konuştuğun kimseden gece gelen mesajı sabah yanıtlamak
karakter sınırına takılan başlık.*
mesajlaşma devam etsin diye gece gelen mesaja sabah cevap vermek olacaktı, oldu.
yıkıklığın resmidir.*
kimseyi bu kadar önemsememek lazım tabi.
minik heyecanlar ama bunların sonu hiç hoş değil, malum.
bu aralar hep hayırlı forumlar temalı başlıklar açıyorum. haydi hayırlısı.
mesajlaşma devam etsin diye gece gelen mesaja sabah cevap vermek olacaktı, oldu.
yıkıklığın resmidir.*
kimseyi bu kadar önemsememek lazım tabi.
minik heyecanlar ama bunların sonu hiç hoş değil, malum.
bu aralar hep hayırlı forumlar temalı başlıklar açıyorum. haydi hayırlısı.
devamını gör...
iyi ki almışım yoksa alamazdım
özellikle son dönemde bilgisayar, laptop, cep telefonu, araba vs gibi ürünleri satın alan kişilerin söylediği sözlerdir. telefonunuz düşse kırılsa bozulsa aynı ayarda cep telefonu almanız bu fiyatlara imkansiz hale gelir araba zaten hayal oldu araç sahipleri bunu satsam daha almam imkansız diyen en büyük kitle yeni işe girmiş birinin araç araba alması mucize haline gelmis zamların sosyal hayatı bitirdiği mutsuz asık yüzlü gülmeyi unutan bir topluma dönüştürdüğü apaçık ortada.
devamını gör...
sumak'ın aşağı bakamıyoruz karikatürü
çok kötüsünüz. yaptığınız mizah! batsın.
devamını gör...
kitap okumayanları küçümseyen insan
kendiside kitap okumayan tipdir.
devamını gör...
denemeler
başlarken sıkılabilirim gibi bir önyargıyla yaklaştığım ama daha sonra yüzümde tebessümle okuduğum kitap. nerde olursan ol, kaçıncı yüzyılda yaşarsan yaşa demek ki bazı düşünceler her insanda ortak oluyormuş dedim bittiğinde.
kitaplar ve insanlar kısmından: " o kadar ki, bence en orta malı, en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi ışıklı yanlarından görebilirsek, onlardan doğanın en büyük mucizeleri, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle insan eylemleri konusunda."
kitaplar ve insanlar kısmından: " o kadar ki, bence en orta malı, en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi ışıklı yanlarından görebilirsek, onlardan doğanın en büyük mucizeleri, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle insan eylemleri konusunda."
devamını gör...
tsk komando uzmanı eşi
esasında vaziyet sayfalarca anlatılacak derin sosyolojik tahlillere ihtiyaç duyuyor olsa da sabredip okuyacakların azlığından ötürü kısa bir özetle başlığa dahil olma ihtiyacı hissettim.
öncelikle sosyal medya bir gösterme yeridir. burada insanlar gösterir. evet evet gösterir. ve insanlar gösterebilecekleri en kıymetli şeyleri ön plana koyarlar. bir mühendis ya da bir doktor için de bu böyledir, ancak bir doktor ya da bir mühendisin eşi de mesleki ya da akademik olarak benzer başarılara sahip olduğundan, göstermek istediği en kıymetli şey doğal olarak eşinin mesleği değildir.
tsk'da uzman çavuşluk, yeni hali ile sözleşmeli er olma durumu ülkemiz standartlarında pek de akademik kariyer gerektirmeyen, genelde orta halli ya da düşük gelir grubu ailelerin evlatlarının tercih ettiği son derece kutsal bir meslektir. evet ibrahim tatlısesin dediği gibi 'askerimiz fakirdendir'.
anadolunun bağrından kopup gelmiş, çok farklı gerekçelerle okumamış, okuyamamış, asker olayım, hem kutsal bir iş yapayım, hem de az da sayılmayacak bir maaş kazanayım telaşındaki bu abiler de genelde ya maksimum lise mezunu ev hanımı kardeşlerimizle, ya da çok çok bir ucundan memur olmuş hemşire, öğretmen vs. grubu memur kardeşlerimizle evlenirler. işte ev hanımı tercih edenlerin eşlerini de başlığı açan arkadaş sosyal medyadan filitrelemiş ve böyle gereksiz bir başlık açma ihtiyacı hissetmiş.
çünkü sosyal medya bir gösteri çukuru. her gün lüks bir araba ile reels videosu atanlar, her yediğini paylaşanlar, para ile alınmayacak kadar lüks hayatlarını milletin gözüne sokanlar rahatsızlık vermezken, hayattaki en kıymetli şeyi eşinin yaptığı meslek olan birinin bunu ifade etmesi rahatsız etmiştir bizim cadde kızı / çocuğu yazar arkadaşı.
neyse kısa dedim, uzun oldu yine.
tanım: tsk'da komando uzmanı şeklinde bir kadro ihdas edilmediğinden var olmayan eştir.
öncelikle sosyal medya bir gösterme yeridir. burada insanlar gösterir. evet evet gösterir. ve insanlar gösterebilecekleri en kıymetli şeyleri ön plana koyarlar. bir mühendis ya da bir doktor için de bu böyledir, ancak bir doktor ya da bir mühendisin eşi de mesleki ya da akademik olarak benzer başarılara sahip olduğundan, göstermek istediği en kıymetli şey doğal olarak eşinin mesleği değildir.
tsk'da uzman çavuşluk, yeni hali ile sözleşmeli er olma durumu ülkemiz standartlarında pek de akademik kariyer gerektirmeyen, genelde orta halli ya da düşük gelir grubu ailelerin evlatlarının tercih ettiği son derece kutsal bir meslektir. evet ibrahim tatlısesin dediği gibi 'askerimiz fakirdendir'.
anadolunun bağrından kopup gelmiş, çok farklı gerekçelerle okumamış, okuyamamış, asker olayım, hem kutsal bir iş yapayım, hem de az da sayılmayacak bir maaş kazanayım telaşındaki bu abiler de genelde ya maksimum lise mezunu ev hanımı kardeşlerimizle, ya da çok çok bir ucundan memur olmuş hemşire, öğretmen vs. grubu memur kardeşlerimizle evlenirler. işte ev hanımı tercih edenlerin eşlerini de başlığı açan arkadaş sosyal medyadan filitrelemiş ve böyle gereksiz bir başlık açma ihtiyacı hissetmiş.
çünkü sosyal medya bir gösteri çukuru. her gün lüks bir araba ile reels videosu atanlar, her yediğini paylaşanlar, para ile alınmayacak kadar lüks hayatlarını milletin gözüne sokanlar rahatsızlık vermezken, hayattaki en kıymetli şeyi eşinin yaptığı meslek olan birinin bunu ifade etmesi rahatsız etmiştir bizim cadde kızı / çocuğu yazar arkadaşı.
neyse kısa dedim, uzun oldu yine.
tanım: tsk'da komando uzmanı şeklinde bir kadro ihdas edilmediğinden var olmayan eştir.
devamını gör...
büyük buhran
kara perşembe olarak da adlandırılan kapitalizmin büyük bunalımı. 1929 ekonomik krizi...
başlangıcı 24 ekim 1929 perşembe'dir. bitişi ise maalesef yok. bugün hala binbir çeşit etkisi, bunalımla birlikte oluşturulan ve insan üzerinde oynanan kuramları, karteller, sözleşmeler, insan hayatıyla oynayan yatırımlar, manevi değersizleştirme gibi pek çok alanda hakimdir hala bu bunalım.
zayıf ve spekülatif bankaların wall street'teki çöküşüyle başlayan bunalım, artan hisse senedi satışları, değerlerin düşmesi, bankaların günlerce piyasayı toparlamak için çırpınmasına rağmen fiyatların son sürat düşüşte olması, işsizlik, artan gelir dağılımındaki dengesizlik, dağılan sermaye birikimi, tarım ürünlerindeki arz-talep oranının düşüşü ve buna bağlı olarak çiftçilikte azalan satın alma gücü, yatırımlardaki düşüşün ulusal geliri azalan yönde tehdit etmesi, devletin piyasaya müdahalede bulunmaması... gibi faktörler bunalıma sebep unsurlar olarak gösterilmektedir.
kapitalist birikim modeli, bilindiği gibi, 1910'lu yıllardan başlayarak ikinci dünya savaşı’nın bitimine kadar uzanan bir yapısal bunalım süreci yaşamıştır. 1920'li yıllar ise abd'nin ekonomik üstünlüğünü tüm dünyaya kabul ettirdiği yıllardı. abd hem ekonomik hem de siyasi anlamda başat güç unsuru olmak adına efor sarfetmekteydi. ''kükreyen yirmiler'' olarak da adlandırılan o yıllardaki ''kükreme'' yalnızca hızla büyüyen abd ekonomisini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. abd'nin sonsuz refah ve zenginliğe kavuşan ilk ülke olduğuna inanılıyor (bkz: american dream), had safhada bireycilik üzerine yükselen ve tüketim çılgınlığı ile öne çıkan bir yaşam tarzı abd'ye egemen oluyordu.
döneme baktığımızda dikkat çeken bir diğer unsur ''borçlar döngüsü''dür. 20'lerde ekonomik durumları iyi ya da kötü olsun, birçok ülkenin ekonomisi yüklü miktardaki borçlar nedeniyle birleşik devletler ekonomisine göbekten bağlanmıştı. ancak asıl problem durumları iyi ve kötü olarak ayırt edilen ülkelerin tamamın aslında ekonomilerinin çok zayıf olmasıydı.
''amerika hapşırdığında dünyanın geri kalanı nezle olacaktır'' deyimini haklı çıkarır şekilde, 1929 yılında abd'de başlayan kriz tüm dünyayı süratle sarmaya başlamıştı. buradan itibaren, bir taraftan uluslararası üretimin ve ticaretin önemli ölçüde daralmasına sebebiyet veren bu bunalım,
diğer taraftan da batı avrupa ile kuzey amerika'nın sanayileşmiş ülkelerinin gündemine sürekli
ve yaygın bir işsizlik sorunu taşımıştır. bununla birlikte o tarihe değin sığınılan ekonominin kendi kendini düzenleyeceğini ileri süren liberal yaklaşıma -neoklasik teori- olan güven derinden sarsılmıştır.
adam smith'in görünmez el politikası fiyaskoyla sonuçlanmış, ''laissez faire, laissez aller, laissez passer'' yani piyasaya devlet müdahalesinin olmaması gerektiğini öngören ''bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler'' politikası mali piyasalar ve özel bankaları kontrolsüz bıraktığı için ekonomiyi global bir çöküşe sürüklemiştir.
sonraki süreçte bunalım dünyayı ikinci dünya savaşı'na sürüklemiştir. örneğin 1932'de almanya'da faal nüfusun % 17.2'si, abd'de 23.5'i, ingiltere'de % 13.1'i işsiz kalmıştı. abd'de zengin, kelli felli kesimin sokaklarda elma satmaya başlaması, insanların ''haftalık 1 dolarak çalışırım'' afişlerini göğüslerine asıp reklam panosu şeklinde köşe başlarında beklemeleri her kesimden insanın ne durumda olduğuna dair az çok fikir verecektir.
1929 bunalımını yalnızca ekonomik bağlamda ele almak şüphesiz ki bizi yanıltacaktır çünkü liberal ekonomik yaklaşımın çöküşü liberal siyasi yaklaşımın da çöküşü anlamına gelmiş; pek çok avrupa ülkesi diktatoryal rejimine yönelmiştir. bu yaşananlar mussolini'nin italya'da yönetime geçmesiyle aynı süreçte ilerlemiştir. sınai ve tarımsal krizle istikrarsızlaşan sınıflar, parlamenter demokrasilerin hantal işleyişine karşı tepkilerini ortaya koyan aşırı uç partileri desteklemiş; yıkılan tarımsal çıkarlar balkanlar'da sağcı rejimleri güçlendirirken, orta sınıfların ılımlı partilerden uzaklaşması almanya'da adolf hitler'in iktidara gelişi ile sonuçlanmıştır. böylece 1929 ekonomik krizi, ikinci dünya savaşı'nın nedenleri arasında en üst sıraya yükselmiştir.
abd'nin adam smith politikasının çöküşünün ardından keynes'çi politika izlemeye başlaması ile kriz ufak çapta atlatılmaya başlanmıştır. dönemin başkanı franklin roosevelt, abd'nin krizden çıkışı için new deal (yeni düzen) adı altında devletin piyasaya müdahale etmesini savunan ve devlete daha çok rol veren bir keynesçi politikanın benimsenmesi gerektiğini ilan ederek buradan itibaren 40 yıl boyunca devletlerin temel ekonomik programlarını oluşturan iktisadi görüşü tüm dünyaya duyurmuştur.
-
gelelim büyük bunalım bugüne olan etkisine...
1929 bunalımı buraya kadar gördüğümüz üzre dünya çapında bir çöküş, yapılandırma, savaş, çırpınış, kayıp, çaba ve sistematik sömürü getirmiştir. ikinci dünya savaşı'nın etkileri bugün hala hukuksal, ahlaki, norm, siyasi düzeyde global anlamda bireylerin son derece etkin hissettiği sonuçlar doğurmuştur.
öte yandan bireysel ve kültürel anlamda abd'nin toplumlar üzerindeki politikarını belirlemiş olan bunalım; bugün hepimize reklam kuşaklarıyla, bestseller romanlarla, fastfood zincirleriyle, kozmetik ürünlerle, sosyal ağlarla, hızlı ilişkilerle, manevi değerlerin yıkıma uğratılmasıyla, amerikan yapımı dizi filmlerin - reality showların gelenek yıkıcı faktörünü görmeksizin topluma emzirmesiyle etkisini sürdürmektedir. (bkz: kültürel akımların geleneksel toplumlardaki yansıma ve uygulamaları) (bkz: #17419)
bugün insan eti kokan alışveriş merkezlerinden birine girdiğinizde, alışveriş eylemi sonunda paketlerin içine bakıp ''gerçek'' bir ihtiyaç listesiyle ne derece örtüştüğü sorusunun cevabı aşikar. artan gelir dağılımındaki eşitsizliğe manevi yıkıntılarla tampon yaptırma amacı güden küreselleştirme-tek tipleştirme-tek dünya kültürü yaratma politikası son derece hızlı nufuz etmektedir günümüz toplumlarına. örneğin bugün motoruna yağ olduğumuz planlı eskitme, bernard london tarafından 29 bunalımından hemen sonra bir öneri olarak sunulmuş ancak o yıllarda kabul ettirememiştir. ne var ki bugün bizler planlı eskitmenin kurbanlarıyız ancak kurban olmakla kalmayıp son derece keyif aldığımız bir (bkz: fantazmagori) geliştirmiş durumdayız.
planlı eskitme konusu için: (bkz: planned obsolescence) (bkz: sistematik eskitme) (bkz: stil eskitmesi) (bkz: tüketerek eskitme)
kısacası hepinize ''walcome to the jungle'':
başlangıcı 24 ekim 1929 perşembe'dir. bitişi ise maalesef yok. bugün hala binbir çeşit etkisi, bunalımla birlikte oluşturulan ve insan üzerinde oynanan kuramları, karteller, sözleşmeler, insan hayatıyla oynayan yatırımlar, manevi değersizleştirme gibi pek çok alanda hakimdir hala bu bunalım.
zayıf ve spekülatif bankaların wall street'teki çöküşüyle başlayan bunalım, artan hisse senedi satışları, değerlerin düşmesi, bankaların günlerce piyasayı toparlamak için çırpınmasına rağmen fiyatların son sürat düşüşte olması, işsizlik, artan gelir dağılımındaki dengesizlik, dağılan sermaye birikimi, tarım ürünlerindeki arz-talep oranının düşüşü ve buna bağlı olarak çiftçilikte azalan satın alma gücü, yatırımlardaki düşüşün ulusal geliri azalan yönde tehdit etmesi, devletin piyasaya müdahalede bulunmaması... gibi faktörler bunalıma sebep unsurlar olarak gösterilmektedir.
kapitalist birikim modeli, bilindiği gibi, 1910'lu yıllardan başlayarak ikinci dünya savaşı’nın bitimine kadar uzanan bir yapısal bunalım süreci yaşamıştır. 1920'li yıllar ise abd'nin ekonomik üstünlüğünü tüm dünyaya kabul ettirdiği yıllardı. abd hem ekonomik hem de siyasi anlamda başat güç unsuru olmak adına efor sarfetmekteydi. ''kükreyen yirmiler'' olarak da adlandırılan o yıllardaki ''kükreme'' yalnızca hızla büyüyen abd ekonomisini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. abd'nin sonsuz refah ve zenginliğe kavuşan ilk ülke olduğuna inanılıyor (bkz: american dream), had safhada bireycilik üzerine yükselen ve tüketim çılgınlığı ile öne çıkan bir yaşam tarzı abd'ye egemen oluyordu.
döneme baktığımızda dikkat çeken bir diğer unsur ''borçlar döngüsü''dür. 20'lerde ekonomik durumları iyi ya da kötü olsun, birçok ülkenin ekonomisi yüklü miktardaki borçlar nedeniyle birleşik devletler ekonomisine göbekten bağlanmıştı. ancak asıl problem durumları iyi ve kötü olarak ayırt edilen ülkelerin tamamın aslında ekonomilerinin çok zayıf olmasıydı.
''amerika hapşırdığında dünyanın geri kalanı nezle olacaktır'' deyimini haklı çıkarır şekilde, 1929 yılında abd'de başlayan kriz tüm dünyayı süratle sarmaya başlamıştı. buradan itibaren, bir taraftan uluslararası üretimin ve ticaretin önemli ölçüde daralmasına sebebiyet veren bu bunalım,
diğer taraftan da batı avrupa ile kuzey amerika'nın sanayileşmiş ülkelerinin gündemine sürekli
ve yaygın bir işsizlik sorunu taşımıştır. bununla birlikte o tarihe değin sığınılan ekonominin kendi kendini düzenleyeceğini ileri süren liberal yaklaşıma -neoklasik teori- olan güven derinden sarsılmıştır.
adam smith'in görünmez el politikası fiyaskoyla sonuçlanmış, ''laissez faire, laissez aller, laissez passer'' yani piyasaya devlet müdahalesinin olmaması gerektiğini öngören ''bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler'' politikası mali piyasalar ve özel bankaları kontrolsüz bıraktığı için ekonomiyi global bir çöküşe sürüklemiştir.
sonraki süreçte bunalım dünyayı ikinci dünya savaşı'na sürüklemiştir. örneğin 1932'de almanya'da faal nüfusun % 17.2'si, abd'de 23.5'i, ingiltere'de % 13.1'i işsiz kalmıştı. abd'de zengin, kelli felli kesimin sokaklarda elma satmaya başlaması, insanların ''haftalık 1 dolarak çalışırım'' afişlerini göğüslerine asıp reklam panosu şeklinde köşe başlarında beklemeleri her kesimden insanın ne durumda olduğuna dair az çok fikir verecektir.
1929 bunalımını yalnızca ekonomik bağlamda ele almak şüphesiz ki bizi yanıltacaktır çünkü liberal ekonomik yaklaşımın çöküşü liberal siyasi yaklaşımın da çöküşü anlamına gelmiş; pek çok avrupa ülkesi diktatoryal rejimine yönelmiştir. bu yaşananlar mussolini'nin italya'da yönetime geçmesiyle aynı süreçte ilerlemiştir. sınai ve tarımsal krizle istikrarsızlaşan sınıflar, parlamenter demokrasilerin hantal işleyişine karşı tepkilerini ortaya koyan aşırı uç partileri desteklemiş; yıkılan tarımsal çıkarlar balkanlar'da sağcı rejimleri güçlendirirken, orta sınıfların ılımlı partilerden uzaklaşması almanya'da adolf hitler'in iktidara gelişi ile sonuçlanmıştır. böylece 1929 ekonomik krizi, ikinci dünya savaşı'nın nedenleri arasında en üst sıraya yükselmiştir.
abd'nin adam smith politikasının çöküşünün ardından keynes'çi politika izlemeye başlaması ile kriz ufak çapta atlatılmaya başlanmıştır. dönemin başkanı franklin roosevelt, abd'nin krizden çıkışı için new deal (yeni düzen) adı altında devletin piyasaya müdahale etmesini savunan ve devlete daha çok rol veren bir keynesçi politikanın benimsenmesi gerektiğini ilan ederek buradan itibaren 40 yıl boyunca devletlerin temel ekonomik programlarını oluşturan iktisadi görüşü tüm dünyaya duyurmuştur.
-
gelelim büyük bunalım bugüne olan etkisine...
1929 bunalımı buraya kadar gördüğümüz üzre dünya çapında bir çöküş, yapılandırma, savaş, çırpınış, kayıp, çaba ve sistematik sömürü getirmiştir. ikinci dünya savaşı'nın etkileri bugün hala hukuksal, ahlaki, norm, siyasi düzeyde global anlamda bireylerin son derece etkin hissettiği sonuçlar doğurmuştur.
öte yandan bireysel ve kültürel anlamda abd'nin toplumlar üzerindeki politikarını belirlemiş olan bunalım; bugün hepimize reklam kuşaklarıyla, bestseller romanlarla, fastfood zincirleriyle, kozmetik ürünlerle, sosyal ağlarla, hızlı ilişkilerle, manevi değerlerin yıkıma uğratılmasıyla, amerikan yapımı dizi filmlerin - reality showların gelenek yıkıcı faktörünü görmeksizin topluma emzirmesiyle etkisini sürdürmektedir. (bkz: kültürel akımların geleneksel toplumlardaki yansıma ve uygulamaları) (bkz: #17419)
bugün insan eti kokan alışveriş merkezlerinden birine girdiğinizde, alışveriş eylemi sonunda paketlerin içine bakıp ''gerçek'' bir ihtiyaç listesiyle ne derece örtüştüğü sorusunun cevabı aşikar. artan gelir dağılımındaki eşitsizliğe manevi yıkıntılarla tampon yaptırma amacı güden küreselleştirme-tek tipleştirme-tek dünya kültürü yaratma politikası son derece hızlı nufuz etmektedir günümüz toplumlarına. örneğin bugün motoruna yağ olduğumuz planlı eskitme, bernard london tarafından 29 bunalımından hemen sonra bir öneri olarak sunulmuş ancak o yıllarda kabul ettirememiştir. ne var ki bugün bizler planlı eskitmenin kurbanlarıyız ancak kurban olmakla kalmayıp son derece keyif aldığımız bir (bkz: fantazmagori) geliştirmiş durumdayız.
planlı eskitme konusu için: (bkz: planned obsolescence) (bkz: sistematik eskitme) (bkz: stil eskitmesi) (bkz: tüketerek eskitme)
kısacası hepinize ''walcome to the jungle'':
devamını gör...
depersonalist yazar
parmaklarini dinlendirebilmesi icin 24 saat izin alan yazar.*
devamını gör...
hdp'lisin yani
yalnız en omurgalı parti denince bana bir gülme geldi.
t: erlik'ten sonra güzel bir girişim olmuş.

edit: bir alttaki komünik arkadaş aynen öyleyim bir sıkıntı mı var ? ahahaha.
edit 2: vay anasını konuyu akp li olmaya çekmekten tut, faşizme itenler falan var. (bkz: beni manipule etme ceto)olum iktidarın da muhalefetin de işine gelince sopaladığı işine gelince oy topladığı garip bi parti lan bu. (bkz: devrimci duygularımı aşağılamayı bırak yıldırım)
t: erlik'ten sonra güzel bir girişim olmuş.

edit: bir alttaki komünik arkadaş aynen öyleyim bir sıkıntı mı var ? ahahaha.
edit 2: vay anasını konuyu akp li olmaya çekmekten tut, faşizme itenler falan var. (bkz: beni manipule etme ceto)olum iktidarın da muhalefetin de işine gelince sopaladığı işine gelince oy topladığı garip bi parti lan bu. (bkz: devrimci duygularımı aşağılamayı bırak yıldırım)
devamını gör...
kanıt
2010-2013 tarihleri arasında kanal d'de yayınlanan polisiye dizisidir.
hep gece vakti yayınlanırdı ve çocuk olmama rağmen pür dikkat izler, bazen ürker bazen de merakla kanıtların nasıl değerlendirildiğini incelerdim. o dönem benim için ilgi çekici bir diziydi.
hep gece vakti yayınlanırdı ve çocuk olmama rağmen pür dikkat izler, bazen ürker bazen de merakla kanıtların nasıl değerlendirildiğini incelerdim. o dönem benim için ilgi çekici bir diziydi.
devamını gör...
didem madak
eğer bebeğin cinsiyeti kız olursa kendisinden dolayı ismi ihtimaller arasına giren hemşerim güzel kadın.
devamını gör...
tekere sarma
--- alıntı ---
bu yöntem suçluların büyükçe bir ahşap tekerleğe bağlanmaları, kolları ve bacakları kırılarak tekerleğe dolanmaları ve ölüme terk edilmeleri şeklinde uygulanan eski bir idam yöntemi.
fransa’nın robin hood’u olarak bilinen louis dominique bourguignon da 1721 yılında bu yöntemle öldürülmüştür.
kaynak
--- alıntı ---
şimdilerde düşününce yine uygulanması gereken bir idam cezası olduğunu düşünüyorum. bağlayacaksın böyle hayvanlara işkence edenleri, kadın katillerini, kitlesel olarak nitelikli dolandırıcılık yapan iyi aile çocuklarını(!) salacaksın bayır aşağı. hiç değilse cezanın caydırıcılığı olurdu.
bu yöntem suçluların büyükçe bir ahşap tekerleğe bağlanmaları, kolları ve bacakları kırılarak tekerleğe dolanmaları ve ölüme terk edilmeleri şeklinde uygulanan eski bir idam yöntemi.
fransa’nın robin hood’u olarak bilinen louis dominique bourguignon da 1721 yılında bu yöntemle öldürülmüştür.
kaynak
--- alıntı ---
şimdilerde düşününce yine uygulanması gereken bir idam cezası olduğunu düşünüyorum. bağlayacaksın böyle hayvanlara işkence edenleri, kadın katillerini, kitlesel olarak nitelikli dolandırıcılık yapan iyi aile çocuklarını(!) salacaksın bayır aşağı. hiç değilse cezanın caydırıcılığı olurdu.
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'de bu hafta renkler var.
renkler ve duyguların yakın ilişkisi müziğe de yansımakta. kimi zaman sevdayı, kimi zaman bağlılığı, özgürlüğü ve umudu, yalnızlığı ve hatta coşkuyu, bir de özlemi anlatan renklerin yer aldığı şarkılarla pame radyo yayını, saat 22:30'da sözlük radyosunda!
renkler ve duyguların yakın ilişkisi müziğe de yansımakta. kimi zaman sevdayı, kimi zaman bağlılığı, özgürlüğü ve umudu, yalnızlığı ve hatta coşkuyu, bir de özlemi anlatan renklerin yer aldığı şarkılarla pame radyo yayını, saat 22:30'da sözlük radyosunda!
devamını gör...
ayhan sicimoğlu
kargadan başka kuş tanımayan müzisyen, gezgin, televizyon programcısı ve iş adamı. hastasıyız.
devamını gör...
40 yaşında emekli olan nesil
biri 43 biri 44 yaşlarında emekli oldular.
devamını gör...
sabotaj
zarar verici, yıkıcı, baltalayıcı harekette bulunma işidir.
sabotaj kelimesi, sanayi devrimi sonrası işsiz kalan fransız işçilerin sabo denilen ayakkabılarını makinelere sokarak bozmasından dolayı doğmuştur.
sabotaj kelimesi, sanayi devrimi sonrası işsiz kalan fransız işçilerin sabo denilen ayakkabılarını makinelere sokarak bozmasından dolayı doğmuştur.
devamını gör...
bahar yorgunluğu
kış mevsiminden yaz mevsimine geçerken yaşanan ısı, ışık ve nem değişimine vücudumuzun uyum sağlamaya çalışması sonucu hissedilen yorgunluktur.
enerji azlığı, yorgunluk, sürekli uyku isteği, sabah yataktan çıkmak istememe, baş/kas ağrısı, konsantre olmada güçlük ve halsizlik gibi belirtileri vardır.**
süresi kişiye bağlı olarak değişmekle birlikte alınan takviye gıda ve vitaminlerin yanında yapılan sporla etkisi azaltılabilir.
eğer siz de sürekli olarak yorgun hissediyor, sabah yataktan çıkmak istemiyor ve kas/baş ağrısı yaşıyorsanız, yorgunsunuz dostlarım yorgunusunuz yorgun.*
enerji azlığı, yorgunluk, sürekli uyku isteği, sabah yataktan çıkmak istememe, baş/kas ağrısı, konsantre olmada güçlük ve halsizlik gibi belirtileri vardır.**
süresi kişiye bağlı olarak değişmekle birlikte alınan takviye gıda ve vitaminlerin yanında yapılan sporla etkisi azaltılabilir.
eğer siz de sürekli olarak yorgun hissediyor, sabah yataktan çıkmak istemiyor ve kas/baş ağrısı yaşıyorsanız, yorgunsunuz dostlarım yorgunusunuz yorgun.*
devamını gör...


