iş yerinde önüne gelene yürüyen kadın
cabbar yine cabbarligi ni yapmış.
sende olmasan kendimizi huzurevinde zan ediyoruz.
çok fazla uçma dan yazarsan tamam tebessüm ettirir ama, ipin ucunu kaçırma lütfen.
sende olmasan kendimizi huzurevinde zan ediyoruz.
çok fazla uçma dan yazarsan tamam tebessüm ettirir ama, ipin ucunu kaçırma lütfen.
devamını gör...
kadın
"xxxxxx allahın var mı senin?"
kadın adamın geldiğini görmemişti, onun gelmesini beklediği tarafa doğru bakıyordu, adam ise her zamanki tersliğini ispatlar gibi tamamen alakasız yönden gelip oturan kadının yanına ilişti ve bu cümle çıktı ağzından.
" xxxxxx allahın var mı senin?"
2 saat öncesi...
adam uyandı, kafasının içinde her sabah uyandığında olduğu gibi çalan bir şarkı vardı, ne söyleyeni ne de sözlerini yazan adamı seviyor ama o şarkıyı çok seviyordu adam. "uzaktaa çok uzakta güneydeee "diye diye ite kaka çalışan telefonunu zor bela açtı, küfrederek telefonun aklının başına gelmesini bekledi. sonra ondan gelen mesajı gördü, daha çok küfretmeye başladı, içindeki öfke ve kırgınlığı karşı tarafın üstüne yıktı, tam gemileri yakmak üzereyken telefonu çaldı, arayan o idi.
adam şaşırdı, belki de aylar sonra biri ona "gel" diyordu, adamın olduğu yere yürüyerek yaklaşık yarım saatte varılacak bir yerde buluşma teklif etmişti. adam teklifi kabul etti, aklında binlerce iyi ve kötü senaryo ardarda uçuşurken şaşkınlık içinde yola çıktı, kadının dediği yere yürüyerek gitti. kadının yanına nefes nefese ilişti ve o cümleyi kurdu.
kadın adama bi baktı, ne olduğunu anlayınca adamı süzdü, adamın hali, üstü başı o kadar perişandı ki sanırım adamın halini az buçuk bilse bile kafasında bir haftadır yazıştığı adamın imajına pek oturtamadı. hemen yan taraftaki bir cafeye oturdular, kadın adama "ne içersin?" diye sordu, "kahve, sade, büyük" dedi adam zor bela, bir buçuk aydır kahveye hasretti, kadının masada bırakıtığı sigaradan yaktı.
kadın masaya döndüğünde ikisi de o ilk şaşkınlığı biraz üzerinden atmıştı, adam konuşmaya başladı, adam aylardır kanlı canlı, kendisini dinleyecek birini bulmanın telaşı içinde kadına neredeyse hiç söz hakkı vermeden içinde ne varsa, kendine ait, geçmişine ait ne varsa kadının üstüne kustu. saçmaladı, daldan dala atladı, içinden kendine "sus be adam, biraz da o konuşsun" dese de susmadı susamadı.
kadın çok yorgun gözüküyordu, tipi, havası, konuşması tam da adamın hayalinde olduğu gibiydi. ama rahattı, en azından o an için adama karşı, kendine karşı rahattı, bu hal adamın hoşuna gitti.
güldüler, gülüştüler, laf soktular ve en önemlisi birbirlerini anladılar.
zaman neydi, ne kadar sürede bir saat geçerdi önemli değildi, kadın gitmek zorundaydı, kalktılar, tam ayrılacakları zaman adam kadının omzuna gayri ihtiyari dokundu, bu dokunuş ilk ve son olacak gibiydi, bu fırsatı kaçırmak istememiş, güzel bir saatin üstüne bir de dokunuş eklemişti.*
adam karşıya geçti, dönüp arkasına bakmadı, sonra fark etti ki dudaklarında yine o şarkı var, gülümsedi.
gülümsedi.
gülümsedi.
tanım da bırakayım, silinmesin.
"insana bambaşka bir dünyanın kapılarını açan üstün yaşam formu"
kadın adamın geldiğini görmemişti, onun gelmesini beklediği tarafa doğru bakıyordu, adam ise her zamanki tersliğini ispatlar gibi tamamen alakasız yönden gelip oturan kadının yanına ilişti ve bu cümle çıktı ağzından.
" xxxxxx allahın var mı senin?"
2 saat öncesi...
adam uyandı, kafasının içinde her sabah uyandığında olduğu gibi çalan bir şarkı vardı, ne söyleyeni ne de sözlerini yazan adamı seviyor ama o şarkıyı çok seviyordu adam. "uzaktaa çok uzakta güneydeee "diye diye ite kaka çalışan telefonunu zor bela açtı, küfrederek telefonun aklının başına gelmesini bekledi. sonra ondan gelen mesajı gördü, daha çok küfretmeye başladı, içindeki öfke ve kırgınlığı karşı tarafın üstüne yıktı, tam gemileri yakmak üzereyken telefonu çaldı, arayan o idi.
adam şaşırdı, belki de aylar sonra biri ona "gel" diyordu, adamın olduğu yere yürüyerek yaklaşık yarım saatte varılacak bir yerde buluşma teklif etmişti. adam teklifi kabul etti, aklında binlerce iyi ve kötü senaryo ardarda uçuşurken şaşkınlık içinde yola çıktı, kadının dediği yere yürüyerek gitti. kadının yanına nefes nefese ilişti ve o cümleyi kurdu.
kadın adama bi baktı, ne olduğunu anlayınca adamı süzdü, adamın hali, üstü başı o kadar perişandı ki sanırım adamın halini az buçuk bilse bile kafasında bir haftadır yazıştığı adamın imajına pek oturtamadı. hemen yan taraftaki bir cafeye oturdular, kadın adama "ne içersin?" diye sordu, "kahve, sade, büyük" dedi adam zor bela, bir buçuk aydır kahveye hasretti, kadının masada bırakıtığı sigaradan yaktı.
kadın masaya döndüğünde ikisi de o ilk şaşkınlığı biraz üzerinden atmıştı, adam konuşmaya başladı, adam aylardır kanlı canlı, kendisini dinleyecek birini bulmanın telaşı içinde kadına neredeyse hiç söz hakkı vermeden içinde ne varsa, kendine ait, geçmişine ait ne varsa kadının üstüne kustu. saçmaladı, daldan dala atladı, içinden kendine "sus be adam, biraz da o konuşsun" dese de susmadı susamadı.
kadın çok yorgun gözüküyordu, tipi, havası, konuşması tam da adamın hayalinde olduğu gibiydi. ama rahattı, en azından o an için adama karşı, kendine karşı rahattı, bu hal adamın hoşuna gitti.
güldüler, gülüştüler, laf soktular ve en önemlisi birbirlerini anladılar.
zaman neydi, ne kadar sürede bir saat geçerdi önemli değildi, kadın gitmek zorundaydı, kalktılar, tam ayrılacakları zaman adam kadının omzuna gayri ihtiyari dokundu, bu dokunuş ilk ve son olacak gibiydi, bu fırsatı kaçırmak istememiş, güzel bir saatin üstüne bir de dokunuş eklemişti.*
adam karşıya geçti, dönüp arkasına bakmadı, sonra fark etti ki dudaklarında yine o şarkı var, gülümsedi.
gülümsedi.
gülümsedi.
tanım da bırakayım, silinmesin.
"insana bambaşka bir dünyanın kapılarını açan üstün yaşam formu"
devamını gör...
mehmet kuşman
dünyada urartuca okuyabilen 12 kişiden biri, yazabilen ise son kişi.
genç yaşlarında van'daki kazı çalışmalarına katılmış. kazı çalışmalarında çıkan urartular'a ait kitabeleri okuyabilen kimse olmayınca urartuca öğrenmek istemiş. kendisi ilkokul mezunu, ilk başta "yapamazsın, öğrenemezsin" denilince azmetmiş, 3 yılda urartu alfabesini öğrenmeyi başarmış. şu anda 750 adet urartuca kelime biliyor.
kendisi urartuca'yı yaşatmak için gerekli makamlardan gönüllü olarak öğretmek için öğrenci istemesine rağmen gerekli ilgi ve özeni maalesef görememiş.*
abd'den ailesiyle abd'ye yerleşip urartuca öğretmesi için teklif almış, ailesi istemediği için yerleşememiş.
kendisi bir hazine ama bu hazineden yararlanmayı bilmiyoruz. tek istediği öğretmek ve bunu gönüllü olarak yapmak istediği halde nasıl göz ardı edebiliyorlar böyle bir insanı aklım almıyor.
dw türkçe ile yaptığı röportaj:
genç yaşlarında van'daki kazı çalışmalarına katılmış. kazı çalışmalarında çıkan urartular'a ait kitabeleri okuyabilen kimse olmayınca urartuca öğrenmek istemiş. kendisi ilkokul mezunu, ilk başta "yapamazsın, öğrenemezsin" denilince azmetmiş, 3 yılda urartu alfabesini öğrenmeyi başarmış. şu anda 750 adet urartuca kelime biliyor.
kendisi urartuca'yı yaşatmak için gerekli makamlardan gönüllü olarak öğretmek için öğrenci istemesine rağmen gerekli ilgi ve özeni maalesef görememiş.*
abd'den ailesiyle abd'ye yerleşip urartuca öğretmesi için teklif almış, ailesi istemediği için yerleşememiş.
kendisi bir hazine ama bu hazineden yararlanmayı bilmiyoruz. tek istediği öğretmek ve bunu gönüllü olarak yapmak istediği halde nasıl göz ardı edebiliyorlar böyle bir insanı aklım almıyor.
dw türkçe ile yaptığı röportaj:
devamını gör...
yazılı olmayan ilişki kuralları
birbirinizi en iyi tanıyacağınız zaman ayrılmanıza en yakın olduğunuz andır.
devamını gör...
soğuk amerikan esprileri
“burda -bilmem bir şeyi -bulmak için kiminle yatmam gerekiyor ? “gibi bir klişe esprileri vardır.
devamını gör...
özdemir asaf
baharda kışı
kışında baharı özler insan
ne uzaksa onu özler
kavuşmak şart mı
boşver
bazı şeyler yokken güzel
kışında baharı özler insan
ne uzaksa onu özler
kavuşmak şart mı
boşver
bazı şeyler yokken güzel
devamını gör...
vişneizm
sanki tam kelimesi yok gibi... hem uzak hem yakın gibi... hem ciddi hem değil gibi... biraz ekşi, çoğunlukla tatlı gibi... konuşsanız doyamayacak, konuşmasanız aklınız kalacak gibi... hem saygılı hem seviyeli...
onu bilmem de yansıttığı enerjiye kocaman bir alkış bıraktığım tatlı yazar kişisi :) yazılarını okurken dinleniyor insan. neşesine değsin.
onu bilmem de yansıttığı enerjiye kocaman bir alkış bıraktığım tatlı yazar kişisi :) yazılarını okurken dinleniyor insan. neşesine değsin.
devamını gör...
evde civciv beslemiş normal sözlük yazarları
benimdir. kocaman balkonumuz vardı o zamanlar, orada bakıyordum. sonra karga alıp götürmüştü. çok üzülmüştüm.
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
(bkz: müşteri hizmetleri)
arıyorum, arıyorum muhatap bulamıyorum.
arıyorum, arıyorum muhatap bulamıyorum.
devamını gör...
zorba the greek
yunan edebiyatının ünlü yazarı nikos kazancakis, 1883 yılında osmanlı topraklarında doğmuştur. yazar, yunan yazarlar topluluğu tarafından nobel edebiyat ödülü için kurula tavsiye edilmiş fakat ödülü bir oy fark ile albert camus'a kaptırmıştır.
albert camus ödülü aldıktan sonra nikos kazancakis'in bu ödülü kendisinden daha fazla hak ettiğini söyleyecektir.
yazarın 1946 yılında yayımlanan ve filme de de uyarlanan” zorba” adlı eseri “özgürlük” kavramının irdelendiği felsefik bir kitap. olay örgüsünün kısa tutulduğu yapıtta anlatıcı yazar, kömür madenini işletmek ve buda ile düşüncelerini oturtmak için girit’e gider. hayatı kitap okumaktan ibaret olan bu “kâğıt faresi”, aleksi zorba adında ilginç bir adamla karşılaşır. onu da linyit madeninde işçi olarak çalıştırmak üzere yanına alır ve patron işçi ilişkisini aşan dostlukları başlar.
zorba, hayata dair tüm bildiklerini, patronuna anlatır. bizim kutadgu bilig’imiz gibi onun öğretileri de mutluluğun sırlarını verir. geçmişe takılmadan, gelecek kaygısı duymadan yaşadığı her anın tadını çıkaran zorba, kimseye minnet etmeden yaşamaktadır. ölümden ve hayatın zorluklarından korkmayan, hayatı olduğu gibi yaşayan, aynı yerde uzun süre kalamayan, kimseye bağlanmayan gezgin bir adamdır.zorba’ya göre özgür olabilmek için hayatın ve insanlığın dayattığı her şeyden kurtulmak gerekir.din, vatan, evlilik, çocuk...
“vatandan kurtuldum, papazlardan kurtuldum, paradan kurtuldum; silkiniyorum. silkindikçe de hafifliyorum. nasıl söyleleyim sana.kurtuluyorum insan oluyorum."
zorba, gönülden bağlı olduğu santurunu
canı isteyince çalar ve canı isteyince müziğin ritmine uyarak dans eder.dul kadın müptelası olan bu kaçkın adamın kadınlarla ilgili aykırı düşünceleri de bir kitabı dolduracak kadar fazladır.
“kadın korkunç bir sırdır, hiçbir zaman da kapanmayan bir yarası vardır. sen kulak asma, bütün yaralar kapanır ama, o yara kapanmaz."
halk hikâyeleri, efsaneler, etkileyici tasvirler ve bilge sözlerle bezeli roman insanın kendine dönmesini sağlayan başarılı bir klasik.
“dünyadaki pek çok insanın esas sorunu, henüz kendisiyle tanışmamış olmasıdır.”
albert camus ödülü aldıktan sonra nikos kazancakis'in bu ödülü kendisinden daha fazla hak ettiğini söyleyecektir.
yazarın 1946 yılında yayımlanan ve filme de de uyarlanan” zorba” adlı eseri “özgürlük” kavramının irdelendiği felsefik bir kitap. olay örgüsünün kısa tutulduğu yapıtta anlatıcı yazar, kömür madenini işletmek ve buda ile düşüncelerini oturtmak için girit’e gider. hayatı kitap okumaktan ibaret olan bu “kâğıt faresi”, aleksi zorba adında ilginç bir adamla karşılaşır. onu da linyit madeninde işçi olarak çalıştırmak üzere yanına alır ve patron işçi ilişkisini aşan dostlukları başlar.
zorba, hayata dair tüm bildiklerini, patronuna anlatır. bizim kutadgu bilig’imiz gibi onun öğretileri de mutluluğun sırlarını verir. geçmişe takılmadan, gelecek kaygısı duymadan yaşadığı her anın tadını çıkaran zorba, kimseye minnet etmeden yaşamaktadır. ölümden ve hayatın zorluklarından korkmayan, hayatı olduğu gibi yaşayan, aynı yerde uzun süre kalamayan, kimseye bağlanmayan gezgin bir adamdır.zorba’ya göre özgür olabilmek için hayatın ve insanlığın dayattığı her şeyden kurtulmak gerekir.din, vatan, evlilik, çocuk...
“vatandan kurtuldum, papazlardan kurtuldum, paradan kurtuldum; silkiniyorum. silkindikçe de hafifliyorum. nasıl söyleleyim sana.kurtuluyorum insan oluyorum."
zorba, gönülden bağlı olduğu santurunu
canı isteyince çalar ve canı isteyince müziğin ritmine uyarak dans eder.dul kadın müptelası olan bu kaçkın adamın kadınlarla ilgili aykırı düşünceleri de bir kitabı dolduracak kadar fazladır.
“kadın korkunç bir sırdır, hiçbir zaman da kapanmayan bir yarası vardır. sen kulak asma, bütün yaralar kapanır ama, o yara kapanmaz."
halk hikâyeleri, efsaneler, etkileyici tasvirler ve bilge sözlerle bezeli roman insanın kendine dönmesini sağlayan başarılı bir klasik.
“dünyadaki pek çok insanın esas sorunu, henüz kendisiyle tanışmamış olmasıdır.”
devamını gör...
vincent van gogh
ölmeden önceki son sözü "the sadness will last forever" olan ressam. ayrıca, auvers-sur-oise'de geçirdiği seksen günde yetmiş beş tane tablo çizmiştir. 29 temmuz 1890 tarihinde karnına aldığı silah mermisi yarası yüzünden hayata veda etmiştir.
devamını gör...
ben iç güzelliğe önem veriyorum diyen insan
tabii ki iç güzelliğe önem veriyorsundur ama önce dış görünüşüyle senin dikkatini çekmiştir, yoksa iç güzelliğinin farkına varamazdın. dürüst olalım hepimizin dikkatini ilk çeken; dış görünüş, diksiyon gibi şeyler. kimse dikkatini çekmeyen biriyle ilgilenmez.
devamını gör...
tiktok'un yasaklanması gerekliliği
tamam.
devamını gör...
alexandru cicaldau
galatasaray’ın yatırım yaptığı potansiyelli orta saha oyuncusudur.
çok büyük yetenek. toplu oyunda başarılı bir futbolcu ama topsuz oyunda daha başarılı olduğunu düşünüyorum.
gerçekten hoşuma giden bir oyuncu. daha geliştirmesi gereken çok fazla özelliği olmasına rağmen takıma direnç ve tempo getirdiği ortada. oyunun yönünü değiştirme becerisi ve attığı paslar başarılı. kendinden emin oynuyor adaptasyon sorunu yaşamadı. özgüvenli bir oyuncu.
oyuncuyu galatasaray kadrosuna katarken düşük maaş verip yüksek bonservis verdi. bu benim takdir ettiğim bir politika.
oyuncuya gelecek olursak fark yaratacak bir isim. her maç fark yaratacak diye bir şey yok takım oyuncusu. bazı maçlarda gizli kahraman oluyor. bazı maçlarda kalenin önünden top çıkarıyor. derinde karşılarken iyi pres yapıyor.
galatasaray taraftarı kendisini seviyor çünkü ondan beklenen şeyler belliydi. teknik ekip 10 numara giydirip baskı altında bırakmadı.
galatasaray taraftarı sneijder olayından sonra her gelen oyuncuya o gözle bakmaya başladı. maçı çözecek. uzaktan şut atacak gibi. her futbolcu öyle değil ve günümüz futbolunda öyle isimler pek kalmadı.
galatasaray yapılanmasının en önemli parçalarından biri olacağı kesin. an itibarıyla 2 gol 1 asisti var. geçen sene geldiği takımda 12 gol atıp 3 asist yapmıştı. golcü bir oyuncu. ceza sahasına yaptığı koşular önem teşkil ediyor.
şimdilik iyi bir performans verdiğini düşünüyorum. ilerde neler olacak göreceğiz. ha değinmek istediğim başka konu ise. oyuncu gelmeden önce hagi’nin kazığı, fiziği yok, yeteneksiz, kapalı kutu, hagi çaktı gibi yorumlar çok fazla yapıldı.
ulan siz bu hayatı fm mi zannediyorsunuz. koskoca galatasaray teknik ekibi, scout ekibi araştırmadan, analiz etmeden oyuncu alır mı kafayı mı yediniz.
aynen hagi florya’ya geldi. bizim bir topçu var köylüm alın onu dedi. bizimkiler hemen yatırım yapıp aldı. güldürmeyin. kafayı biraz kullanın.
zamanla göreceğiz. kötü bir form grafiği yakalasa bile sana zarar ettirmeyecek bir oyuncu. umarım iyi işler yapar.
çok büyük yetenek. toplu oyunda başarılı bir futbolcu ama topsuz oyunda daha başarılı olduğunu düşünüyorum.
gerçekten hoşuma giden bir oyuncu. daha geliştirmesi gereken çok fazla özelliği olmasına rağmen takıma direnç ve tempo getirdiği ortada. oyunun yönünü değiştirme becerisi ve attığı paslar başarılı. kendinden emin oynuyor adaptasyon sorunu yaşamadı. özgüvenli bir oyuncu.
oyuncuyu galatasaray kadrosuna katarken düşük maaş verip yüksek bonservis verdi. bu benim takdir ettiğim bir politika.
oyuncuya gelecek olursak fark yaratacak bir isim. her maç fark yaratacak diye bir şey yok takım oyuncusu. bazı maçlarda gizli kahraman oluyor. bazı maçlarda kalenin önünden top çıkarıyor. derinde karşılarken iyi pres yapıyor.
galatasaray taraftarı kendisini seviyor çünkü ondan beklenen şeyler belliydi. teknik ekip 10 numara giydirip baskı altında bırakmadı.
galatasaray taraftarı sneijder olayından sonra her gelen oyuncuya o gözle bakmaya başladı. maçı çözecek. uzaktan şut atacak gibi. her futbolcu öyle değil ve günümüz futbolunda öyle isimler pek kalmadı.
galatasaray yapılanmasının en önemli parçalarından biri olacağı kesin. an itibarıyla 2 gol 1 asisti var. geçen sene geldiği takımda 12 gol atıp 3 asist yapmıştı. golcü bir oyuncu. ceza sahasına yaptığı koşular önem teşkil ediyor.
şimdilik iyi bir performans verdiğini düşünüyorum. ilerde neler olacak göreceğiz. ha değinmek istediğim başka konu ise. oyuncu gelmeden önce hagi’nin kazığı, fiziği yok, yeteneksiz, kapalı kutu, hagi çaktı gibi yorumlar çok fazla yapıldı.
ulan siz bu hayatı fm mi zannediyorsunuz. koskoca galatasaray teknik ekibi, scout ekibi araştırmadan, analiz etmeden oyuncu alır mı kafayı mı yediniz.
aynen hagi florya’ya geldi. bizim bir topçu var köylüm alın onu dedi. bizimkiler hemen yatırım yapıp aldı. güldürmeyin. kafayı biraz kullanın.
zamanla göreceğiz. kötü bir form grafiği yakalasa bile sana zarar ettirmeyecek bir oyuncu. umarım iyi işler yapar.
devamını gör...
ekşi sözlük'ten gelen yazarlar
beni de yazın. 6 yıllık ekşi üyeliğim var fakat 150 entry yazmadım toplamda. hele şu son 2-3 yıldır ekşi sözlüğün durumu malum. arada bi bakıp çıkıyordum. umarım burası malum tiplere geçit vermez...
devamını gör...
pinhani
2004'te kurulmuş, alternatif rock türünde müzik icra eden türk grup.
grup üyeleri :
-sinan kaynakçı,
-akın eldes,
-zeynep eylül üçer,
-selim aydın,
-hami ünlü
.
kedi köy / köprü ortasında. *
grup üyeleri :
-sinan kaynakçı,
-akın eldes,
-zeynep eylül üçer,
-selim aydın,
-hami ünlü
.
kedi köy / köprü ortasında. *
devamını gör...
cinsel içerikli başlıkların verdiği rahatsızlık
spor yoluyla üreyen kitle için ciddi bir rahatsızlıktır.
devamını gör...
kırmızı vs beyaz vs rose şarap
kırmızı.
devamını gör...
başlıklar orijinal ismi ile açılmalıdır
şu sözlükte bu konudan da duyar kasıldı ya artık ölsem bile gözüm açık gitmem.
bak kardeş. sevginin gücü diye bir film var 94 yapımı. filmin orijinal adı léon. bu ne biçim çeviri ulan dedirtecek cinsten çeviri değil mi. bakınız burada daha da devamı var. bakın çok ilginçtir, burada ve burada başka örnekler de listelenmiş. hayır neye duyar kasılmış, neyden rahatsız olunmuş onu da anlamadım garip gurup bir türkçe ile yazılmış her şey. film hakkında bilgi verecek entry yazacaksanız zahmet edip orijinal dilindeki ismini de öğreniverin bir zahmet. sağdan soldan herkesin yazdığını okumak işkence, modlar da güzel güzel işini yapmış, hala laf yiyor çocuklar.
hayır bu sözlük cidden çok tuhaf. adamlar işini yapsa biri çıkar başlığımı neden taşıdınız diye ağlar, işini yapmasa biri çıkar adamı niye uçurmuyorsunuz diye ağlar, beni de kendinize benzettiniz ben de ağlıyorum valla. bundan kelli polis olup bütün türkçe açılmış film kitap müzik isimlerini modlara gammazlıycam. hadi bakalım.
(iko hazretleri, bana bi madalya rütbe falan bişey verirsin artık di mi hocam. o kadar gammazlık yapıacm bak. kıps.)
tanımcılık: sözlük kültürü gereği bir konu hakkında yapılan bilgilendirme ve tanımların derli toplu, tek bir kaynak başlık altında bulunması için yürürlükte olan/olması gereken kuraldır. var olsundur. başımızdan eksik olmasındır. filminin orijinal adını bilmeyenlere öğretici olması dileğiyledir.
bak kardeş. sevginin gücü diye bir film var 94 yapımı. filmin orijinal adı léon. bu ne biçim çeviri ulan dedirtecek cinsten çeviri değil mi. bakınız burada daha da devamı var. bakın çok ilginçtir, burada ve burada başka örnekler de listelenmiş. hayır neye duyar kasılmış, neyden rahatsız olunmuş onu da anlamadım garip gurup bir türkçe ile yazılmış her şey. film hakkında bilgi verecek entry yazacaksanız zahmet edip orijinal dilindeki ismini de öğreniverin bir zahmet. sağdan soldan herkesin yazdığını okumak işkence, modlar da güzel güzel işini yapmış, hala laf yiyor çocuklar.
hayır bu sözlük cidden çok tuhaf. adamlar işini yapsa biri çıkar başlığımı neden taşıdınız diye ağlar, işini yapmasa biri çıkar adamı niye uçurmuyorsunuz diye ağlar, beni de kendinize benzettiniz ben de ağlıyorum valla. bundan kelli polis olup bütün türkçe açılmış film kitap müzik isimlerini modlara gammazlıycam. hadi bakalım.
(iko hazretleri, bana bi madalya rütbe falan bişey verirsin artık di mi hocam. o kadar gammazlık yapıacm bak. kıps.)
tanımcılık: sözlük kültürü gereği bir konu hakkında yapılan bilgilendirme ve tanımların derli toplu, tek bir kaynak başlık altında bulunması için yürürlükte olan/olması gereken kuraldır. var olsundur. başımızdan eksik olmasındır. filminin orijinal adını bilmeyenlere öğretici olması dileğiyledir.
devamını gör...