benimkiler henüz neolitik çağ'da takılı kaldılar, o yüzden benim için dert teşkil etmeyen durum.
devamını gör...

tanım girdikten, beğendikten sonra ve akışı yeniledikten sonra dönen logodur. bugün değiştirmişler galiba. artık logo hem dönüyor hem de kafasını çöp kutusuna atıyor.*
devamını gör...

afrika'nın batısında bulunan benin ülkesinin başkentidir.
devamını gör...

lisede çıktığım kızın, benden de bahsettiği günlüğünü okuyan babasının hışmına uğramamdan dolayı yersiz bir korku olmadığını düşünüyorum.
devamını gör...

birazdan gerçekleşecek olan güncellemedir.

bu güncelleme oturum çerezlerinin şifrelenmesi ile ilgili bir iyileştirme barındırdığı için tüm kullanıcıların oturumları otomatik olarak sonlanacak ve tekrar giriş yapmaları gerekecektir. 1-2 dakika kadar erişime ara verilecektir.

bilginize...

edit: 03:25 itibari ile guncelleme tamamlanmistir.
devamını gör...

şarkının sözleri sezen aksu ve pakize barışta imzalı. 1997 çıkışlı demir demirkan etkisi olan sertab gibi albümünün melankolik iklime sahip, travmatik dozu yüksek ve sözleri etkileyici şarkısı.
devamını gör...

smiley was here'ın kısaltması. sözlüklerde smiley kullanmak yasak diye düşünen insanların çıkardığı bir şey.
devamını gör...

malum gündem halay gibi, ritmi kaçırınca bir daha tutturamıyorsun. bu yüzden dikkatimizden kaçan, unutulayazan bir sürü ülke sorunu var. sedat peker hadisesinden önce, ülkede çözülemeyen, skandal yaratan hangi sorunlar vardı? ben aklıma gelenleri sıralıyorum:

- 128 milyar doların nerede olduğu
- dolarla maaş almayan berat albayrak'ın nerede olduğu
- atanamayan öğretmenler + atanamayıp intihar eden öğretmenler
- kafelerin ve barların hala kapalı oluşu + esnafa 'yapılıyormuş' gibi gösterilen ancak asla yapılmayan yardımlar
- hafta sonları hala içki alamadığımız gerçeği
- eski ticaret bakanı ruhsar pekcan'ın kendi bakanlığını dolandırması + araştırma önergesinin akp ve mhp oylarıyla reddedilmesi
- aile bakanı derya yanık'ın 23 nisan'da koltuğunu çocuk evinde kalan bir çocuğa devretmesi ve çocuğa 1 çikolatayı "ramazanmış" diye çok görmesi + kameraların önünde çocuğun yetiştirme yurdunda kaldığını söylemekten hicap duymaması + ülkenin kanayan yarası kadın şiddetini "tolere edilebilir" düzeyde görmesi
- boğaziçi üniversitesi protestolarının 138 küsür gündür devam etmesi ve melih bulu'nun hala istifa etmemesi
- istanbul sözleşmesinden bir gece yarısı kararıyla çıkılması ve beraberinde katlanarak artan kadın şiddeti ve cinayetleri

daha unutulan ne var? aklına gelen arkadaşlar yazsın lütfen. yazın ki, unutmayalım.
devamını gör...

(bkz: ayşe kulin)

gizli anların yolcusundan sonra serinin ikinci kitabı olarak yayınlanan bora’nın kitabı tek kelimeyle sarsıcıdır.

bora kendi ağzından anlatır ruhsal ve bedensel mücadelesini, dışlanmanın korkusunu, geçmişinden kurtulamayışını, vicdanını ve yasak aşkını… kim bilir ne kadar zordur insanın adı dahil tüm geçmişini silmesi… zaten şöyle diyor bora da kitabın bir yerinde; "yoruldum! önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! sonra gizlerken… daha sonra yüzleşirken… kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda… kendimle barışırken… gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken… benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken… yoruldum!”

bora yemek yapmayı sevdiği için ve ev işlerinde her zaman annesine yardım ettiği için, toplumun alıştığı erkek modeline uymuyordu babasının gözünde. bu yüzden de hiç onun sevgisini hissetmedi arkasında. belki de başına gelenlerde en büyük pay bu eksiklikti kim bilir…

doğduğu yerde ve kültürde kadının değersizliği de kitapta can acıtan detaylardan bir diğeridir. yıllar sonra kan kardeşi recep’e anlatırken eski bedri yeni bora’yı aslında kendiyle yüzleşir. çocukluğunun travmaları peşini hiç bırakmaz.

bu kitap görmezden gelinemeyecek birçok konuyu ele almış aslında. sadece iki erkeğin yaşadığı (yasak) aşk gibi görünse de konusu birçok kanayan yara ve okudukça daha da içinizi acıtacak birçok ayrıntıyı barındırıyor.

yorumu kitaptan birkaç alıntıyla bitirelim.

alıntılar:

• "senden güçlü bir şey var. adı kader!"
• "hayatın gerçekleri hayallerimizle örtüşemiyordu bir türlü!"
• "sahnenin ortasına zorla itilmiş, rolünü bir türlü beceremeyen oyuncular gibiydik."
• "gün gelir, genç kadınlar ya ölü bulunur ya da intihar ederlerdi. önce derin bir sessizlik olurdu. kimse bir şey söylemez, sormaz, sanki bilmek istemezdi ölüm nedenini. sonra zaman içinde bir fısıldaşma başlardı. kadınlar çeşme başlarında, evlerinin önünde, imecelerde kulaktan kulağa fısıl fısıl anlatır, sesler giderek yükselir, anaların eteğinde oynayan çocukların da kulağına gelir, ağızdan ağıza, kadından kadına, çocuktan çocuğa, kulaktan kulağa yayılır, kahvelere iner, tarlalara düşer, bir mırıltı gibi başlar, çığlık halini alırdı. an gelir herkes bilirdi. işte o herkesin bildiği an, ibret zamanıydı! gözdağı zamanıydı! kızlara, kadınlara erkeklerin “sözümüzden çıkarsanız işte böyle olursunuz. gebermekle kalmaz, dile de düşersiniz, ölünüz bile hayretmez,” deme zamanı!"
• sırdaş olmak kadar önemliydi birlikte suskun ya da birlikte durgun olabilmek. bizim gibi derdi bol, yükü ağır çocukların düşünceye daldığında, birinin ötekine, sürekli neyin var, canın neye sıkılıyor, bir şeye mi gücendin diye sormaması! birbirini sürekli eğlendirmeye, hoş eylemeye çalışmaması!"
• "erkeklik esastı coğrafyamızda! birbirimize erkek sözü verirdik! erkeklere yakışan oyunlar oynardık! erkekliğin bu denli vurgulandığı ortamda, erkek gibi davranmak için elimden geleni yapardım."
• "insanlardan kaçsam hasretlerim, günahlarımdan kaçsam vicdanım beni bir köşede yakalayıveriyor. o halde, ya bir kuş gibi uçmak açık maviye doğru ya da bir balık gibi süzülmek lacivertin kalbine…"
devamını gör...

buradan
devamını gör...

"gerçek şu ki, herkes seni incitecek. yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak."
bob marley
devamını gör...

türkçeye amerikan sapığı olarak çevrilmiş pek bilinmedik bir yönetmenden pek bilindik bir film. başlığın açılmıştır diyordum. yanılmışım!

protagonistimiz sapık mıdır? evet, sapıktır. ama kime göre? psikopat mıdır, belki. benim için patrick bateman bir manyaktır orası aşikar. ama neticede varoluşunu anlamlandıramayan bir manyaktır. bu yönden benzeşiyoruz da, delilik babında da belki. kendisi belki de deliydi film boyunca. hay hay... ne olmuş yani? muhtemelen adapte sorunu yaşıyordu. hem bizi şekillendiren hep normlar olmamış mıdır?

patrick bateman kimdir, nedir, neden sapıktır, neden sapık olmayabilir bunun cevabını epilog verir:

--- spoiler ---

"artık aşılacak engeller yok. tek ortak yanım kontrol edilemez bir akıl hastası olduğum. kötü ve şeytaniyim. tüm sebep olduğum olayları ve onlara aldırmaz tavrımı artık geride bıraktım. acım sürekli ve keskin. hiç kimse için daha iyi bir dünya dilemiyorum. hatta acımı başkalarına yüklemek istiyorum. kimse kaçamasın istiyorum. tüm bunları itiraf ettikten sonra bile kötülükten arınamıyorum. cezalandırılmaya devam ediyorum. kendimle ilgili daha derin bir bilgi edinemiyorum. anlattıklarımdan elde edilecek yeni bir anlam yok. bu itirafın anlamı yok."

--- spoiler ---

filmdeki vahşet beni tatmin etti mi? evet, etti. aşırıya kaçmaması iyi olmuş dedim. denge iyi sağlanmış.

yukarıda patrick kendi kendine itiraf ediyor aslında. ben deliyim diyor. soralım öyleyse: deli olduğunun bilincinde olan bir kişi deli midir sahiden? veyahut davranışlarını, benliğini tarif edebilen kişiye deli denebilir mi? acısı sürekli ve keskinmiş! gülelim buna sevgili sözlük, gülelim! yüklemek istiyormuş diğerlerine acısını! sen de zevk alıyor olmayasın acından sayın bateman?
devamını gör...

bazen kafamı duvarlara sürterek kıvılcım çıkarmak istiyorum.
devamını gör...

bilginin beraberinde getirmiş olduğu farkındalık ile oluşan bir duygu halidir bu. sabahattin ali'nin çok sevdiğim bir sözü vardır: "insan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı." diye. işte bu sebebin yarattığı boşluğun da bir üzüntüsünü yaşar insan. daha fazla bilmenin isteği ile üzülür, dünyanın türlü türlü haline üzülür, insanın türlü türlü derdine üzülür. çünkü bilgi dünyada görmezden geldiğimiz fark etmediğimiz şeyleri de gösterir bize. yine sabahattin ali'den bir alıntı yapmak istiyorum. "yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘dünyada neler gördünüz? ‘ dese herhalde verecek cevap bulamayız. koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…" işte bilgi bizi bu yolculukta durdurur. etrafımıza uzun uzun bakmamızı sağlar. bilgi bize bakmak ile görmenin aynı anlama gelmediğini de gösterir. görürüz, düşünürüz, değiştirmek isteriz, yapamadıkça üzülürüz...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eti cicibebe
devamını gör...

egzoz kokusu seven yok mu? benzin, tiner?
ne masum şeyler kokluyorsunuz siz ya.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir çok kullanıcıya ilk shop deneyimini yaşatmış , 2016 yılında google tarafından kaldırılan bir fotoğraf düzenleme yazılımı.
devamını gör...

christopher nolan isimli ünlü ve sinsi yönetmen tarafından çekilen, oyuncu kadrosu ve senaryosuyla aşırı etkileyici film.

hugh jackman ve christian bale’in oyunculukları mükemmeldir. her sahnesi etkileyici ve özeldir. filmin sonunda da bir kafa karışıklığıyla ortada bırakır nolan yine. ne olduğunu çözemeden biter film. ne olduğunu anlamadan birkaç dakika boş boş bakmanıza neden olur etrafınıza.

david bowie’li tesla ayrıntısı da filmi mükemmel yapan detaylardan biridir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim