de ancak kendi üstümden tanımlarım. sen canım acıyor dersin ben de kendi tecrübelerime dayanarak hissederek acıyı kendi üstümden tanımlar ve seni o şekilde anlayabilirim. sen bana benim bilmediğim bir hisle gelirsen ben onun ne olduğunu bilemem. mesela bana ölümün nasıl hissettirdiğini anlatabilir misiniz? veya ölümün nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz? daha önce hiç yaşamadığınız için bilmiyorsunuz. bana daha önce tatmadığım bir yemeğin tadını nasıl daha önce yediğim yemekler üzerinden anlatmaya ve o tatmadığım yemeğin tadını daha önce yediğim bir yemeği kast ederek "şuna benziyor" gibisinden açıklamaya başlayacaksanız bu, benim dış dünyayı kendi üzerimden ele alışımın bir kanıtıdır.
ölüm gerçekleştiğinde siz orada olmayacaksınız çünkü ölüm hayattaki bir olay değildir. bu da onu deneyimleme olanağını ortadan kaldırır, bilincinde olabileceğiniz bir şekilde "ölümü yaşama"nızı engeller.
ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum.
epikuros'un ve müritlerinin yaptığı şey gelecek hakkında hissettiklerimizle geçmiş hakkında hissettiklerimiz arasındaki farka işaret etmekti. biz bu iki zamandan sadece birini önemseriz. doğumumuzdan önceki zamanı düşünün, var olmadığınız dönemi. annenizin karnında geçirdiğiniz haftaları, hatta anne babanız için sadece bir ihtimal olduğunuz gebelik öncesi zamanı değil, dünyaya gelmeden önceki trilyonlarca yılı. doğumunuzdan önceki onca bin yıl oyunca var olmamakla ilgili endişemiz yoktur. niye biri var olmadığı tüm o zamanı önemsesin ki? fakat bu doğruysa, o zaman ölümden sonra var olmayacağımız tüm o sonsuz zamanı neden bu kadar çok düşünüyoruz ki? düşünme şekillerimiz asimetriktir. nedense doğumdan önceki dönemle ilgili değil de, ölümden sonraki dönemle ilgili endişelenmeye yatkınız. epikuros bunun bir hata olduğunu düşünüyordu. bunu gördüğünüzde ise ölümünüzden sonraki zamanı, doğumunuzdan önceki zamanla aynı şekilde düşünmeye başlarsınız. o zaman ölüm de büyük bir endişe olmaktan çıkar.*
epiküros, kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ölü bedende ne olursa olsun hissetmeye devam edecek bir parçamızın geride kaldığını düşünme hatası yaptığımızı söyler. kendi ölümümüzü hayal ettiğimizde ortama kendi bakış açımızdan bakarız, sanki orda bir yükseklikten mesela ağaçtan veya cenazeye katılanların arsından bakarız. o ortamı düşünüp hüzünleniriz; sevdiklerimiz ağlar, yalnızızdır, hayallerimizi gerçekleştirme olanağımız olmaz... oysa ölünce hayattayken hissettiğimiz duyguları hissedebilecek miyiz, hayattayken sahip olduğumuz duygulara sahip olabilecek miyiz, öldükten sonra tıpkı hayal ettiğimiz gibi gömülüşümüzü izleyebilecek miyiz? evet tüm bu soruların cevabı muğlak ve bilinmez. aslında korkumuzun sebebi de bir noktada burada yatar ve yaşama devam etmemizi sağlayan şey de bu bilinmezliktir.
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona tipsiz olduğunu söylemek
söyleyince eline ne geçecek ki? birine yakışıklı olduğunu söyleyip gururunu okşarken , diğerine niye yüzünü beğenmedim deyip gururunu kırıyorsun?
onun elinde olmayan yakışıklılık, diĝerinin elinde mi?
onun elinde olmayan yakışıklılık, diĝerinin elinde mi?
devamını gör...
ekşi sözlük
"okşo sozlok oskoso gobo doğol obo yo."
bu arkadaşın ağzı neden yamuk bir fikrim yok fakat, söyleyeceklerim var. "sosyal medyayı bu kadar büyütmeyin, yazın geçin gibi" embesilce söylemler zaten, sosyal medyayı çöplüğe çevirdi. bu nedenle kafa sozluk gibi bir sözlük kuruluyor, bu sözlüğün kurulma amacı da, t24 gibi bilindik bir haber portalinda deklare ediliyor ancak anlama sıkıntısı olan bir arkadaş gelip burada, "sosyal medyayı büyütmeyin" diye bir açıklama yapabiliyor.
pardon da, sen kimsin? neyi büyütüp büyütmemem gerektiğini söyleme hakkını sana kim verdi?
saçma sapan genellemeler, ben o sozluk'te 6 senedir yazarım, çaylak falan da değilim. söylendiği gibi de "kafa sözlük" hakkında da hiç iyi şeyler yazılmıyor, akla mantığa aykırı iftira dolu. olumlu şeyler yazanlar da, buraya göç etmiş güruh.
yani şu başlığa gelip hicbirsey yazmak gibi bir niyetim yok, fakat şu hadsizlige tahammül etmek zor. "sosyal medyayı büyütmeyin" mis, bırakın istediğimiz yere sicalim diyor yani, sıçamazsın arkadaşım.
bu arkadaşın ağzı neden yamuk bir fikrim yok fakat, söyleyeceklerim var. "sosyal medyayı bu kadar büyütmeyin, yazın geçin gibi" embesilce söylemler zaten, sosyal medyayı çöplüğe çevirdi. bu nedenle kafa sozluk gibi bir sözlük kuruluyor, bu sözlüğün kurulma amacı da, t24 gibi bilindik bir haber portalinda deklare ediliyor ancak anlama sıkıntısı olan bir arkadaş gelip burada, "sosyal medyayı büyütmeyin" diye bir açıklama yapabiliyor.
pardon da, sen kimsin? neyi büyütüp büyütmemem gerektiğini söyleme hakkını sana kim verdi?
saçma sapan genellemeler, ben o sozluk'te 6 senedir yazarım, çaylak falan da değilim. söylendiği gibi de "kafa sözlük" hakkında da hiç iyi şeyler yazılmıyor, akla mantığa aykırı iftira dolu. olumlu şeyler yazanlar da, buraya göç etmiş güruh.
yani şu başlığa gelip hicbirsey yazmak gibi bir niyetim yok, fakat şu hadsizlige tahammül etmek zor. "sosyal medyayı büyütmeyin" mis, bırakın istediğimiz yere sicalim diyor yani, sıçamazsın arkadaşım.
devamını gör...
yara bandı ilişkileri
eski sevgiliyi unutmak için yaşanan,kısa süreli bir ilişkidir.
devamını gör...
dil tarih ve coğrafya fakültesi
hayallerimi süsleyen fakülte, idi.
kapısından içeri ilk girdiğim günü dün gibi hatırlıyorum. yaz tatili, okul boş. ankara'da yaşıyor olmanın verdiği rahatlık ile kazandıktan sonra gitmiş, güvenlikten içeriye giriş izni istemiş, içeride zaten bir kaç kişi hariç kimse yok demesi ile bahçesinde gezinmeme müsaade etmişti. o günü hiç unutmuyorum. teşekkürler güvenlikçi apla.
cumhuriyet döneminde inşa edilmesi sebebi ile tarihi eser sayılan ana binanın arkasında iki tane yapım tarihlerini bilmediğim sonradan yapılma ucube binalar ile kontenjanı arttırılmış olsa da hem bu binaların içi ve dışı, hem de güzelim bahçeyi katletmesi ile insanın içini bayan güzelim fakültenin her fırsatta başka yere taşınacağı dillendirilir.
kılık kıyafetten kimin neci olduğunu anlarsınız. güzel ülkemin dört bir yanında malum olan parka, kirli sakal, uzun saç solcu; palto, gömlek, subay/alabulus saç traşı, düzgün çıkanlarda hilal bıyık sağcı öğrenci profili burada da son demine kadar yaşamakta ve yaşatılmaktadır. baraka diye tabir edilen ve ana binanın asıl giriş kapısından bahçeye geçerken hemen karşınıza çıkan yerde sol meşrepli öğrenciler takılırken, az önce tarif ettiğim kapından girince bahçeye adım atmadan hemen sağ tarafınıza giden patika yoldan arka kantine ulaşırsınız ve burası da sağ meşrepli öğrencilerin takıldığı ancak gayr-i resmi olarak bölge idaresinin ülkücülerin elinde olduğu yerdir.
ortak sınavlar, ortak dersler, kütüphane ve özellikle yemekhanede kendinize dikkat edin. her an bir kavganın ortasında kendinizi bulabilirsiniz.
ne idüğünü bilmediğiniz kişiler ile konuşurken dikkatli olun. ertesi gün örgüt üyesi olmaktan alınabilir, başınız ağrıyabilir. * kamuya açık alanlarda otururken, kalkarken dikkat edin. gerçi yeni gençlerde ve hocalarda bu pek yok ancak ne bileyim, bir hocanın yanında bacak bacak üstüne oturmak veya onun karşısında sigara içmek bana göre değil, ha herkesin giydiğine kimse karışamaz, ancak ihtiyar ateşin var mı yia dediğiniz kişi bir sonraki dersinize girebilir. *
burada okumayı düşünen arkadaşlara tavsiyem bir adet miğfer alsınlar. biber gazına karşı bağışıklık güçlendirecek şeyler faydalı olur. aikido öğrenmelerini de tavsiye ederim.
kapısından içeri ilk girdiğim günü dün gibi hatırlıyorum. yaz tatili, okul boş. ankara'da yaşıyor olmanın verdiği rahatlık ile kazandıktan sonra gitmiş, güvenlikten içeriye giriş izni istemiş, içeride zaten bir kaç kişi hariç kimse yok demesi ile bahçesinde gezinmeme müsaade etmişti. o günü hiç unutmuyorum. teşekkürler güvenlikçi apla.
cumhuriyet döneminde inşa edilmesi sebebi ile tarihi eser sayılan ana binanın arkasında iki tane yapım tarihlerini bilmediğim sonradan yapılma ucube binalar ile kontenjanı arttırılmış olsa da hem bu binaların içi ve dışı, hem de güzelim bahçeyi katletmesi ile insanın içini bayan güzelim fakültenin her fırsatta başka yere taşınacağı dillendirilir.
kılık kıyafetten kimin neci olduğunu anlarsınız. güzel ülkemin dört bir yanında malum olan parka, kirli sakal, uzun saç solcu; palto, gömlek, subay/alabulus saç traşı, düzgün çıkanlarda hilal bıyık sağcı öğrenci profili burada da son demine kadar yaşamakta ve yaşatılmaktadır. baraka diye tabir edilen ve ana binanın asıl giriş kapısından bahçeye geçerken hemen karşınıza çıkan yerde sol meşrepli öğrenciler takılırken, az önce tarif ettiğim kapından girince bahçeye adım atmadan hemen sağ tarafınıza giden patika yoldan arka kantine ulaşırsınız ve burası da sağ meşrepli öğrencilerin takıldığı ancak gayr-i resmi olarak bölge idaresinin ülkücülerin elinde olduğu yerdir.
ortak sınavlar, ortak dersler, kütüphane ve özellikle yemekhanede kendinize dikkat edin. her an bir kavganın ortasında kendinizi bulabilirsiniz.
ne idüğünü bilmediğiniz kişiler ile konuşurken dikkatli olun. ertesi gün örgüt üyesi olmaktan alınabilir, başınız ağrıyabilir. * kamuya açık alanlarda otururken, kalkarken dikkat edin. gerçi yeni gençlerde ve hocalarda bu pek yok ancak ne bileyim, bir hocanın yanında bacak bacak üstüne oturmak veya onun karşısında sigara içmek bana göre değil, ha herkesin giydiğine kimse karışamaz, ancak ihtiyar ateşin var mı yia dediğiniz kişi bir sonraki dersinize girebilir. *
burada okumayı düşünen arkadaşlara tavsiyem bir adet miğfer alsınlar. biber gazına karşı bağışıklık güçlendirecek şeyler faydalı olur. aikido öğrenmelerini de tavsiye ederim.
devamını gör...
hemanjiyom
çocuklarda en fazla görülen benign tümördür.
karaciğerde en fazla bulunan benign tümör ise kavernöz hemanjiyomdur.
karaciğerde en fazla bulunan benign tümör ise kavernöz hemanjiyomdur.
devamını gör...
sözlük yazarlarının evdeki konumu
kedi nin hizmetlisi
devamını gör...
aldanı- aldatı
özdemir asaf şiiri.
“benim düşlerimin içinde
o uyuyordu, duyuyordum.
ben bir uykusunda onun,
bir düş'ünde bulundum..
uyuyordu,duyuyordu,
avundum.
ıı
benim düşlerimin içinde
o uyumuyordu, biliyordum.
ben ne bir uykusunda onun,
ne de bir düş'ünde bulundum..
bulunsaydım,
vururdum.“
“benim düşlerimin içinde
o uyuyordu, duyuyordum.
ben bir uykusunda onun,
bir düş'ünde bulundum..
uyuyordu,duyuyordu,
avundum.
ıı
benim düşlerimin içinde
o uyumuyordu, biliyordum.
ben ne bir uykusunda onun,
ne de bir düş'ünde bulundum..
bulunsaydım,
vururdum.“
devamını gör...
the crow (1994)
aslen james o' barr'ın gotik temalı bir çizgi romanı olan film, 1994 yılında vizyona girmiştir. filmin başrolünü brandon lee üstlenmiş, film tamamlanmadan maalesef hayatını kaybetmiştir. ölümünün cinayet olduğunu düşünen insan sayısı bir hayli fazladır. ondan geriye kalan ise, izleyicilerin kulaklarının pasını silen gitar solosudur.
devamını gör...
annesinden dayak yemiş sözlük yazarları
hiç dayak yemedim. gayet mantıklı, olgun, aklı başında bir çocuktum.
bir de ailede öyle bir eğitim alıyordum ki saftiriğin de önde gideniydim.
mahallede bir anlaşmazlık olunca şahit olduysam bana soruyorlardı, bir gün biri “neden ona soruyoruz”* dedi ve “o hiç yalan söylemiyor” dedi diğer çocuklar, yalnız ben bunun hiç farkında değildim çünkü yalan ne bilmiyordum. bu nedenle çok kandırılırdım. çocukluk fotoğraflarım var görünce direk kandırma isteği uyanıyor*.
bir de ailede öyle bir eğitim alıyordum ki saftiriğin de önde gideniydim.
mahallede bir anlaşmazlık olunca şahit olduysam bana soruyorlardı, bir gün biri “neden ona soruyoruz”* dedi ve “o hiç yalan söylemiyor” dedi diğer çocuklar, yalnız ben bunun hiç farkında değildim çünkü yalan ne bilmiyordum. bu nedenle çok kandırılırdım. çocukluk fotoğraflarım var görünce direk kandırma isteği uyanıyor*.
devamını gör...
geceye bir fotoğraf bırak

yıl 2014. van’ın gürpınar ilçesi, yalınca köyü (çeli mezrası). 3 yaşındaki küçük muharrem aniden ateşlenerek hastalanır. kar yağışı sebebiyle yollar kapalıdır. sağlık ekibinin bölgeye intikal edememesi sonucunda; minik muharrem hayata gözlerini yumar. babası alır muharrem’in naaşını, bir çuvala koyar; mezradan köye kadar 4 saat boyunca sırtında taşır…
devamını gör...