kaktüs beslemek
önce birer birer başlıyorsun almaya sonra bir bakmışsın bağımlılık yapmış evin içi bu dikenli canlılarla dolup taşmış. susuzluktan değil de çok sulamaktan ölen, çürüyen bu bitkicikler çok ilgiyi sevmezler. birazcık kendi hallerine bırakacaksın ki kafalarını dinlesinler. balkonumda her birine ayrı ayrı yer yapmışımdır. tehlikeli türleri de vardır. tavşan kaktüsün ince ve sivri dikenleri evcil hayvanlara (kedilere, köpeklere) alerji yapabilir. insanlar içinde bazı türler alerjik reaksiyon gösterebilirler. efenim bu dikenli canlıların dikenleri saksı değişimi sırasında ellerinize batabilir. bunun için gazete kağıtları, eldivenler veya kaktüs tutaçları ile tutulup rahatlıkla saksı değişimi yapabilirsiniz. her gün her birini sever, öper alıp bağrıma basardım. ama baktım ki çok ilgiden şımarıyorlar ilgi alakayı kesince bir tanesi dikkat çekmek için çiçek bile açmıştır. (bkz: ziyaa ziyaaaa) neyse velhasıl kelam kaktüs beslemek de bir sanattır, hobidir. herkesin rahatlıkla besleyebileceği bir
bitki türüdür. efenim eşiniz sinir mi etti sizi bol dikenli olanı fırlatın kafasına...
neyse evlatlarımdan birini atıp burayı terk ediyorum.
bitki türüdür. efenim eşiniz sinir mi etti sizi bol dikenli olanı fırlatın kafasına...
neyse evlatlarımdan birini atıp burayı terk ediyorum.
devamını gör...
nörotransmitter madde
nöronlar arasındaki trafiğin, sinirsel sinyalleri elektrikselden kimyasala dönüştürmek suretiyle açık kalmasını sağlayan kimyasallar.
bildiğin nöronlar arası trafik polisi işte.
bildiğin nöronlar arası trafik polisi işte.
devamını gör...
nazar boncuğu
eğer kötü birşeylerden koruyacağı düşünülüyorsa şirktir. müslümanların uzak durması gerekir.
devamını gör...
inanmak
bir şeyin varlığını kabul etmektir. inancı yitirmek ise sonrasında acı vericidir.
ilk önce tanrıya inanmayı bıraktım sonra da aşka. bugün fark ettim ki ikisi de bende aynı hayal kırıklığını uyandırdı.
küçük bir kızken allah'a inanıyordum. üzüldüğüm zaman dua ediyor; her şeyin geçeceğine, bunların bir sınav olduğuna, tanrının bizi sevdiğine inanıyordum.
aşk ise bir büyüydü benim için. birini gerçekten sevince iliklerine dek hissediyorsun bunu. yarattığı his, biri için vazgeçilmez olma duygusu, yanında yaşlanacağın biri olması ve güven mutluluğu getiriyordu.
şimdi ise onların yerinde kocaman bir boşluk var. içimde büyüyor. ve nasıl durduracağımı bilmiyorum.
bir hata yaptığımda bu şeytanın işi olmuyor. ve tüm suç bana kalıyor. kendini affetmek ise bir başkasını suçlamaktan çok daha zor geliyor.
yanında olduğum adama dair hislerimi ise nasıl isimlendireciğimi bilmiyorum. sevgi, heyececan, arzu... evet bunlar var. ama bu benim inandığım aşk değil.
iflah olmaz bir romantiğim ben. ve evet sanırım acı en derinden hissedebildiğim tek duygu. bir şeyler hissetmek için bazen bana acı veren şeyler yapıyorum. çünkü hissiz olmak, boşlukta asılı kalmak demek. ve ben boşlukla nasıl savaşılır bilmiyorum, mağlubiyeti ise hiç sevmiyorum.
yeniden hissetmek, inanmak istiyorum.
ilk önce tanrıya inanmayı bıraktım sonra da aşka. bugün fark ettim ki ikisi de bende aynı hayal kırıklığını uyandırdı.
küçük bir kızken allah'a inanıyordum. üzüldüğüm zaman dua ediyor; her şeyin geçeceğine, bunların bir sınav olduğuna, tanrının bizi sevdiğine inanıyordum.
aşk ise bir büyüydü benim için. birini gerçekten sevince iliklerine dek hissediyorsun bunu. yarattığı his, biri için vazgeçilmez olma duygusu, yanında yaşlanacağın biri olması ve güven mutluluğu getiriyordu.
şimdi ise onların yerinde kocaman bir boşluk var. içimde büyüyor. ve nasıl durduracağımı bilmiyorum.
bir hata yaptığımda bu şeytanın işi olmuyor. ve tüm suç bana kalıyor. kendini affetmek ise bir başkasını suçlamaktan çok daha zor geliyor.
yanında olduğum adama dair hislerimi ise nasıl isimlendireciğimi bilmiyorum. sevgi, heyececan, arzu... evet bunlar var. ama bu benim inandığım aşk değil.
iflah olmaz bir romantiğim ben. ve evet sanırım acı en derinden hissedebildiğim tek duygu. bir şeyler hissetmek için bazen bana acı veren şeyler yapıyorum. çünkü hissiz olmak, boşlukta asılı kalmak demek. ve ben boşlukla nasıl savaşılır bilmiyorum, mağlubiyeti ise hiç sevmiyorum.
yeniden hissetmek, inanmak istiyorum.
devamını gör...
ülke ekonomisinin temmuz'da sıçrama yapacak olması
'sıçrarken bir yerimize zeval gelmez inş. dinimiz amin.' diyeceğim başlıktır.
devamını gör...
herkesin anlattığı lise aşkı olayını yaşamamış insan
herkesin yaşadığı düşünülen ama yaşamayan insanların da olduğu bir durumdur. yaşanılmaması da hayrete düşürmemelidir.
devamını gör...
sarı leblebi vs beyaz leblebi
sarı leblebinin yemesi daha kolay olsa da lif kaynağı açısından daha faydalı olan beyaz leblebiyi tercih ettiğim versustur. kırılan birkaç diş ve ağız kenarlarında beyazlık gibi yan etkileri vardır.
devamını gör...
orta çağ'da yaşayacak olsan yapacağın meslek
alim olurdum * çağa damga vurmuş ünlü düşünür ibn-i nikimyok
devamını gör...
günler aylar yıllar
hayatla inatlaşan bir adam ve köpeğinin öyküsü. evet tam anlamıyla böyle bir tanım yapmak gerekiyor zira amcamız ve köpeği adeta hayatla inatlaşıyorlar. sen mi galip geleceksin yoksa ben mi yarışına giriyorlar. şimdi hikayeyi biraz baştan alacak olursak buradan sonrası için yola spoiler uyarısı ile devam edeceğiz.
amcamız en başta köylüler ayrılırken biraz tembellik ediyor gibi geldi bana. şimdi kim kalkıp buradan gidecek teee o kadar yolu yahu der gibiydi sanki. yani o tarlada bulduğu bir fidan bana çok da gerçekçi gelmedi orada kalması adına üşengeçliğinin bir kılıfıydı sanki.
fakat sonra amcamızın samimiyetine inanmaya başladığımız bir dizi olaylar oldu ki yahu bu adam resmen hayatla inatlaşıyor ölüme meydan okuyor dedim kendime okuduğum her satırda. öykü ile ilgili benim canımı sıkan en büyük nokta çeviri oldu.
küfürler bana çok geçmedi açıkçası. şimdi tabii kitap çince, hal böyle olunca orjinal dilinden okuyamıyorum e çeviriyi yapan çevirmen de bu işin uzmanı bir itirazım yok. ama ne bileyim küfürler bana çok geçmedi kitapta. neyse çok küfür yoktu zaten.
kitapla ilgili en güzel şey şuydu kitap hayal satmıyordu. tamam inatçılığı, hayata tutunmayı, mücadeleyi vs öğretiyordu belki ama şunu da alt metin olarak kocaman puntolarla aslında yazıyordu zihnimize: "hayata karşı mücadelenizde kazanan hayat olur. kıçı ile inatlaşan altına sıçar."
nihayetinde de öyle oldu, mısır büyüdü ama mısırın büyüdüğünü kim gördü ki? bana geçmedi hikayenin sonu. şu eleştiriyi yapacaklar olacaktır bu entryimi okuyunca. yahu işte oldu adam kazandı mısır yetişti kendisi gübre oldu. oldu kardeşim olmadı demiyorum ama nihayetinde adam öldü. o mısır mahsulünü alıp köpeciği ile yiyebildi mi? hayır.
işte böyle bir öyküdür bu kitap. lianke yazı dili olarak betimlemelerinde çok başarılı değildi bence bu öyküsünde. bana öyle geldi en azından. betimlemeler bana pek geçmedi. daha düz bir anlatımı vardı zihnimde çok canlanmadı o öykü. ama inatlaşması bana geçti hoşuma gitti inatlaşan insanları severim.
amcamız en başta köylüler ayrılırken biraz tembellik ediyor gibi geldi bana. şimdi kim kalkıp buradan gidecek teee o kadar yolu yahu der gibiydi sanki. yani o tarlada bulduğu bir fidan bana çok da gerçekçi gelmedi orada kalması adına üşengeçliğinin bir kılıfıydı sanki.
fakat sonra amcamızın samimiyetine inanmaya başladığımız bir dizi olaylar oldu ki yahu bu adam resmen hayatla inatlaşıyor ölüme meydan okuyor dedim kendime okuduğum her satırda. öykü ile ilgili benim canımı sıkan en büyük nokta çeviri oldu.
küfürler bana çok geçmedi açıkçası. şimdi tabii kitap çince, hal böyle olunca orjinal dilinden okuyamıyorum e çeviriyi yapan çevirmen de bu işin uzmanı bir itirazım yok. ama ne bileyim küfürler bana çok geçmedi kitapta. neyse çok küfür yoktu zaten.
kitapla ilgili en güzel şey şuydu kitap hayal satmıyordu. tamam inatçılığı, hayata tutunmayı, mücadeleyi vs öğretiyordu belki ama şunu da alt metin olarak kocaman puntolarla aslında yazıyordu zihnimize: "hayata karşı mücadelenizde kazanan hayat olur. kıçı ile inatlaşan altına sıçar."
nihayetinde de öyle oldu, mısır büyüdü ama mısırın büyüdüğünü kim gördü ki? bana geçmedi hikayenin sonu. şu eleştiriyi yapacaklar olacaktır bu entryimi okuyunca. yahu işte oldu adam kazandı mısır yetişti kendisi gübre oldu. oldu kardeşim olmadı demiyorum ama nihayetinde adam öldü. o mısır mahsulünü alıp köpeciği ile yiyebildi mi? hayır.
işte böyle bir öyküdür bu kitap. lianke yazı dili olarak betimlemelerinde çok başarılı değildi bence bu öyküsünde. bana öyle geldi en azından. betimlemeler bana pek geçmedi. daha düz bir anlatımı vardı zihnimde çok canlanmadı o öykü. ama inatlaşması bana geçti hoşuma gitti inatlaşan insanları severim.
devamını gör...
perfect blue
satoshi kon abimizin bütün filmleri önerimdir özellikle animasyon yapmaya meraklı olanlar, manga ve çizgi romancılık ile uğraşanlar ve psikolojik filmlere bayılanlar için. kendisi eşsiz bir kurgu ustasıdır iç içe geçen olay örgüleri ve klasik anime anlayışının dışında sahne geçişleriyle apayrı bir çizgi tutturan satoshi kon yapımları ders olarak okutulacak niteliktedir. tüm filmlerinin yanı sıra perfect blue filminin yeri bir başkadır. bu film (satoshi kon’un bütün filmlerinde olduğu gibi) anlaşılması biraz güçtür. film bittikten sonra biraz durup düşünmeyi ve analiz etmeyi gerektirir.* film genel olarak kişilik bozukluğunu satoshi kon tarzıyla ele alır. bu da perfect blue filmini ayıran özelliktir. psikolojik ve gerilim filmleri seven arkadaşlar bu filmi atlamasınlar derim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
gökyüzünde sirius bulutları görüyorsanız 1 - 2 güne yağmur geliyordur.
devamını gör...
4 mart 2021 bitlis'te askeri helikopter kazası
ateş düştüğü yeri yakar. allah ailelerine sabır versin.
devamını gör...
öğretmen olmak
başka bir öğretmenden devaraldığım vasat ötesi sınıfıma her ders, eksiklerini telafi edip yeni şeyler öğretmek için istikrarla enerjik bir şekilde girebilmektir. bazen içsel sinir krizi geçirip öğrencilere hiç yansıtmadan gülümseyerek bir daha deneyebilmektir.
devamını gör...
converse ayakkabı giyilen korkunç dönem
korkunc olduğunu düşünmediğim dönem. pantolon, etek,elbise hepsinin altına yakıştığını düşünüyorum ve hala giyiyorum.
devamını gör...
sinirsiz stressiz bir hayat
nasip olur mu..sanmam.
bu gidisle cildimiz de düzelmez kaderimiz de.
bu gidisle cildimiz de düzelmez kaderimiz de.
devamını gör...
elmalı çocuk istismarı davası
iki pislige nasil hakaret edecegimi sasirdigim durum. basından, internetten cocuk istismariyla ilgili bir duzine haber gordum ama hicbiri bu denli mide bulandirici degildi. oz annesi yahu oz anne! cidden bu olaya nasil yorum yapilir, ne soylense yerini bulur bilmiyorum ben tikandim. soylecek cok sey var halbuki... bu cocuklara bunlari yapanlari, onlara para karsiligi dokunanlari, o insan musveddelerini serbest birakanlarin tez vakitte belasini bulmasi dilegiyle.
devamını gör...
merhaba
madem daha önce kimse söylememiş, o halde merhaba.
devamını gör...
kapaklı samsung telefon
samsung’un e1150 modelinin halk arasındaki adıdır ya da öyle olmalıdır, en azından benim için.

günümüzün çok amaçlı telefonlarından çok ama çok farklı olan bu telefon tam bir görev insanı gibidir. verilen işi layıkıyla yerine getirir. onu da yapayım, bunu da yapayım demez. haddini bilir, kendini tanır ve tabii ki tevazu sahibidir.
biraz asosyal olduğunu kabul edebiliriz ama bu nitelemeyi olumsuz anlamda kullanamayız. sosyal medya platformlarına asla yüz vermez. mesajlaşma programları ile arası hiç ama hiç hoş değildir. sadece standart sms kullanımı kendisi ve sahibi için yeterlidir.
bir sohbet esnasında yenmiş elmalı, insanları birbirine bağlama temalı, güllü dallı telefonlar gibi masada yerini almak yerine usulca sahibinin onu koyduğu yerde bekler bir graham bell evladı ararsa ses vermek üzere.
çok ihtimam da istemez. atsan kırılmaz, satsan alınmaz. dayanıklıdır; yanmaz yapışmaz. ayrıca kullanışlıdır da. ama belli ritüeller gerektirir. eğer kapaklı samsung kullanıyorsanız yaptığınız konuşma bitince telefonun kapağını çenenizle kapatmanız gerekir.

evet belki mazide kaldı kapaklı samsung ama marka sadakatine verdiğimiz önem gereği onu unutmayacağız. değiştirdiğimiz bütün telefonlar yenisini elimize alır almaz unutulurken kapaklı samsung unutulmaz.
bu da elmagillere kapak olsun.

günümüzün çok amaçlı telefonlarından çok ama çok farklı olan bu telefon tam bir görev insanı gibidir. verilen işi layıkıyla yerine getirir. onu da yapayım, bunu da yapayım demez. haddini bilir, kendini tanır ve tabii ki tevazu sahibidir.
biraz asosyal olduğunu kabul edebiliriz ama bu nitelemeyi olumsuz anlamda kullanamayız. sosyal medya platformlarına asla yüz vermez. mesajlaşma programları ile arası hiç ama hiç hoş değildir. sadece standart sms kullanımı kendisi ve sahibi için yeterlidir.
bir sohbet esnasında yenmiş elmalı, insanları birbirine bağlama temalı, güllü dallı telefonlar gibi masada yerini almak yerine usulca sahibinin onu koyduğu yerde bekler bir graham bell evladı ararsa ses vermek üzere.
çok ihtimam da istemez. atsan kırılmaz, satsan alınmaz. dayanıklıdır; yanmaz yapışmaz. ayrıca kullanışlıdır da. ama belli ritüeller gerektirir. eğer kapaklı samsung kullanıyorsanız yaptığınız konuşma bitince telefonun kapağını çenenizle kapatmanız gerekir.

evet belki mazide kaldı kapaklı samsung ama marka sadakatine verdiğimiz önem gereği onu unutmayacağız. değiştirdiğimiz bütün telefonlar yenisini elimize alır almaz unutulurken kapaklı samsung unutulmaz.
bu da elmagillere kapak olsun.
devamını gör...

