ukdeleri kendi fikriymiş gibi dolduran yazar
başlığı açan yazar anladığım kadarıyla, ukdeyi bırakan yazarın isminin belirtilmesi gerektiği vurgusunda bulunmak istemiş. evet bu bir saygıdır, en azından tanımın altına küçük bir not düşülmelidir.
devamını gör...
dut ağacı boyunca
bir azerbaycan türküsü. farklı seslendirmeleri mevcut türkünün sözleri:
dut ağacı boyunca
dut yemedim doyunca
yari halvette gördüm
danışmadım doyunca
menim balam kime neyler
körpe balam kime neyler
menim balam ay balam
körpe balam ay balam
kızıl üzüm siyahladı
verdim anam sahladı
anama kurban olum
meni tez adahladı
gedirdim yavaş yavaş
ayağıma değdi taş
senden mene yar olmaz
gel olah bacı gardaş
her ne kadar müziğin dili olmasa da türkü hakkında doğru yorum yapabilmek için türkçede de bir anlama sahip olan sözcüklerin aslında söylendiği dile bakmak gerekiyor. örneğin "danışmak" eylemi azerbaycan dilinden türkçeye "demek, söylemek" şeklinde çevriliyor.
dut ağacının mitolojik kökleri ise türküye farklı bir hikaye kazandırıyor ki türküde de bu hikayeye göndermeler mevcut. dut nihayetinde meyvesinin lekesinin en iyi koruk dutlar ile temizlenebildiği, ağacı ise bağlama başta olmak üzere farklı çalgıların gövdesini oluşturan bir bitki.
dut ağacı boyunca
dut yemedim doyunca
yari halvette gördüm
danışmadım doyunca
menim balam kime neyler
körpe balam kime neyler
menim balam ay balam
körpe balam ay balam
kızıl üzüm siyahladı
verdim anam sahladı
anama kurban olum
meni tez adahladı
gedirdim yavaş yavaş
ayağıma değdi taş
senden mene yar olmaz
gel olah bacı gardaş
her ne kadar müziğin dili olmasa da türkü hakkında doğru yorum yapabilmek için türkçede de bir anlama sahip olan sözcüklerin aslında söylendiği dile bakmak gerekiyor. örneğin "danışmak" eylemi azerbaycan dilinden türkçeye "demek, söylemek" şeklinde çevriliyor.
dut ağacının mitolojik kökleri ise türküye farklı bir hikaye kazandırıyor ki türküde de bu hikayeye göndermeler mevcut. dut nihayetinde meyvesinin lekesinin en iyi koruk dutlar ile temizlenebildiği, ağacı ise bağlama başta olmak üzere farklı çalgıların gövdesini oluşturan bir bitki.
devamını gör...
ateist kaplumbağa
şimdi benim kafam karıştı. kaplumbağalarda din var mı ki ateist kaplumbağa olsun?
şakası bir yana mizah anlayışı ile beni koltuktan düşüren yazar. sen beni güldürdün allah ta se... bi saniye ateisttin dimi hmm ee karma seni güldürsün?
şakası bir yana mizah anlayışı ile beni koltuktan düşüren yazar. sen beni güldürdün allah ta se... bi saniye ateisttin dimi hmm ee karma seni güldürsün?
devamını gör...
sıtma
yüzyıllardır her sene yarım milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olan, afrikalı sivrisineklerden kaynaklı ölümcül bir hastalık. yüksek ateş, titreme, dalak büyümesi gibi belirtilerle kendini belli eder. uzun yıllar boyunca tek çaresi kinin ilacı olmuştur.
osmanlı ve cumhuriyet döneminde de epey bir süre sorun olmuş, savaşların kaderini tayin eden, medeniyetlerin sonunu getiren bir hastalık olmuş. cumhuriyetin ilanı öncesinde de, büyük millet meclisi açılışının hemen sonrasında, 1920 yılında kurulansıhhat ve içtimai muavenet vekaletinin hedefindeki projeler arasında sıtma, frengi, trahom gibi hastalıklar ile mücadele etmek de vardı.
genç cumhuriyetin, sıtma ile mücadelesi, ancak 1960'lı yıllarda olumlu neticeye ulaşabilmiş. kinin ilacı yalnız başına meseleyi çözemeyince bataklıkların kurutulması çalışmalarına başlanmış, suyu çekebilen akasya ve söğüt gibi ağaçlar bu konuda yarar göstermiş. hastalığın en çok görüldüğü çukurova'da da okaliptüs ağaçları aynı vazifeyi göstermiş.
yaşadığımız dönemde sıtma hastalığı artık tarihe karıştı ama dünya sağlık örgütü verilerine bakıldığında afrika'da her sene 250 bin civarında 5 yaş altı çocuk bireyler bu yüzden hayatlarını kaybediyor. şu anda bu ölümcül hastalık, afrika'nın en yoksul bölgelerinde yaygın ve can almaya devam ediyor.
osmanlı ve cumhuriyet döneminde de epey bir süre sorun olmuş, savaşların kaderini tayin eden, medeniyetlerin sonunu getiren bir hastalık olmuş. cumhuriyetin ilanı öncesinde de, büyük millet meclisi açılışının hemen sonrasında, 1920 yılında kurulansıhhat ve içtimai muavenet vekaletinin hedefindeki projeler arasında sıtma, frengi, trahom gibi hastalıklar ile mücadele etmek de vardı.
genç cumhuriyetin, sıtma ile mücadelesi, ancak 1960'lı yıllarda olumlu neticeye ulaşabilmiş. kinin ilacı yalnız başına meseleyi çözemeyince bataklıkların kurutulması çalışmalarına başlanmış, suyu çekebilen akasya ve söğüt gibi ağaçlar bu konuda yarar göstermiş. hastalığın en çok görüldüğü çukurova'da da okaliptüs ağaçları aynı vazifeyi göstermiş.
yaşadığımız dönemde sıtma hastalığı artık tarihe karıştı ama dünya sağlık örgütü verilerine bakıldığında afrika'da her sene 250 bin civarında 5 yaş altı çocuk bireyler bu yüzden hayatlarını kaybediyor. şu anda bu ölümcül hastalık, afrika'nın en yoksul bölgelerinde yaygın ve can almaya devam ediyor.
devamını gör...
en yakın arkadaşınızın adı
neden bunun sorulduğunu merak etsem de ayça ya da sözlükte bilinen haliyle kıvırcık ateş topu *.
devamını gör...
köy evi
her köyün, kendine has olan evidir.
günümüzde, asortik anlamda kullanılan villa tabiri yani village’den evrilen, köy evi diye tabir edilen evlerdir.
ben kendi köy evimden bahsetmek istiyorum. kafanızda iyice canlanabilsin diye, kendi köy evimin görsellerini kullandım.

kocaman ahşap bir kapısı olur köy evlerinin. o kocaman kapı, sabah günün ilk ışığı ile açılır, akşam günün son ışığına kadar açık kalırdı. evden uzaklara gidilince, o koca kapının koca anahtarı, emin bir yere saklanırdı.
ev iki katlı olurdu.
alt kat ineklerin ahırı, ineklerin yediği otların yığıldığı merek ve ineklerin altına sermek için kullanılan yapraklar için organize edilen 3 bölmeye ayrılmıştı.
ineklerin olduğu ahıra ulaşmak kolay olsun diye dış kapının haricinde, evin içinden merdivenli bir giriş daha olurdu.

yaşama ünitesi olan birinci katta, hem mutfak, hem oturma odası, hem evin büyüğünün yatak odası, hem evin büyük çocuklarının yatak odası olarak kullanılan büyük bir oda olurdu.
büyük odanın diğer yanında genç çiftlerin yatak odası olurdu. küçük çocuklarda orda yatardı.

evin en serin odası, buzdolabı ve elektrik olmadığı zamanlarda hem erzak odası hem misafir odası olarak kullanılırdı.
odaların arasında, kuzey ve güney çıkışı olan iki kapılı uzun ve geniş bir mabeyin olurdu.
tuvalet, ahşap korkuluklarla çevrili, yöresel adı hayat olan balkondan geçilen, dışarının içinde, bu günkü tuvaletlerle pek alakası olmayan, biraz açık bir tuvalet idi

ahşap ve kerpiç karması evler, yazın serin kışın sıcak olurdu.
ne güzeldi o evler, romantizmi yapamayacak kadar çok yaşadım o evlerde. tahtakuruları tarafından ısırılmışlığım, sırtımdan fare geçmişliği bile var. üzerine bastığım böcekleri, kurbağaları saymıyorum bile.
kamp hayatı sevenlere göre evlerdir. uzungöl’de pansiyon olarak kullanılanı mevcuttur. ankara’da altınköy’de birebir aynısı görülebilir.
günümüzde, asortik anlamda kullanılan villa tabiri yani village’den evrilen, köy evi diye tabir edilen evlerdir.
ben kendi köy evimden bahsetmek istiyorum. kafanızda iyice canlanabilsin diye, kendi köy evimin görsellerini kullandım.

kocaman ahşap bir kapısı olur köy evlerinin. o kocaman kapı, sabah günün ilk ışığı ile açılır, akşam günün son ışığına kadar açık kalırdı. evden uzaklara gidilince, o koca kapının koca anahtarı, emin bir yere saklanırdı.
ev iki katlı olurdu.
alt kat ineklerin ahırı, ineklerin yediği otların yığıldığı merek ve ineklerin altına sermek için kullanılan yapraklar için organize edilen 3 bölmeye ayrılmıştı.
ineklerin olduğu ahıra ulaşmak kolay olsun diye dış kapının haricinde, evin içinden merdivenli bir giriş daha olurdu.

yaşama ünitesi olan birinci katta, hem mutfak, hem oturma odası, hem evin büyüğünün yatak odası, hem evin büyük çocuklarının yatak odası olarak kullanılan büyük bir oda olurdu.
büyük odanın diğer yanında genç çiftlerin yatak odası olurdu. küçük çocuklarda orda yatardı.

evin en serin odası, buzdolabı ve elektrik olmadığı zamanlarda hem erzak odası hem misafir odası olarak kullanılırdı.
odaların arasında, kuzey ve güney çıkışı olan iki kapılı uzun ve geniş bir mabeyin olurdu.
tuvalet, ahşap korkuluklarla çevrili, yöresel adı hayat olan balkondan geçilen, dışarının içinde, bu günkü tuvaletlerle pek alakası olmayan, biraz açık bir tuvalet idi

ahşap ve kerpiç karması evler, yazın serin kışın sıcak olurdu.
ne güzeldi o evler, romantizmi yapamayacak kadar çok yaşadım o evlerde. tahtakuruları tarafından ısırılmışlığım, sırtımdan fare geçmişliği bile var. üzerine bastığım böcekleri, kurbağaları saymıyorum bile.
kamp hayatı sevenlere göre evlerdir. uzungöl’de pansiyon olarak kullanılanı mevcuttur. ankara’da altınköy’de birebir aynısı görülebilir.
devamını gör...
nobel kimya ödülü
nobel kimya ödülü, her yıl alfred nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 aralık'ta ve isveç kraliyet bilimler akademisi tarafından verilir.
alan kişilerin listesi için buradan
alan kişilerin listesi için buradan
devamını gör...
sahibini arayan mektuplar
sahibini arayan mektuplar
tanım: ümit yaşar oğuzcan tarafından bütün sevenlere ve yalnızlara armağan edilen 25 adet mektup...
ikinci mektup
aramak... ömür boyunca aramak... yalnız seni aramak... paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. belki bu şehirde değilsin. ne çıkar? seni arıyorum ya. belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. sonra akşamı bekliyorsun, alaca karanlığı... beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını...
hiç gel demeyeceğim sana. aramak neredeyse ben oradayım. ayaklarım ne güne duruyor? yok yok birden karşıma çıkma. kaç, saklan. seni aramak istiyorum.
git bu şehirden haydi git. dağlara çık, o uzak dağlara. rüzgârların krallığında hüküm sür. baktın ki oraya geldim, yine kaç. başını al, açıl denizlere. gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana götürmeli seni, dilediğin yerde demir atmalı. ben küçük bir balıkçı kayığı ile peşinden gelsem yeter. seni arıyorum ya!
bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. okyanus dalgaları üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. yalın ayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. çöllerden geçmeli yolu, yanmalı kavrulmalı. sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.
bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. ayaklarını afrika'dan getirip bir kağıt üzerine yapıştırmalıyım, saçların sibirya'da olmalı, dudakların çin'de. gözlerin hindistan'da bir mabudun gözleri olmalı, ellerin italya'da bir heykelin elleri. bulsam da seni parça parça bulmalıyım.
yine de bir yerin eksik kalmalı.
yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.
ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim.
tanım: ümit yaşar oğuzcan tarafından bütün sevenlere ve yalnızlara armağan edilen 25 adet mektup...
ikinci mektup
aramak... ömür boyunca aramak... yalnız seni aramak... paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. belki bu şehirde değilsin. ne çıkar? seni arıyorum ya. belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. sonra akşamı bekliyorsun, alaca karanlığı... beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını...
hiç gel demeyeceğim sana. aramak neredeyse ben oradayım. ayaklarım ne güne duruyor? yok yok birden karşıma çıkma. kaç, saklan. seni aramak istiyorum.
git bu şehirden haydi git. dağlara çık, o uzak dağlara. rüzgârların krallığında hüküm sür. baktın ki oraya geldim, yine kaç. başını al, açıl denizlere. gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana götürmeli seni, dilediğin yerde demir atmalı. ben küçük bir balıkçı kayığı ile peşinden gelsem yeter. seni arıyorum ya!
bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. okyanus dalgaları üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. yalın ayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. çöllerden geçmeli yolu, yanmalı kavrulmalı. sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.
bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. ayaklarını afrika'dan getirip bir kağıt üzerine yapıştırmalıyım, saçların sibirya'da olmalı, dudakların çin'de. gözlerin hindistan'da bir mabudun gözleri olmalı, ellerin italya'da bir heykelin elleri. bulsam da seni parça parça bulmalıyım.
yine de bir yerin eksik kalmalı.
yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.
ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim.
devamını gör...
sahibinin güzel olduğu hissi veren kadın isimleri
kesinlikle melis'tir.
devamını gör...
gülseren budayıcıoğlu
hastalarının hikayelerini dizi sektörüne sunmaktan aşırı gurur (?) duyan psikiyatrist. illa ki izin almıştır şahıslardan ancak buna yeltenilmesi ne kadar etik? kitaplarının yorumlarına bakınca herkes gülseren hanım’ın yersiz egosundan bahsediyor. ben okumadım ancak kendisini övmesiyle ilgili çok olumsuz eleştiri okudum. yukarıda insanların bu diziler ve kitaplar sayesinde yanlışlarını fark ettiğini belirten bir tanım var. gerçekten korkunç bir cümle. iyi madem herkes müge anlı izleyerek aydınlansın sonuçta o program sıfır kurgu doğrudan hayatın içinden. popüler medya ne zamandan beri tedavi etme aracı olarak görülmeye başlandı yapmayın allah aşkına.
edit: tahsin hasoğlu konuyu nasıl da güzel özetlemiş. harika!
buradan
edit: tahsin hasoğlu konuyu nasıl da güzel özetlemiş. harika!
buradan
devamını gör...
enjoy i'm vaccinated
şu konumdan türk milleti "aşılıdır ısırmaz"a geldik hayırlı olsun. enjoy !
devamını gör...
emboli
damar içerisinde meydana gelen tıkanıklık. başlıca 3 çeşidi var.
1. tromboemboli. damarların herhangi birinde mevcut pıhtı (bkz: thrombus) kopup gidip başka bir damarı tıkadığında oluşan embolidir. akciğeri vurursa pulmoner emboli, koroner damarları vurursa kardiyak emboli, karaciğer arterini vurursa hepatik arter embolisi vs gibi adlandırılır. organına, damarına göre falan fişman.
2. lipoemboli. yağ kaynaklı olanlar. şişkoysanız damar tıkanıklığı olur yani. yediğinize içtiğinize dikkat edin.
3. gaz embolisi. bu da damar içine hava enjekte ederseniz, ya da vurgun yerseniz falan olur.
damarına göre de arter mi ven mi diye sınıflandırılıyor. elim değmişken onu da şeyapayım.
1. arteriyel emboli. arterler bir organa kan götüren damarlar. atardamar halk arasında. giriş noktaları. bunlar tıkanırsa hedef organa kan gitmez. kan gitmezse beslenemez. beslenemezse nekrotik doku ölümü gerçekleşir. nekroz olursa da organ hasar görür, hatta iflas edebilir. mesela
renal arter: böbrek atardamarı.
pulmoner arter: akciğer atardamarı.
koroner arter: kalp atardamarı (aorta değil. aorta, ya da aort, kalpten çıkan kanı vücuda pompalar. kalbi beslemez. kalp, içi kan dolu olmasına rağmen o kan ile beslenmez. koroner arterler kalbe kan götürüp besleyen damarlardır).
hepatik arter (arteria hepatica communis): karaciğer atardamarı.
karotid arter (arteria carotis communis): şahdamarı. beyne giden atardamarlar.
gibi gibi arterler emboli olduğunda ilgili organ oksijensiz kalır, ve yeterince süre oksijensiz kalırsa enfarktüs gelişir.
2. venöz emboli. ven de arterin tam tersi. toplardamar. en fazla emboli görülen venler femoral venler :
)
bu da bulunduğu yerde kan akışını engeller. o bölgede şişkinlik yapar.
ağrı, şişkinlik, kızarıklık, sıcaklık ve yüzeysel damarların belirginleşmesiyle karakterizedir. hepsi olacak diye bişey yok tabi. bu ilk başta arteriyel olana göre daha az baş ağrıtan bişey gibi görünüyor olabilir ama değil. kopan bir parça pıhtı, dolaşıma katılıp kalbe ulaşır. venöz dolaşımda olduğu için ulaşacağı yer sağ atriyum. sonra sağ ventrikul. sonra pulmoner arter. akciğer atardamarını tıkar, hasta nefes alamaz, boğulur. zamanında müdahale edilmezse öldürebilir bile, şakası yok.
filmlerdeki "enjektörden fışkırtılan bir miktar sıvı" var ya hani, hah işte emboli olmasın diye yapılıyor o.
ayrıca bakınız: derin ven trombozu
1. tromboemboli. damarların herhangi birinde mevcut pıhtı (bkz: thrombus) kopup gidip başka bir damarı tıkadığında oluşan embolidir. akciğeri vurursa pulmoner emboli, koroner damarları vurursa kardiyak emboli, karaciğer arterini vurursa hepatik arter embolisi vs gibi adlandırılır. organına, damarına göre falan fişman.
2. lipoemboli. yağ kaynaklı olanlar. şişkoysanız damar tıkanıklığı olur yani. yediğinize içtiğinize dikkat edin.
3. gaz embolisi. bu da damar içine hava enjekte ederseniz, ya da vurgun yerseniz falan olur.
damarına göre de arter mi ven mi diye sınıflandırılıyor. elim değmişken onu da şeyapayım.
1. arteriyel emboli. arterler bir organa kan götüren damarlar. atardamar halk arasında. giriş noktaları. bunlar tıkanırsa hedef organa kan gitmez. kan gitmezse beslenemez. beslenemezse nekrotik doku ölümü gerçekleşir. nekroz olursa da organ hasar görür, hatta iflas edebilir. mesela
renal arter: böbrek atardamarı.
pulmoner arter: akciğer atardamarı.
koroner arter: kalp atardamarı (aorta değil. aorta, ya da aort, kalpten çıkan kanı vücuda pompalar. kalbi beslemez. kalp, içi kan dolu olmasına rağmen o kan ile beslenmez. koroner arterler kalbe kan götürüp besleyen damarlardır).
hepatik arter (arteria hepatica communis): karaciğer atardamarı.
karotid arter (arteria carotis communis): şahdamarı. beyne giden atardamarlar.
gibi gibi arterler emboli olduğunda ilgili organ oksijensiz kalır, ve yeterince süre oksijensiz kalırsa enfarktüs gelişir.
2. venöz emboli. ven de arterin tam tersi. toplardamar. en fazla emboli görülen venler femoral venler :
)bu da bulunduğu yerde kan akışını engeller. o bölgede şişkinlik yapar.
ağrı, şişkinlik, kızarıklık, sıcaklık ve yüzeysel damarların belirginleşmesiyle karakterizedir. hepsi olacak diye bişey yok tabi. bu ilk başta arteriyel olana göre daha az baş ağrıtan bişey gibi görünüyor olabilir ama değil. kopan bir parça pıhtı, dolaşıma katılıp kalbe ulaşır. venöz dolaşımda olduğu için ulaşacağı yer sağ atriyum. sonra sağ ventrikul. sonra pulmoner arter. akciğer atardamarını tıkar, hasta nefes alamaz, boğulur. zamanında müdahale edilmezse öldürebilir bile, şakası yok.
filmlerdeki "enjektörden fışkırtılan bir miktar sıvı" var ya hani, hah işte emboli olmasın diye yapılıyor o.
ayrıca bakınız: derin ven trombozu
devamını gör...
türkiye'nin 2023'te ay'a çıkması
ay resmine çıkmaktır o aya çıksak duramazdık*.
devamını gör...
19. yüzyıl divan şairleri
1) keçecizade izzet mola:
divan şiirinin 19. yüzyıldaki son temsilcilerinden biridir.
dilde sadeleşme ve yerli motifleri işleme yönüyle yeni edebiyatın müjdecilerinden biridir.
divan şiiri ile tanzimat şiiri arasında bir köprü olmuştur.
şeyh galip’in ve nabi’nin etkisinde kalmıştır.
‘’mihnetkeşan’’ isimli eseri önemlidir.
2) enderunlu vasıf:
asıl adı osman vasıf’tır.
mahallileşme akımının 19. yüzyıldaki en önemli temsilcisidir.
en çok şarkı yazan (128 şarkı) şairdir.
eserlerinde istanbul ve boğaziçi önemli bir yer tutar.
şiire günlük dili argosuna varıncaya dek getirmiştir.
nedim’in etkisinde şiirler yazmıştır.
kadın konuşmalarını şiirlerinde en çok yansıtan şairdir.
3) yenişehirli avni:
türk edebiyatının batı etkisine girdiği sıralarda eskiyi benimseyen ve yansıtan en güçlü şairdir aynı zamanda son divan şairidir.
mevleviliği benimsemiştir ve eserlerinde tasavvufi konulara ağırlık vermiştir.
şiirlerinde batılılaşma hareketi ile dilimize giren yeni sözcükleri de kullanmıştır.
4) leskofçalı galip:
encümen-i şuara topluluğunun kurucusudur.
namık kemal’in ve ziya paşa’nın edebi kimliklerinin oluşumunda etkili olmuştur.
nazirecilik anlayışına karşı çıkmıştır.
5) leyla hanım:
istanbul’da doğmuştur.
lirik aşk şiirleriyle tanınmıştır.
gazellerinde oldukça sade bir dil kullanmıştır.
keçecizade izzet molla’nın yeğenidir.
6) şeref hanım:
kerbela mersiyeleriyle tanınmıştır.
tanım: 19. yüzyıl divan şairleri hakkında yükseköğretim kurumları sınavı'na yönelik bilgi içeren başlıktır.
kaynak: edebiyat notlarım.
divan şiirinin 19. yüzyıldaki son temsilcilerinden biridir.
dilde sadeleşme ve yerli motifleri işleme yönüyle yeni edebiyatın müjdecilerinden biridir.
divan şiiri ile tanzimat şiiri arasında bir köprü olmuştur.
şeyh galip’in ve nabi’nin etkisinde kalmıştır.
‘’mihnetkeşan’’ isimli eseri önemlidir.
2) enderunlu vasıf:
asıl adı osman vasıf’tır.
mahallileşme akımının 19. yüzyıldaki en önemli temsilcisidir.
en çok şarkı yazan (128 şarkı) şairdir.
eserlerinde istanbul ve boğaziçi önemli bir yer tutar.
şiire günlük dili argosuna varıncaya dek getirmiştir.
nedim’in etkisinde şiirler yazmıştır.
kadın konuşmalarını şiirlerinde en çok yansıtan şairdir.
3) yenişehirli avni:
türk edebiyatının batı etkisine girdiği sıralarda eskiyi benimseyen ve yansıtan en güçlü şairdir aynı zamanda son divan şairidir.
mevleviliği benimsemiştir ve eserlerinde tasavvufi konulara ağırlık vermiştir.
şiirlerinde batılılaşma hareketi ile dilimize giren yeni sözcükleri de kullanmıştır.
4) leskofçalı galip:
encümen-i şuara topluluğunun kurucusudur.
namık kemal’in ve ziya paşa’nın edebi kimliklerinin oluşumunda etkili olmuştur.
nazirecilik anlayışına karşı çıkmıştır.
5) leyla hanım:
istanbul’da doğmuştur.
lirik aşk şiirleriyle tanınmıştır.
gazellerinde oldukça sade bir dil kullanmıştır.
keçecizade izzet molla’nın yeğenidir.
6) şeref hanım:
kerbela mersiyeleriyle tanınmıştır.
tanım: 19. yüzyıl divan şairleri hakkında yükseköğretim kurumları sınavı'na yönelik bilgi içeren başlıktır.
kaynak: edebiyat notlarım.
devamını gör...
kapitalizm
üstteki entry ile hatırlanan anı: ''no era depresion era capitalismo'' şili sokaklarında yazan versiyonu da buydu.
ayrıca, kapitalizmin en büyük silahı, insanlara kendisi hakkında derin, tafsilatlı ve uzun uzun düşünecek zamanı bırakmamasıdır; üzerinde doğru düzgün düşünemediğiniz, hakkında tahliller yapamadığınız bir şeyle mücadele edemezsiniz. eskiler, "duraksayış olmadan kavrayış olmaz" derler; şimdilerde kimsenin durmaya niyeti yok. hayat uçsuz bucaksız ve göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçen bir serâb, bir yarış halinde herkes. kapitalizm bize kendimize dair her şeyi; sevgiyi, saygıyı, doğumu, nefreti ve hatta en çok da ölümü unutturdu. tüm başarısını da oluşturduğu bu hayalî kozmosa borçlu.
ayrıca, kapitalizmin en büyük silahı, insanlara kendisi hakkında derin, tafsilatlı ve uzun uzun düşünecek zamanı bırakmamasıdır; üzerinde doğru düzgün düşünemediğiniz, hakkında tahliller yapamadığınız bir şeyle mücadele edemezsiniz. eskiler, "duraksayış olmadan kavrayış olmaz" derler; şimdilerde kimsenin durmaya niyeti yok. hayat uçsuz bucaksız ve göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçen bir serâb, bir yarış halinde herkes. kapitalizm bize kendimize dair her şeyi; sevgiyi, saygıyı, doğumu, nefreti ve hatta en çok da ölümü unutturdu. tüm başarısını da oluşturduğu bu hayalî kozmosa borçlu.
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
sen yapamazsın tarzı laflarla özgüvensiz büyütmek.
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
evlenmem.
cocuk yapmam.
alkol almam.
sigara içmem.
cocuk yapmam.
alkol almam.
sigara içmem.
devamını gör...
güvercin curnatası
(bkz: cemal süreya)'nın çeşitli dergi, gazete ve radyolarda yaptığı konuşmalarının bir araya getirildiği kitaptır.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
ne dön abi ne dön dönsem tanıycan mı beni? adam beni döve döve başka birine çevirdi. bana paspasla adam öldürttünüz paspasla adam öldürttünüz bana.
devamını gör...
