sıvı bir maddenin soğuğa maruz kalarak katı hale geçmesi olayıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel rosso fiorentino - angel playing the lute (1521)
gözlerimden kalpler çıkarak baktığım bir sanat eserini şuraya bıraktım.
devamını gör...

amerika'nın yetiştirmiş olduğu en önemli yazarlardan birisidir. genelde hiciv türünde eserler vermiş olan obrien, dünyada eşi menendi olmayan bir işe imza atarak ''struggle for life'' adlı eseriyle satış rekorları kırmış, yayımlandığı yıl içerisinde 4 milyon satış rakamını yakalaması sebebiyle de büyük sükse yapmıştır. ayrıca eserin tüm dillere çevrildiğini de belirtmemiz gerekir ki bu ciddi anlamda büyük bir başarıdır. türkiye'de ise en çok satın alınan ve okunan kitap olma özelliğini halen sürdürmektedir. dilimize ''hayat kavgası'' adıyla çevrilen esere halkımız büyük teveccüh göstermiş ve yazarın kitaplarının en çok satıldığı ülkede türkiye olmuştur. peki kimdir bu adam ve eseri neden türkiye'de bu kadar başarılı olmuş ve büyük yankı uyandırmıştır? işin aslına bakarsanız öyle ahım şahım bir hayat hikâyesi yok. philadelphia'lı bir çiftçinin oğlu ve tam 18 kardeşi var. babası kendisini papaz okuluna gönderiyor ama o ilahiyat profesörünün mabadına iğne batırdığı için okuldan atılıyor ve hayatını balıkçılıkla idame ettirmeye başlıyor. zaten biliyorsunuz amerikalı yazarlar genelde balıkçılık yaparlar ki bu durum kitabın tanıtım yazısında da önemle belirtilmiş. geç keşfedilmiş bir adam obrien. ilk hikâyesini 40 yaşında yazıyor. yani biraz klişe bir durum...

gelelim romanın türkiye'de başarılı olma sebebine, romanın çevirmeni aziz nesin durumu şöyle izah ediyor; *


bir roman yazdım. üç ay geceli gündüzlü bu romana çalıştım. dünyada herkes birbirini kandırır, yazar kısmı da kendi kendini kandırır.

başkalarına söylemeye utansam bile kendi kendime söyleyebilirim: roman çok güzel oldu. gazetelerden birine götürdüm.

"biz telif roman neşretmiyoruz." dediler.

"bir kere okuyun!"

"ne gereği var, halk telif roman sevmiyor."

bir kitapçıya götürdüm. daha "bir romanım var" der demez, "biz yalnız tercüme romanlar basıyoruz" dedi.

başka birine götürdüm. o da, "tercüme varsa getirin, telif roman satılmıyor" dedi.

nereye gittimse, hepsi birbirinin ağzına tükürmüş. üç ay, ha babam ha, çalışıp büyük ümitlerle yazdığım roman, kimse görmeden cami kapısına bırakılacak günah çocuğu gibi elimde kaldı. o zaman aklıma geldi. bizim arkadaşlar, kimi fransızcadan, kimi almancadan, kimi ingilizceden, italyancadan hikayeler aparıp johnson'u ahmet, martha'yı fatma yapıyorlar; sonra kendileri yazmış gibi hikayenin altına imzalarını çakıp dergilere veriyorlar. ben niye sanki tersini yapmayayım?

oturdum, romanda ne kadar türk adı varsa değiştirdim. amerikan ismi koydum. elime bir yerden de new york'un planını geçirdim. romandaki yer adları da amerikanca oldu. şimdi sıra geldi, romanın yazarına; mark obrien diye bir de ortaya amerikan yazarı çıkardım.

"yalnız çeviri roman yayımlıyoruz" diye beni tersyüz eden gazeteye romanı götürdüm. "size mark obrien'den çevirdiğim bir roman getirdim" dedim.

"çok güzel. kim bu mark obrien?"

"aaa! bilmiyor musunuz? ünlü mark obrien yahu! kitapları bütün dünya dillerine çevrildi."

romanı okuma gereği bile görmediler; trink paraları sayıp aldılar. yalnız bana, "yazar ve eseri hakkında bir şeyler yaz" dediler.

sarıldım kaleme:

"mark obrien'in son şaheseri: 'struggle for life'

amerika'yı yerinden oynatan bu eser bir ayda 4 milyon sattı. bütün dünya dillerine çevrilen bu kıymetli roman, nihayet 'hayat kavgası' adıyla dilimize de çevrilmiştir."

mark obrien efendiye bir de hal tercümesi şişirdim, sormayın. 18 çocuklu ailenin en küçük çocuğu. babası philadelphia'da bir çiftçi. oğlunu papaz yapmak istiyor. küçük mark, daha 14 yaşında ilahiyat profesörünün kaba etine iğne batırıp mektepten kovulmak zekasını gösteriyor. tıpkı birçok ünlü amerikan yazarının hayatı gibi. balıkçılık yapıyor. hep bildiğiniz hikaye. derken 40 yaşında ilk hikayesini "let us kiss" dergisine gönderiyor. dili, üslubu o kadar bozuk, anlamsız, saçma ki..

anlayacağınız, uzun bir hal tercümesi. bizim roman bir tutunsun. kitapçılar, "aman şu mark obrien'den bir çeviri de bize yap!" diye peşime düştüler.

mark obrien'den tam 18 roman çevirdim. daha da ömrüm oldukça çevireceğim. iş bununla kalmadı. hani ünlü polis hafiyesi jack lammer var ya. kitabı herkesin elinde dolaşıyor. ondan da 6 kitap çevirdim. son günlerde işi ilerletmiştim. hintçeden, çinceden bile çeviriyordum.

bu gidişle bir zaman gelecek, amerikan edebiyat tarihini yazacak olanlar, türkçe romanları okumaya mecbur olacaklar. benim de artık son umudum, mark obrien adıyla, amerikan edebiyatında yer almak.


evet efendim spoiler'ı da okuduysanız mevzunun sosyolojik ve edebi boyutlarının ne kadar önemli ve ciddi olduğunun farkına varmışsınızdır diye düşünüyorum.

hal böyleyken de bir kaç dip not düşmek istiyorum.

dibine not 1: mevzuyu biliyorsanız ve daha önce yazarı okumuşsanız, bu tanıtım yazısı sizde çok fazla bir etki doğurmamıştır. durumu idare ediverin.

dibine not 2: yazarla yeni tanışmış ve spoiler'ı da okuyup sonrasında kulaklarımı çınlatmışsanız. hakkınızı helal ediniz *

dibine not 3: nasıl olsa bilgisel tanım adam yazmışta yazmış, okumaya durumum yok, beğenip geçeyim dediyseniz, obrien sizi bildiği gibi yapsın! *

yeni yılın hepinize güzellikler getirmesini temenni ederim. huzurlu ve mutlu günleriniz olsun...
devamını gör...

güzellik anlayışının cinslerarası farklılığını, bir anlamda, ortaya koyan soru.

kızların beğendiği kızlar genellikle bize çekici gelmediği gibi, bizim "tipi yerinde" diye tanımladığımız erkekleri de kızlar pek beğenmemekte.

bunun sebebi düşünülse; bakış açılarından tip/görünüş ile ilgili detaylara kadar akla onlarca ihtimal/madde gelir.

ama belki de bunu bu kadar kurcalamamak lazım. insan bazen sadece hoşlanır, sever ve o yöne doğru gitmek ister.

şarkıda dediği gibi "nedensiz de sevilir".
devamını gör...

bilgiden falan ziyade yaşam şartlarından dolayı elde ettiği anlayış huyu ile bu vasfı alır küçüklüğünden itibaren şımartılan tiplerde bu huy görülmez.
devamını gör...

taliban’ın kadınların eğitim alması için dünyadan fidye istediğini kanıtlar nitelikte olan söylemidir. insanlık düşmanı terörist otostop çocukları kadınları bir rahat bırakmadı ya, ne şerefsizmişsin sen taliban. kim sana destek veriyorsa onlara da lanet olsun be.


taliban, kadınlara eğitim hakkını geri vermek için dünyadan ‘fidye’ istedi. örgüt, abd ve avrupa’da dondurulan milyarlarca doların serbest bırakılması karşılığında bu adımı atma vaadinde bulundu...

afganistan'da ağustos ayında kontrolü ele geçiren taliban, o günden bu yana kadınların zaten kısıtlı olan birçok hakkını da elinden aldı. dünya bu konuda taliban'a çağrılar yaparken, örgüt yeni bir teklif sundu. ülkedeki ekonomik kriz nedeniyle memur maaşlarını bile ödeyemeyen taliban, afganistan merkez bankası'nın abd ve avrupa'da dondurulan milyarlarca dolarlık rezervlerinin serbest bırakılmasını talep etti. taliban'ın ‘maliye bakanlığı sözcüsü' ahmed veli hakmal buna karşılık “erkeklerle aynı sınıflarda olmayacak şekilde kadınların eğitim görmesine izin verileceğini, insan haklarına saygı gösterileceğini, ancak şeriata aykırı olduğu için eşcinselliğe asla göz yumulmayacağını” söyledi.


kaynak; www.sozcu.com.tr/2021/dunya...
devamını gör...

vallahi de billahi de tillahi de komedi. bu taga yazanlar erdoğan destekçileri, kadrolu maaşlı troller. hemen hemen her tweet erdoğan desteği içeriyor çünkü. ulan erdoğan devlet mi, sen kimin yanındasın devletin mi reisinin mi?!?! iq düşüren bir tag harbiden. zira döviz kurunu vatan millet edebiyatıyla düşürmeye çalışan bir milletiz.
devamını gör...

koyu maviye mor katılmış, aslen cezayir, tunus ve fas'ın, bir nebze de yunan adalarının sembolü olan renk. çoğu akdeniz ülkesinde kapı ve duvar boya renginde açığı yahut koyusu olmak üzere. bu renk tercih edilir. sebebi ise; akdeniz'in kendine has, loş mavisidir. pandemi sonrası, caanım denizim, yine o loş mavisine kavuştu.

kelime; mürekkeple yazma tekniği olan çivitten gelmektedir.

uluslararası literatürde, indigo diye geçmesine ek olarak, türk diline özgü çivit kelimesini, literatürden silmek gibi bir algı logaritması da söz konusudur.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

biz de senin... diye devam eder.
devamını gör...

zırvalık değil, ruh dinlendiricidir. sadece seçici olmak gerek.
devamını gör...

bunu sadece tek uğraşı burası olanlar yapar.yani ben*
devamını gör...

tam bir tematik canavarı olan yazar. hoşgelmiş aramıza.
devamını gör...

bir iş ya da sorunu sonuca bağlanmak adına düşünülerek, tartışılarak verilen kesin yargı demektir.
devamını gör...

'kedi mırıltısı, üst kat komşu tıkırtısı, sokaktan geçen araba gıcırtısı, yan komşu bebesinin zırıltısı...' ses gibi sestir. dinleme de uyu mu diyeceksiniz yani? güzel dinleyiciyim, iyi dinleyiciyimdir dinlenilecek bir şeyleri olanlar hep beni bulur püfff.
devamını gör...

10 ekim günün ünlüsü yazarlarımız;
günün instagram ünlüsü; @ladybird
günün bilgilisi; @emre_1974tr
günün çizeri; @yayladağ lokumu
oldu.
(bkz: kocaman alkış)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pankreas yetersizliği tanısı için en kolay ve en spesifik testtir.
test için oral bentiromid verilir ve daha sonra idrarda paba düzeyleri ölçülür.
idrarda paba düzeyi düşüklüğü ekzokrin pankreas yetmezliğini düşündürür.
devamını gör...

şayet varsa ilk gün kadınları örgütleyip nuri talebi için ayaklanma başlatmaya çalışırım.
eşitlik tanrım, eşitlik.
devamını gör...

yaşar kurt / ver bana düşlerimi
devamını gör...

içinde kaybolduğum gözlerin
okyanus gibi bakışların
bal damlayan sözlerin
ve insanın kalbini eriten tanımların...

aşık olunmak için yaratılmış gibisin benjamin...
olur da uçurulursam
tanım girememekten korkmuyorum benjamin
seni bir daha görememekten korkuyorum.

mahlasını her görüşümde hızlanır kalbim
aldığım nefesler yetmez ciğerime
öyle bir aşk ki bu, benjamin
zaman duruyor seni her gördüğümde

tüm asaletinle yürüyorsun
ve arkandan takip ediyorum seni
karizmanla aklımı başımdan alıyorsun
sarhoşluğumdan göremiyorum seni...

her dışarı çıktığında oradayım
markette, sokak aralarında...
sen ise beni görmüyorsun benjamin
işte oradayım, kalbinin tam ortasında

utanmıyor musun genç bir çocuğu böylesine sarhoş etmekle?
yahut bu tapılası güzelliğinden...
günleri heyecanla seni yâd etmekle geçen bu çocuğun
kalbini delmekten utanmıyor musun?

gel ve kurtar beni aşkımdan
çünkü bu gece gene seni düşünüyorum
ay ışığı beyaz tenimi aydınlatırken
kendimi gene senin hayallerin arasında buluyorum

fazla sıcak oluyor her şey...
dudaklarımdan çaresizce inlemeler dökülüyor
sensiz anlamı olmuyor hiçbir şeyin
bu dünya bana zindan oluyor

alıştım gözyaşlarımın o tuzlu tadına
ve gözlerine her baktığımda kendi ateşimde kavrulmaya.
o taptığım ellerini uzat bana
ve götür beni senin harikalar diyarına...

her rüyamda, her hayalimde sen
zarafetinden büyülenmiş gibiyim
tokyo'nun sokaklarında sen ve ben
hayallerinden delirecek gibiyim

daldır güzel ellerini kestane rengi saçlarıma
ve usulca okşa onları
sana ihtiyacı olan bu güzel çocuğu
üzme ve sil onun gözyaşlarını

içime çekmek istiyorum kokunu ve kendimden geçmek
dokunulmadıkça acı çeken bir çocuğum ben
en büyük arzum ruhunu hafifletmek
senin sevgine muhtaç bir çocuğum ben

bu şiir burada bitiyor benjamin...
lütfen uçurma beni
o tapılası ellerinle
kendinden mahrum bırakma beni.
devamını gör...

harlow'un maymunlar üzerinde gerçekleştirdiği acımasız deneylerdir.

1950-60'lı yıllarda bazı psikologlar bebeklerin annelerine olan düşkünlüklerinin nedeninin annenin yavruya besin vermesi olduğunu düşünüyordu. o dönem psikologlarından harry harlow ise bunun sadece besinle alakalı olmayıp annenin yavruya verdiği rahatlık, sevgi gibi faktörlerin de önemli olduğunu ileri sürdü. elinde kanıt olmadığı için deney yapmaya karar verip talihsiz denekleri de rhesus maymunları olarak seçti.

1932'de zaten laboratuvarında maymun evi açan harlow, bazı maymunları ebeveynlerinden ayrı büyütüp gözlemledi (buna anneden yoksunluk denir ve etik olmadığı için günümüzde yasaktır). deneylerde ne kadar maymunların tüm bakımları yapılsa da anneyle büyüyen maymunlar ve annesiz büyüyen maymunların davranışlarının farklı olduğu gözlemlendi:
''...içe dönüklerdi, sosyal becerilerden yoksunlardı. çünkü bu yavrular sadece annelerinden değil, diğer yaşıtlarından da yoksun bir şekilde büyüyorlardı. bu şekilde büyüyen yavruların daha agresif ve korku dolu olduklarını fark ettiler. bir de... bebek bezlerine aşırı düşkünlerdi.''

harlow, bebek bezine olan bu aşırı düşkünlüğün huzur, konfor, sevgi, sıcaklık, vb. faktörlerden ileri geldiğini düşündü. bezlerine son derece düşkünlerdi çünkü annelerinden almayı bekledikleri sıcaklığı ve konforu bu bez parçasında buluyorlardı.

deneye gelecek olursak, harlow sahte maket maymun anneler üretti. bir tarafta bezlerle üretilmiş anne, bir tarafta ise tellerle üretilmiş anne... harlow, ilk koşulda tel olan annenin eline biberon ve maymunların çok sevdiği yiyeceklerden koyuyor. bez annede ise biberon olmuyor. diğer koşulda, bez annede biberon oluyor ve tel annede olmuyor. yürekleri dağlayan kısım ise maymunlar her iki koşulda da bez anneyi tercih ediyor. bez annenin elinde biberon varken maymunların onu seçmesi zaten beklenen bir durum (bezlere düşkünlükleri vardı) fakat tel annenin elinde biberon varken orada beslendikten sonra bez annenin yanına gidiyorlar! o sıcaklığı hissedebilmek için. tabi o dönem psikologlarına bu durum tokat gibi çarpıyor çünkü ‘’bebekler annelerine, kendilerine sağladıkları besin için değil, yumuşak ve sıcak bedenleri için bağlanıyor!’’ bu deneylerle kalınmayıp çok daha ileri gidiliyor ve her seferinde bezden annenin yanında olan yavrunun daha rahat olduğu gözlemleniyor.

harlow etik sınırlarını zorlayarak her seferinde yavruları izole ederek deneylerini sürdürüyor.. maymunlar bu deneylerden etkilenip intihara kalkışınca eleştirilere maruz kalıyor ve "maymunları nasıl sevebilirsiniz ki?" diye bir cümle sarf ediyor, bunu da sizin yorumunuza bırakıyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim