kimse de görmediğim kimlik kartındaki resimdir. büyük bir çaba ve özveri ile saklanır. yalnız ölüler görebilir.
devamını gör...

dolma biber diye de anılan ve çok emin olmamakla birlikte dolmada kullanılması dışında gastronomi aleminde çok da ciddiye alınmayan ve bana bir çocukluk travması yaşatmış olan bir karikatürün yardımcı oyuncusu olan biber çeşididir.

biber dolmasını severim, o çok ayrı bir konu. sevmek biraz iddialı bir duygu oldu. şöyle düzelteyim önüme konursa homurdanmadan yerim. kesinlikle pırasaya verdiğim saldırgan tepkiyi vermem kendisine. olmasa da aramam. biber dolması olsa da yesek sözünü ilk kez şimdi kullanmış oldum mesela.

dünyanın en saçma çocukluk travmalarını yaşamış biri olarak bana hiçbir travma akıldışı ya da mantığa aykırı gelmiyor. sonuçta bu dünyada kaç kişi dolmalık biber yüzünden travma geçirmiş olabilir ki. hayal gücü doğru ellerde mükemmel bir yaratıcı güç olabilirken bazı insanlarda kişinin kendine yönelmiş bir silaha dönüşebilir.

travmaya neden olan karikatürü bir türlü bulamadım internette çünkü üzerinden çok uzun bir zaman geçti. konusu şöyle idi; bir gün evin babası tıraş olup eve geldiğinde kafasının üzerinde dolmalık biberlerin ucu gibi bir çıkıntı belirir. bunun ne olduğunu soran eşine ise berberin saçlarını biraz fazla kısalttığını, artık bu sırrını saklayamayacağını söyler. sonra da yukarıdaki saptan tutup üzerindeki kabuğu soyar ve aslında kendisinin bir dolmalık biber olduğunu söyler.

belki de dünyanın en saçma karikatürü ama ben bu karikatürü okuduğum zaman 6 yaşında idim. o günden sonra babam ne zaman saç tıraşı olup eve gelse bir yolunu bulup kafasının üstüne bakmaya çalıştım. kapıdan girince babamın tıraş olduğunu anladığım an içimde bir korku başlıyordu her seferinde “ya babam dolmalık biberse” diye.

bu korkuyu atlattığımı sanıyorum ama hala berbere gidince üstleri fazla kısaltmamasını söylüyorum. her zaman tedbirli olmakta fayda var.
devamını gör...

teorik olarak mümkün olan eylem.

yeterince büyük bir kara delik bulabilirseniz bu cisim işinizi görür. kara delikler uzay ve zamanı büyük ölçüde bükmeleriyle meşhur. dünya'nın geçmiş zamanlarında dünya'dan çıkan bir foton düşünün*. bu foton bir kara delik yakınından geçerken bükülen dokuda yolunu değiştirebilir ve kara deliğin etrafından dolaşarak 180 derecelik açıyla geldiği yöne geri dönebilir. bu durumda -karşısına başka herhangi bir cisim çıkmayacağını umut ederek- diyebiliriz ki buradan, yani dünyadan çıkan foton tekrar buraya ulaşacak.

şimdi bunu tek bir foton değil, bir foton demeti yani ışık olarak düşünün. dünya üzerinde yaşanan olayların uzaya yansıması ve bir kara deliğin etrafından geri dönerek tekrar bize kozmik bir ekrandan izletilmesi gibi... ancak dediğim gibi, bu teorik bir durum. gerçekte buradan giden tüm fotonları bize geri döndürecek büyüklükte bir kara delik olup olmadığı, bu fotonların yol üzerinde başka cisimlere rastlamadan başka bir bükülme nedeniyle yön değiştirmemesi gibi birtakım olasılıklar düşünüldüğünde, bu durum pratikte imkânsıza yakın görünüyor.

***

bir başka teorik görüş de şöyle: evreni ya da işinizi görecek kadarlık bir kısmını birbirine "yapıştırmak". bir a4 kâğıdı alıp rulo yapın ve üst üste gelen kenarlarını birbirine yapıştırın. işte evrene bunu uygulamayı başarırsanız -ki başaramazsınız- bu, geçmişi görmek için bir yoldur. özellikle atari ile büyüyen nesiller iyi bilir; bazı oyunlarda * ekranın bir tarafından kaybolup tam tersi taraftan tekrar ekrandan belirebildiğiniz oyunlar vardır. işte bu da ona benzer: buradan çıkan ışık rulo evrenin etrafını dolaşıp tekrar diğer taraftan geri gelir. böylece geçmişteki bir ana ait ışık size tekrar gelir ve geçmişi izleme şansına sahip olursunuz.

***
bir başka teorik yol da şu: eğer şu anda dünya'dan çok daha uzak bir yere ışınlanmayı başabilirseniz, oradan -yine yapılması imkânsız olur ama- yeterince büyük bir teleskop yaparak dünya'ya bakarsanız, onun geçmişini görürsünüz. ne kadar eskiyi görürsünüz? ne kadar uzağa gitmişseniz o kadar...

***

tabii bunlar, az önce de dediğim gibi, pratikte imkânsız olan işler. ancak kesin olan şey şu ki; uzay ve zamanı eğmek, geçmişe yolculuğu mümkün hale getirir. tek sorun bunu yapabilecek bir teknolojimizin olmaması ve muhtemelen de hiçbir zaman olmayacak olması. en azından burada sıraladığım 3 seçenek için...
devamını gör...

yitip giden yılların olmasın
her yeni yaş..
yeni guzellikleri beraberinde getirsin..
bu mani de nazar boncuğu olsun..
devamını gör...

insanı oldukça rahatlatan eylemdir ancak sağlığa zararlı olabilmektedir.
devamını gör...

ne kadar pozitifsin rob.
green book filminde yaşanılanların yaşanmamasını istiyor oluşun hepimizin temennisi fakat o zaman ırkçılık teması da nasıl işlenirdi ki?
sonuçta her şey yaşandı ve bitti saygısızca. ve muazzam da bir film ortaya çıkmış ayrıca.
devamını gör...

kafamı duvarlara duvarlara vuracağım artık sinirden. göz göre göre din istismarı var ve insanlar bu şahsın dediklerine inanıyor. bu ve bunun gibiler cennete gidecekse ben almayayım zaten. tiksindirdiler her şeyden.
devamını gör...

hoşuma giden harika bir tanım.
yazarı sevgili (bkz: reddedilemeyen teklif)

#368837
devamını gör...

derler ki ; ” burada bir kelebek kanat çırpsa, atlantik’te fırtınaya sebep olabilir. ” işte biz her birimiz, tıpkı o kelebek gibiyiz, fakat bir farkla; bizim kelebeğimiz fırtınaya sebep olmaz! o, kanatlarını açar fırtınaya karşı koyar.
devamını gör...

aradığımı bulamadım, buldum sandığımda da yanıldım. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yine, parası olmayan erkeğe sümüğünü atmayan kadınları dinliyoruz.
güç arıyorsunuz, ama eşitlik diyorsunuz. neremle gülmemi istersiniz. siz seçin ki ayıp seviyesi düşsün.
tektaş'ı aldım ama şu an ki aklım olsa kesinlikle almazdım.
devamını gör...

ağızda soğuk su borusu patlamış hissi uyandıran hadisedir.
devamını gör...

latince kökenli bir kelimedir. ex, out of olarak kullanılmış ve dışında manasına gelmekte.
sangui ise kan manasına gelmekte. ortaya dışarda ya da dışında kan gibi bir anlam çıkıyor.
türkçe yazılışı eksanguinasyon olan bir canlının kanını boşaltma işlemidir.
aynı zamanda kan kaybı manasına gelir. aşırı kan kaybından ölme olarak da bilinir.
hayvan kesimlerinde çokça uygulanan bir yöntemdir. insanda yaklaşık 4-6 litre kadar kan bulunur.
kişi bunun üçte birini kaybettiğinde dâhi ölebilir.
devamını gör...

gam: dert, tasa, üzüntü
zede: vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş

gamzede: derde tutulmuş

bu şarkının beğenmediğim tek bir versiyonu bile bulunmamakla beraber bir tane de ben önereyim.
spotify
(bkz: necati ve saykolar)
devamını gör...

squash diyince *

şimdi şöyle bir konsepti var bu sporun, özel bir zemin ve duvar filan gerektirdiği için üst segment spor salonlarında var, başlığı görünce direk aklıma geldi, bu o kadar çok anlatmak istediğim bir hikayedir ki
eşi benzeri yok..

en son çalıştığım işyerimde, bir müdürüm vardı, dış ticaretle birlikte finans işini de kabul etmiştim mecburen (yalnız yaşıyorum o zaman) benim için mali işler departmanı, pavyona düşmek gibi bir şey (yani esas işim değil o yüzden, sadece mecbur kaldığımdan, istemeyerek çalıştığım için, benim kendi işim çok hareketli, sabit durup aynı şeyi sürekli yaparken, içimden ağlıyorum ben (u: ?) bu müdürümde benden 2 yaş büyük, evli bir kadın ama çok iddialı, bana ikide bir diyorki ben isteseydim tek başıma yaşardım ama hiç öyle bir şey istemedim, senin ailen de istanbulda, nerden aklına geldi filan, (bırakın yapabileceğini, böyle bir şeyi hayal edebileceğini bile beni tanıyınca farketti) bu arada tipimden ve tarzımdan dolayı, bana kız sosyete sen bilirsin, avm kadını filan diyor (benim özel bir çabam asla yok, tipim zengin görünüyormuş)

şimdi bu kadın, bizi yanına çağırıp çağırıp, şu elbisemi güzel, bumu, amaaan kaç para ki, ikisinide aldım gitti filan diyor, sonra bu bir spor salonuna yazıldı, oradan kulüp diye bahsediyor ama bize :) bir gün havuzunu anlatıyor, bir gün kafesini, işte spor yapmasak da gidip takılıyoruz eşimle filan diyor, çok eğleniyoruz diyor, ikide bir, yıllık fiyatını söyleyip, onlar için ne kadar önemsiz bir rakam olduğunu anlatıyor, sizde yazılın ödersiniz ya, ben indirim yaptırırım, bişey değil filan diyor...

yine bir gün bu spor salonundan bahsederken, açmış internetten web sitesini, dediki gelin bakın gösteriyim size, (sanki çok merak ediyormuşuz gibi) salonun girişteki bankosunu, bekleme koltuklarını filan gösteriyor, bakın diyor çok lüks bir yer, dekorasyonu filan çok güzel *
ben bir iki saniye baktım ve dedimki,

me : squash varmı?
müd : o ney...
me : hani varya böyle odada tenis gibi duvara topu atıyosun
müd : nasıl yazılıyor (web sitesinde aradı)
me : squ.... ajhgffbkkl
müd : yokmuş... seninde bilmediğin yok (hüsran+sinir+şişmek+düşen surat)

ya gerçekten onu bozmak için sormamıştım ama gerçekten...
üzüldüm de sonra, bir hevesle bize hava atacak, kendini tatmin edecekti ama
olmadı *
devamını gör...




fakirlik güzellemelerini asla doğru bulmuyorum. ama yetinmek ve mutluluk kavramı uzerine söylediklerine tüm yüreğimle katılıyorum. kıl çadırdan rezidanslara insan nasıl mutlu olur dersini tertemiz ifadelerle anlatıyor.
devamını gör...

kuzunun melemesi
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
devamını gör...

bir yığın insan tanıdım. ama hep yalnızdım.*
devamını gör...

taktik maktik yok bam bam bam!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim