allgemeine ss
polis kuvvetleri görevini yapan nazi almanyası örgütü. ii.dünya savaşı'ndan sonra savaş suçlarından dolayı cezaya çarptırılan üyelerin çoğu bu gruptandır.
devamını gör...
tek başına mutlu olabilen insan
en mutlu olduğum an evime gelip kapıyı kapattığım andır benim için. artık hayallerimle, kitaplarımla, hobilerimle baş başa kalırım. kalabalık içinde yapmak zorunda, söylemek zorunda kaldığım şeyler yoktur artık evimde. kendimize yapabileceğimiz en güzel iyilik de budur bence. kendimizi, kendimizle vakit geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirmektir önemli olan. artık her şey çok daha güzel, çok daha anlamlı olur. çünkü kendi içimize yönelmeyi deneyimlemiş oluruz.
devamını gör...
ölecek kişiyle vakit geçirmek
diyeceğim çok şey var ama diyecek bir şeyim yok dostlar. bu konu hakkında içimde bagirdigim çok şey var ama dilim lal olmuş susuyor, susmakla yetiniyor.
devamını gör...
avustralya
sydney'de yaşayan dostumun yıllar önce beni çağırdığı,askerlik engeli yüzünden gitmediğim yer. zamanı geri alsak durur muydum acaba.özellikle ülkemizin bu halini görünce.
kanguruyla bütünleşse de çok yüksek koyun nüfusuna sahip ülke.
kanguruyla bütünleşse de çok yüksek koyun nüfusuna sahip ülke.
devamını gör...
sevmek
kalp midir insana sev diyen,
yoksa yalnızlık mıdır körükleyen?
sahi nedir sevmek; bi muma ateş olmak mı,
yoksa yanan ateşe dokunmak mı?
– şems-i tebrizi
yoksa yalnızlık mıdır körükleyen?
sahi nedir sevmek; bi muma ateş olmak mı,
yoksa yanan ateşe dokunmak mı?
– şems-i tebrizi
devamını gör...
george blake
ingiliz ajan (1922 - 2020)
çift taraflı çalışan bir ajan. yani hem mı6 hem de sovyet ajanı.
soğuk savaş döneminde ingiliz mı6 istihbarat servisinde çalışırken kore'de ruslar tarafından deşifre edilince kgb adına çalışmaya başlamış.
sonra ingiliz istihbaratı 1961 yılında onun sovyetler birliği adına çalışan bir ajan olduğunu anlayınca yakayı ele veriyor ve 42 sene hapse mahkum ediliyor.
1966 yılında
londra'da hapishaneden kaçarak sovyetler birliği'ne sığınıyor. verdiği bilgilerle çok sayıda mı6 ajanı deşifre oluyor.
çift taraflı çalışan bir ajan. yani hem mı6 hem de sovyet ajanı.
soğuk savaş döneminde ingiliz mı6 istihbarat servisinde çalışırken kore'de ruslar tarafından deşifre edilince kgb adına çalışmaya başlamış.
sonra ingiliz istihbaratı 1961 yılında onun sovyetler birliği adına çalışan bir ajan olduğunu anlayınca yakayı ele veriyor ve 42 sene hapse mahkum ediliyor.
1966 yılında
londra'da hapishaneden kaçarak sovyetler birliği'ne sığınıyor. verdiği bilgilerle çok sayıda mı6 ajanı deşifre oluyor.
devamını gör...
tanım beğenmek
güzel bir eylemdir. beğen butonu çökene kadar yüklenebilirsiniz.
devamını gör...
hayatın bir renk olsa olacağı renk
gokkusagi olurdu..
rengarenk..
rengarenk..
devamını gör...
entropi (yazar)
bi daha bu başlığa uğrayacağımı zannetmiyordum ama şurada bahsettiğim hilekarlıklara başvurulduğu için ilgili yazarla tartışmak yerine yapılan hilekarlığın teknikleri hakkında detay vermek istedim. birisi kavga var demiş, kesinlikle bunun adı kavga veya tartışma olmamakla birlikte, yazarın kendisi herhangi bi karşı argümanla tartışacak donanıma maalesef sahip değil. bu yazı da kendisine cevap niteliği taşımıyor, daha önce yazdığım yukarıda linkini verdiğim yazının devamı niteliği taşıyor.
evvela özet isteyenlere küçük bi özet bırakalım. başarılı senarist berkun oya, bu hastalığı denyo olarak nitelendirmiş. tdk'ya göre dengesiz demekmiş.
yazının özeti olan ilgili muhteşem sahne;
step step ilerleyelim.
öncelikle anneler kutsaldır, cümle içine bu şekilde dahil edilmesi, hem de küfürsüz sözlük jargonunu benimseyen sözlükte dahil edilmesi. ama çok sorun değil, ben zaten bu konularda yazarken bu tiplerle uğraşacağımı biliyordum.
dediğimiz gibi bu yapılan hilenin adı antika argümanı.* geçmişle gelecek ve/veya şimdiki zaman arasında korelasyon temelinde bir tezin doğru olduğunu empoze etme fikri. suni bir sağduyuya sığınılır. suni bir mağduriyet yaratılır. kutsallık ön plana çıkarılır. tıpkı yazarın yaptığı gibi.
oysaki bahsettiği yazıda herhangi bi küfür yok. doğal gerçekleşen doğumu tasvirlemişim. ha yok ben doğal şekilde doğmadım, sezaryen doğdum diyorsa doğum belgesini gösterdiği takdirde entry'nin ilgili kısmını elbette düzeltirim. lakin bu haliyle küfür olmadığı gibi hakaret dahi yok. onu rahatsız eden kısmı "anan" kısmı. hatta anan'dan sonrasını okumamış bile olabilir. anan kelimesini görünce beynine kan gitmemeye başlamış, sinir katsayısı logaritmik şekilde artmış çok belli.* konuyla ilgili muhteşem bir twitter paylaşımı var bunu buraya bırakmazsam olmaz.
türk erkeğinin korku üçgeni
peki benim üslubum çok mu temiz? tabii ki hayır. o tasviri kasıtlı olarak yaptım. agresif ve ofansif bi tutum var. çünkü böyle olmak zorunda. bu adamlarla bu şekilde konuşmak zorundayız. kibar olamıyoruz. kibar olduğumuzda kendilerini direkt bizden üstün görüyorlar. kibar insanı güçsüz görüp, gey olarak nitelendiren sığ bi zihniyet var. mecbur bazen bazı kelimeleri kendi çapımızda özenle ofansif olacak şekilde seçiyoruz.
devam edelim.
yoksa sanattan, bilimden, spordan, mizahtan yazar geçerdim de. neyse yöneticilerin gerekeni yapacağından kuşkum yok.
bu kısma bayıldım. her şeyin özeti gibi. yukarıdaki sahnede denildiği gibi sahte bi bilgelik benimsenmiş. sanattan bilimden yazıp geçmek. "yazıp geçmek" yine özenle seçilmiş. sanatı, bilimi ve mizahı kendi küçük dünyasında aşağılamakla beraber, yazdığı diğer konuların, kendi davası hakkında olduğunu ve davasının bilimden sanattan daha kutsal olduğunu, o yüzden bilim hakkında yazmak yerine kendi davası hakkında yazmasının daha mühim olduğuna olan necip bir inanç söz konusu. son cümle ise çok talihsiz olmuş. iddia ettiği gibi küfür barındırmadığı aşikar. kuşkum yok diyerek entry'nin silinmesi için moderasyona basitçe bir yönlendirme yapılmış. galeyanın mihenk taşıdır bu tarz yönlendirmeler. alışıldık.
devam edelim.
diğer konu ise suriyeliler konusunda uzunca bir yazı yazmam gerekecek. artık yontma taş devrinden mi başlarım, yoksa hz adem ve havva'dan mı bilemem.
burada ise hem confirmation bias hem de aşırı başarısız bir ad hominem yapılmış. kendi zayıf argümanına örnek araması gerektiğini belirtmiş. bulacağı her bir örneğin, argümanını güçlendireceğine inanıyor. halbuki bir argümanı güçlendirmek, o argümanı yalanlamaya çalışarak yapılır. ama kendisi bilimden uzak bi insan olduğunu zaten söylemiş.
yontma taş, adem ile havva ve göçmenlik konuları hakkında kendi küçük dünyasında nasıl bi bağlantı kurduğunu ise anlayamadım. yazarın hayal dünyasına inmek çok zor. bu kısmı deepwebin sekizinci katmanı gibi düşünebilirsiniz.* dedik ya, başarısız bi ad hominem girişimi. göçmen mevzusunu absürtize* etmek istemiş.
devam edelim.
bir diğer şey ise benim ömrümün yarısı yurtdışında geçti. bana türkiye'yi ve yurtdışını öğretmeye kalkışmadan önce karşındaki insanı bi tanımalısın. ne tür ırkçı saldırılara maruz kaldığımı, ne tür yozluklarla ve zorbalıklarla uğraştığımı, ne tür şerefsizliklerle mücadele ettiğimi bilmeden klavye başında sallamak kolay.
burada ise yine başka bir teknik bizi karşılıyor. bilgi yoksunluğuna yaslanan argüman. verdiği doneleri en ufak bir veriye dahi dayandırmamış. yazarın ömrü ne kadar, yarısı ne ediyor, yurtdışı dediği yer tam olarak neresi, maruz kaldığı ırkçılık nedir, her şey şüpheli.
bilgi yoksunluğunu fırsata çevirerek, iddiasının aksini ispatlamayı karşı tarafa bırakıyor. muhakeme karmaşıklığını tamamen karşı tarafın üstüne yıkmış. "beni tanımalısın çünkü ben önemliyim." ama karşısındaki insan katiyen önemsiz. kendisinin göçmenler hakkında salyalar akıtarak yazdığı yazılar yüzünden konunun buralara geldiğini unutturmak istemiş. konuyu kendi bataklığından uzaklaştırıp, karşı argümanın boynuna atmış. çok klasik, çok bayağı bi teknik. akp sağolsun, yıllarca uyguluyor bu safsatayı zaten.
son cümle ise yazının en vurucu kısmı. karşılaştığı tüm tartışmalar şerefsizlik ve zorbalık. ona karşı üretilen tüm düşünceleri saldırgan ve onur zedeleyici olarak görüyor. ona karşı üretilen argümanlar, kendi belirlediği şeref kıstasından geçemiyor. göçmenler hakkında söylediği her şey davasının muntazam birer parçası, lakin ona karşı üretilen argümanlar ise aşağılıkça. burada, en başta yarattığı suni mağduriyetin doruk noktalarına ulaşmış. çünkü elinden başka bir şey gelmiyor. yapılan eleştirileri kabul etmemek için eleştirileri belli seviyenin altına çekmek zorunda hissediyor kendini. buna straw man fallacy* deniyor. karşı argümanla mücadele edemediği için onu saman adama yani bostan korkuluğuna çevirerek kendince daha zayıf hale getiriyor.
son paragrafı ise çok trajik. kendisine ayna tutmasına rağmen akıllanmamış. inceleyelim;
türkiye cumhuriyeti başlı başına mülteci cenneti. bu işi bu denli kontrolsüz yapan başka devlet yok. daha geçen gün polonya sınırında açlıktan ve soğuktan donan ıraklı kürtleri konuştuk burada. adamlar sınırlarını açmıyor. umurunda olmuyor esasen. tüm gelişmiş devletler böyle, türkiye hariç elbette.
burada kendisi kesinlikle haklı. türkiye bir mülteci cenneti olmuş durumda.
ülkeyi mülteci cennetine çevirenlerin, kendisiyle aynı sağ zihniyeti paylaşan akp hükümeti olduğunu da hatırlatalım. ve evet,
polonya belarus sınırında insanlık dışı uygulamalar var. diğer gelişmiş devletler böyle değil ama böyle olmaya çok yakın, kesinlikle haklı. sorunun temel kaynağı haklı olduğu bu argümanları kendi davasından soyutlaması. daha önce emrah safa gürkan da bahsetmişti, şuradan izleyebilirsiniz.
eğer avrupalı tarzı bir ırkçılık şekli küresel olursa, bir türkiyeli olarak sen de topun ağzındasın. ten rengi, o aşağılamaya çalıştığı ortadoğululardan biraz daha açık diye kendini üstün ırk zannediyor ama maalesef değil. avrupanın ırkçısı küresel güce dönüşürse bir ortadoğulu olarak türk de ıraklı da afgan da aynı kefeye girecek, aynı zorbalığa maruz kalacak. bi suriyeliden daha açık tenlisin diye kendini üstün mü zannettin? senden daha ırkçısı yok mu sanıyorsun? umarım kendisi bir an önce beynini bu hastalıktan arındırır, topluma daha faydalı bir birey olur.
şayet buraya kadar okuyan olmuşsa; yukarıda anlattığım manipülasyon tekniklerinden uzak durmaları gerektiğini vurgulamak için nispeten uzun olan bu yazıyı yazdığımı belirtir, özellikle kadın erkek ilişkilerinde karşı tarafın sizi manüple etmesine müsaade etmemeniz gerektiğini hatırlatır, hepinizi sevgiyle kucaklarım. voila!
evvela özet isteyenlere küçük bi özet bırakalım. başarılı senarist berkun oya, bu hastalığı denyo olarak nitelendirmiş. tdk'ya göre dengesiz demekmiş.
yazının özeti olan ilgili muhteşem sahne;
step step ilerleyelim.
öncelikle anneler kutsaldır, cümle içine bu şekilde dahil edilmesi, hem de küfürsüz sözlük jargonunu benimseyen sözlükte dahil edilmesi. ama çok sorun değil, ben zaten bu konularda yazarken bu tiplerle uğraşacağımı biliyordum.
dediğimiz gibi bu yapılan hilenin adı antika argümanı.* geçmişle gelecek ve/veya şimdiki zaman arasında korelasyon temelinde bir tezin doğru olduğunu empoze etme fikri. suni bir sağduyuya sığınılır. suni bir mağduriyet yaratılır. kutsallık ön plana çıkarılır. tıpkı yazarın yaptığı gibi.
oysaki bahsettiği yazıda herhangi bi küfür yok. doğal gerçekleşen doğumu tasvirlemişim. ha yok ben doğal şekilde doğmadım, sezaryen doğdum diyorsa doğum belgesini gösterdiği takdirde entry'nin ilgili kısmını elbette düzeltirim. lakin bu haliyle küfür olmadığı gibi hakaret dahi yok. onu rahatsız eden kısmı "anan" kısmı. hatta anan'dan sonrasını okumamış bile olabilir. anan kelimesini görünce beynine kan gitmemeye başlamış, sinir katsayısı logaritmik şekilde artmış çok belli.* konuyla ilgili muhteşem bir twitter paylaşımı var bunu buraya bırakmazsam olmaz.
türk erkeğinin korku üçgeni
peki benim üslubum çok mu temiz? tabii ki hayır. o tasviri kasıtlı olarak yaptım. agresif ve ofansif bi tutum var. çünkü böyle olmak zorunda. bu adamlarla bu şekilde konuşmak zorundayız. kibar olamıyoruz. kibar olduğumuzda kendilerini direkt bizden üstün görüyorlar. kibar insanı güçsüz görüp, gey olarak nitelendiren sığ bi zihniyet var. mecbur bazen bazı kelimeleri kendi çapımızda özenle ofansif olacak şekilde seçiyoruz.
devam edelim.
yoksa sanattan, bilimden, spordan, mizahtan yazar geçerdim de. neyse yöneticilerin gerekeni yapacağından kuşkum yok.
bu kısma bayıldım. her şeyin özeti gibi. yukarıdaki sahnede denildiği gibi sahte bi bilgelik benimsenmiş. sanattan bilimden yazıp geçmek. "yazıp geçmek" yine özenle seçilmiş. sanatı, bilimi ve mizahı kendi küçük dünyasında aşağılamakla beraber, yazdığı diğer konuların, kendi davası hakkında olduğunu ve davasının bilimden sanattan daha kutsal olduğunu, o yüzden bilim hakkında yazmak yerine kendi davası hakkında yazmasının daha mühim olduğuna olan necip bir inanç söz konusu. son cümle ise çok talihsiz olmuş. iddia ettiği gibi küfür barındırmadığı aşikar. kuşkum yok diyerek entry'nin silinmesi için moderasyona basitçe bir yönlendirme yapılmış. galeyanın mihenk taşıdır bu tarz yönlendirmeler. alışıldık.
devam edelim.
diğer konu ise suriyeliler konusunda uzunca bir yazı yazmam gerekecek. artık yontma taş devrinden mi başlarım, yoksa hz adem ve havva'dan mı bilemem.
burada ise hem confirmation bias hem de aşırı başarısız bir ad hominem yapılmış. kendi zayıf argümanına örnek araması gerektiğini belirtmiş. bulacağı her bir örneğin, argümanını güçlendireceğine inanıyor. halbuki bir argümanı güçlendirmek, o argümanı yalanlamaya çalışarak yapılır. ama kendisi bilimden uzak bi insan olduğunu zaten söylemiş.
yontma taş, adem ile havva ve göçmenlik konuları hakkında kendi küçük dünyasında nasıl bi bağlantı kurduğunu ise anlayamadım. yazarın hayal dünyasına inmek çok zor. bu kısmı deepwebin sekizinci katmanı gibi düşünebilirsiniz.* dedik ya, başarısız bi ad hominem girişimi. göçmen mevzusunu absürtize* etmek istemiş.
devam edelim.
bir diğer şey ise benim ömrümün yarısı yurtdışında geçti. bana türkiye'yi ve yurtdışını öğretmeye kalkışmadan önce karşındaki insanı bi tanımalısın. ne tür ırkçı saldırılara maruz kaldığımı, ne tür yozluklarla ve zorbalıklarla uğraştığımı, ne tür şerefsizliklerle mücadele ettiğimi bilmeden klavye başında sallamak kolay.
burada ise yine başka bir teknik bizi karşılıyor. bilgi yoksunluğuna yaslanan argüman. verdiği doneleri en ufak bir veriye dahi dayandırmamış. yazarın ömrü ne kadar, yarısı ne ediyor, yurtdışı dediği yer tam olarak neresi, maruz kaldığı ırkçılık nedir, her şey şüpheli.
bilgi yoksunluğunu fırsata çevirerek, iddiasının aksini ispatlamayı karşı tarafa bırakıyor. muhakeme karmaşıklığını tamamen karşı tarafın üstüne yıkmış. "beni tanımalısın çünkü ben önemliyim." ama karşısındaki insan katiyen önemsiz. kendisinin göçmenler hakkında salyalar akıtarak yazdığı yazılar yüzünden konunun buralara geldiğini unutturmak istemiş. konuyu kendi bataklığından uzaklaştırıp, karşı argümanın boynuna atmış. çok klasik, çok bayağı bi teknik. akp sağolsun, yıllarca uyguluyor bu safsatayı zaten.
son cümle ise yazının en vurucu kısmı. karşılaştığı tüm tartışmalar şerefsizlik ve zorbalık. ona karşı üretilen tüm düşünceleri saldırgan ve onur zedeleyici olarak görüyor. ona karşı üretilen argümanlar, kendi belirlediği şeref kıstasından geçemiyor. göçmenler hakkında söylediği her şey davasının muntazam birer parçası, lakin ona karşı üretilen argümanlar ise aşağılıkça. burada, en başta yarattığı suni mağduriyetin doruk noktalarına ulaşmış. çünkü elinden başka bir şey gelmiyor. yapılan eleştirileri kabul etmemek için eleştirileri belli seviyenin altına çekmek zorunda hissediyor kendini. buna straw man fallacy* deniyor. karşı argümanla mücadele edemediği için onu saman adama yani bostan korkuluğuna çevirerek kendince daha zayıf hale getiriyor.
son paragrafı ise çok trajik. kendisine ayna tutmasına rağmen akıllanmamış. inceleyelim;
türkiye cumhuriyeti başlı başına mülteci cenneti. bu işi bu denli kontrolsüz yapan başka devlet yok. daha geçen gün polonya sınırında açlıktan ve soğuktan donan ıraklı kürtleri konuştuk burada. adamlar sınırlarını açmıyor. umurunda olmuyor esasen. tüm gelişmiş devletler böyle, türkiye hariç elbette.
burada kendisi kesinlikle haklı. türkiye bir mülteci cenneti olmuş durumda.
ülkeyi mülteci cennetine çevirenlerin, kendisiyle aynı sağ zihniyeti paylaşan akp hükümeti olduğunu da hatırlatalım. ve evet,
polonya belarus sınırında insanlık dışı uygulamalar var. diğer gelişmiş devletler böyle değil ama böyle olmaya çok yakın, kesinlikle haklı. sorunun temel kaynağı haklı olduğu bu argümanları kendi davasından soyutlaması. daha önce emrah safa gürkan da bahsetmişti, şuradan izleyebilirsiniz.
eğer avrupalı tarzı bir ırkçılık şekli küresel olursa, bir türkiyeli olarak sen de topun ağzındasın. ten rengi, o aşağılamaya çalıştığı ortadoğululardan biraz daha açık diye kendini üstün ırk zannediyor ama maalesef değil. avrupanın ırkçısı küresel güce dönüşürse bir ortadoğulu olarak türk de ıraklı da afgan da aynı kefeye girecek, aynı zorbalığa maruz kalacak. bi suriyeliden daha açık tenlisin diye kendini üstün mü zannettin? senden daha ırkçısı yok mu sanıyorsun? umarım kendisi bir an önce beynini bu hastalıktan arındırır, topluma daha faydalı bir birey olur.
şayet buraya kadar okuyan olmuşsa; yukarıda anlattığım manipülasyon tekniklerinden uzak durmaları gerektiğini vurgulamak için nispeten uzun olan bu yazıyı yazdığımı belirtir, özellikle kadın erkek ilişkilerinde karşı tarafın sizi manüple etmesine müsaade etmemeniz gerektiğini hatırlatır, hepinizi sevgiyle kucaklarım. voila!
devamını gör...
yazarların eylül ayı hedefleri
ekim'de bir festivalde sahne alacağım için şarkıları hatasız çalabilmek adına bu ay bol bol gitarı elime alıp şarkıları tekrar tekrar çalmam gerek... umarım eylülün son gününde hatasız, oldukça tatmin edici biçimde çalabiliyor olurum.
devamını gör...
imam hatiplerin kapatılması
kapatılmasın fakat kontenjanların yarısının bile dolmadığı halde her semte en az bir tane devasa büyüklükte imamhatip açılması yetmezmiş gibi, var olan normal okulları da imamhatipe çevirdiler. küçücük ve yetersiz şartlarda öğrenim gören binlerce öğrenci varken, talep imamhatipe bu kadar azken yenilerinin açılması tamamen gereksizdir.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arıya mor mahlas verilsin kampanyası
ay inanmıyorum ama beeenn*. sözlüğe geldiğim ilk günlerden beri tanıdığım ve gerçekten sözlükte her zaman yanımda olan önemli insanlardan biri olan kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası ‘na ne kadar teşekkür etsem az*. bundan daha önce konuşmuştuk bu konuyu hatta çok sevgili yazılımcımız iko’ya bile söylemiştik ama şuan böyle güzel bi şey yapmanız ve destek vermeniz o kadar mutlu etti ki benii*.
gerçekten önce kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası nickli biricik yazarımıza sonra da hem bu kampanyaya hem de bana destek verip sözlükteki şuanki halime gelmemi sağlayan herkese çok teşekkür ederiim. sonuna kadar iyi ki varsınız, umarım hiç eksilmeden her gün büyür, sayımızı arttırırız.
e artık böyle kampanya, destek falan derken bu mor nick dileğimin gerçek olcağını düşünüyorum. sizce de öyle değil mi?*
gerçekten önce kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası nickli biricik yazarımıza sonra da hem bu kampanyaya hem de bana destek verip sözlükteki şuanki halime gelmemi sağlayan herkese çok teşekkür ederiim. sonuna kadar iyi ki varsınız, umarım hiç eksilmeden her gün büyür, sayımızı arttırırız.
e artık böyle kampanya, destek falan derken bu mor nick dileğimin gerçek olcağını düşünüyorum. sizce de öyle değil mi?*
devamını gör...
nilgün marmara'nın intihar mektubu
cemal süreya, biricik zelda’sının ölümü ardından günlüğüne şunu yazmıştı:
“nilgün ölmüş. beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, ece ayhan söyledi.. çok değişik bir insandı zelda. akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. çok da gençti. sanırım otuzuna değmemişti daha.. bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. dönüp baktığımda bir acı da buluyorum nilgün’ün yüzünde. o zamanlar görememişim. bugün ortaya çıkıyor.“ (günler, syf. 342, yky)
t: sevdiğim bir şairin, intiharından önce yazdığı, hiç tanımayan birinin bile okuyarak hakkında biraz bilgi edinebileceği mektuptur.
“nilgün ölmüş. beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, ece ayhan söyledi.. çok değişik bir insandı zelda. akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. çok da gençti. sanırım otuzuna değmemişti daha.. bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. dönüp baktığımda bir acı da buluyorum nilgün’ün yüzünde. o zamanlar görememişim. bugün ortaya çıkıyor.“ (günler, syf. 342, yky)
t: sevdiğim bir şairin, intiharından önce yazdığı, hiç tanımayan birinin bile okuyarak hakkında biraz bilgi edinebileceği mektuptur.
devamını gör...
yasak ilişkiden doğan çocuk
(bkz: sözlüğe küfür alternatifleri)
devamını gör...
regl oldum demenin alternatif yolları
"her tarafım şiş şiş"
devamını gör...
soul
o kadar güzel bir şekilde anlatılmak istenen anlatılmış, mesaj verilmiş ki hayran olmamak elde değil. çok beğendim kesinlikle izlenmeli. en beğendiğim alıntısı aşağıdadır, dikkat farkındalık yaratır.
--- alıntı ---
bir balık hakkındaki bu hikayeyi duydum. genç balık daha yaşlı bir balığa doğru yüzüyor ve şöyle diyor: "okyanus dedikleri bu şeyi bulmaya çalışıyorum." "okyanus? şu anda buradasın" diyor yaşlı balık. "bu su, benim istediğim okyanus!" diyor genç balık.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
bir balık hakkındaki bu hikayeyi duydum. genç balık daha yaşlı bir balığa doğru yüzüyor ve şöyle diyor: "okyanus dedikleri bu şeyi bulmaya çalışıyorum." "okyanus? şu anda buradasın" diyor yaşlı balık. "bu su, benim istediğim okyanus!" diyor genç balık.
--- alıntı ---
devamını gör...
anne yemeği
mevzu bahis anne yemeği ise bir mercimek çorbası bile başka gelir çocuğa diiiğ mi?
kızanım okulda iki gündür ana çorbası diye sayıklar durur. bana bu akşam mercimek çorbası yapmak farz oldu.
kızanım okulda iki gündür ana çorbası diye sayıklar durur. bana bu akşam mercimek çorbası yapmak farz oldu.
devamını gör...
kadir mısıroğlu'nun atatürk ile diyaloğu
kendisi'de yunan adalarına tatil'e gitti. sakın
ha çağırmayın bir yerden bir daha ruhları bile gelmesin buraya.gerçi bırakmazlar da onu oradan pek severler kendilerini.
ha çağırmayın bir yerden bir daha ruhları bile gelmesin buraya.gerçi bırakmazlar da onu oradan pek severler kendilerini.
devamını gör...