90'lı yıllarda genç olmak
benim için tunalı'da pazar günleri trafiğe kapalı ortamda takılabilmek, atakule'nin, karum'un açılışlarına/ilk zamanlarına şahit olmak, gima'nın ya da yeni karamürsel'in önünde buluşmak, kasetçide karışık kaset doldurtmak, "beta mı vhs mi" muhabbeti yapmak, pop müziğin en güzel yıllarını yaşamak, televizyonda tüm parti liderlerinin aynı programda karşılıklı tartıştığını görebilmek, o programlara vatandaşın da canlı bağlanabildiğine ve soru sorabildiğine şahit olmak, "acid techno mu break dance mı" gibi tercihleri tartışmak, vatka ve perma illetlerini yakından tatmak gibi nostaljik anlamlara gelen süreç. saysam akşama kadar sayarım daha...
çok özledim be!
çok özledim be!
devamını gör...
it's a man's man's man's world
genelde it's a man's world olarak bilinen şarkıdır. ancak söz yazarlarından olan ve şarkıyı söyleyen james brown, 1963 yapımı hit komedi filmi it's a mad mad mad mad world filminden etkilenerek şarkı adına fazladan man's man's kısmını eklemiştir. ilgili film için bkz şu link
şarkının sözleri aslında brown'ın vokalistliğini yapan ve bir zamanlar sevgilisi olan betty jean newsome'a ait. incil'de geçen ayetlerden ve tabii ki sevgilisi olan james brown'dan esinlenmiş.
kabul etsenizde etmesenizde bu dünya erkek egemen bir dünya. şarkı baştan bunu vurguluyor gibi gözüksede aslında daha girişinde canımız ciğerimiz kadınlarıda yüceltiyor:
this is a man's world, this is a man's world
but it wouldn't be nothing, nothing without a woman or a girl
şarkı ile iki tane kayıt bırakayım. birincisi orjinali, diğeri ise james brown, luciano pavarotti ile söylüyor:
şarkının sözleri aslında brown'ın vokalistliğini yapan ve bir zamanlar sevgilisi olan betty jean newsome'a ait. incil'de geçen ayetlerden ve tabii ki sevgilisi olan james brown'dan esinlenmiş.
kabul etsenizde etmesenizde bu dünya erkek egemen bir dünya. şarkı baştan bunu vurguluyor gibi gözüksede aslında daha girişinde canımız ciğerimiz kadınlarıda yüceltiyor:
this is a man's world, this is a man's world
but it wouldn't be nothing, nothing without a woman or a girl
şarkı ile iki tane kayıt bırakayım. birincisi orjinali, diğeri ise james brown, luciano pavarotti ile söylüyor:
devamını gör...
unutulmayan aşk-ı memnu replikleri
bir sene geçti. koca bir sene, neler oldu neler. hiç yaşamamış olmayı dilerdim bu seneyi. unutana kadar acıyla, nefretle hatırlayacağım. bihter'in behlül' ün gözlerinin içine baka baka bu sözleri demesi.
daha sonra başka bir bölümde " en çok görmedik istediğim şeyi gördüm senin yüzünde deyip cümlenin sonunu "hayal kırıklığı" ile gülerek bitirmesi...
ve yine başka bir bölümde
firdevs hanımın : artık onlara kimse engel olamaz birbirlerini seviyorlar görmüyor musun? sorusuna
bihter'in: "ölüyorum anlasana. gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar. ben işkenceler içinde kıvranırken onların mutluluğundan ölüyorum. anne ben ölüyorum yardım et" diyerek ağlaması.
t: ask-i memnu dizisinin unutulmaz replikleridir. adnan bey'in sürekli nihal'e tatlım yerine taklım demesi, bihter'in peyker'e sürekli doruk'u öp benim için demesi, geleceği gören behlül'ün "hadi bakalım bayıl da şimdi görelim hadi bayıl " deyip nihal'le dalga geçmesi, bihter'in sinirlenip cemile'ye "salak misin cemile?" diye kızması gibi sayamadığım kadar birçok replik barındıran dizidir. ayrıca şu videoya da çok gülerim.
nihal saçmalama makyajın akacak
daha sonra başka bir bölümde " en çok görmedik istediğim şeyi gördüm senin yüzünde deyip cümlenin sonunu "hayal kırıklığı" ile gülerek bitirmesi...
ve yine başka bir bölümde
firdevs hanımın : artık onlara kimse engel olamaz birbirlerini seviyorlar görmüyor musun? sorusuna
bihter'in: "ölüyorum anlasana. gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar. ben işkenceler içinde kıvranırken onların mutluluğundan ölüyorum. anne ben ölüyorum yardım et" diyerek ağlaması.
t: ask-i memnu dizisinin unutulmaz replikleridir. adnan bey'in sürekli nihal'e tatlım yerine taklım demesi, bihter'in peyker'e sürekli doruk'u öp benim için demesi, geleceği gören behlül'ün "hadi bakalım bayıl da şimdi görelim hadi bayıl " deyip nihal'le dalga geçmesi, bihter'in sinirlenip cemile'ye "salak misin cemile?" diye kızması gibi sayamadığım kadar birçok replik barındıran dizidir. ayrıca şu videoya da çok gülerim.
nihal saçmalama makyajın akacak
devamını gör...
isis
benim için özel bir yeri olan post-metal'in öncü gruplarından. ilk albümlerinde yoğun şekilde neurosis benzeri bir müzik yapmış olsalar da oceanic albümleriyle birlikte edindikleri post-rock etkisi ile kendi tarzlarını yaratıp türe kıvamını verdiler. sayısız post-metal grubuna ilham olan (hatta kopyalanan) bir tarzları vardır. tool ile içli dışlı olmuşlardır. bazı albümlerinde konuk müzisyen olarak tool üyeleri de çalmıştır.
isimleriyle aynı kısaltmaya sahip terör örgütü yüzünden adlarını "isis the band" olarak değiştirmek zorunda kaldılar, isis tişörtü olan hayranlar bunları dışarıda giyemedi :/
ayrıca her ne kadar grubun her yönünü aşırı sevsem de davulcularına özellikle vurgu yapmak istiyorum, kendine has minimal bir tarzı var ve bu müziğe gerçekten de çok yakışıyor.
en sevdiğim albümleri (kararsız kalsam da) sanırım oceanic derim ben de. bir kere tür için çok büyük öneme sahip olmasının yanı sıra şarkı yazımı, konsept, prodüksiyon tarzı, özgünlük ve daha sayamayacağım bir ton konuda aşmış bitirmiş bir albüm.
oceanic'ten sonra panopticon'da bazı değişikliklerle birlikte aynı tarzı daha rafine bir şekilde sürdürdüler. prodüksiyonu da oceanic'in çiğ havasının aksine daha tok.
ben panopticon'u da aşırı seviyorum. tam bir yolculuk hissi veriyor ki yolculuklarda da dinlemek için en uygun albümlerden biri olabilir gerçekten. en sevdiğim şarkılarını saymaya başlasam in fiction, so did we, grinning mouths diye gide gide tüm albümü sayarım sanırım, zaten bağımsız şarkılardan çok albüm olarak deneyim edilmesi gereken bir tecrübe bence bu.
ondan sonra in the absence of truth ile alternative metal etkili, önceki albümlerinden nispeten farklı bir tarza büründüler ki bu dönemden sonra çıkan albümleri de her ne kadar sevsem de kendime pek yakın hissettirmiyorlar ne yazık ki.
son albümleri wavering radiant da bu sound ile devam etti, aynı zamanda daha progressive metal etkili bir albüm. yine asla kötü diyeceğim bir albüm değil, zaten çok da sevilen bir albümdür ama dediğim gibi ben eski albümleri kadar çok sevemiyorum bunu. bu albümden sonra grubun vizyonunu gerçekleştirdiği gerekçesiyle dağıldılar.
ancak kariyerlerinde yaptıkları son şarkı olan pliable foe tam bir şaheser, gerçekten konulabilecek en güzel noktayı koymuşlar. aslında grubun melvins'le yaptığı split ep'den bir şarkı ama sonrasında derleme albümleri temporal'a eklediler.
bir yandan işi sulandırmadan dağılmış olmalarına çok saygı duyuyorum ama bir yandan da dünyaya böyle bir grubun bir daha gelmeyeceğini bilmek biraz üzüyor maalesef.
isimleriyle aynı kısaltmaya sahip terör örgütü yüzünden adlarını "isis the band" olarak değiştirmek zorunda kaldılar, isis tişörtü olan hayranlar bunları dışarıda giyemedi :/
ayrıca her ne kadar grubun her yönünü aşırı sevsem de davulcularına özellikle vurgu yapmak istiyorum, kendine has minimal bir tarzı var ve bu müziğe gerçekten de çok yakışıyor.
en sevdiğim albümleri (kararsız kalsam da) sanırım oceanic derim ben de. bir kere tür için çok büyük öneme sahip olmasının yanı sıra şarkı yazımı, konsept, prodüksiyon tarzı, özgünlük ve daha sayamayacağım bir ton konuda aşmış bitirmiş bir albüm.
oceanic'ten sonra panopticon'da bazı değişikliklerle birlikte aynı tarzı daha rafine bir şekilde sürdürdüler. prodüksiyonu da oceanic'in çiğ havasının aksine daha tok.
ben panopticon'u da aşırı seviyorum. tam bir yolculuk hissi veriyor ki yolculuklarda da dinlemek için en uygun albümlerden biri olabilir gerçekten. en sevdiğim şarkılarını saymaya başlasam in fiction, so did we, grinning mouths diye gide gide tüm albümü sayarım sanırım, zaten bağımsız şarkılardan çok albüm olarak deneyim edilmesi gereken bir tecrübe bence bu.
ondan sonra in the absence of truth ile alternative metal etkili, önceki albümlerinden nispeten farklı bir tarza büründüler ki bu dönemden sonra çıkan albümleri de her ne kadar sevsem de kendime pek yakın hissettirmiyorlar ne yazık ki.
son albümleri wavering radiant da bu sound ile devam etti, aynı zamanda daha progressive metal etkili bir albüm. yine asla kötü diyeceğim bir albüm değil, zaten çok da sevilen bir albümdür ama dediğim gibi ben eski albümleri kadar çok sevemiyorum bunu. bu albümden sonra grubun vizyonunu gerçekleştirdiği gerekçesiyle dağıldılar.
ancak kariyerlerinde yaptıkları son şarkı olan pliable foe tam bir şaheser, gerçekten konulabilecek en güzel noktayı koymuşlar. aslında grubun melvins'le yaptığı split ep'den bir şarkı ama sonrasında derleme albümleri temporal'a eklediler.
bir yandan işi sulandırmadan dağılmış olmalarına çok saygı duyuyorum ama bir yandan da dünyaya böyle bir grubun bir daha gelmeyeceğini bilmek biraz üzüyor maalesef.
devamını gör...
sonsuz maymun teoremi
bunu evrimin modeli olarak sunmak, doğal seçilimle evrimin ne olduğunu anlamamak ya da anlamazdan gelmektir. böyle bir gelişigüzellik ne darvin ne evrimin sonraki kuramcıları tarafından asla öne sürülmemiş olsa da, sürekli "şimdi bu yaşam tesadüf mü yani" ya da "göz kadar karmaşık bir organ rastgele mi oluştu" çıkışları ısıtılıp ısıtılıp getirilir.
arkadaşlar, doğal seçilim yoluyla evrim, "bir gün nükleik asitler göz yaptı" demez. "göz" den önce bozuk bir gözü inceler, bozuk bir gözün yalnızca şekilleri ayırt eden bir gözden, sadece şekilleri ayıt eden bir gözün sadece ışığı ayırt edenden ve nihayet ışığı ayırt edebilmenin mutlak körlükten üstünlüğü üzerine düşünürseniz evrimi anlayabilirsiniz.
sonsuz maymun modeline gelirsek, bunun evrim ile ilgisizliğini richard dawkins'in kör saatçi'de anlatır:
doğal seçilimde evrimleşmenin ön koşulu olarak, seçilim vardır. eğer o maymunun bastığı her yanlış (dilde olmayacak) hece silinseydi, yeni kağıt, önceki kağıttan kalan hecelerden devam etseydi, bir sözcüğün diğeriyle bağlanması gramatik kurallar üzerinden gerçekleşse ve bu gramatik metnin bu kurallar uymayan parçaları bir sonraki kağıda geçemeseydi, bu sayede anlamlı kelimeler, yeni gramatik kurallar ve nihayet cümleler oluşacaktı. benzer şekilde, cümlelerin anlamlı pasajlar oluşturması, daha fazla kağıda aktarılmalarına (bakın modelin bir eksiği de tek maymun olmasıdır, genler kitlelerle geçer) ve daha kuvvetli pasajların diğerlerine kağıt popülasyonunda üstün gelmesine neden olsaydı, anlamlı metinlerin çok daha kısa sürede oluşacağını ve hatta dünyamızdaki evrimin yavaş bile kaçtığını görürüz.
ha burada hala, evrimin idealist bir amacı, bir "hedef metni" olması başka bir model hatası ama istatistiki kısmını açıklıyor. unutmayın, evrimde eser yazmaya çalışmıyoruz. bir şekilde hayatta kalanlarının bütününe bakıp "düzen" mitini uyduruyoruz. hepimizin dört kafası olsa ona "mükemmek uyum" falan diyecektik.
gerçek hayata uygulanması:
dawkins kendi ürettiği gelincik programını kullanarak hamlet metninde geçen methınks ıt ıs lıke a weasel ("bence gelinciğe benziyor") hedef tümcesini oluşturmayı başarmıştır. program, rastgele harflerden oluşan bir "ata" harf dizisi ile başlıyor, bu dizinin kopyaları oluşturuluyor, kopyalarda "mutasyonlar" yaratılarak rastgele değişiklikler yapılıyor, bu "yavru" diziler birbirleriyle "çiftleştiriliyor", meydana gelen yeni dizilerden hedef cümleye en yakın olanı seçilip bu süreç yeni bir "nesil" için tekrarlanıyordu. bu yöntemle hedef cümleye büyük bir hızla (verilen bir örnekte, 43 "nesil" içinde) ulaşılabilmektedir. rastgele seçimler ham bilgi üretirken seçimlerin birikimi asıl bilgiyi açığa çıkarmaktadır.[15]
arkadaşlar, doğal seçilim yoluyla evrim, "bir gün nükleik asitler göz yaptı" demez. "göz" den önce bozuk bir gözü inceler, bozuk bir gözün yalnızca şekilleri ayırt eden bir gözden, sadece şekilleri ayıt eden bir gözün sadece ışığı ayırt edenden ve nihayet ışığı ayırt edebilmenin mutlak körlükten üstünlüğü üzerine düşünürseniz evrimi anlayabilirsiniz.
sonsuz maymun modeline gelirsek, bunun evrim ile ilgisizliğini richard dawkins'in kör saatçi'de anlatır:
doğal seçilimde evrimleşmenin ön koşulu olarak, seçilim vardır. eğer o maymunun bastığı her yanlış (dilde olmayacak) hece silinseydi, yeni kağıt, önceki kağıttan kalan hecelerden devam etseydi, bir sözcüğün diğeriyle bağlanması gramatik kurallar üzerinden gerçekleşse ve bu gramatik metnin bu kurallar uymayan parçaları bir sonraki kağıda geçemeseydi, bu sayede anlamlı kelimeler, yeni gramatik kurallar ve nihayet cümleler oluşacaktı. benzer şekilde, cümlelerin anlamlı pasajlar oluşturması, daha fazla kağıda aktarılmalarına (bakın modelin bir eksiği de tek maymun olmasıdır, genler kitlelerle geçer) ve daha kuvvetli pasajların diğerlerine kağıt popülasyonunda üstün gelmesine neden olsaydı, anlamlı metinlerin çok daha kısa sürede oluşacağını ve hatta dünyamızdaki evrimin yavaş bile kaçtığını görürüz.
ha burada hala, evrimin idealist bir amacı, bir "hedef metni" olması başka bir model hatası ama istatistiki kısmını açıklıyor. unutmayın, evrimde eser yazmaya çalışmıyoruz. bir şekilde hayatta kalanlarının bütününe bakıp "düzen" mitini uyduruyoruz. hepimizin dört kafası olsa ona "mükemmek uyum" falan diyecektik.
gerçek hayata uygulanması:
dawkins kendi ürettiği gelincik programını kullanarak hamlet metninde geçen methınks ıt ıs lıke a weasel ("bence gelinciğe benziyor") hedef tümcesini oluşturmayı başarmıştır. program, rastgele harflerden oluşan bir "ata" harf dizisi ile başlıyor, bu dizinin kopyaları oluşturuluyor, kopyalarda "mutasyonlar" yaratılarak rastgele değişiklikler yapılıyor, bu "yavru" diziler birbirleriyle "çiftleştiriliyor", meydana gelen yeni dizilerden hedef cümleye en yakın olanı seçilip bu süreç yeni bir "nesil" için tekrarlanıyordu. bu yöntemle hedef cümleye büyük bir hızla (verilen bir örnekte, 43 "nesil" içinde) ulaşılabilmektedir. rastgele seçimler ham bilgi üretirken seçimlerin birikimi asıl bilgiyi açığa çıkarmaktadır.[15]
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın
güneşi çiğnemeden yutan evren,
sana da günaydın beynimin vızıltısı,
son sigaramın ateşi, külleri günaydın.
yeni yıllar
doğum günleri,
takvimde asılı duran günler,
aylar, yıllar, zamanlar..
hayatımızın dönüm noktaları,
unutmadan unutuldu sanılanlar,
günaydın..
iz bırakmış unutulmamış tarihler..
ocak,
şubat,
mart,
mayıs,
ekim,
aralık.
size de günaydın...
nazım hikmet
günaydınnnnnnnn sözlük.. bu güne de şiirle başlayalım dedik.. umarım hepimiz için huzurlu ve mutlu bir gün olur..
güneşi çiğnemeden yutan evren,
sana da günaydın beynimin vızıltısı,
son sigaramın ateşi, külleri günaydın.
yeni yıllar
doğum günleri,
takvimde asılı duran günler,
aylar, yıllar, zamanlar..
hayatımızın dönüm noktaları,
unutmadan unutuldu sanılanlar,
günaydın..
iz bırakmış unutulmamış tarihler..
ocak,
şubat,
mart,
mayıs,
ekim,
aralık.
size de günaydın...
nazım hikmet
günaydınnnnnnnn sözlük.. bu güne de şiirle başlayalım dedik.. umarım hepimiz için huzurlu ve mutlu bir gün olur..
devamını gör...
terk edilmemek için yalvarmak
sonunda ya size acır devam eder ve yine sonunda biter ya da o an terk eder. bırakın gitsin, acı çekiyor olmak da bu işin bir sonucu olabiliyor bazen.
devamını gör...
uçurtmayı vurmasınlar
devamını gör...
yazarların kendine yakıştırmadığı bir hareket
en ufak hatalarinda anında insanları çıkarıyorum hayatımdan.
bi anlasam bi dinlesem belki hayatimda insan kalacak ama yok illa tek tabanca takılacagim.
hata mi yaptı? canımı mı sıktı? üzdü ve değer mi vermedi? sinan çetin misali kapatıyorum kapıları yüzlerine. mal gibi kalıyorlar öyle.
sonra yapayalnız kalıyorum tabi. insanların yüzüne kapattığım kapiyi açıyorum ve zile basıp kaçıyorum bazen, bazen ise kapiyi çalıp kendimi içeri buyur ediyorum falan. anlayacaginiz yalnızlık zor iş. hayatımda insan barındırmayı öğrenmem lazım.
bi anlasam bi dinlesem belki hayatimda insan kalacak ama yok illa tek tabanca takılacagim.
hata mi yaptı? canımı mı sıktı? üzdü ve değer mi vermedi? sinan çetin misali kapatıyorum kapıları yüzlerine. mal gibi kalıyorlar öyle.
sonra yapayalnız kalıyorum tabi. insanların yüzüne kapattığım kapiyi açıyorum ve zile basıp kaçıyorum bazen, bazen ise kapiyi çalıp kendimi içeri buyur ediyorum falan. anlayacaginiz yalnızlık zor iş. hayatımda insan barındırmayı öğrenmem lazım.
devamını gör...
internetten tanışıp sevgili olmak
zamanın en doğal durumu olmakla birlikte, yurdumuzda erken dönem internet kullanıcısı her insanın en az bir kez deneyimlediği ve bu nedenle de günümüzde garip karşılanmasını garipsediğim olaydır.
(bkz: ayça_22 oturum açtı)
(bkz: ayça_22 oturum açtı)
devamını gör...
ikinci el
kullanılmış demektir.
herhangi bir şeyi sıfır hali ile alıp kullanan kişinin o şeyi elden çıkarmasıdır.
herhangi bir şeyi sıfır hali ile alıp kullanan kişinin o şeyi elden çıkarmasıdır.
devamını gör...
friedrich nietzsche sözleri
"tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler. "
devamını gör...
takipçilerini göremeyen yazarlar
an itibariyle 750 karma puana bu özelliği sınırsız aktif etme şanşları olan yazarlardır. saldırın tellioğulları.
devamını gör...
gönül
eski türkçede ''göğüs'' anlamına gelen ''köŋül'' kelimesinden türeyen ve sevgi, arzu, kalp anlamlarına gelen; mecazi olarak da düşünüş, anma, hatır gibi mânâlara sahip çok fonksiyonlu bir kelimedir. gönül vermek, gönül koymak, gönül kırmak, gönül işleri, gönlü olmak, gönül aynası, gönüllü, gönülsüz, ayran gönüllü gibi birçok söz ve söz öbeklerine analık etmiştir. bana göre dilimizdeki en güzel kelimedir.
türkçemizdeki bilinen en eski kullanımı 735 tarihli orhun yazıtlarındadır: közde yaş kelser tıda köŋülde sıgıt kelser (gözden yaş gelse gönülden ağıt gelse)
türkçemizdeki bilinen en eski kullanımı 735 tarihli orhun yazıtlarındadır: közde yaş kelser tıda köŋülde sıgıt kelser (gözden yaş gelse gönülden ağıt gelse)
devamını gör...
en kötü tv dizisi
devamını gör...
ülkücülük
içi oyulmuş ideoloji.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının fav ve artı atmaması
vallahi arkadaş, ben artı atarsam seriye bağlayıp atıyorum, kime denk gelirse artık. tek tek atış yapamıyorum.
devamını gör...
vazgeçmek
bir şeye veya bir insana ondan vazgeçemeyecek kadar bağlı olmak hep çok ürkütücü gelmiştir bana. sanırım en çok da bu yüzden bıraktım sigarayı. o gün bugündür de zevklerimi alışkanlık haline getirme(me) konusunda çok ihtiyatlı davranırım. "her şey ve herkesle olan bağım bir gün onlarsız da devam edebileceğim mesafede durmalı." belki biraz mazohistçe ama böyle düşünmek hem onları hem de hayatı daha değerli ve anlamlı kılıyor fikrimce.
devamını gör...
dış görünüşün her şey olduğu gerçeği
"bir başkasının içindeki güzelliği görmek, özel insanların yapabileceği bir iştir. dış görünüş ise sadece basit insanları etkiler."
- balzac
- balzac
devamını gör...

