normal sözlük'te moderatörler seçimle belirlensin kampanyası
bir yerde sistem olur , sistem de kişiler üzerine kurulmaz .
sistemi kurarsın, kişiler buna uyar veya uymaz. moderator de bu durumu kontrol eder .
yani x moderatore farklı, y moderatöre farklı davranma , hareket etme , karar verme inisiyatifi bırakmazsın.
bu durumda moderatörün kim olduğunun önemi kalmaz .
aslolan sistemdir, kurallar bütünüdür, kişiler değil.
henüz yeni olmasına rağmen, moderatörlerle birebir sorun yaşayan kişi sayısının fazlalığı da bu kuralsızlıktan , sistemsizlikten kaynaklanmaktadır. ( sorun yaşayanlardan biri de benim , yaşadığım sorunla ilgili oldukça açıklayıcı bir başlığı da bu gece açarak, özellikle bu konuya dikkat çektim. (#107013) .
sistemi kurarsın, kişiler buna uyar veya uymaz. moderator de bu durumu kontrol eder .
yani x moderatore farklı, y moderatöre farklı davranma , hareket etme , karar verme inisiyatifi bırakmazsın.
bu durumda moderatörün kim olduğunun önemi kalmaz .
aslolan sistemdir, kurallar bütünüdür, kişiler değil.
henüz yeni olmasına rağmen, moderatörlerle birebir sorun yaşayan kişi sayısının fazlalığı da bu kuralsızlıktan , sistemsizlikten kaynaklanmaktadır. ( sorun yaşayanlardan biri de benim , yaşadığım sorunla ilgili oldukça açıklayıcı bir başlığı da bu gece açarak, özellikle bu konuya dikkat çektim. (#107013) .
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
diş ve kulak ağrısı.
devamını gör...
ehliyet alabileceği halde almayan insan
araba sürmekten korkuyorum. çünkü dış uyaran çok fazla. ben her şeyi doğru yapsam da başka birinin hatası yüzünden birilerinin canını yakmayı göze alamıyorum. sol koltukta oturup şarkı seçmek, yolu izlemek daha cezbedici geliyor.
edit: direksiyon solda olduğu için sağ koltukta oturmanın cazip gelmesi lazımmış. kocaman bir insan olsanız da sağınızı solunuzu karıştırabilirsiniz.
edit: direksiyon solda olduğu için sağ koltukta oturmanın cazip gelmesi lazımmış. kocaman bir insan olsanız da sağınızı solunuzu karıştırabilirsiniz.
devamını gör...
demokrasinin en büyük kusuru
"sayısal çoğunluğa" dayanmasıdır. başlığa konu olan "kusur" da çok oy alınması neticesinde "benim dediğim olur/olacak" durumunu dayatmakla başlamaktadır ve buna "demokratik yönetim" değil, "demokratik zorbalık" dendiğinin farkında olunmaması ile süreç devam etmektedir. görünüşte "çoğunluk ilkesi" ve "bireysel haklar ile azınlık haklarının korunması" birbirine aykırı gibi durabilir. ancak gerçekte bu ilkeler demokratik yönetimle kastettiğimiz şeyi ayakta tutan iki temel taştır.
(1) çoğunluk ilkesi bir çeşit baskı aracı değil hükümeti organize etme ve kamusal meselelerle ilgili karar verme yöntemidir. kendi kendini atamış bir grubun diğerlerine baskı uygulamaya hakkı olmadığı gibi, demokratik bir sistemde bile çoğunluk, azınlıkların ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini göz ardı edemez.
(2) ister etnik köken, dini inanç, coğrafi konum, gelir düzeyi, isterse daha basit bir şekilde seçimleri veya siyasi münazarayı kaybedenler olsun azınlıklar hiçbir hükümetin ve çoğunluğun (seçilmiş ya da seçilmemiş) kaldıramayacağı temel insan haklarından yararlanır.
(3) azınlıklar, haklarının ve kimliklerinin korunması konusunda devlete güvenme ihtiyacı duyar. bu tür gruplar bu ihtiyaçları karşılandıktan sonra ülkelerinin demokratik kuruluşlarına katılabilir ve katkıda bulunabilir.
(4) demokratik bir yönetimin koruması gereken temel insan haklar arasında ifade ve konuşma özgürlüğü, din ve inanç özgürlüğü, yasal haklar ve kanun önünde eşitlik, organize olma, konuşma yapma, muhalif olma ve toplumsal hayatın her kesiminde yer alma özgürlüğü bulunur.
(5) demokratik yönetimler kültürel kimliği, sosyal uygulamaları, kişisel vicdanı ve dini eylemleri desteklemek için azınlık haklarını korumanın başlıca görevlerinden biri olduğunun bilincindedir.
(6) çoğunluğun yadırgadığı yabancı etnik ve kültürel grupların kabul edilmesi herhangi bir demokratik yönetimin karşılaşabileceği en büyük zorluklardan biridir. ancak demokratik yönetimler çeşitliliğin sahip olunabilecek en büyük varlık olduğunun bilincindedir. demokratik sistemler kimlik, kültür ve değer bazındaki bu farklılıkları tehdit yerine toplumu güçlendiren ve zenginleştiren birer unsur olarak görür.
(7) azınlık gruplarının görüş ve değer farklılıklarının nasıl çözüleceğinin tek bir cevabı olamaz. toplumların sadece demokratik sürecin sağladığı hoşgörü, tartışma ve uzlaşma isteği aracılığıyla çoğunluk ilkesini ve azınlık haklarını iki temel taş olarak benimseyerek anlaşmaya varabileceği aşikârdır.
not: yukarıdaki maddelerde geçen "azınlık" kelimesi, lozan anlaşmasında bahsi geçen dini azınlığa değil, demokratik seçimler sonucunda çoğunluk oylarını alan iktidara oy vermemiş/sayısal üstünlüğü sağlayamamış 'azınlığa' gönderme yapar.
(1) çoğunluk ilkesi bir çeşit baskı aracı değil hükümeti organize etme ve kamusal meselelerle ilgili karar verme yöntemidir. kendi kendini atamış bir grubun diğerlerine baskı uygulamaya hakkı olmadığı gibi, demokratik bir sistemde bile çoğunluk, azınlıkların ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini göz ardı edemez.
(2) ister etnik köken, dini inanç, coğrafi konum, gelir düzeyi, isterse daha basit bir şekilde seçimleri veya siyasi münazarayı kaybedenler olsun azınlıklar hiçbir hükümetin ve çoğunluğun (seçilmiş ya da seçilmemiş) kaldıramayacağı temel insan haklarından yararlanır.
(3) azınlıklar, haklarının ve kimliklerinin korunması konusunda devlete güvenme ihtiyacı duyar. bu tür gruplar bu ihtiyaçları karşılandıktan sonra ülkelerinin demokratik kuruluşlarına katılabilir ve katkıda bulunabilir.
(4) demokratik bir yönetimin koruması gereken temel insan haklar arasında ifade ve konuşma özgürlüğü, din ve inanç özgürlüğü, yasal haklar ve kanun önünde eşitlik, organize olma, konuşma yapma, muhalif olma ve toplumsal hayatın her kesiminde yer alma özgürlüğü bulunur.
(5) demokratik yönetimler kültürel kimliği, sosyal uygulamaları, kişisel vicdanı ve dini eylemleri desteklemek için azınlık haklarını korumanın başlıca görevlerinden biri olduğunun bilincindedir.
(6) çoğunluğun yadırgadığı yabancı etnik ve kültürel grupların kabul edilmesi herhangi bir demokratik yönetimin karşılaşabileceği en büyük zorluklardan biridir. ancak demokratik yönetimler çeşitliliğin sahip olunabilecek en büyük varlık olduğunun bilincindedir. demokratik sistemler kimlik, kültür ve değer bazındaki bu farklılıkları tehdit yerine toplumu güçlendiren ve zenginleştiren birer unsur olarak görür.
(7) azınlık gruplarının görüş ve değer farklılıklarının nasıl çözüleceğinin tek bir cevabı olamaz. toplumların sadece demokratik sürecin sağladığı hoşgörü, tartışma ve uzlaşma isteği aracılığıyla çoğunluk ilkesini ve azınlık haklarını iki temel taş olarak benimseyerek anlaşmaya varabileceği aşikârdır.
not: yukarıdaki maddelerde geçen "azınlık" kelimesi, lozan anlaşmasında bahsi geçen dini azınlığa değil, demokratik seçimler sonucunda çoğunluk oylarını alan iktidara oy vermemiş/sayısal üstünlüğü sağlayamamış 'azınlığa' gönderme yapar.
devamını gör...
baştan çıkarıcının günlüğü
varoluşçuluğun atası olarak bilinen danimarkalı filozof sören kierkegaard’ın varoluşçuluğun 3 aşmasından(estetik,etikve dini aşama) ilki olan estetik aşmayı ele aldığı kitabıdır.
yaklaşık 280 sayfadan oluşan kitap, baş karakter johannes’in cordelia’yı etkileme, nişanlanma ve ayrılma sürecini ele alan bir günlüktür.
johannes kendini bir “estet” olarak tanımlamaktadır. onun için estetik haz diğer tüm duygulardan öndedir.
cordelia ile ilk buluşmaları için beklerken şunlar geçmektedir aklından:
“mehtaplı bir gecede güzel göllerimizden birinde kayıkla açılmayı oldum olası sevmişimdir. yelkeni sarar, kürekleri toplar, dümeni çıkartır, boylu boyunca uzanırım ve gök kubbeyi seyrederim. tekne dalgaların kucağında sallandığında, bulutlar güçlü rüzgârın ardı sıra hızla geçip de ay bir an kaybolup sonra yeniden belirdiğinde bu huzursuzlukta huzur bulurum. dalgaların hareketi kucağında sallar beni, kayığa çarpışları tekdüze bir ninni gibi gelir. bulutların hızlı uçuşları, ışık ve karanlığın birbirini kovalaması beni öylesine sarhoş eder ki uyanık olduğum halde düş görürüm. aslında benim şimdi de yaptığım budur. fırtınalı bir gölde böyle bir aşağı bir yukarı inip çıkmak ne eğlencelidir. insanın içinde fırtınaların esmesi ne eğlencelidir.”
johannes cordalia’yı baştan çıkarmayı başarır ancak şimdi cordalia onunla nişanlanmak istemektedir. ancak johannes için nişanlanma, estetik hazzı bitirecek bir toplumsal baskıdır. burada cordalia’yı ikna etmeye çalışır:
“cordelia’cığım
[[alıntı]]
aşk gizliliği sever -nişan bir gizin açıklanmasıdır; aşk sessizliği sever- nişan herkese duyurudur; aşk fısıldamayı sever- nişan yüksek sesli bir ilandır. ama cordelia’nın sanatıyla nişan, düşmanı aldatmak için gereken şey olacak. karanlık bir gecede, öteki gemiler için, bir fener asmaktan daha tehlikeli bir şey yoktur, bu fener karanlıktan daha tehlikelidir.”
[[/alıntı]]
çabalaması nafiledir. cordalia ile nişanlanmıştır. johannes her ne kadar cordalia’yı çok sevse de onun estet prensibleri 6 aydan uzun bir ilişkiye izin vermez. bu aşamada cordelia’yı ayrılığa ikna etmeye çalışır, vicdani sorumluluğu üzerinden atmaya çalışır ve şu şekilde sonlandırır günlüğünü:
“onunla vedalaşmayacağım; hiçbir şey beni, her şeyi değiştiren ama sonucu etkilemeyen kadın gözyaşlarından ve kadın yakarışlarından daha fazla iğrendirmez. onu sevdim, ama şimdiden sonra ruhumu artık bağlayamaz. bir tanrı olsaydım neptün’ün bir su perisi için yaptığını yapardım ona: bir erkeğe dönüştürürdüm onu. yine de insanın kendini bir kızla şiirselleştirip şiirselleştiremeyeceğini; kızı, ilişkiden bıkanın kendisi olduğunu düşleyecek kadar gururlu kılıp kılmayacağım öğrenmeye değerdi gerçekten. oldukça ilginç bir epilog olabilir bu; kendi başına psikolojinin alanına girebilir, ayrıca inşam pek çok erotik gözlemle zenginleştirebilir.”
yaklaşık 280 sayfadan oluşan kitap, baş karakter johannes’in cordelia’yı etkileme, nişanlanma ve ayrılma sürecini ele alan bir günlüktür.
johannes kendini bir “estet” olarak tanımlamaktadır. onun için estetik haz diğer tüm duygulardan öndedir.
cordelia ile ilk buluşmaları için beklerken şunlar geçmektedir aklından:
“mehtaplı bir gecede güzel göllerimizden birinde kayıkla açılmayı oldum olası sevmişimdir. yelkeni sarar, kürekleri toplar, dümeni çıkartır, boylu boyunca uzanırım ve gök kubbeyi seyrederim. tekne dalgaların kucağında sallandığında, bulutlar güçlü rüzgârın ardı sıra hızla geçip de ay bir an kaybolup sonra yeniden belirdiğinde bu huzursuzlukta huzur bulurum. dalgaların hareketi kucağında sallar beni, kayığa çarpışları tekdüze bir ninni gibi gelir. bulutların hızlı uçuşları, ışık ve karanlığın birbirini kovalaması beni öylesine sarhoş eder ki uyanık olduğum halde düş görürüm. aslında benim şimdi de yaptığım budur. fırtınalı bir gölde böyle bir aşağı bir yukarı inip çıkmak ne eğlencelidir. insanın içinde fırtınaların esmesi ne eğlencelidir.”
johannes cordalia’yı baştan çıkarmayı başarır ancak şimdi cordalia onunla nişanlanmak istemektedir. ancak johannes için nişanlanma, estetik hazzı bitirecek bir toplumsal baskıdır. burada cordalia’yı ikna etmeye çalışır:
“cordelia’cığım
[[alıntı]]
aşk gizliliği sever -nişan bir gizin açıklanmasıdır; aşk sessizliği sever- nişan herkese duyurudur; aşk fısıldamayı sever- nişan yüksek sesli bir ilandır. ama cordelia’nın sanatıyla nişan, düşmanı aldatmak için gereken şey olacak. karanlık bir gecede, öteki gemiler için, bir fener asmaktan daha tehlikeli bir şey yoktur, bu fener karanlıktan daha tehlikelidir.”
[[/alıntı]]
çabalaması nafiledir. cordalia ile nişanlanmıştır. johannes her ne kadar cordalia’yı çok sevse de onun estet prensibleri 6 aydan uzun bir ilişkiye izin vermez. bu aşamada cordelia’yı ayrılığa ikna etmeye çalışır, vicdani sorumluluğu üzerinden atmaya çalışır ve şu şekilde sonlandırır günlüğünü:
“onunla vedalaşmayacağım; hiçbir şey beni, her şeyi değiştiren ama sonucu etkilemeyen kadın gözyaşlarından ve kadın yakarışlarından daha fazla iğrendirmez. onu sevdim, ama şimdiden sonra ruhumu artık bağlayamaz. bir tanrı olsaydım neptün’ün bir su perisi için yaptığını yapardım ona: bir erkeğe dönüştürürdüm onu. yine de insanın kendini bir kızla şiirselleştirip şiirselleştiremeyeceğini; kızı, ilişkiden bıkanın kendisi olduğunu düşleyecek kadar gururlu kılıp kılmayacağım öğrenmeye değerdi gerçekten. oldukça ilginç bir epilog olabilir bu; kendi başına psikolojinin alanına girebilir, ayrıca inşam pek çok erotik gözlemle zenginleştirebilir.”
devamını gör...
evlenmelerine izin verilmeyen gençlerin intihar etmesi
şimdi bu yaptıkları büyük aşk mı? hangi akla hizmet, yukarıda yazar arkadaşın yazdığı gibi taş patlasa 3 yıl sonra bu evlilik zaten patlar, sonrada bir birinizin boğazına sarılırsınız.
eskiden di iki gönül bir olunca samanlık seyran olur sözü.
eskiden di iki gönül bir olunca samanlık seyran olur sözü.
devamını gör...
ahırdan kaçıp belediye basmak
türkiye'de sıradan bir gün. canına tak eden koyun,keçi ve 3 kuzunun belediyeyi basmasıyla başlar olaylar. uzun zamandır bu kadar gülmemiştim.
devamını gör...
sex education
başlarken "vakit geçireyim de kafam dağılsın" diye başlamıştım ama beni baya ters köşe yaptı. tamam çerezlik bir dizi olarak görülebilir, eğlencelidir de ama salt komedi demek haksızlık olur bence. dizide bölümler ilerledikçe karakterlerin değişen psikolojisi ve bakış açısı gayet yerinde ve etkileyici anlatılmış. en dikkat çekici olan nokta benim için, eric'in babasının muhafazakar ve koyu katolik birisi olmasına rağmen cinsel yönelimi konusunda, her şeye rağmen oğlunun arkasında durması...
devamını gör...
köylerdeki komik lakaplar
pilot..nedeni de , adam 12. kattan düşmüş ölmemiş. adamın eşine dostuna bak. duyduğumda haykırmıştım. müthiş.
devamını gör...
duygusal bağ kurulmuş nesneler
kesinlikle kitaplarım.
devamını gör...
müslüm gürses
kimsenin kalbini kırmayan, mafyaclık ve kabadayıcılık oynanmayan, eşsiz bir sese ve muhteşem bir karaktere sahip olan güzel ve naif insan.
devamını gör...
sözlüklerdeki erkek yazarların gözlüklü ve asosyal tipler olması
hem garip bir genelleme yapan hem de "ee böyleyse ne olmuş?" denilecek başlıktır.
devamını gör...
boğaziçi eylemcisine yapılan linçin görüntüsü
ak parti iktidarının kendi kuyruğuna kendi elleriyle tenekeyi bağladığı görüntülerdir aslında.
tefsir yap deseler ilk aklıma gelen bu olurdu.
el ele mabadınıza tekmeyi vuracağız ak çomarlar az kaldı.
tefsir yap deseler ilk aklıma gelen bu olurdu.
el ele mabadınıza tekmeyi vuracağız ak çomarlar az kaldı.
devamını gör...
carl panzram
gerçek adı charles panzram olan, gelmiş geçmiş en sadist seri katil unvanına sahip suç makinesi.

genel itibariyle hayatı şu şekilde;
hayata gözlerini 1891 yılında minnesota'daki evinde açıyor. o 8 yaşındayken babası tarafından terk ediliyorlar ve kalan ailesi carl'ı başka bir okula veriyor. gittiği okulda taciz, tecavüz ve işkence olmak üzere birçok zorlukla karşılaşıyor.

"kendim dahil lanet olası tüm insan ırkından nefret ediyorum!"
yıllar geçtikçe içinde büyüttükleri insanlığa olan nefretini arttırıyor ve carl panzram yukarıdaki cümleyi kura kura 21 cinayet işliniyor. rivayetlere göre 1000 kadar da erkek bireye tecavüz/taciz suçundan sabıkası var.
"dünya bir b*k çukur ve ben buradan ona zarar vermeden ayrılmayacağım!"
işlediği suçlarla içten içe herkesi korkutan carl'ın erkeklere uyguladığı tecavüzün sebebi ise eşcinsel bir haz alması değildi; bunun aşağılama eylemi olduğunu düşündüğü için yapıyordu.
eninde sonunda idamına karar verildi ve onu asacak olan cellada "acele et, senin beni asacağın sürede 10 kişiyi asmıştım." demiş, sadistliğini ölmeden önce de göstermiştir.

genel itibariyle hayatı şu şekilde;
hayata gözlerini 1891 yılında minnesota'daki evinde açıyor. o 8 yaşındayken babası tarafından terk ediliyorlar ve kalan ailesi carl'ı başka bir okula veriyor. gittiği okulda taciz, tecavüz ve işkence olmak üzere birçok zorlukla karşılaşıyor.

"kendim dahil lanet olası tüm insan ırkından nefret ediyorum!"
yıllar geçtikçe içinde büyüttükleri insanlığa olan nefretini arttırıyor ve carl panzram yukarıdaki cümleyi kura kura 21 cinayet işliniyor. rivayetlere göre 1000 kadar da erkek bireye tecavüz/taciz suçundan sabıkası var.
"dünya bir b*k çukur ve ben buradan ona zarar vermeden ayrılmayacağım!"
işlediği suçlarla içten içe herkesi korkutan carl'ın erkeklere uyguladığı tecavüzün sebebi ise eşcinsel bir haz alması değildi; bunun aşağılama eylemi olduğunu düşündüğü için yapıyordu.
eninde sonunda idamına karar verildi ve onu asacak olan cellada "acele et, senin beni asacağın sürede 10 kişiyi asmıştım." demiş, sadistliğini ölmeden önce de göstermiştir.
devamını gör...
sketchtoy'da çizilen normal sözlük nickleri
devamını gör...
maske takınca gözlüğün buğulanması
maske ile gözlüğün birleşmesi ile verilen nefesin direkt göze gitmesiyle oluşan durum . gözde erime hissiyatı yaratır .
devamını gör...
burnumun çok uzun olması
devamını gör...
erdoğan'ın benim alanım ekonomi açıklaması
tüm ekonomi bilirlerine faiz enflasyon teorisiyle siz hepiniz ben tek diyen, loser ekonomist beyanı. bakkalların ekonomiye dair daha tutarlı fikirleri vardır.
devamını gör...


