oturan boğa
oturan boğa 1831 yılında "grand river vadisi"nde doğdu. babası "zıplayan boğa" hunkpapa kolunun reisiydi.
çocukluk döneminde içe dönük ve çekingen bir yapıya sahip olması sebebiyle, babası tarafından kendisine, yavaş adı verildi.
oturan boğanın ilk savaşı "crow" kabilesine yaptıkları bir baskındır.
bu baskına 14 yaşındayken katılmış ve hak edilmiş ismini, bu baskın sonrasında kazanmıştır. inatçılığı ve asla geri adım atmaması sebebiyle, kabilesindeki savaşçılar onu arka ayakları üzerine çökmüş inatçı bir boğaya benzetmişlerdi.
lakotalılar, beyaz yerleşimcilerin kullandığı ticaret yollarının ve kasabaların uzağında yaşadıkları için oturan boğa uzun bir müddet beyazlarla temas kurmamıştır. ta ki, general alfred sully, kildder dağındaki teton kampını top ateşine tutana kadar. oturan boğa o esnada teton yerleşkesindedir. bu kanlı saldırı sonrası oturan boğa, kabilesinin beyaz adamların dünyasından uzak kalması konusundaki fikrini netleştirmiş oldu.
ona göre kabilesinin ayakta kalabilmesi, beyazların önereceği hiç bir anlaşmanın kabul edilmemesine bağlıdır. rezervasyon alanları ile ilgili tüm antlaşmalar ret edilmelidir. aynı zamanda bufalo avlanma alanları korunmalıdır. özellikle yellowstone ve powder nehirlerinin arasında kalan bölge hem avlanmak, hem de yerleşim için uygun olduğundan, kabilesini bu bölgeye göç etmeye ikna etmiştir.
oturan boğa her ne kadar, beyazlarla teması en aza indirgemek istese de, amerikan süvari birlikleri lakotaların peşini bırakmaz. özellikle powder nehri yerleşkesine, düzenli saldırılar yapmaya başlar. aslında bu saldırılar, stratejik olarak, oturan boğa'nın süvari birliklerinin hareketlerini ve düzenlerini çözmesine katkı sağlamıştır.
yaklaşık olarak, aynı dönemlerde, bir diğer lakota reisi ''kızıl bulut'' abd hükümeti ile ''fort laramie'' antlaşmasını imzalamış ve kabilesinin kendi kolunun, rezervasyon alanlarında yaşamasını kabul etmiştir. bu durum lakotolar arasında, ''kızıl bulut''un sorgulanmasına ve nüfuzunun kaybolmasına yol açmıştır. benzer şartlardaki bir antlaşma oturan boğa'ya da önerilmiş, ancak oturan boğa hiç bir şartta rezervasyon alanlarına halkını götürmeyeceğini deklare ederek, lakotalar arasındaki saygınlığını iyice arttırmıştır.
beyaz adamla, küçük çaplı çatışmalar devam ederken, her geçen gün oturan boğa ve adamlarının başarısı artmakta, süvari birlikleri sıkıntılı durumlara düşmektedir. ancak dananın kuyruğu ''kara tepeler'de altın bulunmasıyla başlar. ''altına hücum'' dönemi olarak bilinen bu yıllarda işler iyice kızışır.
amerikan hükümeti beyaz yerleşimcilerin/madencilerin rahatça altın çıkarabilmesi için, tüm kızılderililerin rezervasyon alanlarında toplanmasına karar verir. bu karara uymayan tüm kabilelere karşı zor kullanılacağı duyurulur. oturan boğa bu kararı tanımadığını beyan eder ''çılgın at'' da aynı şekilde tepki verince, lakotalar için artık tek bir yol kalmıştır. savaşmak...
ve beklenen büyük savaş 1876 yılında yaşanır...
amerikan süvari birlikleri üç koldan oturan boğa'nın üzerine doğru ilerlemeye başlamıştı. savaştan 3 ay önce oturan boğa cheyenne ve arapaho kabilelerinin savaşçılarını, rosebud deresi yakınlarında yer alan kampına çağırmıştı.
burada hep birlikte wakan tanka'ya dualar ettiler. günlerce güneş dansı yaptılar. derler ki, oturan boğa adanmışlığını göstermek için aralıksız olarak 36 saat boyunca dans etmiştir ve transa girmiştir...
ve yine derler ki, bir rüya görür, amerikan askerleri gökten çekirgeler gibi lakota kampına düşmektedir.
bu durum üzerine oturan boğa kampını ''little bighorn''a taşıma kararı alır. ve 25-26 haziran 1876'da kızılderililerin asla unutmayacağı ''little bighorn savaşı'' yapılır. muharebe öncesi oturan boğa 10 binden fazla savaşçıya seslenir;
''ya birlik oluruz. ya da hepimizi tek tek avlarlar.''
7. süvari alayının ani baskını püskürtülür. neredeyse alayın tamamı yok edilir. ''george custer'' çılgın at tarafından takip edilir ve öldürülür. böylece amerikan ordusunun o tarihe kadar aldığı en büyük yenilgi tarih sayfalarındaki yerini alır. oturan boğa'nın rüyasında gördüğü çekirge sürüsü itlaf edilmiştir.
tabi, bu ağır yenilgi beyazları öfkelendirir. basın ''kana susamış vahşiler'' başlıklarıyla algı yönetimine katkı sunar. bu durum daha fazla gencin askere gönüllü olarak yazılmasına sebep olur.
sürek avı böylece başlar. çılgın at ve oturan boğa öldürülmeden beyaz adam durmayacaktır. çılgın at öldürülür. (bkz: çılgın at)
ancak oturan boğa bir türlü teslim olmamaktadır. kabilesi ile birlikte kanada'ya göç eder. amerikan ordusu oturan boğa'ya artık ulaşamamaktadır. amerikan hükümeti kendisine rezervasyon alanında yaşaması şartıyla af teklif eder. oturan boğa af teklifini de ret eder ve ekler oturan boğa ve kabilesi asla zulümlerinizi af etmeyecektir.
ancak göç ettikleri bölge soğuk ve kuraktır. avlanacak tek bir bizon dahi yoktur. halkı açlık ve soğuğun kıskacında kalmıştır. 4 yıllık direniş oturan boğa'nın kabilesi ile birlikte standing rock'taki rezervasyon alanına yerleşmesi ile son bulmuştur.
yates kalesinde yaşananlar ve ölümü için (bkz: hayalet dansı)
ve son olarak onun sözleri ile bitirelim;
"eğer büyük ruh benim beyaz adam olmamı isteseydi, beni öyle yaratırdı. ben onun izniyle yaşadım ve bir şef olarak burada dimdik duruyorum. biliyorum ki, wakan tanka beni gökyüzünden izliyor. beni görüyor ve ne söylediğimi işitiyor.
sizin kalbinizde kesin istekler ve planlar var, benim kalbimde ise sadece özgürlük düşü...
kartal her zaman için kartal gibi yaşamalıdır. onu kargaya benzetemezsiniz.
dünya güneşi kucakladı ve biz bu sevginin çocuklarıyız, şimdi biz yoksuluz ama özgürüz.
adımlarımızı beyaz adam kontrol edemez, eğer bizler öleceksek, doğrularımızla burada öleceğiz.
bana hırsız diyorlar, oysa topraklarımızı ve zenginliklerimizi çalan beyaz adamdır.
kim bana aç gelip de tok dönmemiştir ? ben hangi yasayı çiğnedim ? hangi beyaz kadın benim tarafımdan esir alındı ya da hakarete uğradı ? kim benim eşimi ya da çocuklarımı dövdüğümü gördü ? kendime ait olanları seviyor olmam yanlış mı ? babamın yaşadığı yerde lakota olarak doğdum, halkım ve topraklarım uğruna ölebileceğim için mi bana vahşi diyorlar..."
çocukluk döneminde içe dönük ve çekingen bir yapıya sahip olması sebebiyle, babası tarafından kendisine, yavaş adı verildi.
oturan boğanın ilk savaşı "crow" kabilesine yaptıkları bir baskındır.
bu baskına 14 yaşındayken katılmış ve hak edilmiş ismini, bu baskın sonrasında kazanmıştır. inatçılığı ve asla geri adım atmaması sebebiyle, kabilesindeki savaşçılar onu arka ayakları üzerine çökmüş inatçı bir boğaya benzetmişlerdi.
lakotalılar, beyaz yerleşimcilerin kullandığı ticaret yollarının ve kasabaların uzağında yaşadıkları için oturan boğa uzun bir müddet beyazlarla temas kurmamıştır. ta ki, general alfred sully, kildder dağındaki teton kampını top ateşine tutana kadar. oturan boğa o esnada teton yerleşkesindedir. bu kanlı saldırı sonrası oturan boğa, kabilesinin beyaz adamların dünyasından uzak kalması konusundaki fikrini netleştirmiş oldu.
ona göre kabilesinin ayakta kalabilmesi, beyazların önereceği hiç bir anlaşmanın kabul edilmemesine bağlıdır. rezervasyon alanları ile ilgili tüm antlaşmalar ret edilmelidir. aynı zamanda bufalo avlanma alanları korunmalıdır. özellikle yellowstone ve powder nehirlerinin arasında kalan bölge hem avlanmak, hem de yerleşim için uygun olduğundan, kabilesini bu bölgeye göç etmeye ikna etmiştir.
oturan boğa her ne kadar, beyazlarla teması en aza indirgemek istese de, amerikan süvari birlikleri lakotaların peşini bırakmaz. özellikle powder nehri yerleşkesine, düzenli saldırılar yapmaya başlar. aslında bu saldırılar, stratejik olarak, oturan boğa'nın süvari birliklerinin hareketlerini ve düzenlerini çözmesine katkı sağlamıştır.
yaklaşık olarak, aynı dönemlerde, bir diğer lakota reisi ''kızıl bulut'' abd hükümeti ile ''fort laramie'' antlaşmasını imzalamış ve kabilesinin kendi kolunun, rezervasyon alanlarında yaşamasını kabul etmiştir. bu durum lakotolar arasında, ''kızıl bulut''un sorgulanmasına ve nüfuzunun kaybolmasına yol açmıştır. benzer şartlardaki bir antlaşma oturan boğa'ya da önerilmiş, ancak oturan boğa hiç bir şartta rezervasyon alanlarına halkını götürmeyeceğini deklare ederek, lakotalar arasındaki saygınlığını iyice arttırmıştır.
beyaz adamla, küçük çaplı çatışmalar devam ederken, her geçen gün oturan boğa ve adamlarının başarısı artmakta, süvari birlikleri sıkıntılı durumlara düşmektedir. ancak dananın kuyruğu ''kara tepeler'de altın bulunmasıyla başlar. ''altına hücum'' dönemi olarak bilinen bu yıllarda işler iyice kızışır.
amerikan hükümeti beyaz yerleşimcilerin/madencilerin rahatça altın çıkarabilmesi için, tüm kızılderililerin rezervasyon alanlarında toplanmasına karar verir. bu karara uymayan tüm kabilelere karşı zor kullanılacağı duyurulur. oturan boğa bu kararı tanımadığını beyan eder ''çılgın at'' da aynı şekilde tepki verince, lakotalar için artık tek bir yol kalmıştır. savaşmak...
ve beklenen büyük savaş 1876 yılında yaşanır...
amerikan süvari birlikleri üç koldan oturan boğa'nın üzerine doğru ilerlemeye başlamıştı. savaştan 3 ay önce oturan boğa cheyenne ve arapaho kabilelerinin savaşçılarını, rosebud deresi yakınlarında yer alan kampına çağırmıştı.
burada hep birlikte wakan tanka'ya dualar ettiler. günlerce güneş dansı yaptılar. derler ki, oturan boğa adanmışlığını göstermek için aralıksız olarak 36 saat boyunca dans etmiştir ve transa girmiştir...
ve yine derler ki, bir rüya görür, amerikan askerleri gökten çekirgeler gibi lakota kampına düşmektedir.
bu durum üzerine oturan boğa kampını ''little bighorn''a taşıma kararı alır. ve 25-26 haziran 1876'da kızılderililerin asla unutmayacağı ''little bighorn savaşı'' yapılır. muharebe öncesi oturan boğa 10 binden fazla savaşçıya seslenir;
''ya birlik oluruz. ya da hepimizi tek tek avlarlar.''
7. süvari alayının ani baskını püskürtülür. neredeyse alayın tamamı yok edilir. ''george custer'' çılgın at tarafından takip edilir ve öldürülür. böylece amerikan ordusunun o tarihe kadar aldığı en büyük yenilgi tarih sayfalarındaki yerini alır. oturan boğa'nın rüyasında gördüğü çekirge sürüsü itlaf edilmiştir.
tabi, bu ağır yenilgi beyazları öfkelendirir. basın ''kana susamış vahşiler'' başlıklarıyla algı yönetimine katkı sunar. bu durum daha fazla gencin askere gönüllü olarak yazılmasına sebep olur.
sürek avı böylece başlar. çılgın at ve oturan boğa öldürülmeden beyaz adam durmayacaktır. çılgın at öldürülür. (bkz: çılgın at)
ancak oturan boğa bir türlü teslim olmamaktadır. kabilesi ile birlikte kanada'ya göç eder. amerikan ordusu oturan boğa'ya artık ulaşamamaktadır. amerikan hükümeti kendisine rezervasyon alanında yaşaması şartıyla af teklif eder. oturan boğa af teklifini de ret eder ve ekler oturan boğa ve kabilesi asla zulümlerinizi af etmeyecektir.
ancak göç ettikleri bölge soğuk ve kuraktır. avlanacak tek bir bizon dahi yoktur. halkı açlık ve soğuğun kıskacında kalmıştır. 4 yıllık direniş oturan boğa'nın kabilesi ile birlikte standing rock'taki rezervasyon alanına yerleşmesi ile son bulmuştur.
yates kalesinde yaşananlar ve ölümü için (bkz: hayalet dansı)
ve son olarak onun sözleri ile bitirelim;
"eğer büyük ruh benim beyaz adam olmamı isteseydi, beni öyle yaratırdı. ben onun izniyle yaşadım ve bir şef olarak burada dimdik duruyorum. biliyorum ki, wakan tanka beni gökyüzünden izliyor. beni görüyor ve ne söylediğimi işitiyor.
sizin kalbinizde kesin istekler ve planlar var, benim kalbimde ise sadece özgürlük düşü...
kartal her zaman için kartal gibi yaşamalıdır. onu kargaya benzetemezsiniz.
dünya güneşi kucakladı ve biz bu sevginin çocuklarıyız, şimdi biz yoksuluz ama özgürüz.
adımlarımızı beyaz adam kontrol edemez, eğer bizler öleceksek, doğrularımızla burada öleceğiz.
bana hırsız diyorlar, oysa topraklarımızı ve zenginliklerimizi çalan beyaz adamdır.
kim bana aç gelip de tok dönmemiştir ? ben hangi yasayı çiğnedim ? hangi beyaz kadın benim tarafımdan esir alındı ya da hakarete uğradı ? kim benim eşimi ya da çocuklarımı dövdüğümü gördü ? kendime ait olanları seviyor olmam yanlış mı ? babamın yaşadığı yerde lakota olarak doğdum, halkım ve topraklarım uğruna ölebileceğim için mi bana vahşi diyorlar..."
devamını gör...
kendisinden olmayanı aşağılamak
1. doğduğun yeri sen mi seçtin?
2. anne-bananı sen mi seçtin?
3. dini inanç doğuştan mı gelir?(cümle baştan çelişik)
4. cinsiyetini ne belirledi?
bunları seçerek doğan henüz olmadı. en azından bulunduğumuz zaman diliminde ve güncel teknolojide mümkün değil.
bunları bile bile sen yunansın, ermenisin, sarısın, karasın, budistsin, ateistsin diyerek aşağıladın. sanki bunu yaparak asıl sen küçük düşmemiş gibi.
toplumların belirlediği kurallara(yasa denir) göre bir suç varsa suçu işleyen ceza alır ve bu başkasına devredilemez.
moğolların döktüğü kanların hesabını şu an kimden sorabilirsin? ya da roma imparatorluğunun? hatta osmanlı devletinin toprak kazanma uğruna savaşarak döktüğü kanları?
ya da birinci dünya harbinde türk topraklarında kan döken ingiliz, yunan ve dünyanın öbür ucundan gelen avusturyalıların döktüğü kanın hesabını kimden soracaksın?
şu an kimseyi incitmemiş olan “gavur”lardan mı?
doğduğunda türkiye topraklarındaydın. almanyada olsaydın orayı vatanın bilecektin ve belki de türkler çalışmaya geldiğinde rahatsız olacaktın...
belki doğduktan sonra annen baban sana dedi ki allah var ve sen müslümansın. bu da kitabı. sen de gerçekten detaylı araştırmadan çevrenin söyledikleri üzerine bunu kabul ettin ve hatta fanatik savunucusu oldun. peki ya çinde doğsaydın? o zaman da müslümanlık konusunda fanatik olacak mıydın?
çok da uzağa gitmeyelim. sünni bir aile yerine ya alevi ailede doğsaydın? o zaman aleviliği savunacaktın belki de.
dünya senin etrafında dönmüyor pek muhterem insan. sen sadece sana ne gösterildiyse onu benimseyip yıllarca, belki de bir ömür sürecek araştırmayı reddedip, içine şans eseri düştüğün kimliğin fanatiği oldun.
bu nedenle kan döküyorsun. gönül kırıyorsun. güçlüysen can yakıyor, güçsüzsen eziliyorsun.
dünya çeşitlilikle dolu zepzengin ve bilinen tek yuvamızken; sen bu çeşitliliği ve zenginliği yok edip “tek”leştirmeye çalışıp fakirleştiriyorsun.
sen kendinin bile farkında değilsin. belki de beynindeki kıvrım noksanlığı sebep oluyor buna.
ne zaman barışacaksın kardeşlerinle? ne zaman kabul edeceksin doğayı? sevgi kırıntısı bile mi yok içinde? bu kadar mı nefret dolusun?
2. anne-bananı sen mi seçtin?
3. dini inanç doğuştan mı gelir?(cümle baştan çelişik)
4. cinsiyetini ne belirledi?
bunları seçerek doğan henüz olmadı. en azından bulunduğumuz zaman diliminde ve güncel teknolojide mümkün değil.
bunları bile bile sen yunansın, ermenisin, sarısın, karasın, budistsin, ateistsin diyerek aşağıladın. sanki bunu yaparak asıl sen küçük düşmemiş gibi.
toplumların belirlediği kurallara(yasa denir) göre bir suç varsa suçu işleyen ceza alır ve bu başkasına devredilemez.
moğolların döktüğü kanların hesabını şu an kimden sorabilirsin? ya da roma imparatorluğunun? hatta osmanlı devletinin toprak kazanma uğruna savaşarak döktüğü kanları?
ya da birinci dünya harbinde türk topraklarında kan döken ingiliz, yunan ve dünyanın öbür ucundan gelen avusturyalıların döktüğü kanın hesabını kimden soracaksın?
şu an kimseyi incitmemiş olan “gavur”lardan mı?
doğduğunda türkiye topraklarındaydın. almanyada olsaydın orayı vatanın bilecektin ve belki de türkler çalışmaya geldiğinde rahatsız olacaktın...
belki doğduktan sonra annen baban sana dedi ki allah var ve sen müslümansın. bu da kitabı. sen de gerçekten detaylı araştırmadan çevrenin söyledikleri üzerine bunu kabul ettin ve hatta fanatik savunucusu oldun. peki ya çinde doğsaydın? o zaman da müslümanlık konusunda fanatik olacak mıydın?
çok da uzağa gitmeyelim. sünni bir aile yerine ya alevi ailede doğsaydın? o zaman aleviliği savunacaktın belki de.
dünya senin etrafında dönmüyor pek muhterem insan. sen sadece sana ne gösterildiyse onu benimseyip yıllarca, belki de bir ömür sürecek araştırmayı reddedip, içine şans eseri düştüğün kimliğin fanatiği oldun.
bu nedenle kan döküyorsun. gönül kırıyorsun. güçlüysen can yakıyor, güçsüzsen eziliyorsun.
dünya çeşitlilikle dolu zepzengin ve bilinen tek yuvamızken; sen bu çeşitliliği ve zenginliği yok edip “tek”leştirmeye çalışıp fakirleştiriyorsun.
sen kendinin bile farkında değilsin. belki de beynindeki kıvrım noksanlığı sebep oluyor buna.
ne zaman barışacaksın kardeşlerinle? ne zaman kabul edeceksin doğayı? sevgi kırıntısı bile mi yok içinde? bu kadar mı nefret dolusun?
devamını gör...
freddie mercury
queenin solisti ve britanyalı sanatçıdır. gerçek adı farrokh bulsara'dır.
live aid'teki bu performansı ile inanılmaz bir sesi olduğunu göstermiştir.
live aid'teki bu performansı ile inanılmaz bir sesi olduğunu göstermiştir.
devamını gör...
akşama galerindeki son fotoğrafı bırak
ev bizim, semt kira. denize neredeyse sıfır mütteşem bi’ ev. önü açık. kendi plajı var. 2+377272, ebebeyin banyolu.
-pazarlık sünnettir. lütfen sadece ciddi alıcılar ulaşsın. fiyat bilgisi dm ile paylaşılacaktır asdfjdjdjkd-

en son bunu çekmişim. çok beğendiysem demek. dualarımdasın.*
-pazarlık sünnettir. lütfen sadece ciddi alıcılar ulaşsın. fiyat bilgisi dm ile paylaşılacaktır asdfjdjdjkd-

en son bunu çekmişim. çok beğendiysem demek. dualarımdasın.*
devamını gör...
#emineyekimtecavüzetti
t: twitter'da gündem olan tag.
film konusu gibi geliyor değil mi? bir filmde izlesek oturup ağlardık. fakat film değil, gerçek, hem de insana tokat gibi çarpan bir gerçek fakat alıştırıldığımız ve belki de alışmaya müsait olduğumuz için ağlamıyoruz! çocuk şu an çocuk izlem merkezi'ndeymiş, güvende yani. hatta 3 kişinin de ismini vermiş. %50 zihinsel engelli diye umarım dediklerine itibar etmezlik yapmazlar.
dünyanın çivisi çıktı. köylüler bildiği halde göz yummuş belli, hatta aileye yüklenmişler. bir de böyleleri namuslu kadın istiyoruz diye geçinirler kendi namussuzluklarına bakmadan. şahsiyet (dizi) izleyenler bilir, bu insanlıktan nasibini alamamış kişiler sırf kendi çıkarları için bir aileyi yok bile ederler. artık cezaları neyse çeksinler, lütfen salmayın şu canileri aramıza.
film konusu gibi geliyor değil mi? bir filmde izlesek oturup ağlardık. fakat film değil, gerçek, hem de insana tokat gibi çarpan bir gerçek fakat alıştırıldığımız ve belki de alışmaya müsait olduğumuz için ağlamıyoruz! çocuk şu an çocuk izlem merkezi'ndeymiş, güvende yani. hatta 3 kişinin de ismini vermiş. %50 zihinsel engelli diye umarım dediklerine itibar etmezlik yapmazlar.
dünyanın çivisi çıktı. köylüler bildiği halde göz yummuş belli, hatta aileye yüklenmişler. bir de böyleleri namuslu kadın istiyoruz diye geçinirler kendi namussuzluklarına bakmadan. şahsiyet (dizi) izleyenler bilir, bu insanlıktan nasibini alamamış kişiler sırf kendi çıkarları için bir aileyi yok bile ederler. artık cezaları neyse çeksinler, lütfen salmayın şu canileri aramıza.
devamını gör...
gökhan özoğuz'un maç tweeti atanlara sinirlenmesi
ülkede neredeyse her konuda kriz yaşanıyorken hala maç muhabbeti yapanlara ve bunu gündemde tutanlara sitem etmiş kendisi.
hala maç tweeti atan var.
sahte hesaplarla tt.
ülkede herşey her yönden çökmüş
ne maçı yahu ? hangi maç ?
neyin maçı ?
daha iki ay aşı yok!
hergün yüzlerce insan ölüyor.
tam kapanma var, iş yok.
euro olmuş 10, dolar 8.5
insanlar sürünüyor.
hala maç.
hadi ordan ya
buradan
hala maç tweeti atan var.
sahte hesaplarla tt.
ülkede herşey her yönden çökmüş
ne maçı yahu ? hangi maç ?
neyin maçı ?
daha iki ay aşı yok!
hergün yüzlerce insan ölüyor.
tam kapanma var, iş yok.
euro olmuş 10, dolar 8.5
insanlar sürünüyor.
hala maç.
hadi ordan ya
buradan
devamını gör...
erdal baksır production
madem ki gecenin konusu'' bir intiharın anatomisi'', sınıfta kalacağımızı bile bile derse başlayalım o halde.
intihar nedir, kendi fişini kendin çekmektir, canının alınmasını bekleyememektir, ki alınacaksa...
ölümden kaçmanın tek yolu ölmektir. ben bunu nilgün marmara' da anladım... ölümden kaçamayacağını anlayınca kendini öldürüyordu insan.
geçen şöyle bir şeyi düşünerek irkildim, biz şimdilik yaşayanlar, ölenleri kıskanıyorduk, ya ölenler de bizi kıskanıyorsa? kimin hangi tarafa geçeceği belli olmuyor... bir intiharı edene kadar insan kaç kez yaşamaya çalışmıştır, sayabilen yok!
intihar, mülksüzlüktür, aidiyetsizliktir, gidiş biletidir, son seferdir, kırılan bir nesnenin bir daha aynı olamamasıdır, atılan bir tokadın sesidir, intihar, yaşamın soyadıdır. bence...
intihar nedir, kendi fişini kendin çekmektir, canının alınmasını bekleyememektir, ki alınacaksa...
ölümden kaçmanın tek yolu ölmektir. ben bunu nilgün marmara' da anladım... ölümden kaçamayacağını anlayınca kendini öldürüyordu insan.
geçen şöyle bir şeyi düşünerek irkildim, biz şimdilik yaşayanlar, ölenleri kıskanıyorduk, ya ölenler de bizi kıskanıyorsa? kimin hangi tarafa geçeceği belli olmuyor... bir intiharı edene kadar insan kaç kez yaşamaya çalışmıştır, sayabilen yok!
intihar, mülksüzlüktür, aidiyetsizliktir, gidiş biletidir, son seferdir, kırılan bir nesnenin bir daha aynı olamamasıdır, atılan bir tokadın sesidir, intihar, yaşamın soyadıdır. bence...
devamını gör...
kürt
okul hayatlarını sümerlerin bile türk olduğunu öğrenerek geçirenler nihat doğan adlı cahil üzerinden algı yapıyor. birincisi ulan nihat doğan’ı ciddiye alman zaten senin zeka seviyene dair bir işaret. ikincisi nihat doğan söylediklerini fark etmese bile devletten kopya etmiş. küçükken türkler 1000000000 yıllık geçmişe sahiptir, sümerler türktür iskitler türktür etiler türktür tüm diller türkçeden çıkmıştır (bkz: güneş dil teorisi) şeklindeki saçmalıkları dinleyerek geçirmiş olan nihat doğan öğrendiği saçmalıklarda türk gördüğü yere sadece kürt koyuyor. dalga geçtiğiniz nihat doğan değil türk devleti hatta bizzat atatürk. kürtler on bin yıllık geçmişe sahip diyen biriyle dalga geçiyorsanız sümerleri türk ilan eden, türklerin mu kıtası adlı bir adadan çıkan egzantrik bir halk olduğunu iddia eden atatürkle dalga geçiyorsunuz demektir. ancak atatürk farklı çünkü o bir ulus inşa ediyordu, ingiliz ve fransız emperyalistler tarafından aşağılanmış türk halkına gaz veriyordu mu diyeceksiniz? bi düşünün belki nihat doğan hala kopya çekiyordur. üstelik nihat doğan’ın akıl ve bilim üzerine kurduğu bir ideoloji iddiası yok. üçüncü olarak bir devletin resmi politikası ile şarkıcıdan bozma şaklaban kıyaslanamaz.
tanım: yaşar kemal, selahattin demirtaş ve ahmet kaya gibi mütefekkirleri yetiştirmiş normal halk.
tanım: yaşar kemal, selahattin demirtaş ve ahmet kaya gibi mütefekkirleri yetiştirmiş normal halk.
devamını gör...
bir kadının sizden hoşlandığını anlama yolları
bariz bir şekilde belli etmediği müddetçe anlamanın yolu yoktur.
hoşlanan kadın hoşlandığı kişiye ilgisini genelde belli etmekten çekinir. bazıları ise hoşlandığını gayet açık bir şekilde hissettirecek kadar cesaretlidir. bakışından, tavırlarından, gülüşünden anlayabilirsiniz. bunlar çok olağandışı şeyler olmadığı için yine anlayıp/ anlamamak size kalmış. ama bir ipucu vereyim. zamanla size karşı davranışları değişti mi? size karşı ilgisi arttı mı? muhabbet etmek için, ekstra bir çabaya giriyor mu? davranış takibi yapın beyler. elbet bir yerden açık verecektir. kapalı kutu değiliz sonuçta *
hoşlanan kadın hoşlandığı kişiye ilgisini genelde belli etmekten çekinir. bazıları ise hoşlandığını gayet açık bir şekilde hissettirecek kadar cesaretlidir. bakışından, tavırlarından, gülüşünden anlayabilirsiniz. bunlar çok olağandışı şeyler olmadığı için yine anlayıp/ anlamamak size kalmış. ama bir ipucu vereyim. zamanla size karşı davranışları değişti mi? size karşı ilgisi arttı mı? muhabbet etmek için, ekstra bir çabaya giriyor mu? davranış takibi yapın beyler. elbet bir yerden açık verecektir. kapalı kutu değiliz sonuçta *
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
burada beni hiç kimsenin tanımamasıyla rahatça yazacağım.
2018 yılında mezun oldum. 2 ay sonra iş buldum. devam eden bir ilişkim vardı gayet güzel giden. hem iş, hem aşk, hem de sosyal hayatım güzeldi gayet.
2019'un haziran ayında bir çöküntüye girdim. o günden sonra gerçekten sevinememeye, mutlu hissedememeye başladım. zaten ilişki iyice kötüleşmişti derken ayrıldık. daha sonrası daha da kötü oldu. normalde sürekli neşe saçan, genelde mutlu, maddi ve manevi hiçbir problemi olmayan biriydim. ama 2019'un haziran ayında acayip bir çöküntü başladı.
2019 haziranda, ilk önce durgunluk geldi. mutsuz hissetmeye başladım. hiçbir şeye hevesim kalmadı. zaten kötü giden bir ilişkinin fişini çektim. daha sonra hayatıma başkası girdi. kendisi ilişkiden yeni çıktığımı bile bile başlamak istedi. onla da hiçbir zaman mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
2020'nin ocak ayında iş değiştirdim. ortam aşırı kasıntı, hiçkimsenin hiçkimseye güveni yok. tamamen yalan ve çıkar üzerine kurulmuş muhabbetler vardı. ilk şirketimdeki insanlar tam tersi samimi insanlardı. neyse. ben bu üstümdeki çöküntünün sebebini işyerine bağladım. aslında haziran ayında başlayan sıkıntıları farketmemiştim. geriye dönüp baktığımda farkediyorum o zaman başladığını.
işyerinde nerdeyse hep tek takıldım. yemeklere, partilere çağırdılar 1 2 kez gittim. hiç sarmadı. bütün yemeklere tek başıma çıkmaya başladım. ilk zamanlar tek başıma kalmak çok koysa da zamanla alıştım.
derken pandemi süreci başladı. evden çalışmaya geçtik. mart ayından bu yana evden çalışıyorum. benim için mükemmel fırsattı. hem 1.5 saat yol gitmeyeceğim hem de evdeyim. ama hayatımdaki olumlu her şeyi anında sönümleyip moralsizliğe devam ettim. içinden çıkmaya çalıştıkça daha da battım. şu an aralık ayındayız. iyiye giden hiçbir şey yok psikolojimde. neden bu haldeyim sorusunu çok sordum kendime. yanıtını bulamadım. araba aldım bu süreçte. hayalimdi. daha 2 sene olmadı işe gireli. büyük başarı kendi çapımda. ama ona bile adam akıllı sevinemedim. çok daha sosyal bir insanken yalnızlaşmaya başladım pandeminin de etkisiyle. telefonuma hiç bakma gereksinimi bile duymuyorum çoğu zaman.
bütün hevesimi, mutluluğumu kaybettim. sürekli geçecek geçecek dedikçe daha da arttı. mutlu olmaya çalışmamak doğru olan belki de. ama şu genç yaşlarımı böyle bok etmek de çok koyuyor. bu kadar uzun bir entry elbette okunmayacaktır. ama 1 kez durup nefes almak istedim.
2018 yılında mezun oldum. 2 ay sonra iş buldum. devam eden bir ilişkim vardı gayet güzel giden. hem iş, hem aşk, hem de sosyal hayatım güzeldi gayet.
2019'un haziran ayında bir çöküntüye girdim. o günden sonra gerçekten sevinememeye, mutlu hissedememeye başladım. zaten ilişki iyice kötüleşmişti derken ayrıldık. daha sonrası daha da kötü oldu. normalde sürekli neşe saçan, genelde mutlu, maddi ve manevi hiçbir problemi olmayan biriydim. ama 2019'un haziran ayında acayip bir çöküntü başladı.
2019 haziranda, ilk önce durgunluk geldi. mutsuz hissetmeye başladım. hiçbir şeye hevesim kalmadı. zaten kötü giden bir ilişkinin fişini çektim. daha sonra hayatıma başkası girdi. kendisi ilişkiden yeni çıktığımı bile bile başlamak istedi. onla da hiçbir zaman mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
2020'nin ocak ayında iş değiştirdim. ortam aşırı kasıntı, hiçkimsenin hiçkimseye güveni yok. tamamen yalan ve çıkar üzerine kurulmuş muhabbetler vardı. ilk şirketimdeki insanlar tam tersi samimi insanlardı. neyse. ben bu üstümdeki çöküntünün sebebini işyerine bağladım. aslında haziran ayında başlayan sıkıntıları farketmemiştim. geriye dönüp baktığımda farkediyorum o zaman başladığını.
işyerinde nerdeyse hep tek takıldım. yemeklere, partilere çağırdılar 1 2 kez gittim. hiç sarmadı. bütün yemeklere tek başıma çıkmaya başladım. ilk zamanlar tek başıma kalmak çok koysa da zamanla alıştım.
derken pandemi süreci başladı. evden çalışmaya geçtik. mart ayından bu yana evden çalışıyorum. benim için mükemmel fırsattı. hem 1.5 saat yol gitmeyeceğim hem de evdeyim. ama hayatımdaki olumlu her şeyi anında sönümleyip moralsizliğe devam ettim. içinden çıkmaya çalıştıkça daha da battım. şu an aralık ayındayız. iyiye giden hiçbir şey yok psikolojimde. neden bu haldeyim sorusunu çok sordum kendime. yanıtını bulamadım. araba aldım bu süreçte. hayalimdi. daha 2 sene olmadı işe gireli. büyük başarı kendi çapımda. ama ona bile adam akıllı sevinemedim. çok daha sosyal bir insanken yalnızlaşmaya başladım pandeminin de etkisiyle. telefonuma hiç bakma gereksinimi bile duymuyorum çoğu zaman.
bütün hevesimi, mutluluğumu kaybettim. sürekli geçecek geçecek dedikçe daha da arttı. mutlu olmaya çalışmamak doğru olan belki de. ama şu genç yaşlarımı böyle bok etmek de çok koyuyor. bu kadar uzun bir entry elbette okunmayacaktır. ama 1 kez durup nefes almak istedim.
devamını gör...
mesaja dönmeyen insan
saygısız insandır, en yakın fırsatta haddi bildirilmelidir. ya da umursanmamalıdır.
devamını gör...
sheldon cooper
kendisi deli değildir. annesi test yaptırmıştır.
devamını gör...
kitap almak
ihtiyacım olmadığı halde sürekli yaptığım eylem. kendimi alamıyorum kitaplığımda okumadığım tonlarca kitap var ama nerde kitap görsem alıyorum sonra tüm gün aç geziyorum.
devamını gör...
beslenme çantasında duran peçeteye sarılı tost
bekledikçe peçeteyle bütünleşen tosttur. peçeteli tost da diyebiliriz.
devamını gör...
moderatör
ciddi anlamda amelelik yapan kişiler, zira yaptıkları iş dışarıdan çekici gözükse de sözlükteki en zor iştir. herkes moderatör olmayı ister, ama o görevi hakkıyla yerine getirebilmek hiç de kolay değildir. haklı ya da haksız her türlü eleştiriye karşı sükunetlerini koruyan, yazarlara karşı tüm iyi niyetleri ile yardımcı olmaya çalışan, bir entry/başlık silmeden, uyarı vermeden defalarca düşünen görevlilerdir.
devamını gör...
düşün ki tanrı bunu okuyor
seslendiğimizde duymayandan, yazdığımızda okuyacağını umut ettiğimiz başlık. pollyannadan daha pollyannayız sanırım.
devamını gör...
silah taşıyan yazarlar
silahı seviyorum gercekten seviyorum. hatta bir ciddi ciddi aldım alıyordum, model bile belirledim ama bir anlık öfkeyle kullanma ihtimalimden çekindiğim için bu ihtimalin önünü kesebilmek adına edinme fikrinden vazgeçtim. çünkü huyumu da biliyorum. o tetiğe bastıktan sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
silah, çok geçerli nedenler dışında kullanıldığında, sonradan pişmanlığın fayda etmeyeceği sakinleşince insanı "ulan ne halt ettim ben" diye pişman edecek bir alettir.
o tetiğe basmanın dönüşü yok.
silah, çok geçerli nedenler dışında kullanıldığında, sonradan pişmanlığın fayda etmeyeceği sakinleşince insanı "ulan ne halt ettim ben" diye pişman edecek bir alettir.
o tetiğe basmanın dönüşü yok.
devamını gör...
yazarların yaşadıklarını hissettiği anlar
büyük mutluluk veya heyecanlarla değil, küçük ve rutin şeylerle yaşadığımı hissederim. bir pazar kahvaltısında ailecek sohbet ederken bi anda durup yaşamak böyle bir şey diye düşünürüm veya arkadaşlarımın dertlerini dinleyip onlara çözüm bulmaya çalışırken.
devamını gör...
allah zihin açıklığı versin
matematik sınavı olan kızıma sabah ettiğim dua.
devamını gör...
